Forex (Foreign Exchange), en genel ifadeyle farklı ülke para birimlerinin birbirlerine karşı değer değişimleri üzerinden alım-satım işlemlerinin gerçekleştirildiği döviz piyasasını ifade etmektedir. Forex piyasasında yatırımcılar, bir para biriminin diğerine karşı değer kazanacağı veya kaybedeceği beklentisi üzerinden işlem yapabilmektedir. Forex işlemlerinin önemli özelliklerinden biri ise kaldıraçlı işlem yapılabilmesine imkân vermesidir. Kaldıraç sistemi, yatırımcının sahip olduğu teminat tutarının üzerinde büyüklüğe sahip pozisyon açmasına olanak sağlamakta; bu durum elde edilebilecek kazancı artırabildiği gibi yatırımcının maruz kalabileceği zararı da önemli ölçüde büyütebilmektedir.
Forex ve kaldıraçlı alım satım işlemlerine ilişkin ceza soruşturmaları ise yalnızca yatırım platformlarını kuran veya yöneten kişiler bakımından değil; bu şirketlerde görev yapan çalışanlar, çağrı merkezi personeli, muhasebeciler, mali müşavirler, banka hesabı veya telefon hattı sahipleri ile şirketle farklı hukuki ya da fiilî ilişkiler içerisinde bulunan üçüncü kişiler yönünden de önemli ceza hukuku sorunlarını beraberinde getirmektedir.
Özellikle çok sayıda şüphelinin bulunduğu geniş kapsamlı forex soruşturmalarında, şirket veya yatırım platformuyla herhangi bir şekilde bağlantısı tespit edilen çok sayıda kişinin aynı soruşturma kapsamında değerlendirilmesi söz konusu olabilmektedir. Ancak bir kişinin forex faaliyeti yürüten bir şirkette çalışması, bu şirketten ücret veya başka bir ödeme alması, şirket yöneticileriyle iletişim hâlinde bulunması yahut şirketle ticari veya mesleki bir ilişkisinin mevcut olması, tek başına dolandırıcılık suçuna iştirak ettiğini, izinsiz sermaye piyasası faaliyetine katıldığını veya suç örgütü içerisinde yer aldığını göstermeye yeterli değildir.
Ceza sorumluluğunun şahsiliği ilkesi gereğince, soruşturma kapsamındaki her kişi yönünden bireysel, somut ve kişiselleştirilmiş bir değerlendirme yapılması gerekir. Bu kapsamda kişinin şirket içerisindeki gerçek görevi ve yetkileri, gerçekleştirdiği somut eylemler, suç teşkil ettiği ileri sürülen faaliyetler hakkındaki bilgi düzeyi ve kastı, yatırımcılarla kurduğu ilişkinin niteliği, banka ve para hareketleri ile suçun icrasına sunduğu iddia edilen katkının mahiyeti ayrı ayrı ortaya konulmalıdır.
Dolayısıyla forex soruşturmalarında ceza sorumluluğunun belirlenmesinde esas alınması gereken husus, kişinin yalnızca şirket veya platformla bağlantısının bulunması değil; isnat edilen suçun kanuni unsurlarının gerçekleşmesine hangi somut fiille katkıda bulunduğu, bu faaliyetin niteliğini bilip bilmediği ve suça bilerek ve isteyerek katılıp katılmadığıdır. Bu hususların varsayımlarla değil, her şüpheli yönünden ayrı ayrı ortaya konulan somut delillerle değerlendirilmesi gerekmektedir.
1. FOREX İŞLEMLERİ VE İZİNSİZ SERMAYE PİYASASI FAALİYETİ
Forex (foreign exchange) işlemleri, esas itibarıyla dövizler başta olmak üzere çeşitli finansal varlıkların fiyat değişimleri üzerinden kazanç elde edilmesini amaçlayan işlemleri ifade etmektedir. Bu işlemlerin kaldıraçlı olarak gerçekleştirilmesi ise yatırımcının yatırdığı teminat tutarının üzerinde büyüklüğe sahip pozisyon açabilmesine imkân vermekte; bu yönüyle yatırımcının elde edebileceği kazanç kadar maruz kalabileceği zararı da önemli ölçüde artırabilmektedir.
Türkiye'de kaldıraçlı alım satım işlemlerinin gerçekleştirilmesi ve bu işlemlere aracılık edilmesi serbest ve denetimsiz bir ticari faaliyet niteliğinde olmayıp, 6362 sayılı Sermaye Piyasası Kanunu ve ilgili ikincil mevzuat kapsamında düzenlenen sermaye piyasası faaliyetleri arasında yer almaktadır. Bu nedenle Türkiye'de yerleşik kişilere yönelik kaldıraçlı işlem hizmeti sunulabilmesi için ilgili faaliyetin sermaye piyasası mevzuatında öngörülen usul ve esaslara uygun şekilde ve gerekli yetkilendirmeye sahip kuruluşlar aracılığıyla yürütülmesi gerekmektedir.
Bu noktada, internet üzerinden erişilebilen bir forex platformunun fiilen faaliyet göstermesi ile söz konusu platformun Sermaye Piyasası Kurulu tarafından yetkilendirilmiş olması birbirinden tamamen farklı hususlardır. Bir platformun internet sitesinin bulunması, yatırımcı kabul etmesi, para yatırma ve çekme işlemlerine imkân sağlaması veya yurt dışında kurulmuş bir şirket üzerinden faaliyet yürütmesi, tek başına Türkiye'de sermaye piyasası faaliyeti yürütme konusunda yetkili olduğu anlamına gelmemektedir.
Nitekim 6362 sayılı Sermaye Piyasası Kanunu'nun 109. maddesinde, Kuruldan izin alınmaksızın sermaye piyasasında faaliyette bulunulması, belirli şartlar altında cezai yaptırıma bağlanmıştır. Bu itibarla Türkiye'de yerleşik yatırımcılara yönelik olarak gerekli yetki ve izinler bulunmaksızın kaldıraçlı alım satım hizmeti sunulması veya bu işlemlere aracılık edilmesi, somut olayın özelliklerine göre izinsiz sermaye piyasası faaliyeti kapsamında cezai sorumluluğu gündeme getirebilmektedir.
Ancak ceza hukuku bakımından burada son derece önemli bir ayrım yapılması gerekmektedir: Bir forex faaliyetinin sermaye piyasası mevzuatı bakımından izinsiz olması ile bu faaliyet kapsamında dolandırıcılık suçunun işlenmiş olması aynı hukuki anlama gelmemektedir. İzinsiz sermaye piyasası faaliyetinin varlığı, kendiliğinden yatırımcılara karşı hileli davranışlarda bulunulduğunu veya platformla herhangi bir şekilde bağlantısı bulunan herkesin dolandırıcılık suçuna iştirak ettiğini göstermez.
