Uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanımı, bireysel sağlığın yanı sıra kamu sağlığını ve toplumsal düzeni de ilgilendiren çok boyutlu bir hukuki meseledir. Bu nedenle uyuşturucu madde kullanımına yönelik ceza hukuku politikalarında, suçla mücadele amacı ile bireyin temel hak ve özgürlüklerinin korunması arasında adil bir denge kurulması gerekmektedir.

5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 191. maddesi, kullanmak amacıyla uyuşturucu veya uyarıcı madde satın alma, kabul etme, bulundurma ya da kullanma fiillerini yaptırıma bağlamakla birlikte, doğrudan cezalandırma yerine kamu davasının açılmasının ertelenmesi ve denetimli serbestlik tedbirlerinin uygulanmasını öngören özel bir hukuki rejim benimsemiştir.

Ancak denetimli serbestlik sürecinde gerçekleştirilen idrar veya kan analizlerinin pozitif sonuçlanması, uygulamada önemli hukuki tartışmaları beraberinde getirmektedir. Özellikle yeniden uyuşturucu madde kullanımının ihlal niteliği, ayrı bir soruşturma ve kovuşturmaya konu edilip edilemeyeceği, test sonuçlarının delil değeri ve kamu davasının açılabilmesi için aranan koşulların belirlenmesi önem taşımaktadır.

Bu kapsamda, denetimli serbestlik sürecinde yeniden uyuşturucu madde kullanımının hukuki niteliği, ihlal hâllerinin sonuçları ve kovuşturma şartları, yargı kararları ışığında ele alınacaktır.

II. ERTELEME VE DENETİMLİ SERBESTLİĞİN HUKUKİ NİTELİĞİ

A. Özel soruşturma rejimi

5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 191. maddesinin birinci fıkrasında, kullanmak amacıyla uyuşturucu veya uyarıcı madde satın alan, kabul eden, bulunduran ya da kullanan kişinin iki yıldan beş yıla kadar hapis cezasıyla cezalandırılacağı düzenlenmiştir. Bununla birlikte kanun koyucu, söz konusu suç bakımından doğrudan kamu davası açılması yerine, soruşturma aşamasında özel bir erteleme ve denetimli serbestlik mekanizması öngörmüştür.

TCK m. 191/2 uyarınca, bu suçtan dolayı başlatılan soruşturmada şüpheli hakkında beş yıl süreyle kamu davasının açılmasının ertelenmesine karar verilmektedir. Erteleme süresi içerisinde kişi, denetimli serbestlik tedbirine tabi tutulmakta ve gerekli görülmesi hâlinde tedaviye yönlendirilebilmektedir. Böylelikle uyuşturucu madde kullanımının yalnızca cezai yaptırımlarla önlenmesi yerine, kişinin yeniden madde kullanımından uzaklaştırılması ve toplumsal yaşama kazandırılması amaçlanmaktadır.

Bu düzenleme, genel kamu davasının açılmasının ertelenmesi kurumundan farklı olarak, TCK m. 191 kapsamında özel bir soruşturma rejimi oluşturmaktadır. Nitekim erteleme kararı, kişinin suçluluğuna ilişkin kesin bir yargısal belirleme niteliği taşımamakta; kanunda öngörülen koşullar çerçevesinde kamu davasının açılmasının belirli bir süre ertelenmesi sonucunu doğurmaktadır.

Bununla birlikte denetimli serbestlik sürecinin ihlal edilmesi hâlinde kamu davasının açılabilmesi, bu kurumun hukuki niteliği bakımından önem taşımaktadır. Zira kanun koyucu, erteleme süresince yeniden uyuşturucu madde kullanılması veya yükümlülüklere uygun davranmamakta ısrar edilmesi gibi durumları belirli hukuki sonuçlara bağlamıştır. Dolayısıyla denetimli serbestlik, yalnızca tedavi ve rehabilitasyon amacına hizmet eden bir uygulama olmayıp aynı zamanda kanunda belirlenen yükümlülüklerin yerine getirilmesini gerektiren özel bir denetim mekanizmasıdır.

