1. Ödünç (Tüketim Ödüncü) Sözleşmesi Nedir?
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 386. maddesinde düzenlenen tüketim ödüncü sözleşmesi; ödünç verenin bir miktar parayı veya tüketilebilen bir şeyi ödünç alana devretmeyi, ödünç alanın ise aynı nitelik ve miktarda şeyi geri vermeyi üstlendiği sözleşmedir. Ödünç sözleşmesinin en önemli unsuru, verilen paranın karşılıksız olarak devredilmemesi ve ödünç alanın aynı miktarda parayı geri verme borcu altına girmesidir.
Uygulamada kişiler arasında banka havalesi, EFT veya elden ödeme yoluyla verilen paraların hukuki niteliği sıklıkla uyuşmazlık konusu olmaktadır. Bu nedenle paranın hangi amaçla verildiğinin, taraflar arasında ödünç ilişkisi bulunup bulunmadığının ve geri ödeme koşullarının ortaya konulması önem taşımaktadır. Ödünç sözleşmesinin kurulması için her durumda yazılı bir sözleşme yapılması zorunlu değildir. Tarafların karşılıklı ve birbirine uygun irade açıklamalarıyla sözleşme kurulabilir. Ancak uyuşmazlık halinde ödünç ilişkisinin ve verilen paranın geri ödenmesi gerektiğinin ispatlanması gerekir.
2. Ödünç Verilen Paranın İade Zamanı Nasıl Belirlenir? Her Durumda Altı Hafta Beklenmesi Gerekir mi?
Ödünç sözleşmelerinde en önemli hukuki meselelerden biri, ödünç verilen paranın hangi tarihte geri istenebileceğidir.
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 392. maddesi bu konuda özel bir düzenleme getirmiştir:“Ödüncün geri verilmesi konusunda belirli bir gün ya da bildirim süresi veya borcun geri istendiği anda muaccel olacağı kararlaştırılmamışsa ödünç alan, ilk istemden başlayarak altı hafta geçmedikçe ödüncü geri vermekle yükümlü değildir.” Bu hükümden hareketle, ödünç sözleşmesinde geri ödeme zamanı bakımından üç farklı ihtimalin değerlendirilmesi gerekir:
A. Taraflar belirli bir geri ödeme tarihi kararlaştırmışsa
Taraflar, ödünç verilen paranın hangi tarihte iade edileceğini açıkça kararlaştırmış olabilir. Örneğin borç alan kişinin, aldığı parayı 15 Temmuz tarihinde veya belirli bir tarihe kadar geri ödeyeceğini belirtmesi halinde, tarafların geri ödeme zamanına ilişkin anlaşma bulunduğu kabul edilir. Bu durumda TBK’nın 392. maddesindeki altı haftalık sürenin ayrıca beklenmesine gerek yoktur. Belirlenen vade tarihinde borç muaccel hale gelir.
Nitekim Yargıtay 3. Hukuk Dairesi de ödünç alınan paranın 15.07.2019 tarihine kadar geri ödeneceğinin borçlu tarafından belirtilmesi halinde, tarafların belirli bir geri ödeme günü üzerinde anlaştıklarının kabul edilmesi gerektiğini ifade etmiştir. O halde davalının borç olarak aldığı parayı 15.07.2019 tarihine kadar geri ödeyeceğini belirttiğine göre tarafların paranın iade edileceğine dair iradelerinin oluştuğu, TBK'nın 392. maddesinde belirtilen ödüncün belli bir günde geri ödeneceğinin kararlaştırıldığının kabulü gerekmektedir.
