Bu yazımızda; CMK m.135 uyarınca elde edilen telefon dinleme kayıtlarının yargılamada kullanılabilmesi için sanığa sağlanması gereken usuli güvenceler Yargıtay kararları ışığında incelenmiştir.

Öncelikle bu kayıtların delil vasfı incelendiğinde;

İletişimin denetlenmesi, bilinen adı ile “telefon dinleme” yoluyla elde edilen bilgi ve veriler delil değil, delillere ulaşabilme vasıtasıdır. Bu nedenle, CMK m.135/1’de “başka suretle delil edilmesi imkanının bulunmaması durumunda” ibaresine yer verilmiştir. Telekomünikasyon yoluyla yapılan iletişimin adli maksatlı denetlenmesinin temel sebebi, telefonda görüşen şahısların konuşmalarını delil olarak kullanmak değil, bu görüşmeler vasıtasıyla soruşturma veya kovuşturmaya konu suç ve failleri ile ilgili delillere ulaşmaktır. Bu sebeplerdir ki; telefon konuşmaları tek başına mahkumiyete esas olamaz, suçlama somut ve destekleyici delillerle kanıtlanmadıkça suç ikrarı da sayılamaz. Çünkü şüpheli veya sanığın konuşma ve telefon kayıtları, CMK m.147’de tanımlanan hakları bildirilmeksizin ve gizli olarak elde edilmiştir.

Hakları bildirilmeyen ve haberleşme hürriyetine işin doğası gereği gizlice yapılan müdahale ile ulaşılan şüpheli veya sanığın telefon konuşma ve kayıtları, tek başına tutuklamaya veya mahkumiyete dayanak yapılmamalı, esas olarak delil elde etmek ve toplanan somut delilleri destekleme amacıyla kullanılmalıdır. Aksi halde; “hukuk devlet” değil “polis devleti” anlayışı ile hareket edilmesi ve herkesin takip edilip gözetlenmesi, bu yolla elde edilen her türlü bilgi ve emarenin sübjektif yorum, zan ve tahminlere dayalı değerlendirmelere tabi tutularak insanların suçlanıp cezalandırılması kaçınılmaz hale gelecektir.

Bu usul, “fikri suç” kavramından uzak duran Ceza Hukukuna ve “hukuk devleti” ilkesi ile “itham sistemi” esasını kabul eden Ceza Yargılaması Hukukuna ters düşer. Adli maksatlı telefon dinleme konusunda, Anayasa m.22 ve CMK m.135 ila 138’de öngörülen düzenlemeler isabetli gözükmekle birlikte, günün ihtiyaçlarına cevap verdiği söylenemez. Bu hükümler, haberleşme/muhaberat hürriyetinin korunması ve istisnai müdahale yöntemlerinin geliştirilmesi suretiyle değiştirilebilir. Bu hükümlere, haberleşme hürriyetinin özüne dokunulmaması kaydı ile başka somut sınırlamalar da eklenebilir. Ancak şu an konu ile ilgili mevcut hükümlere göre hareket edilmesi zorunluluğu bulunmaktadır. “Temel hak ve hürriyetlerin sınırlandırılması” başlıklı Anayasa m.13’e uygun düşen yasa düzenlemeleri ile uygulamalar hukuka uygun sayılmakla birlikte, m.13’ün sınırlarını aşan temel hak ve hürriyetlere yönelik her müdahale hukuka aykırı sayılır.

CMK m.135 ila 138’de telekomünikasyon yoluyla yapılan iletişim denetlenmesi düzenlenmekle birlikte, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun hazırlandığı ve yürürlüğe girdiği 2005 yılından bu tarafa geçen 21 yılı aşan zamanın sonunda; bilhassa akıllı cep telefonları ve gelişmiş bilgisayarlar üzerinden yapılan yazışmalar, görüntülü ve sesli konuşmalar ile bu süreçte internetin kullanılması suretiyle yapılan iletişime müdahele bakımından, hem m.135 ile m.138’in ve hem de bilgisayarlar ile bilgisayarlar programlarına ve kütüklerine dönük arama, kopyalama ve elkoyma tedbirini düzenleyen CMK m.134’ün yeterli olduğu, bu hükümlerin Anayasa m.13’e, m.20’ye ve m.21’e uygun düştükleri, bu yolla yapılan müdahaleler ile elde edilen delillerin hukuka uygun sayılıp, yargılamalarda kullanılmasında ciddi hukuki sorunaların ve hukuka aykırılıkların yaşandığı, bu yönü ile 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun, İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi ile Anayasa hükümleri dikkate alınarak gözden geçirilip değiştirilmesinin gerektiği izahtan varestedir.

