Sermaye Piyasası Kurulunun 17/09/2026 tarihli kararlarıyla tasfiyesine karar verilen yatırım fonlarına ilişkin 7596 sayılı Tasfiyesine Karar Verilen Bazı Yatırım Fonları Hakkında Kanun 22/10/2026 tarihinde kabul edilerek 27/10/2026 tarihli ve 33413 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanmıştır. Dokuz maddeden oluşan Kanun, 8 inci maddesi uyarınca “17/9/2026 tarihinden geçerli olmak üzere yayımı tarihinde” yürürlüğe girmiştir.
İlk bakışta yatırımcıya yapılacak ara ödemeyi düzenleyen teknik bir metin gibi görünen Kanun, aslında üç önemli tercih içermektedir: Yatırımcının alacağını fon birim pay fiyatından koparıp “net yatırım tutarına” bağlamakta, ödeme alma hakkının kaybını bir yargı kararına değil Kurul tespitine dayandırmakta ve ceza muhakemesindeki elkoyma, iade ve müsadere kurumlarını kişi merkezli olmaktan çıkarıp fon merkezli bir yapıya dönüştürmektedir.
a. Kapsam dar ve geçicidir
Kanunun amacı, 6362 sayılı Sermaye Piyasası Kanunu (SPKn) m. 128 uyarınca Kurulun 17/09/2026 tarihli kararları ile tasfiyesine karar verilen yatırım fonlarından, Kanun’un yayımı tarihinde tasfiyesi tamamlanmamış olanların adil, şeffaf ve etkin şekilde tasfiyesine, fon malvarlığından hukuka aykırı olarak çıkarılan değerlerin geri kazanılmasına, fon kayıp ve zararının sorumlulardan tahsiline ve geri kazanılan değerlerin fon pay sahibine ödenmesine ilişkin usul ve esasları düzenlemektir (m. 1/1). “Fon” tanımı da aynı iki koşula bağlanmıştır (m. 2/1-b). Kanun koyucu metnin bir emsal oluşturmasının önüne de açıkça geçmiştir:
“Bu Kanun hükümleri birinci fıkrada belirtilenler dışındaki diğer yatırım fonları bakımından genel veya sürekli bir tasfiye ve sorumluluk rejimi oluşturmaz.” (m. 1/2)
Dolayısıyla Kanun, bir fon garanti sistemi değildir; ileride başka bir fonun tasfiyesinde kendiliğinden uygulanmayacaktır. Kanunda hüküm bulunmayan hâllerde ise 6362, 5271 ve 5411 sayılı Kanunlar ile ilgili diğer mevzuatın Kanuna aykırı olmayan hükümleri uygulanacaktır (m. 7/3).
b. Fon pay sahipliği kayıtlara bağlanmıştır
Ödeme alma hakkı “fon pay sahibi” sıfatına bağlıdır. Bu sıfat, MKK ve tasfiye ile görevli kuruluş kayıtlarının mutabakatı sonucunda ilgili fonun tasfiye bakiyesinden ödeme alma hakkı bulunduğu tespit edilen katılma payı sahibine tanınmaktadır (m. 2/1-c, m. 3/5). Uygulamada en çok tartışılan grup, işlem talimatı verdiği hâlde parasını alamayan yatırımcılardır. Kanun bu grubu sınırlı bir kapsamla düzenlemiştir: 17/09/2026 tarihi ve öncesinde TEFAS’a iletilmiş olmakla birlikte “ilgili fonun temerrüdü ve/veya katılma payı fiyatının açıklanmaması nedenleriyle gerçekleştirilemeyen talimatlar bakımından, katılma payları bloke edilmiş olanlar” fon pay sahibi sıfatıyla tasfiye hükümlerine tabidir (m. 3/5). Hüküm bu kişilere ayrı bir alacaklı sınıfı ya da öncelik tanımamakta, onları diğer pay sahipleriyle aynı dağıtım kurallarına bağlamaktadır.