B. Masumiyet karinesi

Kamu davasının açılmasının ertelenmesi ve denetimli serbestlik tedbirinin uygulanması, kişi hakkında kesinleşmiş bir mahkûmiyet hükmü bulunduğu anlamına gelmemektedir. Erteleme kararı soruşturma aşamasında verilmekte olup kişi, bu süreç boyunca şüpheli sıfatını korumaktadır. Dolayısıyla hakkında denetimli serbestlik tedbiri uygulanması, isnat edilen suçun kesin olarak işlendiğinin kabul edilmesine hukuki dayanak oluşturmaz.

Anayasa’nın 38. maddesinde güvence altına alınan masumiyet karinesi uyarınca, suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar hiç kimse suçlu sayılamaz. Bu ilke, yalnızca kovuşturma aşamasında değil, soruşturma sürecinde uygulanan koruma ve denetim tedbirlerinin değerlendirilmesinde de gözetilmelidir.

Bu bağlamda, denetimli serbestlik müdürlüğü tarafından düzenlenen ihlal bildirimlerinin hukuki niteliği ayrıca önem kazanmaktadır. Kişinin yükümlülüklerini yerine getirmediği veya yeniden uyuşturucu madde kullandığı yönündeki bildirimler, kamu davasının açılması bakımından değerlendirmeye alınabilecek nitelikte olmakla birlikte, suçun sabit olduğu yönünde bağlayıcı bir yargısal tespit olarak kabul edilemez.

Nitekim denetimli serbestlik tedbirinin ihlal edildiğinin belirlenmesi ile ceza yargılamasında mahkûmiyet hükmü kurulması, hukuki nitelikleri ve sonuçları bakımından birbirinden farklı aşamalardır. İhlal nedeniyle kamu davasının açılması hâlinde dahi mahkeme, suçun unsurlarını, delillerin hukuka uygunluğunu ve sanığın cezai sorumluluğunu bağımsız biçimde değerlendirmekle yükümlüdür.

Bu nedenle denetimli serbestlik sürecindeki ihlal tespitlerinin, masumiyet karinesini ortadan kaldıran veya mahkemenin delilleri değerlendirme yetkisini sınırlandıran kesin bir kabul olarak ele alınmaması gerekmektedir.

III. İHLAL HÂLLERİ VE POZİTİF TEST SONUCU

A. TCK m. 191/4 kapsamındaki ayrım

TCK m. 191’in dördüncü fıkrasında, kamu davasının açılmasının ertelenmesi sürecinde hangi davranışların ihlal niteliğinde kabul edileceği açıkça düzenlenmiştir. Buna göre kişinin kendisine yüklenen yükümlülüklere veya uygulanan tedavinin gereklerine uygun davranmamakta ısrar etmesi, yeniden kullanmak amacıyla uyuşturucu veya uyarıcı madde satın alması, kabul etmesi yahut bulundurması veya uyuşturucu ya da uyarıcı madde kullanması, kamu davasının açılmasını gerektiren ayrı ihlal sebepleri olarak öngörülmüştür.

Kanun koyucu tarafından düzenlenen bu ihlal hâllerinin hukuki nitelikleri bakımından birbirinden ayrılması gerekmektedir. Nitekim TCK m. 191/4-a kapsamında, kişinin denetimli serbestlik yükümlülüklerine veya tedavinin gereklerine aykırı davranması tek başına yeterli görülmemiş, söz konusu aykırılığın ısrar niteliği taşıması aranmıştır. Bu nedenle yükümlülüklerin yerine getirilmemesi sebebiyle kamu davası açılabilmesi için kişinin davranışının ısrar koşulunu karşılayıp karşılamadığı ve gerekli bildirimlerin usulüne uygun şekilde yapılıp yapılmadığı değerlendirilmelidir.

Buna karşılık TCK m. 191/4-b ve 191/4-c bentlerinde, yeniden uyuşturucu veya uyarıcı madde satın alınması, kabul edilmesi, bulundurulması ya da kullanılması bağımsız ihlal sebepleri olarak düzenlenmiştir. Bu fiiller bakımından, (a) bendinde öngörülen ısrar şartının ayrıca gerçekleşmesi aranmamaktadır. Dolayısıyla erteleme süresi içerisinde yeniden uyuşturucu madde kullanıldığı hukuken yeterli ve güvenilir delillerle tespit edildiğinde, kişinin daha önce uyarılmış olması veya aynı davranışı birden fazla kez gerçekleştirmesi, TCK m. 191/4-c kapsamında kamu davasının açılması için zorunlu bir koşul değildir.

