Bir hastanede ameliyat edilen her beş hastadan dördü ikinci bir ameliyata alınıyor olsaydı, kimse bunu doktorların talihsizliği olarak açıklamazdı. Sağlık bakanlığı müfettiş gönderir, doktorlar ifade verir, o servisler mercek altına alınırdı. Hele ikinci ameliyattan sonra hastaların neredeyse yarısı yeniden ameliyat masasına dönüyorsa, sorunun cerrahın elinde değil, sistemin kendisinde olduğu kabul edilirdi.

Yargıda da benzer bir tabloyla karşı karşıyayız.

AİHM Kararları İzleme İnisiyatifinin Yargıtay kararları üzerine yaptığı kapsamlı çalışma (aihmizleme.org), bu tabloyu rakamlarla ortaya koyuyor. Çalışmada çok sayıda önemli tespit var; ben burada yargı teşkilatının en üst düzeyde ele alması gerektiğini düşündüğüm ikisinden bahsedeceğim.

Birincisi, Ankara, İstanbul ve İzmir’deki bazı ağır ceza mahkemelerinin incelenen kararlarında bozma oranlarının yüzde 80'i aşması.

İkincisi, Yargıtay’ın bozmasından sonra yerel mahkemece yeniden verilen kararların yüzde 45,2'sinin yeniden bozulması.

Yüzde 80'i aşan oranlar

Bu bozma oranları ilgili mahkemelerin bütün kararlarına ait değil, çalışma kapsamında incelenen Yargıtay kararları üzerinden hesaplanmış. Ancak bu sınır içinde dahi tablo çok çarpıcı:

Mahkeme

Karar sayısı

Bozma oranı

Ankara 18. Ağır Ceza Mahkemesi

280

%86,4

Ankara 32. Ağır Ceza Mahkemesi

189

%87,8

İstanbul 34. Ağır Ceza Mahkemesi

130

%83,8

İstanbul 37. Ağır Ceza Mahkemesi

116

%83,6

İzmir 2. Ağır Ceza Mahkemesi

149

%81,2

İzmir 21. Ağır Ceza Mahkemesi

70

%84,3

Bu altı mahkemenin Yargıtay’a giden ve incelenen 934 kararından yaklaşık 790'ı bozulmuş. Daha açık söylemek gerekirse, bu mahkemelerde kurulan hükümlerin beşinden dördü, Yargıtay tarafından hukuka aykırı bulunmuş ve bozulmuş.

Üstelik bu oranlar tek bir mahkemeye ya da tek bir şehre ait değil. Üç büyük şehirdeki altı farklı mahkemede, birbirine çok yakın oranlar tekrar ediyor. Farklı hakimlerin, farklı heyetlerin, farklı şehirlerde aynı sonuca ulaşması, sorunun kişilerde değil yöntemde olduğuna işaret ediyor.

Bu rakamların arkasında, yıllarını mahkeme koridorlarında geçiren insanların hikayeleri var. Bu yazının konusu o hikayeler değil; ama rakamları okurken onları akılda tutmak gerekiyor.

Bozma sonrasında yeniden bozma

İkinci bulgu, birincisinden daha da düşündürücü ve dikkat çekici.

Çalışmada, bozma üzerine yeniden kurulan hükmün incelendiği 1.661 daire kararı tespit edilmiş. Bunların 751'inde, yani yüzde 45,2'sinde, Yargıtay ikinci kez bozma kararı vermiş.

Bunun ne anlama geldiğine adım adım bakalım. İlk yargılama yapılmış ve hüküm kurulmuş. Yargıtay hükmü incelemiş, hukuka aykırılık olduğu gerekçesiyle de bozmuş. Dosya yerel mahkemeye dönmüş. Mahkeme bozma kararı sonrasında yeniden değerlendirme yapılmış ve yeni bir karar vermiş. Ve bu yeni kararların neredeyse yarısı, yine bozulmuş.

Bozma kararı, yargı sisteminin kendi hatasını düzeltme mekanizmasıdır. Bu mekanizma her iki dosyadan birinde işlemiyorsa, artık soru yalnızca “ilk karar neden hatalıydı?” olamaz. Asıl soru şudur: Hata neden düzeltilemiyor?

Bunun birkaç olası açıklaması var ve hiçbiri iç açıcı değil. Ya bozma gerekçeleri yerel mahkemeler tarafından yeterince dikkate alınmıyor, ya bozma kararları hangi araştırmanın yapılması gerektiğini yeterince açık göstermiyor, ya da mahkemeler, eksiklikleri gidermek yerine aynı sonuca farklı gerekçelerle ulaşmayı tercih ediyor. Hangisi olursa olsun, ortada kendi kendini düzeltemeyen bir döngü var.

AİHM’nin tespiti: Sorun zaten adı konmuş bir sorun

Bu veriler, AİHM Büyük Dairesinin Yüksel Yalçınkaya/Türkiye kararına konu olan isnatlarla ilgili olduğu için birlikte okunmalıdır.