c. Alacağın ölçüsü: Birim pay fiyatından net yatırım tutarına
Kanunun en teknik hükmü m. 4/1’dir. Hüküm her durumda değil, fon malvarlığının nakde çevrilmesiyle elde edilen dağıtılabilir nakdin, tasfiye kararından bir önceki gün sonu birim pay fiyatı ile ödemeye esas katılma payı adetleri üzerinden hesaplanan toplam tutarı karşılamaya yetmediği hâllerde devreye girecektir. Bu durumda dikkate alınacak tutar, pay sahibinin fona fiilen yaptığı her bir nakit girişi ve fondan aldığı her bir nakit çıkışının, TÜİK tarafından açıklanan tüketici fiyat endeksi ile yurt içi üretici fiyat endeksindeki değişim oranlarının aritmetik ortalaması kıstelyevm usulüyle uygulanarak tasfiye tarihine kadar güncellenmesi ve giriş tutarının çıkış tutarından fazla olması durumunda çıkışların ilk giren ilk çıkar esasıyla düşülmesi suretiyle MKK tarafından hesaplanan “net yatırım tutarı”dır. Bu hesap, m. 3/6’daki ödeme yasağı saklı kalmak kaydıyla yapılır.
Bu tercih, fon fiyatına yansımış ancak gerçek bir varlıkla karşılanmayan değerin yatırımcılar arasında dağıtılmasını önlemeye yöneliktir. Bunun sonucu olarak, fonun geçmişte yüksek getiri sağladığı yatırımcının alacağı ekrandaki fon değerinin altında kalabilecek, değeri hızla eriyen fonlarda ise yatırımcı en azından enflasyona karşı güncellenmiş anaparası üzerinden değerlendirilecektir. Buna karşılık, tasfiye tarihine kadar paylarını iade ederek fondan çıkmış olanların endekslenmiş giriş tutarını aşan getirileri bakımından Kanun zorunlu bir geri alım öngörmemiş, yalnızca Kurulca ilan edilen hesaplara “isteğe bağlı olarak” iadeyi düzenlemiştir (m. 4/4). Erken çıkan ile fonda kalan yatırımcı arasındaki dengesizlik, böylece gönüllülüğe bırakılmıştır. Belirtmek gerekir ki Kanunda MKK’nın hesaplamasına karşı özel bir itiraz yolu düzenlenmemiştir; hesaplamanın usulü Kurulun belirleyeceği esaslara bırakılmıştır (m. 3/1, m. 7/2). Kanaatimizce bu esaslarda, yatırımcının kendi giriş ve çıkış kayıtlarını sunarak hesaplamanın düzeltilmesini isteyebileceği bir başvuru mekanizmasına yer verilmesi zorunludur.
d. Ara ödeme bir hak değil, Kurul TAKDİRİNE bağlı bir avanstır
Kanun ara ödemeyi şu şekilde düzenlemiştir: Nihai alacaktan mahsup edilmek üzere, net yatırım tutarının endeksleme uygulanmaksızın bulunan kısmını geçmemek kaydıyla, “Kurulca belirlenen fonlarda” net yatırım tutarı 1.000.000 Türk lirasının altında olan yatırımcılar için bu tutarda, 1.000.000 Türk lirası ve üzerinde olanlar için ise en fazla 1.000.000 Türk lirası ara ödeme “yapılabilir” (m. 4/2). Para piyasası niteliğindeki fonlar hariç olmak üzere ara ödeme, hesaplama tarihinden bir önceki gün sonu itibarıyla pay sahibinin hesabındaki katılma paylarının toplam değerini de aşamaz. Nakit yetmezse Kurul, net yatırım tutarı en düşük olandan başlayarak ödeme yapılmasına ve/veya tüm pay sahipleri için asgari bir ara ödeme tutarı belirlenmesine karar verebilir (m. 4/3).
Metindeki “Kurulca belirlenen fonlarda” ve “yapılabilir” ifadeleri, ara ödemenin her pay sahibi için doğrudan Kanun’dan doğan bir alacak değil, Kurulun takdirine bağlı bir dağıtım işlemi olduğunu göstermektedir. Nitekim Kurul, Kanunun yayımlandığı gün duyurduğu usul ve esaslarla ara ödemenin ilk aşamada Tera, Pusula ve Atlas Portföy’ün kurucusu olduğu fonlarda, unvanında “para piyasası” ibaresi bulunan fonlardan başlanarak yapılacağını açıklamıştır. Ara ödeme karşılığında katılma payı iade alınmaz; paylar nihai tasfiye ödemesinde iade edilir (m. 4/3). Nihai ödemede ise pay sahibine “tasfiye malvarlığından, geri kazanım hesabından veya diğer hukuki yollardan” daha önce yapılan ödemeler mahsup edilir (m. 4/5). Bu mahsup kuralı, Kanunun yatırımcının bireysel dava ve şikâyet yollarını kapatmadığını, aksine bu yollardan tahsilat yapılabileceğini varsaydığını göstermektedir.