Bununla birlikte, ısrar şartının aranmaması, yeniden uyuşturucu madde kullanıldığına ilişkin her iddianın kendiliğinden ihlal olarak kabul edileceği anlamına gelmemektedir. Özellikle biyolojik analizlerde pozitif sonuç elde edilmesi hâlinde, bu sonucun güvenilirliği, tespit edilen maddenin niteliği ve fiilin erteleme süresi içerisinde gerçekleşip gerçekleşmediği ayrıca değerlendirilmelidir. Bu nedenle ihlal sebeplerinin birbirinden ayrılması, hem kamu davasının açılabilmesi için aranan kanuni koşulların doğru belirlenmesi hem de şüphelinin hukuki güvencelerinin korunması bakımından önem taşımaktadır.

B. Pozitif testin anlamı

Denetimli serbestlik sürecinde gerçekleştirilen idrar veya kan analizlerinde uyuşturucu ya da uyarıcı madde veya bunlara ait metabolitlerin tespit edilmesi, kişinin yeniden madde kullanıp kullanmadığının belirlenmesi bakımından önemli bir delil niteliği taşıyabilmektedir. Bununla birlikte, biyolojik analiz sonucunun pozitif olması, her durumda uyuşturucu madde kullanımının hukuken kesin olarak ispatlandığı anlamına gelmemektedir. Söz konusu bulgunun delil değerinin belirlenebilmesi için testin niteliği, kullanılan analiz yöntemi, biyolojik örneğin alınma ve muhafaza koşulları ile tespit edilen maddenin hukuki niteliğinin birlikte değerlendirilmesi gerekmektedir.

Özellikle uyuşturucu madde kullanımının tespitinde uygulanan tarama testleri ile doğrulama analizleri arasındaki farklılıklar, elde edilen sonuçların güvenilirliği bakımından önem taşımaktadır. Bunun yanında, kişinin kullandığı ilaçların analiz sonuçları üzerindeki olası etkileri, tespit edilen maddenin vücutta kalış süresi ve biyolojik bulgunun kullanım zamanının belirlenmesine ne ölçüde elverişli olduğu da somut olayın özelliklerine göre araştırılmalıdır. Bu nedenle kişinin uyuşturucu madde kullanmadığına yönelik savunmalarının veya test sonucunun doğruluğuna ilişkin somut itirazlarının, yalnızca pozitif analiz sonucuna dayanılarak değerlendirme dışı bırakılması hukuken isabetli olmayacaktır.

Nitekim Yargıtay 8. Ceza Dairesinin 16.05.2024 tarihli, 2024/13342 E. ve 2024/4267 K. sayılı kararında, denetimli serbestlik sürecinde uyuşturucu madde kullanıldığına ilişkin bildirime dayanak oluşturan tahlil sonuçlarının denetime elverişli biçimde dosyaya kazandırılmadan hüküm kurulması, eksik araştırma kapsamında değerlendirilmiştir. Bu yaklaşım, biyolojik analiz sonuçlarının yalnızca idari bildirimler üzerinden değil, doğrudan ilgili delillerin incelenmesi suretiyle değerlendirilmesi gerektiğini ortaya koymaktadır.

Diğer taraftan, pozitif test sonucunun TCK m. 191/4 kapsamında kamu davasının açılmasına neden olabilecek bir ihlal olarak değerlendirilmesi ile aynı sonucun ceza yargılamasında mahkûmiyet hükmüne esas alınması birbirinden farklı hukuki aşamalardır. Kamu davasının açılması bakımından kanunda öngörülen ihlal ve kovuşturma koşullarının gerçekleşip gerçekleşmediği değerlendirilirken, mahkûmiyet aşamasında isnat edilen suçun hukuka uygun, güvenilir ve yeterli delillerle ispatlanması gerekmektedir.

