VERGİ ASLINA KARŞI AÇILAN DAVANIN KAZANILMASI HÂLİNDE UZLAŞMA YOLUYLA ÖDENEN VERGİ CEZASININ İADESİ SORUNU
The Problem of Refunding a Tax Penalty Paid Through Settlement Where the Underlying Tax Is Annulled by the Court
ÖZET
28.07.2024 tarihli ve 7524 sayılı Kanun, vergi aslını uzlaşmanın kapsamından çıkarmış; böylece aynı ihbarnamedeki cezanın uzlaşmayla kesinleşip vergi aslının dava konusu yapılması mümkün hâle gelmiştir. Vergi aslı yargı kararıyla esastan kaldırıldığında, uzlaşmayla ödenen vergi ziyaı cezasının akıbeti kanunda düzenlenmemiştir. VUK ek m. 6’daki kesinlik hükmü ilk bakışta iadeyi engeller görünse de vergi ziyaı cezasının vergi aslına bağlı (fer’i) niteliği, suç ve cezaların kanuniliği, hukuk devleti ve mülkiyet hakkı ile sebepsiz zenginleşme yasağı birlikte değerlendirildiğinde, cezanın dayanağı ortadan kalkınca idarenin ödenen tutarı elinde tutmasının hukuki bir sebebi kalmamaktadır. Çalışmada bu sonuca ulaşılan gerekçeler, karşı görüş ve izlenebilecek usul yolları tartışılmakta; kalıcı çözüm için VUK ek m. 6’ya bir terkin ve iade fıkrası eklenmesi önerilmektedir.
ABSTRACT
Law No. 7524 of 28 July 2024 removed the principal tax from the scope of tax settlement in Turkish law, so that a taxpayer may now settle the tax loss penalty while litigating the principal tax assessed in the same notice. The law is silent on what happens to the penalty paid under the settlement if the court later annuls the tax on the merits. Although Article Annex 6 of the Tax Procedure Law declares settlement records final, the accessory nature of the tax loss penalty, the principle of legality of crimes and penalties, the rule of law, the right to property and the prohibition of unjust enrichment together indicate that the administration has no legal ground to retain the amount once the basis of the penalty has disappeared. The article discusses these grounds, the opposing view and the available procedural routes, and proposes a statutory amendment providing for cancellation and refund.
I. GİRİŞ
Türk vergi hukukunda uzlaşma, uzun süre vergi aslı ile ona bağlı cezayı birlikte kapsıyordu. 7524 sayılı Kanun’un 14. maddesiyle 02.08.2024 tarihinden itibaren vergi aslı hem tarhiyat öncesi hem tarhiyat sonrası uzlaşmanın dışına çıkarılmış, uzlaşma vergi ziyaı cezaları ile belirli tutarı aşan usulsüzlük ve özel usulsüzlük cezalarıyla sınırlandırılmıştır.[1]
Bu değişiklik uygulamada yeni bir ihtimal doğurmuştur. Mükellef, aynı ihbarnamedeki vergi ziyaı cezası için uzlaşıp uzlaşılan tutarı ödemekte, vergi aslı için ise vergi mahkemesinde dava açmaktadır.[2] Dava kazanılıp vergi aslı kaldırıldığında, uzlaşmayla ödenen cezanın akıbeti sorusu ortaya çıkar.
Konuya ilişkin 7524 sayılı Kanun sonrası verilmiş yayımlanmış bir yargı kararı tespit edilememiştir; öğreti de soruyu henüz açık bir tartışma olarak görmektedir.[3] Çalışmada önce sorunun mevzuattaki kaynağı ve iadeye karşı ileri sürülebilecek görüş ortaya konulacak; ardından cezanın fer’iliği, anayasal ilkeler ve sebepsiz zenginleşme açısından değerlendirme yapılacak, son olarak uygulanabilir usul yolları tartışılacaktır.