Ödeme yasağı: Kurul tespitine bağlanan bir hak kaybı
“6362 sayılı Kanunun 104, 106 veya 107 nci maddelerinde düzenlenen fiillerin Kurulun 17/9/2026 tarihli kararları ile tasfiyesine karar verilen fonlar tarafından ya da bu fonlar ile birlikte hareket edilmesi veya fonların iştirakiyle işlenmesi halinde bu fiilleri işlediği veya bunlarla birlikte hareket ettiği Kurulca tespit edilen kişi ve kurumlara, Kurulun 17/9/2026 tarihli kararları uyarınca tasfiyesine karar verilen fonların tasfiye ve geri kazanım hesabından ödeme yapılmaz.” (m. 3/6)
Hükmün atıf yaptığı fiillerden SPKn m. 104 piyasa bozucu eylemlere ilişkin bir idari yaptırım hükmü iken, m. 106 (bilgi suistimali) ve m. 107 (piyasa dolandırıcılığı) suç tipleridir. Buna rağmen Kanun, ödeme alma hakkının kaybını bir mahkûmiyet hükmüne değil, Kurul’un tespitine bağlamıştır. Kanaatimizce bu tespit, Anayasa m. 38/4’te güvence altına alınan masumiyet karinesi karşısında ceza sorumluluğuna ilişkin bir belirleme olarak değil, yalnızca tasfiye dağıtımına katılımı sınırlayan bir idari işlem olarak yorumlanmalıdır. Kanunda bu tespitin usulü düzenlenmediğinden, ilgilinin savunmasının alınması ve gerekçeli bir karar verilmesi gibi güvencelerin Kurulun m. 7/2 uyarınca belirleyeceği usul ve esaslarda yer alması gerekir; tespit, genel hükümler çerçevesinde idari yargı denetimine de tabi olacaktır.
e. Şahsi sorumluluk ve TMSF eliyle tahsil
Kanun, fon malvarlığından hukuka aykırı çıkarılmış değeri geniş tanımlamıştır. Mevzuata aykırı olarak “veya mevzuata şeklen uygun olsa dahi fonun menfaatine uygun gerçek bir ekonomik amacı bulunmaksızın”; karşılıksız veya muvazaalı işlemlerle kredi, borç, avans, teminat, devir, temlik, alım, satım, repo, ters repo veya benzeri işlem ve sözleşmeler yoluyla ilişkili taraflar, hâkim ortaklar, yöneticiler, bunların doğrudan veya dolaylı kontrol ettikleri kişiler yahut diğer üçüncü kişiler lehine çıkarılan veya aktarılan para, sermaye piyasası aracı, mal, hak ve alacaklar ile bunların yerine geçen veya değerlendirilmesi suretiyle elde edilen değerler bu kapsamdadır ve fon zarara veya kayba uğratılmış sayılır (m. 5/1). Böylece şekli uygunluk savunması, tek başına sorumluluğu ortadan kaldırmayacaktır.
Sorumluluk kademelidir. Zarardan öncelikle fonun kurucusu ve/veya yöneticisi olan portföy yönetim şirketi sorumludur; şirketten tamamen veya kısmen tahsil edilememesi veya edilemeyeceğinin açıkça belli olması hâlinde, sorumluluğu Kurulca belirlenen gerçek ve tüzel kişiler ile bunlarla birlikte hareket ettiği tespit edilenler şahsen sorumlu olur; görevden ayrılmak sorumluluğu ortadan kaldırmaz (m. 5/2). 6 ncı madde kapsamında bulunmayan durumlarda Kurul, zarar tutarını, sorumluları ve sorumlu oldukları tutarları belirleyerek TMSF’ye bildirir (m. 5/3). TMSF bu bildirim üzerine 6183 sayılı Kanun kapsamında tahsil ve takip işlemlerini başlatır ve 5411 sayılı Kanunun 132, 134, 136, 138, 140 ve geçici 27 nci maddelerini uygulama yetkisini haizdir; bu kapsamda açılacak davalarda İstanbul idare mahkemeleri yetkilidir (m. 5/4).