Bu nedenle forex soruşturmalarında öncelikle faaliyetin sermaye piyasası mevzuatı karşısındaki hukuki niteliği, ardından yatırımcılara yönelik somut eylemlerin TCK kapsamında ayrıca bir suç oluşturup oluşturmadığı ve son olarak her bir şüphelinin söz konusu eylemlere hangi fiille ve hangi manevi unsurla katıldığı birbirinden bağımsız olarak değerlendirilmelidir. İzinsiz sermaye piyasası faaliyeti ile dolandırıcılık aynı suç değildir.
Bir faaliyetin SPK'dan gerekli izin alınmadan gerçekleştirilmesi tek başına o faaliyet kapsamında işlem yapan her yatırımcının dolandırıldığı veya şirkette bulunan herkesin dolandırıcılık suçuna iştirak ettiği anlamına gelmez. Her suçun kanuni unsurlarının ayrıca değerlendirilmesi gerekir.
2. FOREX DOSYALARINDA DOLANDIRICILIK SUÇU NASIL GÜNDEME GELİR?
Forex faaliyetlerine ilişkin ceza soruşturmalarında, izinsiz sermaye piyasası faaliyeti iddiasının yanı sıra 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 157. maddesinde düzenlenen dolandırıcılık ve somut olayın özelliklerine göre TCK m.158'de düzenlenen nitelikli dolandırıcılık suçları da gündeme gelebilmektedir.
Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için yalnızca yatırımcının malvarlığında bir azalma meydana gelmesi yeterli değildir. Suçun temelini, fail tarafından gerçekleştirilen hileli davranışlarla mağdurun iradesinin sakatlanması ve bu davranışların etkisi altında gerçekleştirilen tasarruf sonucunda failin veya üçüncü bir kişinin yararına haksız menfaat sağlanması oluşturmaktadır. Dolayısıyla hileli davranış, mağdurun malvarlığına ilişkin tasarrufu ile meydana gelen zarar ve sağlanan yarar arasında somut bir nedensellik bağının bulunması gerekir.
Bu ayrım forex işlemleri bakımından özellikle önem taşımaktadır. Zira kaldıraçlı işlemler, niteliği gereği yüksek kazanç ihtimalinin yanında önemli ölçüde zarar riskini de bünyesinde barındırmaktadır. Bu nedenle yatırımcının gerçekleştirdiği işlemler sonucunda parasının tamamını veya bir kısmını kaybetmesi, tek başına dolandırıcılık suçunun işlendiğini ortaya koymaz. Ceza hukuku bakımından araştırılması gereken husus, zararın olağan yatırım riskinin gerçekleşmesinden mi yoksa yatırımcının hileli davranışlarla yanıltılarak malvarlığı üzerinde tasarrufta bulunmasının sağlanmasından mı kaynaklandığıdır.
Bu kapsamda soruşturma makamlarınca özellikle; yatırımcıya gerçeğe aykırı veya gerçekleşmesi mümkün olmayan kazanç vaatlerinde bulunulup bulunulmadığı, platformun yetki ve güvenilirliği konusunda yanıltıcı açıklamalar yapılıp yapılmadığı, gerçekte gerçekleştirilmeyen alım-satım işlemlerinin gerçekleştirilmiş gibi gösterilip gösterilmediği, yatırım hesabında görüntülenen bakiye ve kazançların gerçek bir finansal karşılığının bulunup bulunmadığı, yatırımcının para yatırmaya devam etmesini sağlamak amacıyla gerçeğe aykırı bilgiler kullanılıp kullanılmadığı ve yatırımcının parasını çekmek istemesi hâlinde gerçek dışı gerekçelerle yeni ödemeler yapmaya yönlendirilip yönlendirilmediği araştırılmalıdır.
Aynı şekilde yatırımcı tarafından gönderilen paraların hangi banka veya ödeme hesaplarına aktarıldığı, bu paraların gerçekten yatırım işlemlerinde kullanılıp kullanılmadığı, hesaplar arasında nasıl hareket ettirildiği ve nihai olarak kimlerin tasarrufuna geçtiği de suçun maddi unsurlarının ortaya çıkarılması bakımından önem taşımaktadır. Bu noktada banka kayıtları, MASAK incelemeleri, platform kayıtları, yatırımcı ile gerçekleştirilen telefon görüşmeleri ve mesajlaşmalar ile dijital materyaller birlikte değerlendirilmelidir.
Özellikle yatırımcıya platform üzerinde gerçekte mevcut olmayan bir kazanç veya bakiye gösterilerek güven oluşturulması, ardından söz konusu kazancın çekilebilmesi için “vergi”, “komisyon”, “teminat”, “sigorta” veya benzeri adlar altında yeni ödemeler talep edilmesi, somut olayın bütünlüğü içerisinde hile unsurunun tespiti bakımından önem taşıyabilecek olgulardandır. Bununla birlikte bu tür bir olgunun varlığı dahi tek başına yeterli kabul edilmeksizin, failin kastı ve yatırımcının malvarlığı tasarrufuyla bağlantısı somut olay özelinde incelenmelidir.
Nitelikli dolandırıcılık bakımından ise TCK m.158'de sayılan nitelikli hâllerin somut olayda gerçekleşip gerçekleşmediği ayrıca değerlendirilmelidir. Özellikle forex faaliyetinin internet sitesi, mobil uygulama, sosyal medya veya diğer bilişim sistemleri aracılığıyla yürütüldüğü dosyalarda, bilişim sistemlerinin suçun işlenmesindeki fonksiyonunun olay özelinde belirlenmesi önem taşımaktadır. Bir internet sitesinin veya dijital platformun kullanılmış olması, tek başına bütün şüpheliler yönünden aynı nitelikli hâlin gerçekleştiği sonucuna götürmemeli; her kişinin hileli mekanizma içerisindeki fiilî katkısı ayrıca ortaya konulmalıdır.