Davacıdan whatsapp mesajlarının gönderildiğini iddia ettiği telefonunu mahkemeye sunması için süre verilmesi, telefon sunulduğunda söz konusu whatsapp kayıtlarının bilirkişi aracılığı ile çıkarılarak dosyaya konulması, mesajların davacıya ve davalıya ait telefon kullanılarak gerçekleştirildiğinin yine whatsapp mesajlarının davalı yanca gönderilmiş olduğunun anlaşılması halinde, bu kayıtlar yazılı delil başlangıcı sayılarak , öncelikle davalı S.'in "Ağustos 10'da hepsini ödeyeceğim" içerikli mesajı değerlendirilmelidir. Ayrıca belirtmek gerekir ki yukarıda yer alan mesaja itibar edildiği takdirde TBK'nun 392. maddesi kapsamında anılan mesajda, davalı S., borcu 10 Ağustosta ödeyeceğini belirttiğinden, ödüncün geri verilmesi tarihi olarak tarafların 10 Ağustos hususunda anlaştıklarının kabulü ile muacceliyet şartının gerçekleştiğinin kabulü gerekmektedir. (İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 21.Hukuk Dairesi )
Dolayısıyla borçlunun WhatsApp mesajında, banka yazışmasında veya başka bir iletişim aracında belirli bir tarihte ödeme yapacağını bildirmesi, somut olayın özelliklerine göre taraflar arasında geri ödeme tarihinin kararlaştırıldığını gösterebilir.
B. Borcun talep edildiği anda muaccel olacağı kararlaştırılmışsa
Taraflar, ödünç verilen paranın alacaklının talebi üzerine geri ödeneceğini de kararlaştırabilir. Bu durumda alacaklının geri ödeme talebinde bulunmasıyla birlikte borcun muaccel olması kararlaştırılmıştır. TBK’nın 392. maddesi de tarafların bu yöndeki iradelerine imkan tanımaktadır.
Bu nedenle taraflar arasında borcun ilk talepte iade edileceği konusunda anlaşma bulunduğu ispatlanabiliyorsa, altı haftalık sürenin uygulanması gerekmez.
C. Geri ödeme tarihi hiç belirlenmemişse
Taraflar ödünç verilen paranın ne zaman iade edileceğini kararlaştırmamış, herhangi bir bildirim süresi öngörmemiş ve borcun talep edildiği anda muaccel olacağı yönünde de anlaşmamışlarsa TBK’nın 392. maddesindeki altı haftalık süre uygulanır. Bu durumda ödünç verenin ilk geri ödeme talebinden itibaren altı haftanın geçmesi gerekir. Sürenin dolmasıyla birlikte ödünç alanın geri ödeme yükümlülüğü doğar. Dolayısıyla altı haftalık süre, bütün ödünç sözleşmeleri bakımından mutlak ve değiştirilemez bir süre değildir. Öncelikle taraflar arasındaki anlaşmanın ve geri ödeme koşullarının belirlenmesi gerekir.
Somut olayda, davacının davalıya gönderdiği paralardan dolayı borç olarak gönderildiğine ilişkin dekontta açıklama bulunanlar yönünden davacının iddiasını ispatladığı hususu yerinde ise de, davacı ödüncün iadesi talebinde bulunup altı hafta bekledikten sonra takibe geçebileceğinden, anılan süreye uyulmadan başlatılan takip usul ve yasaya uygun değildir. Bu nedenle açılan itirazın iptali davasının reddine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde karar verilmiş olması usul ve kanuna aykırı olup, kararın bozulmasına karar verilmiştir. ( Yargıtay 3. Hukuk Dairesi)
3. Ödünç Verilen Paranın İadesi Hangi Şekilde İstenmelidir? İhtarname Gönderilmesi Zorunlu mudur?
TBK’nın 392. maddesinde ödünç verilen paranın geri istenmesine ilişkin talebin hangi şekilde yapılacağına dair özel bir şekil şartı öngörülmemiştir.
Bu nedenle ödünç veren kişinin mutlaka noter ihtarnamesi göndermesi veya yazılı bir başvuruda bulunması gerektiği söylenemez. Geri ödeme talebi, somut olayın özelliklerine göre sözlü olarak, telefon görüşmesiyle, kısa mesajla veya WhatsApp yazışmasıyla gerçekleştirilebilir.