Bu bağlamda, denetimli serbestlik müdürlüğünce düzenlenen ihlal bildirimi veya pozitif test sonucu, mahkemenin bağımsız delil değerlendirme yükümlülüğünü ortadan kaldırmamaktadır. Ceza muhakemesinde maddi gerçeğe ulaşma amacı, delillerin hukuka uygunluğu ve güvenilirliği ile savunma hakkının korunması ilkeleri çerçevesinde gerçekleştirilmelidir. Dolayısıyla biyolojik analiz sonuçlarının hukuki değerlendirilmesinde, yalnızca testin pozitif sonuçlanması değil, bu sonucun hangi koşullarda elde edildiği ve isnat edilen fiili ispata ne ölçüde elverişli olduğu da dikkate alınmalıdır.

IV. AYRI SORUŞTURMA VE KOVUŞTURMA YASAĞI

5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 191. maddesinin beşinci fıkrasında, kamu davasının açılmasının ertelenmesi süresi içerisinde kişinin yeniden kullanmak amacıyla uyuşturucu veya uyarıcı madde satın alması, kabul etmesi, bulundurması ya da kullanması hâlinde, söz konusu fiillerin dördüncü fıkra kapsamında ihlal nedeni sayılacağı ve ayrı bir soruşturma veya kovuşturma konusu yapılamayacağı açıkça düzenlenmiştir. Bu hükümle kanun koyucu, erteleme süresi içerisinde gerçekleşen yeniden kullanım fiillerinin bağımsız bir cezai takibata konu edilmesini sınırlandırarak bu fiillerin mevcut erteleme kararı kapsamında değerlendirilmesini öngörmüştür.

Ancak yeniden uyuşturucu madde kullanımının ayrı bir soruşturma veya kovuşturmaya konu edilememesi, söz konusu fiilin herhangi bir hukuki sonuç doğurmayacağı anlamına gelmemektedir. Aksine, TCK m. 191/4 uyarınca erteleme süresi içerisinde yeniden uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanıldığının tespit edilmesi, kanunda öngörülen koşulların gerçekleşmesi hâlinde önceki suç nedeniyle ertelenen kamu davasının açılmasını gerektirmektedir. Dolayısıyla burada birbirinden ayrılması gereken husus, yeniden kullanım fiilinin bağımsız bir suç isnadıyla ayrıca kovuşturulması ile bu fiilin önceki erteleme kararının ihlali olarak hukuki sonuç doğurmasıdır.

Nitekim Yargıtay 20. Ceza Dairesinin 14.12.2017 tarihli, 2017/2893 E. ve 2017/7025 K. sayılı kararında, denetimli serbestlik tedbirinin infazı sırasında gerçekleştirilen uyuşturucu madde kullanımının ayrı bir kovuşturmaya konu edilip edilemeyeceği değerlendirilmiştir. Yüksek Mahkeme, TCK m. 191/5 hükmü doğrultusunda, ikinci fiilin bağımsız bir kovuşturma konusu yapılamayacağını belirterek bu fiil nedeniyle açılan davada beraat yerine, kovuşturma şartının bulunmaması nedeniyle CMK m. 223/8 uyarınca düşme kararı verilmesi gerektiğini ifade etmiştir.

Benzer şekilde Yargıtay 10. Ceza Dairesinin 14.06.2023 tarihli, 2020/21687 E. ve 2023/5558 K. sayılı kararında da denetimli serbestlik sürecinde gerçekleşen yeniden uyuşturucu madde kullanımı ile önceki suç nedeniyle yürütülen yargısal süreç arasındaki ilişki ele alınmıştır. Bu kapsamda, yeniden kullanım fiilinin hangi aşamada gerçekleştiğinin ve önceki dosyanın hukuki durumunun belirlenmesi, ayrı kovuşturma yapılıp yapılamayacağının değerlendirilmesi bakımından önem taşımaktadır.