Portföy yönetim şirketinin özen borcuna aykırılıktan doğan zarardan sorumlu olduğu ilkesi Kanundan önce de yargı kararlarıyla ortaya konmuştu. Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, bireysel portföy yönetimine ilişkin bir uyuşmazlıkta, şirketin müşterinin risk profili ve getiri tercihinin dışına çıkarak gerçekleştirdiği işlemlerden doğan zarardan sorumlu tutulduğu ilk derece kararını onamıştır [2]. Bu karar bir yatırım fonuna değil bireysel portföy yönetim sözleşmesine ilişkin olsa da, 7596 sayılı Kanunun aynı sorumluluğu fon düzeyinde ve kamu eliyle takip edilecek biçimde somutlaştırdığı söylenebilir.
f. Ceza muhakemesi boyutu: Elkoyma, iade ve müsaderede fon merkezli model
Kanunun ceza muhakemesi hukukçuları bakımından en dikkat çekici hükmü 6 ncı maddedir. Birinci fıkraya göre, bu Kanun kapsamındaki fonlarla bağlantılı fiiller nedeniyle yürütülen soruşturmalarda CMK m. 128 uyarınca elkoyma kararı verilebilir; elkonulan değerler arasında fona doğrudan iadesi hukuken mümkün olan para ve sermaye piyasası araçları bulunması hâlinde bunlar, CMK m. 131 uyarınca ilgili fona veya geri kazanım hesabına iade edilir. Aynı fıkra, Kurulca yapılan suç duyurularına dayanak raporların CMK m. 128’de düzenlenen suçtan elde edilen değere ilişkin rapor sayılacağını hükme bağlamıştır.
Bu düzenlemenin önemi, CMK m. 128/2’deki katalog birlikte okunduğunda ortaya çıkmaktadır. Katalogda TCK’daki dolandırıcılık (m. 157, 158) ve güveni kötüye kullanma (m. 155) suçları yer almakla birlikte, SPKn’deki bilgi suistimali (m. 106) ve piyasa dolandırıcılığı (m. 107) suçları sayılmamaktadır. Fon malvarlığından değer çıkarılmasına ilişkin fiillerin önemli bir kısmı zaten katalogdaki suçlara girebilecek olsa da, kanaatimizce m. 6/1, amacı itibarıyla, katalog dışında kalan “fonlarla bağlantılı fiiller” bakımından da CMK m. 128 tedbirine başvurulmasını sağlayan özel bir hükümdür. Bununla birlikte tedbir, CMK m. 128/1’deki somut delillere dayanan kuvvetli şüphe koşulundan ve m. 128/9 uyarınca hâkim kararı zorunluluğundan bağımsız değildir. Kurul raporunun CMK m. 128/1 raporu sayılması ise uygulamada ayrı bir rapor alınması nedeniyle yaşanan gecikmeyi ortadan kaldıracaktır.
Fona devredilemeyen malvarlığı bakımından TMSF kayyım olarak atanabilir ve “Dava sonucu beklenmeksizin derhal malvarlıklarını satar veya tasfiye eder” (m. 6/2). Kesinleşmiş bir hüküm beklenmeden yapılacak satış, mülkiyet hakkına yoğun bir müdahaledir; ancak elde edilen tutarların her fon için ayrı geri kazanım hesaplarında izleneceği (m. 6/2) ve bu tutarların TMSF’nin kendi malvarlığından ayrı olduğu (m. 6/4) dikkate alındığında, değerin korunması güvence altına alınmıştır. Kanaatimizce sanığın beraati hâlinde bu hesaptaki değerin iadesine ilişkin açık bir hükmün bulunmaması Kanun’un önemli bir eksikliğidir.