II. 7524 SAYILI KANUN SONRASI UZLAŞMANIN KAPSAMI VE SORUNUN DOĞUŞU
Değişiklikten önce VUK ek m. 7’nin üçüncü fıkrası, uzlaşma vaki olduğunda mükellefin vergi ve cezadan biri üzerinde uzlaşılmış olsa dahi her ikisine karşı dava açamayacağını öngörüyordu. Bu hüküm sayesinde vergi aslı ile ceza aynı hukuki kaderi paylaşıyor, burada incelenen sorun doğmuyordu. 7524 sayılı Kanun bu fıkrayı yürürlükten kaldırmış; ek m. 1, ek m. 7, ek m. 8 ve ek m. 11’deki “vergi” ibarelerini metinden çıkarmıştır.[4]
Böylece aynı tarhiyat işleminin iki unsuru iki ayrı hukuki yola ayrılmıştır. Ceza için uzlaşma talebi, vergi aslına karşı otuz günlük dava açma süresini durdurmamaktadır.[5] Uzlaşmaya konu edilmeyen vergi aslının dava konusu yapılmasını engelleyen bir hüküm de artık bulunmamaktadır.[6]
Kanun koyucu ise, ceza uzlaşmasıyla kesinleşen ve tahsil edilen tutarın vergi aslının sonradan yargı kararıyla kaldırılması hâlinde ne olacağını düzenlememiştir. Ne VUK’ta ne de Uzlaşma Yönetmeliği’nde bu ihtimale dair bir terkin veya iade hükmü vardır.[7] Sorun, bu bilinçli ayrıştırmanın yarattığı bir kanun boşluğudur.
III. İADEYE KARŞI İLERİ SÜRÜLEBİLECEK GÖRÜŞ: UZLAŞMANIN KESİNLİĞİ
İadeye karşı en güçlü dayanak VUK ek m. 6’dır. Hükme göre uzlaşma tutanakları kesindir; üzerinde uzlaşılan hususlar hakkında dava açılamaz ve hiçbir mercie şikâyette bulunulamaz. Anayasa Mahkemesi de uzlaşmayı, tarhiyat veya ceza kesme işleminden doğan uyuşmazlığı yargıya taşımadan çözen bir idari yol olarak tanımlamaktadır.[8]
Bu görüşe göre uzlaşma, tarafların karşılıklı iradesiyle kurulan ve bir sulh sözleşmesine benzeyen bir işlemdir. Mükellef, cezanın hukuka aykırı çıkma riskini bilerek indirimli bir tutarı kabul etmiştir. Sonradan bu riskin gerçekleştiğini ileri sürerek iade istemesi, uzlaşmanın uyuşmazlığı hızla ve kesin olarak sona erdirme amacıyla bağdaşmaz.[9]
Danıştay’ın uzlaşmanın kesinliğine istisna tanımada temkinli olduğu da bu görüşü destekler. Danıştay, uzlaşılan tarhiyatta mükerrer vergilendirme gibi açık hesap hatalarının düzeltme yoluyla giderilebileceğini kabul etmiş;[10] buna karşılık uzlaşılan konunun düzeltme başvurusuyla yeniden tartışmaya açılmasını, kanundaki dava yasağını etkisiz kılan bir yöntem olarak görmüştür.[11]
Bu görüşün zayıf noktası şudur: ek m. 6 mükellefin uzlaşmayı sonradan tartışmasını yasaklar; uzlaşmanın dayanağının başka bir yargısal süreçte ortadan kalkmasının sonuçlarını düzenlemez. Burada mükellef uzlaşmaya itiraz etmemekte, uzlaşmaya konu cezanın hukuken var olabilmesi için gerekli olan vergi ziyaının bulunmadığının yargı kararıyla tespit edildiğini ileri sürmektedir.[12]
IV. VERGİ ZİYAI CEZASININ VERGİ ASLINA BAĞLILIĞI