Bu açıklamalar ışığında;

Temel hak ve hürriyetlere müdahale edilmesi suretiyle elde edilen delillerde sorunun yasa eksikliğinden değil, daha ziyade uygulamadan kaynaklandığını söyleyebiliriz. İletişimin denetlenmesi şartlarının zorlanması, aşılması, somut gerekçeye yer vermeyen dinleme kararları, telefon dinleme ve takibinin “delil” olarak görülmesi, hukuki denetim yokluğu veya yetersizliği, bu yollarla elde edilen delilerin Anayasa m.38/6’da öngörülen “hukuka aykırı delili kullanma yasağı” hükmünün gözardı edilmesi gibi sorunlar, iletişimin denetlenmesi ve sonuçları konusunda ciddi hak ihlallerini gündemde tutmaya devam etmektir.

I. Dolaylı Dinleme

Kuvvetli suç şüphesinin varlığı, suçun katalogda yer alması ve hakim kararı veya onayı şartları ise, “başka suretle delil elde edememe” kaydından ve yukarıda işaret ettiğimiz sorunların sonrasında gelir. İletişim denetlenmesi dolaylı, yani bir başkası hakkında (üzerinden) alınan telefon dinleme kararı ile yapılamaz. Denetleme yöntemi, CMK m.135 kapsamına giren şüpheli veya sanıklar yönünden doğrudan olmalıdır. “Tesadüfen elde edilen deliller” başlıklı CMK m.138/2 ise, dolaylı dinlemenin dayanağı yapılamaz, çünkü bu hükmün düzenlenme sebep ve amacı farklıdır. Bu hükümde, usule uygun yapılan dinleme sırasında, yapılan soruşturma veya kovuşturma ile ilgisi olmamakla birlikte, CMK m.135/8’da sayılan suçlardan birisinin işlendiği şüphesini uyandırabilecek delil elde edilmesi ve bu delilin muhafaza altına alınmak suretiyle durumun derhal cumhuriyet başsavcılığına bildirilmesi öngörülmüştür.

CMK m.138/2’de, “tesadüfen elde edilen delil” kavramı ile suç konusu dikkate alınmış, süje olarak şüpheli veya sanık yönünden düzenleme yapılmamıştır. Usule uygun yapılan bir dinleme sırasında, suça bir başka kişinin iştirak ettiği veya suçun bir başka kişi tarafından işlenmiş olabileceğine dair delil veya delillere ulaşıldığında, yeni şüpheli bakımından CMK m.135/1’in şartları dikkate alınmak suretiyle yeni karar alınmak zorundadır. Bir başka şüpheli veya sanık hakkında tatbik edilen iletişimin denetlenmesinden hareketle, suça karıştığı düşünülen bir başka kişinin telefon konuşma ve kayıtlarının dolaylı olarak takip edilmesi hukuka aykırıdır.

Belirtmeliyiz ki, şüpheli veya sanıklar arasında yapılan telefon konuşmalarının dinlenip kayda alınması sırasında üçüncü kişilerden bahsedildiğinde, elbette bu konuşma kayıtları da delil değil, üçüncü kişi hakkında soruşturma başlatılması ve delil elde edilmesi vasıtası olarak kullanılabilecektir. Çünkü CMK m.160/1’e göre, cumhuriyet savcısının basit şüpheye dayalı olarak fiil veya fail hakkında soruşturma başlatması mümkündür. Ancak bu basit şüphe, elbette CMK m.135’de ve 140’da öngörülen kuvvetli şüpheye dönüşmedikçe şüphelinin iletişiminin denetlenmesi veya teknik araçlarla izlenmesinin dayanağı yapılamaz.