Sonuç olarak forex dosyalarında “yatırımcı para kaybetmiştir” olgusu ile “yatırımcı dolandırılmıştır” şeklindeki ceza hukuku sonucu birbirinden ayrılmalıdır. Yatırım faaliyetinin ekonomik açıdan başarısızlıkla sonuçlanması veya yatırımcının zarar etmesi tek başına dolandırıcılık suçunu oluşturmaz. Dolandırıcılıktan söz edilebilmesi için, yatırımcının hangi somut hileli davranışla yanıltıldığı, bu davranış nedeniyle hangi malvarlığı tasarrufunda bulunduğu, meydana gelen zarar ile hile arasındaki nedensellik bağı ve fail veya üçüncü kişi lehine sağlanan yarar somut deliller üzerinden ortaya konulmalıdır.
3. FOREX ŞİRKETİNDE ÇALIŞMAK TEK BAŞINA SUÇ MUDUR?
Bir kişinin forex faaliyeti yürüten bir şirket bünyesinde çalışması, tek başına cezai sorumluluğunun kabul edilmesi için yeterli değildir. Ceza hukukunda sorumluluk şahsi olup kişinin yalnızca belirli bir şirketle organik, hukuki veya ekonomik ilişkisinin bulunmasından hareketle, şirket bünyesinde işlendiği iddia edilen bütün suçlardan sorumlu tutulması mümkün değildir.
Nitekim bir şirket içerisinde sekreterlik, muhasebe, insan kaynakları, bilgi işlem, teknik destek, çağrı merkezi veya satış gibi birbirinden tamamen farklı görev ve yetki alanlarına sahip kişiler bulunabilir. Bu nedenle soruşturma makamlarınca yalnızca kişinin “şirket çalışanı” olduğunun tespit edilmesiyle yetinilmemeli; kişinin şirket içerisindeki fiilî görevi, yetki alanı, karar alma süreçlerine katılımı ve suç teşkil ettiği ileri sürülen faaliyetlerle somut bağlantısı ayrıca araştırılmalıdır.
Örneğin şirket çalışanlarının özlük dosyalarını takip eden bir insan kaynakları personeli ile yatırımcıları doğrudan arayarak gerçeğe aykırı kazanç vaatlerinde bulunduğu iddia edilen bir satış temsilcisinin hukuki konumu aynı değildir. Benzer şekilde şirketin bilgisayar sistemlerinin rutin teknik işleyişini sağlayan bir bilgi işlem çalışanı ile yatırımcılardan gelen paraların toplandığı hesapları yöneten, bu paraların transferine karar veren veya para trafiğini fiilen sevk ve idare eden kişinin eylemleri aynı hukuki değerlendirmeye tabi tutulamaz.
Bu noktada TCK'nın iştirak hükümleri de önem taşımaktadır. Bir kişinin müşterek fail, azmettiren veya yardım eden sıfatıyla cezai sorumluluğundan söz edilebilmesi için yalnızca şirkette çalıştığının değil, isnat edilen suça hangi somut fiille katıldığının ve gerekli manevi unsurun ortaya konulması gerekir. Özellikle yardım etme iddiasında, kişinin gerçekleştirdiği fiilin suçun işlenmesini kolaylaştıran bir katkı oluşturup oluşturmadığı ve bu katkının suç işlendiği bilinerek ve istenerek sunulup sunulmadığı değerlendirilmelidir.
Dolayısıyla şirket yöneticilerinin suç teşkil eden faaliyetlerinden haberdar olmayan ve yalnızca olağan iş tanımı kapsamındaki görevlerini yerine getiren bir çalışanın, sırf aynı organizasyon içerisinde bulunması nedeniyle yöneticilerin veya diğer çalışanların fiillerinden sorumlu tutulması ceza sorumluluğunun şahsiliği ilkesiyle bağdaşmaz.
Forex soruşturmalarında bu nedenle genel ve toplu değerlendirmeler yerine şüpheli bazında kişiselleştirilmiş bir inceleme yapılmalıdır. Her bir kişi yönünden; şirkette hangi tarihler arasında çalıştığı, görev ve yetkisinin ne olduğu, yatırımcılarla doğrudan temasının bulunup bulunmadığı, para transferleri üzerinde tasarruf yetkisinin olup olmadığı, hileli olduğu ileri sürülen faaliyetlerden haberdar olup olmadığı ve bunların gerçekleştirilmesine bilerek katkı sağlayıp sağlamadığı somut deliller üzerinden belirlenmelidir.
Kısacası, forex soruşturmalarında cezai sorumluluğun belirlenmesinde temel soru kişinin “Bu şirkette çalışıp çalışmadığı” değil; “İsnat edilen suç kapsamında somut olarak ne yaptığı, ne bildiği ve hangi kastla hareket ettiği” olmalıdır.
4. ÇAĞRI MERKEZİ VE SATIŞ PERSONELİNİN CEZA SORUMLULUĞU
Forex soruşturmalarında ceza sorumluluğu bakımından üzerinde özellikle durulması gereken gruplardan biri, yatırımcılarla doğrudan iletişim kuran çağrı merkezi ve satış personelidir. Bununla birlikte yatırımcıyla temas kurulmuş olması veya yatırımcının para yatırmaya yönlendirilmiş olması, tek başına çalışanın dolandırıcılık suçuna iştirak ettiğinin kabulü için yeterli değildir.
Bu kişiler yönünden yapılacak değerlendirmede, öncelikle gerçekleştirilen faaliyetin çalışanın olağan görev tanımı kapsamında rutin bir müşteri iletişiminden mi ibaret olduğu, yoksa yatırımcının iradesini yanıltıcı biçimde etkilemeye yönelik hileli davranışların icrasına bilinçli bir katkı mı oluşturduğu belirlenmelidir.
Örneğin kendisine işveren tarafından verilen standart görüşme metnini kullanan, müşterilere genel bilgilendirme yapan ve yürütülen faaliyetin hukuka aykırı veya hileli niteliğinden haberdar olduğuna ilişkin herhangi bir delil bulunmayan çalışan ile yatırımcıya gerçeğe aykırı olduğunu bildiği hâlde “zarar etmeniz mümkün değil”, “yatırdığınız para kesin olarak iki katına çıkacak”, “şirketimiz SPK tarafından yetkilendirilmiştir” şeklinde beyanda bulunarak para transferini sağlamaya çalışan personelin hukuki konumu aynı şekilde değerlendirilemez.
İkinci durumda çalışanın eyleminin dolandırıcılık suçunun icrasındaki yeri ayrıca incelenmelidir. Çalışanın yatırımcıyla doğrudan temas kurması, gerçeğe aykırı beyanlarda bulunması, bu beyanların yatırımcının para gönderme kararında etkili olması ve kişinin yürütülen hileli sistemi bilerek ve isteyerek desteklediğinin somut delillerle ortaya konulması hâlinde, TCK'nın faillik ve suça iştirak hükümleri kapsamında cezai sorumluluk gündeme gelebilir.