Vergi ziyaı cezası, vergi aslına bağlı bir cezadır. VUK m. 341, vergi ziyaını mükellefin ödevlerini yerine getirmemesi yüzünden verginin zamanında veya tam tahakkuk ettirilmemesi olarak tanımlar; m. 344 ise cezayı ziyaa uğratılan verginin bir katı olarak belirler. Cezanın hem varlığı hem miktarı vergi aslına bağımlıdır.[13]
Danıştay İçtihatları Birleştirme Kurulu bu bağı açıkça ortaya koymuştur. Kurul’a göre vergi aslına bağlı cezalarda vergi ziyaı suçun maddi unsurudur; vergi ziyaı olmadan suç oluşmaz ve ceza uygulanamaz. Kurul aynı kararda vergi cezalarının teknik anlamda ceza olduğunu ve Anayasa’nın 38. maddesine tabi bulunduğunu vurgulamıştır.[14]
Bu tespitin sorunumuz bakımından sonucu belirleyicidir. Vergi mahkemesi tarhiyatı esastan kaldırdığında, eksik tahakkuk bulunmadığı ve dolayısıyla vergi ziyaı oluşmadığı yargı kararıyla tespit edilmiş olur. Maddi unsuru bulunmayan bir suç için kesilmiş ceza, uzlaşmayla miktarı indirilmiş olsa da dayanağını yitirir.
VUK ek m. 1’in lafzı da bu yorumu destekler. Uzlaşma, cezaların “tahakkuk edecek miktarları konusunda” yapılır.[15] Uzlaşmanın konusu cezanın miktarıdır; vergi ziyaının varlığı ise artık uzlaşma masasında değil, kanun koyucunun iradesiyle yargıda tartışılmaktadır.
Bir ayırım yapılmalıdır. Tarhiyatın esastan, yani matrah farkı bulunmadığı gerekçesiyle kaldırılması hâlinde iade gerekçesi en güçlüdür. İptal yalnızca usul eksikliğine dayanıyorsa vergi ziyaının yokluğu tespit edilmemiş olur; bu durumda iade talebinin dayanağı zayıflar. Davanın kısmen kazanılması hâlinde ise iade, kaldırılan vergiye isabet eden ceza oranıyla sınırlı olmalıdır.
V. ANAYASAL İLKELER VE AVRUPA İNSAN HAKLARI SÖZLEŞMESİ
A. Suç ve Cezaların Kanuniliği (AY m. 38)
Vergi ziyaı cezası idari nitelikte olsa da cezai bir yaptırımdır. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, vergi artırımlarının Sözleşme’nin 6. maddesi bakımından “suç isnadı” niteliği taşıdığını kabul etmektedir.[16] Yargı kararıyla suçun maddi unsurunun oluşmadığı anlaşılan bir fiil için tahsil edilen cezanın idarede kalması, kanunda tanımlanan suç oluşmadan ceza uygulanması sonucunu doğurur. Öğretide de bu durumun kanunsuz ceza olmaz ilkesine aykırı düşeceği ileri sürülmüştür.[17]
B. Hukuk Devleti ve Yargı Kararlarının Bağlayıcılığı (AY m. 2 ve 138)
İdare, vergi aslı bakımından vergi ziyaı bulunmadığını tespit eden karara uymak zorundadır. Aynı olay için bir yandan verginin yokluğunu kabul edip öte yandan bu verginin bir katı üzerinden hesaplanmış cezayı korumak, hukuk düzeni içinde çelişkili iki sonucun bir arada yaşaması anlamına gelir. Danıştay da maddi anlamda kesin hükmün tarafların sonraki iradesiyle değiştirilemeyeceğini vurgulamıştır.[18] Kesin hükmün üstünlüğü, bizim sorunumuzda hükmün bulgularının ona bağlı ceza bakımından da sonuç doğurmasını gerektirir.