Bununla birlikte, TCK m. 191/5 kapsamında öngörülen ayrı soruşturma ve kovuşturma yasağının uygulama alanı sınırsız değildir. Nitekim aynı maddenin altıncı fıkrasında, dördüncü fıkra uyarınca kamu davasının açılmasından sonra TCK m. 191/1 kapsamında tanımlanan suçun yeniden işlendiği iddiasıyla başlatılan soruşturmalarda, ikinci fıkra uyarınca tekrar kamu davasının açılmasının ertelenmesi kararı verilemeyeceği hüküm altına alınmıştır. Bu nedenle sonraki fiillerin hukuki niteliğinin belirlenmesinde, eylemlerin gerçekleştiği tarihler ile önceki erteleme ve kovuşturma sürecinin hangi aşamada bulunduğu birlikte değerlendirilmelidir.

Sonuç olarak TCK m. 191/5 hükmünün amacı, erteleme süresi içerisindeki yeniden kullanım fiillerinin hukuki sonuçlarını ortadan kaldırmak değil, bu fiillerin hangi soruşturma ve kovuşturma rejimi içerisinde değerlendirileceğini belirlemektir. Bu doğrultuda, ayrı soruşturma ve kovuşturma yasağının kapsamının doğru belirlenmesi, aynı fiil nedeniyle mükerrer cezai takibat yürütülmesinin önlenmesi ve kanunda öngörülen özel soruşturma rejiminin hukuka uygun uygulanması bakımından önem arz etmektedir.

V. TEBLİĞ, KESİNLEŞME VE KOVUŞTURMA ŞARTLARI

TCK m. 191 kapsamında kamu davasının açılmasının ertelenmesi ve denetimli serbestlik tedbirinin uygulanabilmesi bakımından, erteleme kararının şüpheliye usulüne uygun biçimde tebliğ edilmesi ve kesinleşmesi önem taşımaktadır. Zira söz konusu karar, kişinin belirli yükümlülüklere tabi tutulmasına ve bu yükümlülüklerin ihlali hâlinde hakkında kamu davası açılmasına neden olabilecek hukuki sonuçlar doğurmaktadır. Bu nedenle şüphelinin hakkında verilen karardan, kendisine yüklenen yükümlülüklerden, ihlal hâlinde karşılaşabileceği sonuçlardan ve karara karşı başvurabileceği kanun yollarından usulüne uygun şekilde haberdar edilmesi gerekmektedir.

Nitekim Yargıtay 10. Ceza Dairesinin 21.04.2025 tarihli, 2023/23259 E. ve 2025/4637 K. sayılı kararında, kamu davasının açılmasının ertelenmesi kararının usulüne uygun tebliğ edilmemesi ve kesinleşmemesi durumunda, denetimli serbestlik tedbirinin infazına hukuki sonuç doğuracak şekilde başlanamayacağı ve beş yıllık erteleme süresinin işlemeye başlamayacağı vurgulanmıştır. Bu doğrultuda, usulüne uygun şekilde kesinleşmemiş bir erteleme kararına dayanılarak gerçekleştirilen işlemlerin, doğrudan yükümlülük ihlali olarak kabul edilmesi ve bu gerekçeyle mahkûmiyet hükmü kurulması hukuka aykırılık oluşturabilecektir.

Erteleme kararının usulüne uygun tebliğ edilmemesi veya kesinleşmemesi nedeniyle kovuşturma şartlarının henüz gerçekleşmediğinin anlaşılması hâlinde, mahkemenin doğrudan mahkûmiyet hükmü kurması yerine, CMK m. 223/8’in ikinci cümlesi uyarınca kamu davasının durmasına karar vermesi gerekmektedir. Bu durumda erteleme kararının şüpheliye usulüne uygun biçimde tebliğ edilmesi, kanun yolu hakkının kullandırılması ve kararın kesinleşmesini takiben denetimli serbestlik tedbirinin hukuka uygun şekilde infaz edilmesi sağlanmalıdır. Dolayısıyla usulsüz tebligat nedeniyle kovuşturma şartlarının oluşmadığı hâllerde verilecek durma kararı, yargılamanın kesin olarak sona erdirilmesi anlamına gelmemekte; eksik usuli koşulların tamamlanmasının beklenmesine hizmet etmektedir.