Bununla birlikte burada yalnızca yapılan telefon görüşmesinin varlığına değil, görüşmenin içeriğine ve çalışanın kastına odaklanılması gerekir. Çalışanın hangi yatırımcılarla görüştüğü, ne söylediği, yatırımcıya aktardığı bilgilerin gerçeğe aykırı olduğunu bilip bilmediği, yatırımcının para yatırması üzerinde ne ölçüde etkili olduğu, para yatırıldıktan sonraki süreçte görev alıp almadığı ve gerçekleştirdiği işlemler karşılığında olağan ücret dışında özel bir menfaat elde edip etmediği somutlaştırılmalıdır.
Özellikle çok sayıda çağrı merkezi personelinin bulunduğu soruşturmalarda, şirket bünyesindeki genel çalışma düzeninden hareketle bütün çalışanların ortak bir suç kastıyla hareket ettiğinin varsayılması yeterli değildir. Telefon görüşme kayıtları, mesajlaşmalar, CRM kayıtları, çalışanlara verilen talimatlar, dijital materyaller, banka hareketleri ve yatırımcı beyanları mümkün olduğu ölçüde kişi bazında incelenmelidir.
Dolayısıyla çağrı merkezi veya satış personeli açısından belirleyici olan, kişinin yalnızca yatırımcıyla iletişim kurmuş veya şirkette satış pozisyonunda çalışmış olması değil; hileli mekanizmayı bilip bilmediği ve bu mekanizmanın işletilmesine hangi somut fiille, hangi kastla ve ne ölçüde katkı sunduğudur. Bu unsurlar ortaya konulmadan yalnızca kişinin şirketteki pozisyonundan hareketle dolandırıcılık kastının bulunduğu sonucuna varılması, ceza sorumluluğunun şahsiliği ilkesiyle bağdaşmayacaktır.
5. MUHASEBECİ VE MALİ MÜŞAVİRLERİN CEZA SORUMLULUĞU
Forex soruşturmalarının kapsamının genişletilmesi sırasında, şirketin muhasebe işlemlerini yürüten kişiler ile serbest muhasebeci mali müşavirlerin de şüpheli sıfatıyla soruşturmaya dâhil edildiği görülebilmektedir. Ancak bir şirketle muhasebe veya mali müşavirlik ilişkisi içerisinde bulunmak, şirket bünyesinde gerçekleştirildiği iddia edilen suçlardan dolayı kendiliğinden cezai sorumluluk doğurmaz.
Muhasebe kayıtlarının tutulması, vergi beyannamelerinin hazırlanması, fatura ve defter kayıtlarının işlenmesi, SGK ve vergi yükümlülüklerinin takip edilmesi gibi mesleğin olağan icrası kapsamında gerçekleştirilen işlemler ile suç teşkil ettiği ileri sürülen faaliyetlere bilerek ve isteyerek katkı sağlanması birbirinden ayrılmalıdır. Mesleki hizmetin sunulması, tek başına dolandırıcılık suçunun icrasına iştirak edildiğini veya suç örgütünün faaliyetlerine dâhil olunduğunu göstermez.
Bu nedenle mali müşavir veya muhasebe personeli yönünden yapılacak değerlendirmede kişinin yalnızca şirketle olan mesleki ilişkisine değil; şirket içerisindeki fiilî konumuna, yetkilerine ve suç teşkil ettiği ileri sürülen faaliyetlerle somut bağlantısına bakılması gerekir. Kişinin yatırımcılarla iletişim kurup kurmadığı, yatırımcıların para yatırmasına yönelik herhangi bir faaliyette bulunup bulunmadığı, şirket hesapları üzerinde tasarruf veya talimat yetkisinin olup olmadığı, para transferlerini gerçekleştirip gerçekleştirmediği ve hileli olduğu ileri sürülen sistemin işleyişinden haberdar olup olmadığı ayrı ayrı araştırılmalıdır.
Özellikle mali müşavirin şirket bünyesinde çalışan bir personel olmayıp bağımsız mesleki faaliyet yürüten ve aynı dönemde farklı kişi ve şirketlere de mali müşavirlik hizmeti sunan bir meslek mensubu olması, şirketle olan ilişkinin niteliğinin belirlenmesinde önem taşıyabilir. Böyle bir durumda mesleki ilişkinin varlığı, kişinin şirketin yönetim veya karar alma mekanizmasının bir parçası olduğu şeklinde yorumlanmamalı; fiilî durum ayrıca ortaya konulmalıdır.
Benzer şekilde şirketten mali müşavire yapılan ödemelerin bulunması da tek başına suçla bağlantılı bir menfaat elde edildiğini göstermeye yeterli değildir. Bu ödemelerin mali müşavirlik hizmetinin karşılığı olan olağan ücretler mi, yoksa suç teşkil ettiği ileri sürülen faaliyetlerle bağlantılı başka nitelikte ödemeler mi olduğu banka hareketleri, sözleşmeler, faturalar ve muhasebe kayıtları üzerinden belirlenmelidir.
Bununla birlikte mesleki faaliyet, ceza sorumluluğu bakımından mutlak bir koruma alanı da oluşturmaz. Mali müşavirin olağan mesleki faaliyetinin sınırlarını aşarak suç teşkil ettiğini bildiği işlemlerin gerçekleştirilmesini kolaylaştırması, gerçeğe aykırı kayıt veya belgelerle suçtan kaynaklanan para hareketlerinin gizlenmesine bilinçli biçimde katkıda bulunması, hesapların suçun icrasında kullanılmasını organize etmesi veya başka bir şekilde suçun gerçekleştirilmesine kasten katkı sunduğunun somut delillerle ortaya konulması hâlinde TCK'nın iştirak hükümleri kapsamında ayrıca değerlendirme yapılması mümkündür.
Aynı yaklaşım suç örgütü üyeliği iddiası bakımından da geçerlidir. Bir mali müşavirin şirket yöneticileriyle düzenli iletişim kurması, şirketin mali kayıtlarına erişebilmesi veya mesleğinin gereği olarak şirketin finansal işlemlerinden haberdar olması, tek başına örgütsel hiyerarşiye dâhil olduğunu göstermez. Mesleki ilişkinin doğal sonucu olan temaslarla suç örgütünün amaçları doğrultusunda gerçekleştirildiği ileri sürülen faaliyetlere bilinçli katılım birbirinden ayrılmalıdır.