Bu konuda Yargıtay 16. Ceza Dairesi’nin 21.04.2016 tarih ve 2015/4672 E., 2016/2330 K. sayılı kararında; “Sanıklar …. Ve bir kısım sanıklarda olduğu gibi haklarında iletişimin tespiti kararı verilen şüphelilerle görüşmeleri tespit edilen ve o aşamada haklarında soruşturma ve kovuşturma bulunmayan bu sanıklar hakkında CMK’nın 138/1 maddesi uyarınca Cumhuriyet savcısına derhal bildirimde bulunularak iletişim tespiti kararı alınması gerekirken usulüne uygun karar alınmadan yapılan görüşmelere ilişkin tutanakların imha edilmeyip dosyada kanıt olarak bulundurulması;” hukuka aykırı delil niteliğinde olup, bozma sebebi yapılmıştır[1].

Yine Yargıtay 20. Ceza Dairesi’nin 17.11.2015 tarihli, 2015/14622 E. ve 2015/4745 K. sayılı kararına göre; “CMK m.138’e göre, usulüne uygun dinleme sırasında soruşturma veya kovuşturması yapılan suç dışında, ancak aynı kanunun 135. maddesinin 8. fıkrasında sınırlı olarak sayılan suçlardan birisinin işlendiği şüphesini uyandıran delil elde edilmesi halinde, delillerin muhafaza altına alınarak durumun derhal Cumhuriyet savcılığına bildirilmesi öngörülmüştür. Burada başka bir suç işlendiğine ilişkin ilk tespit tesadüfen elde edilen delil olarak adlandırılmıştır. Bu halde Cumhuriyet savcısı bu yeni suçla ilgili yeni bir soruşturma başlatabilecektir. Koşulların varlığı halinde CMK m.135’e göre bu suçla ilgili de şüpheli hakkında ayrıca iletişimin denetlenmesi kararı alabilecektir”. Kararda; CMK m.135/8 kapsamında usulüne uygun olarak gerçekleştirilen tedbir sırasında tesadüfen elde edilen delillerin, CMK m.138/2 uyarınca tesadüfen elde edilen deliller kapsamında olacağı ve bu şekilde Cumhuriyet savcısı tarafından yeni bir soruşturma başlatılabileceği belirtilmiştir.

CMK m.135/9'de düzenlenen “Bu maddede belirlenen esas ve usuller dışında hiç kimse, bir başkasının telekomünikasyon yoluyla iletişimini dinleyemez ve kayda alamaz.” hükmü gereğince bir şüpheli hakkında dinleme yapılabilmesi için hakimin veya gecikmesinde sakınca bulunan durumlarda Cumhuriyet savcısının yazılı emri gerektiği öngörülmüştür.

Bunun dışında; CMK m. 138/1 kapsamında dinleme sırasında tesadüfen işlenen bir suç veya üçüncü kişinin katalog suçlardan birisini işlediğine yönelik delil bulunması durumunda, bu durum derhal Cumhuriyet savcısına haber verilerek bu kişi hakkında dinleme kararı alındığı takdirde delil olarak kullanılabilir. Aksi takdirde, bu iletişim kayıtlarının delil olarak kullanılamayacağı Yargıtay Ceza Genel Kurulu ve Daire kararları ile sabittir. CMK m.135/9 gözönünde bulundurulduğunu, hakkında tedbir bulunmayan şüpheli/sanıkların telekomünikasyon yoluyla iletişimlerinin dinlenemeyeceği ve kayda alınamayacağı açıktır. Görüleceği üzere, dolaylı dinleme ve kayda alma yasaktır.

II. Mahkumiyete Konu Tape Kayıtları Duruşmada Okunup Sanığa Diyeceklerinin Sorulması Gerekir, Kayıtlarının Yalnızca Dosyada Getirtilmesi Yeterli Değildir.