Diğer taraftan, TCK m. 191/4-a kapsamında düzenlenen yükümlülüklere veya tedavinin gereklerine uygun davranmamakta ısrar edilmesi hâlinde de usulüne uygun bildirim ve uyarı yapılması önem taşımaktadır. Yargıtay 10. Ceza Dairesinin 16.09.2020 tarihli, 2019/5998 E. ve 2020/3693 K. sayılı kararında, denetimli serbestlik yükümlülüklerine uyulmaması nedeniyle kamu davası açılabilmesi için gerekli uyarıların yapılması ve ısrar koşulunun gerçekleşmesi gerektiği belirtilmiştir. Bu kapsamda kişinin yükümlülüklere uymamakta ısrar ettiği hukuken ortaya konulmadan kamu davası açılması hâlinde, kovuşturma şartının gerçekleşmesini beklemek üzere durma kararı verilmesi gündeme gelecektir.

Bununla birlikte, TCK m. 191/4-a bendinde aranan ısrar koşulu ile aynı fıkranın (b) ve (c) bentlerinde düzenlenen yeniden uyuşturucu madde satın alma, kabul etme, bulundurma veya kullanma fiilleri birbirinden ayrılmalıdır. Zira yeniden uyuşturucu madde kullanılması, kanun koyucu tarafından bağımsız bir ihlal sebebi olarak öngörülmüş olup bu fiil bakımından ayrıca uyarı yapılması veya davranışın tekrarlanması şartı aranmamaktadır. Ancak bu durum, erteleme kararının usulüne uygun şekilde kesinleşmiş olması ve yeniden kullanım fiilinin hukuken yeterli delillerle ortaya konulması gerekliliğini ortadan kaldırmamaktadır.

Sonuç olarak, erteleme kararının tebliği ve kesinleşmesi ile ihlale ilişkin kanuni koşulların gerçekleşmesi, kamu davasının açılabilmesi bakımından öncelikle incelenmesi gereken hususlardır. Kovuşturma şartlarının henüz gerçekleşmediği durumlarda mahkûmiyet hükmü kurulması yerine, CMK m. 223/8 kapsamında durma kararı verilerek ilgili usuli eksikliklerin giderilmesi sağlanmalıdır.

VI. LABORATUVAR RAPORUNUN DELİL DEĞERİ VE SAVUNMA HAKKI

CMK m. 217 uyarınca mahkeme, hükmünü hukuka uygun biçimde elde edilen ve duruşmada tartışılan delillere dayandırmalıdır. Denetimli serbestlik müdürlüğünün ihlal yazısı ile bu yazıya dayanak oluşturan laboratuvar sonucu aynı delil değildir. Yargıtay 8. Ceza Dairesinin 16.05.2024 tarihli, 2024/13342 E., 2024/4267 K. sayılı kararında tahlil sonucunun denetime elverişli şekilde dosyaya alınmaması eksik araştırma kapsamında değerlendirilmiştir.

Yargıtay 10. Ceza Dairesinin 11.10.2023 tarihli, 2021/686 E., 2023/8619 K. sayılı kararı, biyolojik örnekte saptanan maddenin TCK m. 191 anlamında uyuşturucu veya uyarıcı madde niteliği taşıyıp taşımadığının önemini ortaya koymaktadır. Kişinin testin doğruluğuna yönelik somut itirazları gerekçeli olarak ele alınmalı; gerektiğinde uzman incelemesi yapılmalıdır. Her pozitif test bakımından zorunlu bir yeniden test kuralı bulunduğu ise söylenemez.

VII. KAMU DAVASI VE MAHKÛMİYETİN AYRILMASI

İhlal nedeniyle kamu davasının açılması, mahkûmiyet hükmü kurulması ve cezanın infazı birbirinden farklı aşamalardır. TCK m. 191 kapsamında düzenlenen kamu davasının açılmasının ertelenmesi ve denetimli serbestlik sistemi, uyuşturucu madde kullanımıyla mücadelede yalnızca cezalandırmayı değil, bireyin tedavi edilerek topluma yeniden kazandırılmasını da amaçlayan özel bir hukuki mekanizmadır. Bununla birlikte, söz konusu sistemin uygulanması sırasında ortaya çıkan ihlal iddialarının, ceza muhakemesinin temel ilkelerinden ve bireyin anayasal güvencelerinden bağımsız biçimde değerlendirilmesi mümkün değildir.