Sonuç olarak mali müşavir ve muhasebeciler bakımından ceza sorumluluğunun belirlenmesinde kişinin mesleki unvanından veya şirketle ilişkisinden hareket edilmesi yeterli değildir. Belirleyici olan; kişinin hangi somut eylemi gerçekleştirdiği, suç teşkil eden faaliyetleri bilip bilmediği, bu faaliyetlere bilerek ve isteyerek katkıda bulunup bulunmadığı ve söz konusu katkının isnat edilen suçun işlenmesindeki fonksiyonudur. Ceza sorumluluğunun şahsiliği gereğince, olağan mesleki faaliyet ile suça iştirak teşkil eden davranış arasındaki sınır her kişi ve her somut olay bakımından ayrı ayrı belirlenmelidir.
6. ŞİRKETTEN PARA ALMAK VEYA BANKA HESABINA PARA GELMESİ SUÇ DELİLİ MİDİR?
Forex soruşturmalarında banka hareketleri önemli deliller arasında yer almakla birlikte, bir kişinin hesabına şirketten para gönderilmiş olması tek başına suça iştirak ettiğini göstermez. Söz konusu transfer; ücret, borç, aile desteği, ticari ilişki veya başka bir hukuki nedene dayanabilir.
Bu nedenle para hareketleri değerlendirilirken transferin kaynağı, nedeni, tutarı, taraflar arasındaki ilişki ve suç teşkil ettiği ileri sürülen faaliyetle bağlantısı birlikte incelenmelidir. Banka hareketlerinin bağlamından koparılarak kişinin dolandırıcılık suçuna iştirak ettiğinin veya suç örgütüne dâhil olduğunun doğrudan delili olarak kabul edilmesi yeterli değildir.
7. BANKA HESABINI KULLANDIRAN KİŞİLERİN CEZA SORUMLULUĞU
Forex soruşturmalarında, izinsiz sermaye piyasası faaliyetinde kullanılan banka hesaplarını başkalarının kullanımına sunan kişiler bakımından ayrıca suça iştirak hükümleri gündeme gelebilmektedir.
Bu nedenle hesabın yalnızca kişinin adına kayıtlı olması tek başına yeterli olmadığı gibi, “hesabı başkası kullandı” savunması da tek başına sorumluluğu ortadan kaldırmaz. Hesap sahibinin hesabın kullanım amacını bilip bilmediği, internet bankacılığı erişimini kime ve hangi amaçla verdiği, hesaba gelen paraların niteliğinden haberdar olup olmadığı ve bu işlemlerden herhangi bir menfaat sağlayıp sağlamadığı birlikte değerlendirilmelidir.
Kişinin banka hesabını suç teşkil eden faaliyetin gerçekleştirilmesini kolaylaştıracağını bilerek ve isteyerek kullandırdığının somut delillerle ortaya konulması hâlinde TCK'nın iştirak hükümleri kapsamında cezai sorumluluğu gündeme gelebilir.
8. FOREX SORUŞTURMALARINDA SUÇ ÖRGÜTÜ ÜYELİĞİ
Geniş kapsamlı forex soruşturmalarında dolandırıcılık ve izinsiz sermaye piyasası faaliyeti iddialarının yanında TCK m.220 kapsamında suç işlemek amacıyla örgüt kurma, yönetme veya örgüte üye olma suçlamaları da gündeme gelebilmektedir. Ancak ticari bir şirketin kendi içerisindeki organizasyon yapısı ile ceza hukuku anlamındaki suç örgütü kavramının birbirinden ayrılması gerekir.
Bir şirkette yönetici, muhasebeci, satış temsilcisi, çağrı merkezi çalışanı ve teknik personelin bulunması; çalışanlar arasında görev dağılımı yapılması, belirli bir ast-üst ilişkisinin kurulması ve faaliyetlerin koordineli biçimde yürütülmesi, tek başına suç örgütünün varlığını veya bu organizasyon içerisinde çalışan kişilerin örgüt üyesi olduğunu göstermez. Zira belirli bir iş bölümü ve hiyerarşik düzen, ticari işletmelerin olağan faaliyetlerinin de doğal bir sonucudur.
Örgüt suçları bakımından ise şirket içerisindeki biçimsel görev dağılımının ötesine geçilerek, suç işlemek amacıyla oluşturulduğu ileri sürülen yapılanmanın niteliğinin ve her bir şüphelinin bu yapılanmayla olan ilişkisinin somut olarak ortaya konulması gerekir. Özellikle örgüt üyeliği isnadı yöneltilen kişinin yalnızca şirkette çalıştığının veya şirket yöneticileriyle irtibat hâlinde bulunduğunun tespit edilmesi yeterli olmayıp, örgütsel yapıyla kurduğu bağın, bu yapının suç işleme amacı konusundaki bilgisinin ve örgütsel faaliyetlere bilinçli katılımının kişiselleştirilmiş delillerle gösterilmesi gerekir.
Bu kapsamda kişinin şirket içerisindeki görevi, kimlerden ve hangi konularda talimat aldığı, diğer şüphelilerle olan iletişiminin mesleki ilişkinin olağan sınırlarını aşıp aşmadığı, suç teşkil ettiği ileri sürülen faaliyetlere ne şekilde katıldığı ve bu faaliyetlerin niteliğini bilip bilmediği ayrı ayrı değerlendirilmelidir. Şirket yöneticileriyle yapılan telefon görüşmeleri, aynı iş yerinde çalışma, şirket içi mesajlaşma gruplarında bulunma veya diğer çalışanlarla sık iletişim kurulması gibi olgular da tek başına örgüt üyeliği sonucuna götürmemeli; bu temasların içeriği ve suç teşkil eden faaliyetlerle bağlantısı ortaya konulmalıdır.
Dolayısıyla forex soruşturmalarında şirket içerisindeki olağan iş bölümü ve çalışma ilişkileri doğrudan örgütsel hiyerarşi olarak nitelendirilmemeli; ticari organizasyondan kaynaklanan bağlılık ile suç örgütüne özgü hiyerarşik bağ birbirinden ayrılmalıdır. Her şüphelinin örgütsel yapı içerisindeki konumu, suç teşkil eden faaliyetlere yönelik bilgi ve iradesi ile bu faaliyetlere sunduğu somut katkı ayrı ayrı değerlendirilerek ceza sorumluluğu kişiselleştirilmelidir.