Tape kayıtlarının çıktısı alınarak dosya arasına alınmasının veya bunların bulunduğu dosyadan celp edilmesinin yeterli olmadığı, duruşmada tape kayıtlarına ilişkin tutanakların okunması gerektiği, bu şekilde İHAS m.6/3-d kapsamında “silahların eşitliği” ve “çelişmeli yargılama” ilkelerine uygun hareket edileceği, Yargıtay’ın müstakar kararlarında tape kayıtlarının duruşmada okunması gerektiğinin ifade edildiği, tape kayıtlarına ilişkin tutanakların dosya arasına alınmasının yeterli olmadığı, ayrıca bu kayıtların duruşmada okunarak sanığa diyeceklerinin sorulması gerektiği, bu usulün CMK m.206, m.215, m.216 ve m.217’ye uygun olacağı, yargılama sürecinde bu kurala aykırı hareket edilerek sanığın savunma hakkının kısıtlandığı durumda, bunun CMK m.289/1-h gereğince mutlak bozma gerekçeleri arasında sayılması gerektiği kanaatindeyiz.

Bu konuda Yargıtay 3. Ceza Dairesi’nin 20.11.2023 tarihli, 2023/16944 E. ve 2023/8951 K. sayılı kararında, “İletişimin tespiti, dinlenmesi ve kayda alınması işlemi neticesinde tespit edilen ve suç delili kabul edilen tapelerin CMK’nın 217’nci maddesi uyarınca duruşmada sanıklar ve müdafilerine okunup tartışılmasından sonra sanıkların hukuki durumunun tayini ve takdiri gerekirken eksik araştırma ile yazılı şekilde karar verilmesi,” ve Yargıtay 10. Ceza Dairesi’nin, 13.10.2020 tarihli, 2020/5678 E. ve 2020/5391 K. sayılı kararında, “CMK'nın 217. maddesine göre duruşmada tartışılmayan delil hükme esas alınamayacağından; sanıkların telefon konuşmalarına ilişkin tapelerin duruşmada okunup sanıkların savunmalarının alınmadığı anlaşılmakla, tapelerin duruşmada okunup diyeceklerinin sorulması” bozma sebebi sayılmıştır.

III. Tape Kayıtlarına İlişkin Tespit Çözüm Tutanaklarının Aslı veya Onaylı Sureti Dava Dosyasına Getirtilmelidir.

Yargıtay’ın müstakar kararlarına göre, iletişimin tespitine ilişkin tespit çözüm tutanaklarının düzenleyicileri tarafından imzalanmış aslı veya onaylı örneklerinin dosyaya getirtilmesi gerektiği görülmektedir.

Tape kayıtlarının analizine ilişkin fotokopi belgenin dosya arasına alınmasının yeterli olmadığı, halbuki aslı veya onaylı suretinin dosyaya getirtilmesi gerektiği, bu konuda Yargıtay 10. Ceza Dairesi’nin 14.05.2025 tarihli, 2021/5421 E. ve 2025/5580 K. sayılı kararında, “Dosyada hükme esas alınan Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı Adli Emanetinin 2011/4347 sırasında kayıtlı bulunduğu anlaşılan iletişiminin tespiti dinlenilmesi ve kayda alınmasına ilişkin karara dayanılarak düzenlenen iletişim tespit çözüm tutanaklarının, düzenleyicileri tarafından imzalanmış aslı veya onaylı örneklerinin dosya içerisinde bulundurulmadığı anlaşıldığından, söz konusu belgelerin aslı veya onaylı örneklerinin getirtilerek dosyaya konulması, duruşmada sanıklara telefon konuşmalarına ilişkin tapelerin okunup diyeceklerinin sorulması ve sonucuna göre sanıkların hukuki durumlarının belirlenmesi” ve Yargıtay 4. Ceza Dairesi’nin 15.06.2021 tarihli, 2021/27867 E. ve 2021/19274 K. sayılı kararında, “Sanıklar hakkında uygulanan iletişimin tespiti ve dinlenmesi tedbiri kapsamında elde edilen iletişim tespit çözüm tutanaklarının denetime olanak verecek şekilde aslı veya onaylı örneklerinin dosya içerisinde bulunmadığı, Anlaşıldığından, sanık ... ve müdafisi, sanıklar ..., ..., ..., ..., ... müdafileri, sanıklar ..., ..., ..., ...’ın tebliğnameye aykırı olarak, temyiz davası istekleri hakkında bir KARAR VERMEYE YER OLMADIĞINA ve iletişim tespit çözüm tutanaklarının aslı veya onaylı fotokopisinin denetime imkan verecek şekilde dosya içerisine alınıp eksik işlem giderildikten sonra Dairemize yollanılmak üzere, incelenmeksizin karar mahkemesine GERİ GÖNDERİLMESİNE, 15/06/2021 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.” denilmiştir.