C. Vergilendirmenin Kanuniliği ve Mülkiyet Hakkı (AY m. 73 ve 35; 1 No’lu Protokol m. 1)
Kanuni dayanağı kalmayan bir mali yükümlülük için yapılan ödemenin idarede tutulması, mülkiyet hakkına kanuni dayanaktan yoksun bir müdahaledir. AİHM, haksız ödenmiş bir verginin iadesine ilişkin alacağı 1 No’lu Protokol’ün 1. maddesi anlamında “mülk” saymıştır.[19] Aynı mantık, dayanağı yargı kararıyla ortadan kalkan cezanın iadesi alacağına da uygulanabilir.
D. Eşitlik (AY m. 10)
Aynı tarhiyata karşı vergi ve cezayı birlikte dava eden mükellef, davayı kazandığında hiç ceza ödemez. Uzlaşma yolunu seçerek kanunun sunduğu bir idari çözümden yararlanan mükellefin, aynı hukuki sonuca rağmen ceza yükünde kalması objektif ve makul bir gerekçeyle açıklanamaz.
VI. SEBEPSİZ ZENGİNLEŞME VE İDARENİN İADE YÜKÜMLÜLÜĞÜ
Sebepsiz zenginleşme yasağı, özel hukuka özgü olmayıp kamu hukukunda da uygulanan genel bir hukuk ilkesidir. TBK m. 77/1, haklı bir sebep olmaksızın başkasının malvarlığından zenginleşenin bunu geri vermekle yükümlü olduğunu düzenler. Aynı maddenin ikinci fıkrası, geçerli olmayan, gerçekleşmemiş veya sona ermiş bir sebebe dayanarak elde edilen değerleri de bu kapsama alır.[20]
Sorunumuz, sona ermiş sebep (causa finita) hâline tam olarak uymaktadır. Ödeme yapıldığı tarihte ortada uzlaşma tutanağı ve ona dayanan bir tahakkuk vardı. Ancak vergi ziyaının bulunmadığının yargı kararıyla tespiti, cezanın hukuki sebebini geriye dönük olarak ortadan kaldırmıştır. İdarenin elindeki tutar artık bir vergi cezasının karşılığı değil, hukuki sebepten yoksun bir zenginleşmedir.
Karşı görüş, borcu olmayanı bilerek ödeyenin geri isteyemeyeceğine ilişkin TBK m. 78’e dayanabilir. Bu itiraz yerinde değildir: mükellef ödeme anında kesinleşmiş bir tahakkuku ödemiş, sebep ancak sonradan düşmüştür. Ayrıca ödeme, ödenmediği takdirde 6183 sayılı Kanun’a göre cebren tahsil edilebilecek bir kamu alacağına ilişkindir; ihtiyari bir kazandırma değildir.
Kamu idaresinin sebepsiz zenginleşmesi, özel kişinin zenginleşmesinden daha ağır bir sorundur. Devletin hukuka uygun davranma yükümlülüğü, kendisine hukuki sebebi kalmayan bir değeri kendiliğinden iade etmesini gerektirir. Uzlaşmanın kesinliği, idareye dayanağı kalmayan bir ödemeyi muhafaza etme yetkisi vermez.
VII. İZLENEBİLECEK USUL YOLLARI
Mevcut mevzuatta iadenin yöntemi açık değildir. Uygulamada çıkabilecek yollar ve güçlü-zayıf yanları şöyle sıralanabilir:
1. İdareye iade ve terkin başvurusu, ret hâlinde dava. Vergi aslına ilişkin kararın tebliğinden sonra vergi dairesine yazılı başvurulup uzlaşılan cezanın iadesi, ödenmemişse terkini istenmelidir. Açık veya zımni ret işlemine karşı vergi mahkemesinde iptal ve iade (tam yargı) istemli dava açılabilir (İYUK m. 2, 10 ve 12). Bu davada uzlaşma tutanağı değil, iade talebinin reddi dava konusu olduğundan VUK ek m. 6’daki dava yasağı doğrudan uygulanmamalıdır. Kanaatimizce en elverişli yol budur.