9.ŞİRKET İÇİ HİYERARŞİ İLE SUÇ ÖRGÜTÜNE ÖZGÜ HİYERARŞİK BAĞIN AYRILMASI
Forex soruşturmalarında üzerinde özellikle durulması gereken hususlardan biri, ticari işletmenin olağan organizasyon yapısından kaynaklanan ast-üst ilişkisi ile TCK m.220 anlamında suç örgütüne özgü hiyerarşik bağın birbirinden ayrılmasıdır. Bir şirketin belirli bir organizasyon içerisinde faaliyet göstermesi, çalışanların yöneticilerden talimat alması ve departmanlar arasında görev dağılımı bulunması ticari hayatın olağan gereğidir.
Nitekim hemen her şirkette yönetici, departman sorumlusu ve çalışanlardan oluşan belirli bir organizasyon şeması bulunmaktadır. Satış temsilcisinin satış müdüründen müşteri görüşmelerine ilişkin talimat alması, çağrı merkezi çalışanının takım liderine bağlı çalışması veya muhasebe personelinin finans yöneticisinin verdiği görevleri yerine getirmesi, iş ilişkisinden ve çalışanın görev tanımından kaynaklanan bir bağlılık ilişkisidir. Bu ilişkinin varlığı tek başına ceza hukuku anlamında örgütsel hiyerarşinin bulunduğunu göstermez.
Örgüt üyeliği bakımından araştırılması gereken ise kişinin bir işverene veya yöneticiye bağlı çalışması değil, suç işlemek amacıyla oluşturulduğu ileri sürülen yapılanmanın hiyerarşik yapısına bilerek ve isteyerek dâhil olup olmadığıdır. Bu nedenle çalışanın kimden talimat aldığı kadar, hangi konuda ve hangi amaçla talimat aldığı da önem taşımaktadır. Olağan ticari faaliyetin yürütülmesine ilişkin talimatlarla suç teşkil eden faaliyetlerin gerçekleştirilmesine yönelik talimatların aynı hukuki değerde kabul edilmesi mümkün değildir.
Örneğin bir satış müdürünün çalışanına belirli sayıda müşteriyle görüşmesi, satış hedeflerine ulaşması veya günlük faaliyet raporu hazırlaması yönünde talimat vermesi, şirket organizasyonu içerisindeki olağan yönetim faaliyetidir. Buna karşılık suç teşkil ettiği bilinen bir sistem kapsamında yatırımcıların yanıltılması, gerçeğe aykırı bilgilerin verilmesi, para hareketlerinin gizlenmesi veya suçtan kaynaklanan paraların belirli hesaplara yönlendirilmesi konusunda verilen talimatlara bilinçli ve sürekli biçimde uyulması, somut olayın diğer delilleriyle birlikte farklı bir değerlendirmeyi gündeme getirebilir.
Benzer şekilde çalışanlar arasındaki yoğun telefon trafiği, WhatsApp veya Telegram gruplarında bulunma, aynı iş yerinde çalışma, yöneticilerle sık görüşme veya şirket içi toplantılara katılma gibi olgular da tek başına örgütsel bağın kanıtı olarak değerlendirilmemelidir. Ticari organizasyon içerisinde birlikte çalışan kişilerin birbirleriyle düzenli iletişim kurmaları hayatın olağan akışının bir sonucudur. Bu nedenle iletişimin yalnızca sıklığı değil, içeriği, amacı ve suç teşkil ettiği ileri sürülen faaliyetlerle bağlantısı ortaya konulmalıdır.
Özellikle geniş kapsamlı forex soruşturmalarında, şirket organizasyon şemasının doğrudan suç örgütünün organizasyon şeması olarak kabul edilmesi ve şirket içerisindeki görev unvanlarının örgütsel konumlarla eşleştirilmesi hatalı sonuçlara yol açabilir. “Şirket yöneticisi” olmak kendiliğinden “örgüt yöneticisi”, “departman sorumlusu” olmak “örgüt yöneticisinin yardımcısı”, “şirket çalışanı” olmak ise “örgüt üyesi” anlamına gelmez. Ceza hukuku bakımından bu sıfatların her biri ayrıca ve somut deliller üzerinden ortaya konulmalıdır.
Dolayısıyla soruşturma makamlarının, ticari organizasyondan kaynaklanan iş bölümü ve mesleki bağlılık ilişkisi ile suç örgütüne özgü hiyerarşik bağı birbirinden ayırması gerekir. Her şüpheli yönünden kişinin olağan iş tanımının dışına çıkıp çıkmadığı, suç teşkil eden faaliyetlerin niteliğini bilip bilmediği, bu faaliyetlere süreklilik gösteren bilinçli bir katılım sağlayıp sağlamadığı ve örgütsel yapı içerisinde hareket ettiğini ortaya koyan somut delillerin bulunup bulunmadığı ayrı ayrı değerlendirilmelidir.
Bu ayrım yapılmaksızın yalnızca şirket içerisindeki unvan, ast-üst ilişkisi, talimat alma veya çalışanlar arasındaki iletişim yoğunluğundan hareketle örgüt üyeliği sonucuna ulaşılması, ticari organizasyon ile ceza hukuku anlamındaki suç örgütü kavramlarının birbirine karıştırılması sonucunu doğuracaktır.
10. WHATSAPP VE TELEGRAM YAZIŞMALARI NASIL DEĞERLENDİRİLMELİDİR?
Forex soruşturmalarında WhatsApp ve Telegram yazışmaları, müşteri listeleri ve şirket içi iletişim kayıtları önemli deliller arasında yer almaktadır. Ancak kişinin bir mesajlaşma grubunda bulunması veya diğer şüphelilerle iletişim kurması, tek başına suça iştirak veya örgüt üyeliğini göstermez.
Dijital materyaller değerlendirilirken yazışmanın içeriği, tarihi, kim tarafından gerçekleştirildiği, kişinin görüşmelere aktif katılımı ve konuşmaların suç teşkil ettiği ileri sürülen faaliyetlerle bağlantısı birlikte incelenmelidir.
Özellikle çok sayıda şüpheli ve binlerce dijital verinin bulunduğu dosyalarda, yazışmaların genel olarak dosyaya aktarılmasıyla yetinilmemeli; hangi delilin hangi şüpheliye, hangi eylem nedeniyle isnat edildiği kişiselleştirilmelidir.
11. MASAK RAPORLARI VE PARA TRAFİĞİ
Forex soruşturmalarında MASAK raporları ve banka kayıtları, şirketin finansal yapısının ve şüpheliler arasındaki para trafiğinin ortaya çıkarılması bakımından önemli delillerdendir. Ancak bir kişinin hesabında yüksek tutarlı veya yoğun para hareketlerinin bulunması, tek başına bu paraların suçtan kaynaklandığını veya kişinin suça iştirak ettiğini göstermez.