IV. Tape Kayıtlarının Dayanağı Olan Hakim Kararının Aslı veya Onaylı Örneğinin Dosyada Bulunması Gerekir.

CMK m.135 uyarınca verilen hakim kararının esas mahkemesine getirtilmemesinin de hukuka aykırı olduğu, bu konuda Yargıtay 3. Ceza Dairesi, E. 2021/11446 K. 2025/2912 T. 05.02.2025; “Dosyadaki iletişimin dinlenilmesi ve kayda alınmasına ilişkin tutanaklara göre sanık hakkında olduğu belirtilen iletişimin tespiti, dinlenmesi ve kayda alınmasına ilişkin Kırklareli Ağır Ceza Mahkemesinin 2016/252 sayılı ve 02.03.2016 tarihli kararının aslı ve onaylı örneklerinin Yargıtay denetimine ilişkin olacak şekilde dosya arasına alınması,” ve Yargıtay 10. Ceza Dairesi’nin 12.03.2018 tarihli, 2014/4779 E. ve 2018/2456 K. sayılı kararında, “1- Olayla ilgili olarak, dosya içerisinde fotokopileri bulunan iletişimin tespiti tutanakları ve dinleme konusunda alınan tüm kararlar ile önleme arama kararlarının asılları veya onaylı örneklerinin denetime olanak sağlayacak biçimde dosya içerisinde bulundurulması, 2- ... 14. Ağır Ceza Mahkemesi’nin 04.06.2011 tarihli, 2011/2023 sayılı kararı ile ... tarafından kullanıldığı belirtilen .... nolu telefon hakkında dinleme kararı alındığı, iletişimin tespitine ilişkin tutanaklarda ... tarafından kullanılan .... nolu telefon ile ilgili kayıtların bulunduğu anlaşıldığından .... nolu telefon hakkında iletişimin tespiti ve dinlenmesi hususunda karar alınıp alınmadığının araştırılması” gerektiği ifade edilmiştir.

Bir başka dosyada iletişimin dinlenilmesi ve kaydedilmesi tedbirinin uygulandığı ve bu tedbire konu tapelerin çözümünün dosyada yapıldığı durumda, dinleme kararının aslı veya onaylı suretinin esas mahkemesine getirtilmesi gerektiği, aksi uygulamanın CMK m.217’ye aykırılık teşkil edeceği görülmektedir.

V. Tape Kayıtlarına Konu Sesin Şüpheli/Sanığa Ait Olup Olmadığı Konusunda Uzman Raporu Alınmalıdır.

Şüpheli/sanığın tape kayıtlarına konu sesin kendisine ait olmadığını savunduğu durumda, bu konuda uzman raporu alınmalıdır. Bu konuda Yargıtay 10. Ceza Dairesi’nin 30.11.2022 tarihli, 2021/16041 E. ve 2022/12590 K. sayılı kararında, “(…) sanıkların telefon konuşmalarına ilişkin tapeleri kabul etmemeleri durumunda, ses örnekleri aldırılarak, ses kayıtlarının sanıklara ait olup olmadığı konusunda Adli Tıp Kurumu Fizik İhtisas Dairesine veya uzman bir kurum ya da kuruluşa ses analizi yaptırılarak rapor alınması,” ve Yargıtay 10. Ceza Dairesi’nin 16.12.2024 tarihli, 2024/7015 E. ve 2024/26091 K. sayılı kararında; “(…)sanığın telefon konuşmalarına ilişkin tapeleri kabul etmemesi durumunda, ses örneklerinin aldırılarak, ses kayıtlarının sanığa ait olup olmadığı konusunda Adli Tıp Kurumu Fizik İhtisas Dairesine veya uzman bir kurum ya da kuruluşa ses analizi yaptırılarak rapor alınması,” bozma sebebi sayılmıştır.