2. Düzeltme ve şikâyet (VUK m. 116 vd.). Vergi aslı bulunmayan bir tutar üzerinden ceza istenmesi, “mevzuda hata” (VUK m. 118) olarak nitelendirilmeye çalışılabilir. Ancak Danıştay, hukuki yorum gerektiren uyuşmazlıkları vergi hatası saymamakta[21] ve uzlaşılan konuların bu yolla yeniden tartışılmasına izin vermemektedir.[22] Bu yol, ancak birinci yolun yanında ve ihtiyaten kullanılmalıdır.
3. Yargı kararının gereğinin yerine getirilmesi (İYUK m. 28). İdare, vergi aslına ilişkin kararı otuz gün içinde uygulamak zorundadır. Kararın gerekçesinde vergi ziyaının yokluğu açıkça tespit edilmişse, ona bağlı cezanın terkini veya iadesi de kararın gereği sayılmalıdır. Ceza dava konusu olmadığından bu argüman tek başına yetersiz kalabilir; başvuru dilekçesinde birinci yolu destekleyici olarak ileri sürülmelidir.
4. Kanuni düzenleme. Kalıcı çözüm yasama yoluyla sağlanmalıdır. VUK ek m. 6’ya, uzlaşılan vergi ziyaı cezasının bağlı olduğu vergi aslının yargı kararıyla kaldırılması hâlinde, kaldırılan kısımla orantılı olarak cezanın terkin veya iade edileceğini öngören bir fıkra eklenmesi önerilir. Öğretide de idarenin kanun değişikliği ya da yargı kararı olmaksızın iadeye yönelmesinin beklenemeyeceği belirtilmektedir.[23]
Zamanaşımı bakımından temkinli davranılmalıdır. Başvuru, vergi aslına ilişkin kararın tebliğinden sonra gecikmeksizin yapılmalı; sebepsiz zenginleşmeye ilişkin TBK m. 82’deki iki yıllık süre gözetilmelidir.[24]
VIII. DEĞERLENDİRME VE SONUÇ
Vergi aslı yargı kararıyla esastan kaldırıldığında, ona bağlı olarak uzlaşmayla ödenen vergi ziyaı cezası iade edilmelidir. Bu sonuca üç gerekçeyle ulaşılmıştır. İlk olarak vergi ziyaı cezanın maddi unsurudur; yokluğu yargı kararıyla tespit edilince ceza dayanağını yitirir. İkinci olarak uzlaşmanın konusu cezanın miktarıdır; ek m. 6’daki kesinlik, uzlaşmanın dışında kalan bir yargısal tespitin sonuçlarını bertaraf etmez. Son olarak dayanağı kalmayan tutarın idarede tutulması AY m. 38, 35 ve 2 ile bağdaşmaz ve TBK m. 77/2 anlamında sona ermiş sebebe dayanan bir zenginleşme oluşturur.
Bu görüşün sınırları da belirtilmelidir. İptal yalnızca usule dayanıyorsa vergi ziyaının yokluğu tespit edilmemiştir ve iade talebi zayıflar. Ayrıca vergi ve cezayı birlikte dava eden mükellef, kaybetme riskini tam cezayla üstlenmiştir; uzlaşan mükellefe tanınacak iadenin bu farklı risk dağılımını tamamen ortadan kaldırdığı eleştirisi yapılabilir. Ne var ki bu fark, hukuken var olmayan bir suç için ceza tahsilini meşrulaştırmaya yetmez.
Konu henüz yargı içtihadıyla netleşmemiştir. Uygulayıcılar için önerimiz, vergi aslına ilişkin kararın ardından idareye iade başvurusu yapılması ve ret hâlinde vergi mahkemesinde iptal ve tam yargı davası açılmasıdır. Kanun koyucunun ise 7524 sayılı Kanun’la yarattığı boşluğu, VUK ek m. 6’ya eklenecek açık bir terkin ve iade hükmüyle doldurması gerekir.