Para transferleri değerlendirilirken paranın kaynağı, gönderilme amacı, taraflar arasındaki hukuki veya ekonomik ilişki ve paranın sonraki hareketleri birlikte incelenmelidir. Özellikle aile bireyleri arasındaki transferlerde borç, destek veya başka bir hukuki ilişkinin bulunup bulunmadığı araştırılmadan, yalnızca transfer tutarının yüksekliğinden hareketle suç bağlantısı kurulması yeterli değildir. Bu nedenle MASAK ve banka kayıtları, tek başına değil; diğer deliller ve her şüphelinin somut eylemleriyle birlikte değerlendirilmelidir.
12. İZİNSİZ FOREX FAALİYETİ, DOLANDIRICILIK VE ÖRGÜT SUÇLARININ BİRBİRİNDEN AYRILMASI
Forex soruşturmalarında karşılaşılan temel hukuki sorunlardan biri, aynı ticari organizasyon içerisinde ortaya çıktığı ileri sürülen farklı fiillerin tek bir suç faaliyeti olarak değerlendirilmesi ve birbirinden farklı kanuni unsurlara sahip suç tipleri arasında otomatik bir bağlantı kurulmasıdır. Oysa 6362 sayılı Sermaye Piyasası Kanunu m.109 kapsamında izinsiz sermaye piyasası faaliyeti, TCK m.157-158 kapsamında dolandırıcılık ve TCK m.220 kapsamında suç işlemek amacıyla örgüt kurma, yönetme veya örgüte üye olma suçları, korudukları hukuki değerler, maddi ve manevi unsurları ve fail bakımından aradıkları şartlar itibarıyla birbirinden ayrılmaktadır.
Bu nedenle bir forex platformunun faaliyetinin hukuka aykırı veya izinsiz olduğunun tespit edilmesi, tek başına platform kapsamında gerçekleştirilen bütün işlemlerin dolandırıcılık niteliğinde olduğu veya platformla bağlantılı bütün kişilerin cezai sorumluluğunun bulunduğu sonucunu doğurmaz.
İzinsiz sermaye piyasası faaliyeti bakımından; 6362 sayılı Sermaye Piyasası Kanunu'nun 109. maddesi kapsamında öncelikle, sermaye piyasasında Kuruldan gerekli izin alınmaksızın faaliyette bulunulup bulunulmadığı değerlendirilmelidir. Dolayısıyla bu suç yönünden soruşturmanın odağında, yürütülen faaliyetin sermaye piyasası mevzuatı kapsamında izin veya yetkilendirmeye tabi olup olmadığı ve bu faaliyetin gerekli izin bulunmaksızın gerçekleştirilip gerçekleştirilmediği bulunmaktadır.
Ancak bir forex platformunun SPK tarafından yetkilendirilmemiş olması ile yatırımcının dolandırılmış olması aynı hukuki olgu değildir. Yetkisiz bir platform üzerinden işlem yapılması, sermaye piyasası mevzuatı bakımından cezai sorumluluk doğurabilecek olmakla birlikte, bu tespit tek başına TCK anlamında hileli davranışın varlığını ortaya koymaz.
Aynı şekilde şirketin izinsiz faaliyet yürüttüğünün tespit edilmesi hâlinde dahi, şirket bünyesinde çalışan her kişinin bu suçtan otomatik olarak sorumlu tutulması mümkün değildir. Her şüpheli bakımından kişinin izinsiz faaliyetin yürütülmesine ne şekilde katıldığı, faaliyetinin niteliğini bilip bilmediği ve suçun icrasına sunduğu somut katkı ayrıca değerlendirilmelidir.
Dolandırıcılık suçu ayrıca değerlendirilmelidir; TCK m.157 ve somut olayın özelliklerine göre m.158 kapsamında yapılacak değerlendirme ise farklıdır. Dolandırıcılık suçundan söz edilebilmesi için, sermaye piyasası mevzuatına aykırılığın ötesinde, yatırımcıya yönelik hileli davranışların bulunması ve bu davranışların mağdurun iradesini etkileyerek malvarlığı üzerinde tasarrufta bulunmasına neden olması gerekir.
Bu kapsamda yatırımcıya gerçeğe aykırı kazanç vaatleri sunulması, platformun hukuki statüsü veya güvenilirliği konusunda yanıltıcı açıklamalar yapılması, gerçekte gerçekleştirilmeyen yatırım işlemlerinin yapılmış gibi gösterilmesi, gerçeği yansıtmayan hesap bakiyeleri oluşturulması veya yatırımcının parasını çekebilmesi için gerçeğe aykırı gerekçelerle yeni ödemeler yapmaya yönlendirilmesi gibi davranışların bulunup bulunmadığı ayrıca araştırılmalıdır.
Dolayısıyla yatırımcının zarar etmiş olması veya işlemin yetkisiz bir forex platformunda gerçekleştirilmiş olması, tek başına dolandırıcılık suçunun bütün unsurlarının gerçekleştiğini ortaya koymaz. Hangi hileli davranışın gerçekleştirildiği, bu davranışın kim tarafından gerçekleştirildiği, mağdurun hangi davranış nedeniyle yanıltıldığı, hangi malvarlığı tasarrufunda bulunduğu ve bundan kimin yarar sağladığı somutlaştırılmalıdır.
Dolandırıcılık iddiası örgüt üyeliğini kendiliğinden doğurmaz; Üçüncü olarak, şirket bünyesinde birden fazla kişinin dolandırıcılık veya izinsiz sermaye piyasası faaliyetine iştirak ettiği iddiasının bulunması da kendiliğinden TCK m.220 anlamında bir suç örgütünün varlığını ortaya koymaz.
Birden fazla kişinin aynı suçun işlenmesine iştirak etmesi ile suç işlemek amacıyla oluşturulmuş bir örgütün varlığı birbirinden farklı hukuki meselelerdir. Özellikle ticari şirketler zaten yapıları gereği belirli bir organizasyon, görev paylaşımı ve ast-üst ilişkisi içerisinde faaliyet göstermektedir. Şirket müdürü, finans sorumlusu, satış müdürü, çağrı merkezi personeli, muhasebeci ve teknik personel arasındaki görev dağılımının bulunması, tek başına bu organizasyonu TCK m.220 anlamında suç örgütüne dönüştürmez.