TBK'nın 392. maddesi hükmü gereği ilk istemden başlayarak altı hafta geçmedikçe ödüncün geri verilemeyeceği açık olup, istemin nasıl yapılması gerektiğine dair bir düzenleme bulunmadığı, davacı tanığının yukarıda yer verilen beyanı ile 2021 yılının ilk aylarında ödüncün geri istendiğinin davacı tarafça ispatlanmış olduğu, icra takibinin ise altı haftalık istem süresinden sonra 3.11.2022 tarihinde başlatıldığı gözetildiğinde, Mahkemece işin esası incelenerek bir karar verilmesi gerekirken yanılgılı gerekçeyle davanın usulden reddine karar verilmiş olması usul ve kanuna aykırı olup kararın bozulmasına karar verilmiştir. ( Yargıtay 3. Hukuk Dairesi)
Burada önemli olan, ödünç verenin paranın iadesini istediğinin ve bu talebin hangi tarihte karşı tarafa yöneltildiğinin ispatlanabilmesidir. Özellikle WhatsApp yazışmaları, taraflar arasındaki borç ilişkisinin ve geri ödeme talebinin ortaya konulması bakımından önemli delil niteliği taşıyabilir.
Nitekim Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 36. Hukuk Dairesinin 11.06.2026 tarihli kararında, taraflar arasındaki WhatsApp yazışmalarında davacının borcun ödenmesini istediği tarih esas alınmış; bu tarih ile icra takip tarihi arasındaki altı haftalık sürenin dolduğu değerlendirilerek davalının bu yöndeki istinaf itirazı yerinde görülmemiştir; Her ne kadar davalı taraf TBK'nın 392.maddesinde belirtilen 6 haftalık süreye riayet edilmeden dava açıldığını belirtmiş ise de davacı tarafça 03/10/2024 tarihli dilekçe ekinde sunulan taraflar arasında geçen whatsapp yazışmasında davacının borcun ödenmesi hususunu davalıya bildirdiği, söz konusu whatsapp yazışması tarihi dikkate alındığında davaya konu icra takibinin 6 haftalık yasal süre geçtikten sonra 05/08/2024 tarihinde yapıldığı görüldüğünden davalı tarafın bu yöndeki istinaf sebebinin yerinde olmadığı anlaşılmıştır
Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin 2025/548 E., 2025/3955 K. sayılı kararında da ödünç verilen paraların ilk kez WhatsApp yazışmaları üzerinden 08.10.2021 tarihinde istendiği, 28.09.2022 tarihli icra takibine kadar altı haftalık sürenin fazlasıyla dolduğu kabul edilmiştir; Somut olayda; dosya kapsamındaki her iki tarafın da kabulündeki whatsapp yazışmaları incelendiğinde, davacının davalıya ödünç olarak peyder pey verdiği paraları ilk olarak 08.10.2021 tarihinde istediği, bu tarihten icra takip tarihi olan 28.09.2022 tarihine kadar 6098 sayılı Kanunun 392. maddesindeki 6 haftalık sürenin dolduğu ve davacı yönünden ödünç verildiği sabit olan paraları istem koşulunun oluştuğu anlaşılmakla.
Ödünç verilen paranın iadesinin istenmesi herhangi bir şekil şartına tabi olmadığından, bu talebin WhatsApp yazışmalarıyla ispatlanması mümkündür. Ancak uyuşmazlık halinde WhatsApp kayıtlarının aslı, mesajların bulunduğu telefon ve gerektiğinde bilirkişi incelemesi gündeme gelebilir.
4. Ödünç Verilen Paranın Bir Kısmının Geri Ödenmesi, İlk İade Talebi Olarak Kabul Edilebilir mi?