Av. Sercan COŞKUN KULAK
KAYNAKÇA
Kitap ve Makaleler
ÇENGEL, Doğan / DEMİRCİOĞLU, Volkan: “Uzlaşma-2 (7524 Sayılı Kanun ile Yapılan Değişiklikler)”, Alomaliye, 11.10.2024, https://www.alomaliye.com/2024/10/11/uzlasma-2-7524-sayili-kanun-ile-yapilan-degisiklikler/ (Erişim: 20.10.2026).
ÇOBAN, Muhammet: “Vergi Uzlaşması: Tarhiyat Öncesi ve Sonrası Uzlaşma”, 2026, https://muhammetcoban.com/vergi-hukuku/vergi-uzlasmasi/ (Erişim: 20.10.2026).
İLERİ, Yusuf: “Mükellefleri Bekleyen Yeni Hukuki Çıkmaz”, Odatv / Bağımsız Denetim Türkiye, 21.09.2026, https://www.bdturkey.com/mukellefleri-bekleyen-yeni-hukuki-cikmaz (Erişim: 20.10.2026).
NAZALI GÜNDEM: “Mükellefe Tebliğ Edilen İhbarnamedeki Vergi İçin Dava Açılması, Ceza İçin Uzlaşma Talep Edilmesinin Esasları”, https://nazaligundem.com (Erişim: 20.10.2026).
ÖNCEL, Mualla / KUMRULU, Ahmet / ÇAĞAN, Nami: Vergi Hukuku, Turhan Kitabevi, Ankara.
“Uzlaşmalarda Vergi Aslına Dava Açılırsa Doğacak Karmaşayı Engellemek İçin Acil Düzenleme Yapılmalı”, Bağımsız Denetim Türkiye, 2026, https://www.bdturkey.com (Erişim: 20.10.2026).
Yargı Kararları
AİHM, S.A. Dangeville/Fransa, B. No: 36677/97, 16.04.2002.
AİHM, Jussila/Finlandiya [BD], B. No: 73053/01, 23.11.2006.
AYM, E.2021/129, K.2022/33, 24.03.2022, RG 17.06.2022/31869.
Danıştay İBK, 23.10.1986, E.1986/2, K.1986/2.
Danıştay İBK, 16.02.1989, E.1988/1, K.1989/1, RG 09.06.1989/20190.
Danıştay VDDK, 17.03.1995, E.1994/41, K.1995/54.
Danıştay 4. D., 15.12.2020, E.2016/20695, K.2020/5724.
Danıştay 4. D., 14.12.2020, E.2016/15567, K.2020/5624.
Danıştay 7. D., 01.10.2020, E.2016/3891, K.2020/3486.
Danıştay 4. D., 03.10.2022, E.2019/1257, K.2022/5333.
Mevzuat
213 sayılı Vergi Usul Kanunu (RG 10.01.1961/10703).
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu (RG 20.01.1982/17580).
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu (RG 04.02.2011/27836).
7524 sayılı Vergi Kanunları ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun (RG 02.08.2024/32620).
-------------
[1] 28.07.2024 tarihli ve 7524 sayılı Vergi Kanunları ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun, RG 02.08.2024, m. 14 ve 16; 213 sayılı Vergi Usul Kanunu, ek m. 1, 6, 7, 8, 11 ve geçici m. 35.
[2] Nazalı Gündem, “Mükellefe Tebliğ Edilen İhbarnamedeki Vergi İçin Dava Açılması, Ceza İçin Uzlaşma Talep Edilmesinin Esasları”, https://nazaligundem.com/tr/yayinlar/mukellefe-teblig-edilen-ihbarnamedeki-vergi-icin-dava-acilmasiceza-icin-uzlasma-talep-edilmesinin-esaslari (Erişim: 20.10.2026); Muhammet Çoban, “Vergi Uzlaşması: Tarhiyat Öncesi ve Sonrası Uzlaşma”, 2026, b. 5.3, https://muhammetcoban.com/vergi-hukuku/vergi-uzlasmasi/ (Erişim: 20.10.2026).