Bu nedenle örgüt suçları yönünden, şirketin olağan ticari organizasyonunun ötesinde TCK m.220 kapsamında aranan örgütsel yapılanmanın bulunup bulunmadığı ayrıca incelenmelidir. Bunun yanında bir kişinin örgüt üyesi olduğu ileri sürülüyorsa, yalnızca şirkette çalışması, yöneticilerden talimat alması, diğer çalışanlarla iletişim kurması veya şirket içi mesajlaşma gruplarında bulunması yeterli görülmemelidir. Kişinin suç işlemek amacıyla oluşturulduğu ileri sürülen yapılanmayla kurduğu bağın niteliği ve örgütsel faaliyetlere bilinçli katılımı somut deliller üzerinden ortaya konulmalıdır.
Aynı dosyada bulunmak, aynı hukuki konumda bulunmak anlamına gelmez; Özellikle çok sayıda şüphelinin bulunduğu forex soruşturmalarında, delillerin toplu biçimde değerlendirilmesi önemli sorunlara yol açabilmektedir. Bir şirket yöneticisinin yatırımcılardan para toplanmasına ilişkin eylemleri ile muhasebecinin olağan mesleki faaliyetleri; yatırımcılarla doğrudan görüşen satış personelinin eylemleri ile teknik destek sağlayan çalışanın faaliyetleri aynı hukuki nitelikte değildir.
Bu nedenle bir şüpheli hakkında elde edilen delilin, yalnızca aynı şirkette çalışılması veya kişiler arasında irtibat bulunması nedeniyle diğer şüphelilere de teşmil edilmemesi gerekir. Ceza sorumluluğunun şahsiliği ilkesi, her kişinin kendi fiili ve kastı üzerinden değerlendirilmesini gerektirir.
Örneğin yatırımcıyla görüşerek gerçeğe aykırı kazanç vaadinde bulunduğu iddia edilen kişinin telefon görüşmesi, başka bir departmanda çalışan ve yatırımcıyla hiçbir teması bulunmayan kişi bakımından doğrudan suç delili oluşturmaz. Aynı şekilde şirket yöneticisinin hesabında tespit edilen şüpheli para hareketleri, bu kişiyle yalnızca iş ilişkisi bulunan başka bir çalışanın suçtan sorumluluğunu kendiliğinden ortaya koymaz.
Bu noktada soruşturma makamlarınca her şüpheli bakımından “hangi suç?” ve “hangi somut fiil?” sorularının ayrı ayrı cevaplandırılması gerekir.
Maddi ve manevi unsurlar her suç bakımından ayrı ayrı ortaya konulmalıdır; Forex soruşturmalarında sağlıklı bir cezai değerlendirme yapılabilmesi için üç aşamalı bir inceleme yapılması önem taşımaktadır.
Öncelikle, yürütülen forex faaliyetinin sermaye piyasası mevzuatı karşısındaki hukuki niteliği belirlenmelidir. Ardından yatırımcılara yönelik somut davranışların dolandırıcılık suçunun unsurlarını oluşturup oluşturmadığı değerlendirilmelidir. Son olarak birden fazla kişinin birlikte hareket ettiği iddiası mevcutsa, bu ilişkinin yalnızca suça iştirak kapsamında mı kaldığı, yoksa TCK m.220 anlamında ayrıca bir örgütsel yapılanmanın bulunup bulunmadığı araştırılmalıdır.
Bunun ardından ise her bir şüpheli bakımından ikinci bir kişiselleştirme yapılmalıdır: Kişinin hangi eylemi gerçekleştirdiği, hangi suç teşkil eden faaliyetten haberdar olduğu, hangi kastla hareket ettiği, suçun icrasına nasıl bir katkı sunduğu ve bu katkının hangi suç tipi bakımından hukuki önem taşıdığı somut delillerle açıklanmalıdır.
Sonuç olarak forex soruşturmalarında; “Platform SPK'dan yetkisizdir, dolayısıyla yapılan bütün işlemler dolandırıcılıktır; şirkette çalışan kişiler de örgüt üyesidir.” şeklinde otomatik ve zincirleme bir hukuki değerlendirme yapılması doğru değildir. İzinsiz sermaye piyasası faaliyeti, dolandırıcılık ve örgüt suçları birbirinden bağımsız kanuni unsurlara sahiptir. Bir suçun unsurlarının gerçekleşmiş olması, diğer suçun unsurlarının da kendiliğinden gerçekleştiği anlamına gelmez.
Bu nedenle her suç tipi bakımından maddi unsur, manevi unsur ve iştirak koşulları ayrı ayrı incelenmeli; ardından her şüphelinin bu suçlarla bağlantısı bireyselleştirilmelidir. Forex soruşturmalarında cezai sorumluluğun belirlenmesinde esas olan kişinin şirketle olan genel bağlantısı değil, hangi suç teşkil eden eyleme, hangi somut davranışla ve hangi kastla katıldığının hukuken ortaya konulabilmesidir.
SONUÇ: ŞİRKETLE BAĞLANTI İLE SUÇA İŞTİRAK AYNI ŞEY DEĞİLDİR
Forex soruşturmalarının geniş kapsamlı olması, şirketle bağlantısı bulunan herkesin aynı hukuki statü içerisinde değerlendirilmesini haklı kılmaz.
Bir kişinin şirket çalışanı olması, şirket yöneticisini tanıması, şirketten maaş alması, muhasebe hizmeti vermesi veya şirketle çeşitli para transferlerinin bulunması tek başına dolandırıcılık, izinsiz sermaye piyasası faaliyetine iştirak veya suç örgütü üyeliğinin ispatı değildir.
Buna karşılık kişinin suç teşkil eden faaliyeti bildiği ve isteyerek bu faaliyete katkı sunduğunun; yatırımcıları hileli beyanlarla yönlendirdiğinin, banka veya şirket hesaplarını bilerek kullandırdığının, suçun icrasını kolaylaştırdığının ya da örgütsel yapıya bilinçli şekilde dâhil olduğunun somut delillerle ortaya konulması hâlinde ceza sorumluluğu gündeme gelebilir.
Bu nedenle forex soruşturmalarında yapılması gereken temel değerlendirme, kişinin şirkette bulunup bulunmadığından ziyade “somut olarak ne yaptığı, ne bildiği ve hangi kastla hareket ettiği” sorularına cevap aramaktır.
Ceza sorumluluğunun şahsiliği ilkesi gereğince her şüphelinin eylemi ve kastı ayrı ayrı ortaya konulmalı; şirket organizasyonu, ticari ilişki, akrabalık veya para transferi tek başına suçluluğun göstergesi olarak kabul edilmemelidir.
Next