“Yargılama sonucunda müsaderesine karar verilen ve suçtan zarar gören fonun malvarlığından çıktığı veya fon zararının karşılığı olduğu mahkemece belirlenen değerlerin, Hazineye gelir kaydedilmeksizin ilgili yatırım fonuna; tasfiyenin tamamlanmış olması hâlinde ise geri kazanım hesabına aktarılmasına mahkemece karar verilir.” (m. 6/3)
Bu hüküm, Yargıtay Ceza Genel Kurulunun TCK m. 55/1’in son cümlesinden hareketle, suçun mağdurunun belli olduğu durumlarda kazanç müsaderesine hükmedilemeyeceğine ilişkin yaklaşımıyla uyumludur [1]. Kanunun yeniliği, iadeyi binlerce yatırımcıya tek tek değil, fona veya fon bazlı geri kazanım hesabına yönlendirmesidir. Geri kazanım hesabındaki tutarlar yalnızca ilgili fonun tasfiyesi ve pay sahiplerine ödemeler için kullanılabilir; “kamu alacakları için olsa dahi haczedilemez” ve üzerlerine ihtiyati tedbir veya ihtiyati haciz konulamaz (m. 6/5). Tutarlar zorunlu masraflar düşüldükten sonra tasfiye ile görevli kuruluşa, tasfiye tamamlanmışsa Kurulca bildirilen pay sahiplerine ödenmek üzere YTM’ye aktarılır ve katılma payı sahipliği oranında ödenir (m. 6/6).
Bu modelin yatırımcının ceza dosyasındaki konumunu ortadan kaldırmadığını vurgulamak gerekir. Kanunda şikâyet veya katılma hakkını sınırlayan bir hüküm bulunmamaktadır. Kanaatimizce, fondan çıkan değerler bakımından CMK m. 131/2’ye dayalı bireysel iade talepleri, m. 6/1 ve 6/3’teki fon merkezli yolla çatıştığı ölçüde bu yol öncelik kazanacaktır; zira CMK, Kanunda hüküm bulunmayan hâllerde ve ancak Kanuna aykırı olmadığı ölçüde uygulanır (m. 7/3). Yatırımcının ceza dosyasındaki asıl katkısı, zararın ve sorumluların tespiti ile elkoyma kararlarının takibi olacaktır.
Kanaatimize göre;
7596 sayılı Kanun, tasfiye edilen fonlar bakımından genel hükümlerin çözemediği bir tabloya hedefli bir cevap vermektedir. Bununla birlikte (i) yatırımcının alacağını fon fiyatından koparan net yatırım tutarı yönteminin MKK hesaplamasına karşı etkili bir itiraz yoluyla tamamlanması, (ii) ara ödemenin Kanundan doğan bir alacak değil Kurul takdirine bağlı bir avans olduğunun yatırımcılara açıkça anlatılması, (iii) m. 3/6’daki ödeme yasağının masumiyet karinesiyle uyumlu biçimde, savunma hakkı tanınarak ve idari işlem niteliği gözetilerek uygulanması, (iv) m. 6/1’in CMK m. 128/2 kataloğu karşısında özel hüküm olarak yorumlanması ve tedbirin hâkim kararı ile kuvvetli şüphe koşullarına bağlı tutulması, (v) dava sonucu beklenmeden satılan değerlerin beraat hâlinde iadesine ilişkin boşluğun Kurul ve TMSF düzenlemeleriyle giderilmesi gerekir. Kanun’un yatırımcının bireysel dava ve şikâyet haklarını kaldırmadığı, buna karşılık nihai ödemede diğer yollardan alınan ödemelerin mahsup edileceği (m. 4/5) unutulmamalı; her yatırımcı, izleyeceği yolu bu mahsup kuralını gözeterek belirlemelidir.
Karar atıfları
[1] Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 17.01.2017, 2014/312 E., 2017/11 K. — Kazanç müsaderesi ve mağdura iade ilişkisine dair; TCK m. 55/1 son cümlesi uyarınca suçun mağdurunun belli olduğu hâllerde müsadere kararı verilemeyeceğine ilişkin.
[2] Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 27.05.2021, 2020/6040 E., 2021/4503 K. — Bireysel portföy yönetiminde, müşterinin risk profili dışına çıkılarak yapılan işlemlerden doğan zarardan portföy yönetim şirketinin sorumlu tutulduğu ilk derece kararının onanmasına ilişkin; yatırım fonlarına doğrudan emsal değildir.
Next