[3] Doğan Çengel / Volkan Demircioğlu, “Uzlaşma-2 (7524 Sayılı Kanun ile Yapılan Değişiklikler)”, Alomaliye, 11.10.2024, https://www.alomaliye.com/2024/10/11/uzlasma-2-7524-sayili-kanun-ile-yapilan-degisiklikler/ (Erişim: 20.10.2026). Aynı yönde, sorunun henüz içtihatla çözülmediğine dair bkz. Yusuf İleri, “Mükellefleri Bekleyen Yeni Hukuki Çıkmaz”, Odatv / Bağımsız Denetim Türkiye, 21.09.2026, https://www.bdturkey.com/mukellefleri-bekleyen-yeni-hukuki-cikmaz (Erişim: 20.10.2026).
[4] 7524 sayılı Kanun, m. 14; VUK ek m. 1, 6, 7, 8 ve 11.
[5] Nazalı Gündem, a.g.m.; Çoban, a.g.m., b. 5.3.
[6] “Uzlaşmalarda Vergi Aslına Dava Açılırsa Doğacak Karmaşayı Engellemek İçin Acil Düzenleme Yapılmalı”, Bağımsız Denetim Türkiye, 2026, https://www.bdturkey.com/uzlasmalarda-vergi-aslina-dava-acilirsa-dogacak-karmasayi-engellemek-icin-acil-duzenleme-yapilmali (Erişim: 20.10.2026).
[7] Çengel / Demircioğlu, a.g.m.
[8] AYM, E.2021/129, K.2022/33, 24.03.2022, RG 17.06.2022/31869, § 3.
[9] Danıştay İBK, 23.10.1986, E.1986/2, K.1986/2 (aktaran: Danıştay 4. D., 03.10.2022, E.2019/1257, K.2022/5333; Çoban, a.g.m., b. 1).
[10] Danıştay 4. D., 15.12.2020, E.2016/20695, K.2020/5724 (aktaran: Çoban, a.g.m., b. 6.1).
[11] Danıştay 4. D., 14.12.2020, E.2016/15567, K.2020/5624 (aktaran: Çoban, a.g.m., b. 6.2).
[12] Çengel / Demircioğlu, a.g.m.
[13] VUK m. 341 ve 344; vergi ziyaı kavramı için genel olarak bkz. Mualla Öncel / Ahmet Kumrulu / Nami Çağan, Vergi Hukuku, Turhan Kitabevi, Ankara, vergi suç ve cezalarına ilişkin bölüm.
[14] Danıştay İBK, 16.02.1989, E.1988/1, K.1989/1, RG 09.06.1989/20190.
[15] 7524 sayılı Kanun, m. 14; VUK ek m. 1, 6, 7, 8 ve 11.
[16] AİHM, Jussila/Finlandiya [BD], B. No: 73053/01, 23.11.2006.
[17] Çengel / Demircioğlu, a.g.m.
[18] Danıştay 7. D., 01.10.2020, E.2016/3891, K.2020/3486 (aktaran: Çoban, a.g.m., b. 6.3).
[19] AİHM, S.A. Dangeville/Fransa, B. No: 36677/97, 16.04.2002.
[20] 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu, m. 77, 78 ve 82.
[21] Danıştay VDDK, 17.03.1995, E.1994/41, K.1995/54 (aktaran: Koçarslan Hukuk, https://www.kocarslanhukuk.com/bakanlar-kurulu-kararinin-iptalinin-vergi-iade-taleplerine-etkisi-hakkinda-danistay-karari/, Erişim: 20.10.2026).
[22] Danıştay 4. D., E.2016/15567, K.2020/5624.
[23] Çengel / Demircioğlu, a.g.m.
[24] TBK m. 82.
Next