Denetimli serbestlik sürecinde gerçekleştirilen uyuşturucu madde analizlerinde pozitif sonuç elde edilmesi, TCK m. 191/4 kapsamında kamu davasının açılmasına neden olabilecek bir ihlal niteliği taşıyabilmektedir. Ancak denetimli serbestlik tedbirinin ihlal edilmesi, kamu davasının açılması ve mahkûmiyet hükmü kurulması, hukuki nitelikleri ve sonuçları bakımından birbirinden farklı aşamalardır. Nitekim Yargıtay 10. Ceza Dairesinin 25.09.2023 tarihli, 2023/10983 E., 2023/8052 K. ve 11.10.2023 tarihli, 2021/681 E., 2023/8625 K. sayılı kararlarında, denetimli serbestlik sürecinde uyuşturucu madde kullanımının tespit edilmesi üzerine verilen mahkûmiyet hükümleri onanmış olmakla birlikte; erteleme kararının tebliği, kesinleşmesi, kovuşturma şartlarının gerçekleşmesi ve laboratuvar sonuçlarının denetlenebilirliği yönünden eksiklikler bulunan dosyalarda bozma kararları da verilmiştir.

Bu doğrultuda, pozitif uyuşturucu madde testinin tek başına ve kendiliğinden mahkûmiyet sonucunu doğurduğundan söz edilemez. Mahkemenin, denetimli serbestlik müdürlüğünce düzenlenen ihlal bildirimiyle bağlı olmaksızın, isnat edilen suçun unsurlarını, delillerin hukuka uygunluğunu ve güvenilirliğini, kovuşturma şartlarının gerçekleşip gerçekleşmediğini ve ileri sürülen savunmaları bağımsız biçimde değerlendirmesi gerekmektedir. Özellikle erteleme kararının usulüne uygun tebliğ edilmediği veya kesinleşmediği durumlarda, kovuşturma şartlarının henüz gerçekleşmemiş olması nedeniyle CMK m. 223/8 kapsamında durma kararı verilmesi gerekliliği göz ardı edilmemelidir.

Diğer taraftan, TCK m. 191/5 kapsamında yeniden uyuşturucu madde kullanımının ayrı soruşturma ve kovuşturma konusu yapılamayacağına ilişkin düzenleme, aynı fiil nedeniyle mükerrer cezai takibat yürütülmesinin önlenmesi bakımından önem taşımaktadır. Bununla birlikte, söz konusu yasağın yeniden kullanım fiilini hukuki sonuçlardan bütünüyle arındırmadığı; kanuni koşulların gerçekleşmesi hâlinde önceki erteleme kararının ihlali nedeniyle kamu davasının açılmasının gündeme gelebileceği unutulmamalıdır.

Kanaatimizce, denetimli serbestlik sürecinde uyuşturucu madde kullanımının tespit edilmesine ilişkin en önemli hukuki sorun, pozitif test sonucunun varlığından ziyade, bu sonuca bağlanan cezai sonuçların kanuni ve usuli güvenceler gözetilerek belirlenmesidir. Zira ceza muhakemesinde maddi gerçeğe ulaşma amacı, kişiye tanınan temel hak ve özgürlüklerin göz ardı edilmesini haklı kılamayacağı gibi, denetimli serbestlik tedbirinin ihlal edildiğine ilişkin idari bir tespit de yargısal denetimin yerine geçemez.

Sonuç itibarıyla, denetimli serbestlik sürecindeki her ihlal iddiasının; fiilin gerçekleştiği tarih, uygulanacak kanun hükmü, erteleme kararının hukuki geçerliliği, kovuşturma şartları ve delillerin ispat gücü bakımından ayrı ayrı değerlendirilmesi zorunludur. Denetimli serbestlik kurumunun iyileştirici amacına ulaşabilmesi, ihlal iddialarının otomatik bir cezalandırma gerekçesine dönüştürülmemesine ve ceza muhakemesinin temel güvencelerinin etkin biçimde uygulanmasına bağlıdır. Bu nedenle TCK m. 191’in uygulanmasında, kamu sağlığının korunmasına yönelik meşru amaç ile bireyin adil yargılanma hakkı, masumiyet karinesi ve hukuki güvenliği arasında kurulması gereken dengenin titizlikle gözetilmesi gerekmektedir.