Ödünç ilişkilerinde borçlunun aldığı paranın bir bölümünü geri ödemesi, somut olayın özelliklerine göre borcun geri istenmiş olduğunun kabulünde önem taşıyabilir.
Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin 31.03.2026 tarihli kararında, 19.03.2015 tarihinde borç açıklamasıyla 50.000 TL gönderildiği, 17.06.2015 tarihinde ise borçlu tarafından alacaklıya 5.920 TL gönderildiği olayda, yapılan kısmi ödemenin borcun geri ödenmesi amacıyla yapıldığı kabul edilmiştir.Kararda, ödünç olarak gönderilen paranın bir kısmının geri gönderilmesiyle borcun bu tarih itibarıyla istendiğinin kabul edilmesi gerektiği yönünde değerlendirme yapılmıştır; 19.03.2015 tarihli banka dekontunda; davacı T.tarafından davalı M.'ya "geri iade edilmek üzere borç gönderilmiştir" açıklaması ile 50.000,00 TL gönderildiği, 17.06.2015 tarihli banka dekontunda; M. tarafından T.'a 5.920,00 TL gönderildiği, dekontta açıklama olmadığı, açıklama içermeyen dekontların borç ödemek amacıyla gönderildiğinin kabulü gerektiği, buna göre borç olarak gönderilen paranın bir kısmı davalı tarafından davacıya gönderilmekle, borcun bu tarih itibarıyla istendiği kabul edilerek, alacağın muaccel hale geldiği anlaşılmakla, Bölge Adliye Mahkemesince verilen karar doğru görülmemiştir.
5. Altı Haftalık Süre Dolmadan Dava Açılması Halinde Hukuki Yarar Yokluğu Nedeniyle Ret Kararı Verilebilir
Ödünç sözleşmesinde geri ödeme zamanı belirlenmemişse ve alacaklı ilk talebinden itibaren altı hafta geçmeden dava açmış veya icra takibi başlatmışsa, alacağın henüz muaccel olmadığı yönünde bir hukuki değerlendirme yapılabilir.
Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin yerleşik olarak aktarılan kararlarında, TBK’nın 392. maddesi uyarınca ilk istemden itibaren altı haftanın dolmasıyla alacağın muaccel olacağı; muaccel olmayan bir alacak için dava veya takip başlatılmasının mümkün olmadığı ve bu durumda HMK’nın 114/1-h maddesi kapsamında hukuki yarar dava şartının bulunmadığı kabul edilmektedir.
Bu yaklaşım doğrultusunda, altı haftalık süre dolmadan açılan davanın hukuki yarar yokluğu nedeniyle usulden reddedilmesi riski bulunmaktadır.
Burada özellikle dikkat edilmesi gereken husus, altı haftalık sürenin hangi tarihte başladığının doğru belirlenmesidir. Alacaklının daha önce WhatsApp üzerinden, SMS yoluyla veya sözlü olarak geri ödeme talebinde bulunduğu ispatlanabiliyorsa, yalnızca noter ihtarnamesinin tarihi esas alınarak değerlendirme yapılması doğru olmayacaktır.
6. Altı Haftalık Süre Beklenmeden İcra Takibi Başlatılmışsa İtirazın İptali Yerine Alacak Davası Açılabilir mi?
Uygulamada en önemli sorunlardan biri, alacaklının ödünç verdiği paranın tahsili amacıyla altı haftalık süreyi beklemeden icra takibi başlatması ve borçlunun takibe itiraz etmesi halinde ortaya çıkmaktadır.
Bu durumda alacaklı tarafından açılacak davanın hukuki niteliği büyük önem taşımaktadır. İtirazın iptali davası, borçlunun icra takibine yaptığı itirazın hükümden düşürülmesini ve takibin devamını amaçlayan bir dava türüdür.Ancak takip tarihinde henüz muaccel olmayan bir ödünç alacağı bakımından itirazın iptali davası açılması, hukuki yarar yokluğu nedeniyle usulden ret sonucunu doğurabilir.