AİHM verdiği kararla örgüt üyeliği sonucuna otomatik olarak ulaşılmasını eleştirmişti. Bu yaklaşımın tek bir dosyayla sınırlı olmadığını, benzer durumdaki çok sayıda kişiyi etkileyen genelleyici bir yargısal yaklaşımdan kaynaklandığını tespit etti. Sözleşme’nin 46. maddesi kapsamında da sorunun kaynağını ortadan kaldıracak genel tedbirlerin alınması gerektiğini belirtti.

AİHM’nin tespiti, suçun unsurlarının nasıl yorumlandığına ve delillerin bu unsurlarla nasıl ilişkilendirildiğine yönelikti. İzleme İnisiyatifinin çalışması ise bu sorunun yargı pratiğindeki yansımasını sayısal olarak görmemizi sağlıyor. AİHM’nin hukuken tespit ettiği sistemik sorun, ulusal kararların sonuçları ve gerekçeleri üzerinden de izlenebilir hale geliyor.

Yargıtay denetimi de incelemenin parçasıdır

Yüksek bozma oranlarını yalnızca ilk derece mahkemelerinin sorunu olarak okumak yanlış ve eksik olur.

Yalçınkaya dosyasındaki mahkumiyet, kanun yolu denetiminden geçerek kesinleşmişti; buna rağmen AİHM tarafından Sözleşmeye aykırı bulundu. Dolayısıyla bir hükmün onanması, onun Sözleşmeye uygunluğunu güvence altına almıyor. Aynı şekilde bir hükmün bozulması da bozma gerekçesinin AİHM’nin ortaya koyduğu sorunu giderdiğini kendiliğinden göstermiyor. Yargıtay bir hükmü eksik araştırma nedeniyle bozabilir; ama aynı değerlendirme yöntemini sorgulamadan bozuyorsa, yeniden kurulan hüküm de aynı sorunu taşıyacaktır.

Asıl ölçüt, kararın suçun unsurlarını bireyselleştirerek değerlendirmesi, delilleri tartışılabilir kılması ve mahkumiyet sonucunu yeterli gerekçeyle açıklamasıdır. Sistemik sorunun çözülüp çözülmediği, bütün derecelerde, yani ilk derece, istinaf ve temyiz aşamalarında, bu ölçütlerin uygulanıp uygulanmadığı üzerinden değerlendirilmelidir.

Rakamlar neyi kanıtlar, neyi kanıtlamaz?

Yüksek bozma oranları, her dosyada aynı Sözleşme ihlalinin bulunduğunu matematiksel olarak kanıtlamaz. Oranlar, yayımlanmış Yargıtay kararları üzerinden hesaplanmıştır ve yayımlanan kararların tüm kararları ne ölçüde temsil ettiği ayrıca tartışılabilir.

Ancak bu sınırlar, bulguların ağırlığını ortadan kaldırmaz. Farklı şehirlerdeki farklı mahkemelerde tekrarlanan yüzde 80'i aşan bozma oranları, araştırma ve değerlendirme eksikliklerinin yoğunluğu ve bozma sonrasında yarıya yakın oranda tekrarlanan bozmalar birlikte ele alındığında, “münferit hata” açıklaması inandırıcılığını yitirir. Bu tablo karşısında ispat yükü artık sistemin sorunlu olduğunu söyleyenlerde değil, sorun olmadığını savunanlardadır.

Alarm zilleri kimin için çalmalı?

Bu veriler, adalet teşkilatının bütün kademelerinde bir değerlendirme yapılmasını gerektiriyor:

Yargıtay, bozma kararlarında yalnızca eksik araştırmayı göstermekle yetinmemeli; mahkumiyet için hangi delil standardının aranacağını, suçun unsurlarının nasıl bireyselleştirileceğini AİHM içtihadıyla uyumlu biçimde açıkça ortaya koymalıdır.

Adalet Bakanlığı, Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesine sunulacak genel tedbirler kapsamında bu verileri dikkate almalı; mahkeme bazında bozma ve yeniden bozma istatistiklerini düzenli olarak kamuoyuyla paylaşmalıdır.

İhtiyaç, yalnızca dosyaların yeniden görülmesi değil. Mahkumiyet üretme yönteminin, delil standardının ve kanun yolu denetiminin AİHM’nin ortaya koyduğu ilkeler doğrultusunda gözden geçirilmesidir.

Her beş kararından dördü bozulan, düzeltme fırsatı verildiğinde her iki dosyadan birinde aynı hatayı tekrar eden bir sistem, kendi kendine düzelmeyecektir. Sistemik bir sorun, aynı yöntemin daha fazla dosyada yeniden uygulanmasıyla giderilemez.

Alarm zilleri çalıyor. Soru, onları duyacak birinin olup olmadığıdır.