Bununla birlikte, takip başlatıldıktan sonra TBK’nın 392. maddesindeki altı haftalık sürenin dolması ve alacağın muaccel hale gelmesi durumunda, alacaklının genel hükümlere göre alacak davası açması ayrı bir hukuki değerlendirmeyi gerektirir.
Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 36. Hukuk Dairesinin kararında bu ayrım açıkça ele alınmıştır:
Somut olayda davacı, davalıya toplam 109.250 TL’yi farklı tarihlerde banka yoluyla borç olarak göndermiş; 18.07.2023 tarihinde icra takibi başlatmış, ödeme emri 27.07.2023 tarihinde borçluya tebliğ edilmiş ve borçlunun itirazı üzerine takip durmuştur. Davacı ise 19.09.2023 tarihinde alacak davası açmıştır. Bölge Adliye Mahkemesi, ödeme emrinin tebliğinden itibaren altı haftalık sürenin dolduğu tarihte açılan alacak davasında işin esasının incelenmesi gerektiğini belirtmiştir. Kararda özellikle, davanın itirazın iptali olarak nitelendirilmesi nedeniyle hukuki yarar yokluğundan usulden ret kararı verilmesinin hatalı olduğu ifade edilmiştir;Davacı ödünç alacağının tahsili için alacak davası açmış, davalı davanın reddini savunmuş, mahkemece dava "itirazın iptali" olarak nitelendirildikten sonra davalının ödeme emrinin tebliği ile borçtan haberdar olduğu, bu tarihten itibaren 6 hafta sonunda borç muaccel hale geleceğine göre, icra takip tarihi itibariyle muaccel hale gelmiş bir borçtan söz edilemeyeceği gerekçesiyle davanın hukuki yarar şart yokluğu nedeniyle usulden reddine karar verilmiştir. Bu ilke ve kurallar altında somut olaya bakıldığında; davacı toplam 109.250,00TL yi kısımlar halinde davalıya borç açıklamalı banka havalesi yolu ile göndermiş, alacağının tahsili için 18.07.2023 tarihinde icra takibi başlatmış, ödeme emri davalı borçluya 27.07.2023 tarihinde tebliğ edilmiş, davalı borçlunun takibe itiraz etmesi nedeniyle icra takibinin durması üzerine, iş bu alacak davası 19.09.2023 tarihinde açılmıştır. Bu durumda ödeme emrinin tebliğinden itibaren altı haftalık süre dolduktan sonra açılan alacak davasında mahkemece, işin esasına girilerek tarafların delilleri değerlendirilmek suretiyle hasıl olacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken, davanın yanılgılı şekilde itirazın iptali olarak nitelendirilmesi ve davacının iş bu davayı açmakta hukuki yararı bulunmadığından dava şartı yokluğundan davanın usulden reddine karar verilmiş olması usul ve yasaya aykırıdır.
Bu karar doğrultusunda, altı haftalık süre dolmadan başlatılan icra takibinin ardından süre dolmuşsa, uyuşmazlığın itirazın iptali davası olarak değil, genel hükümlere dayalı alacak davası olarak ileri sürülmesi hukuki yarar yönünden önemli bir farklılık yaratabilir.
Özetlemek gerekirse, Ödünç verilen paranın geri alınmasında tarafların geri ödeme zamanına ilişkin anlaşması araştırılmalıdır. Belirli bir geri ödeme günü kararlaştırılmışsa veya borcun talep üzerine muaccel olacağı kabul edilmişse altı haftalık sürenin ayrıca beklenmesine gerek bulunmaz. Buna karşılık geri ödeme zamanı belirlenmemişse ilk istemden itibaren altı haftalık süre dikkate alınmalıdır. Bu talebin noter ihtarnamesiyle yapılması zorunlu olmayıp WhatsApp yazışmaları ve diğer iletişim kayıtlarıyla da ispatlanması mümkündür.
Next