Anayasa m.38/5, CMK m.147/1-e, m.191/3-c’de susma/kendisini suçlamama hakkının korunduğu[2], şüpheli/sanığın ses analizine konu olacak ses kaydını vermek istemediği takdirde, bu konuda zorlanamayacağı, bu şekilde delil elde edilmesini düzenleyene bir koruma tedbirinin mevcut olmadığı, CMK m.81 uyarınca, Cumhuriyet savcısının emriyle şüphelinin sesi ve görüntüsünün kayda alınabileceği, ancak ses kaydının alınmasını istemeyen şüphelinin zorla konuşturulamayacağı, bu tedbirin fiilen imkansız olduğu, elbette şüphelinin CMK m.81 uyarınca rızasıyla sesinin kayda alınmasına müsaade ettiği takdirde[3], bu delilin karşılaştırma için kullanılabileceği, ancak adli mercilerin gerekli araştırmayı yaparak, şüpheli/sanığa ait ses kaydını temin edebileceği ve bu ses kaydını tape kayıtlarına konu ses kaydı ile karşılaştırmak üzere Adli Tıp Kurumu Fizik İhtisas Dairesi’ne (veya bir başka uzmana) gönderebileceği, elbette karşılaştırmaya konu ses kaydının da şüpheli/sanığa ait olduğunun ispatlanması gerektiği, SEGBİS kaydına konu ses kaydının karşılaştırmaya esas alınıp alınamayacağının ayrıca değerlendirilmesi gerektiği, CMK m.196/4 uyarınca sorgusu SEGBİS vasıtasıyla yapılan sanığın, bu yolla elde edilen ses kaydının, tape kaydına konu ses kaydı ile karşılaştırılıp, uzman raporuna göre hareket edilebileceği, SEGBİS Yönetmeliği[4] madde 6’da ve m.8’de, kayıtların saklanması ile kayıtların taraflara verilmesi ve izlenmesi konusunda düzenleme bulunduğu, bu hükümlerde kayıtların adli merciler tarafından ses analizi için kullanılabileceği yönünde bir düzenleme yer almadığı, bununla birlikte, CMK m.160 uyarınca Cumhuriyet savcısının ve kovuşturma aşamasında maddi gerçeğe ulaşma amacına yönelik olarak re’sen araştırma yetkisi kapsamında mahkemenin bu kayıtları dosyaya getirtip, ses analizinde kullanabileceği, bu konuda açık bir hükme gerek olmadığı kanaatindeyiz.

Şüpheli veya sanığın SEGBİS vasıtasıyla gerçekleştirilen ifade ve sorgusu sırasında hukuka uygun şekilde elde edilen ses kaydının, tape kaydı ile karşılaştırılmasında hukuka aykırılık bulunduğu söylenemeyecek ise de, kaydın elde edilme amacı dışında ses analizine tabi tutulmasının kanuni dayanağa sahip olması gerektiği, bu kapsamda Anayasa m.13 ve m.20 dikkate alındığında, bu konuda açık kanuni düzenleme bulunması gerektiği savunulabilir.

Prof. Dr. Ersan Şen

Av. Buğra Şahin

(Bu makale, sayın Prof. Dr. Ersan ŞEN tarafından www.hukukihaber.net sitesinde yayınlanması için kaleme alınmıştır. Kaynak gösterilse dahi makalenin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan makalenin bir bölümü, aktif link verilerek kullanılabilir. Yazarı ve kaynağı gösterilmeden kısmen ya da tamamen yayınlanması şahsi haklara ve fikri haklara aykırılık teşkil eder.)

-------

[1] Yargıtay 3. Ceza Dairesi’nin 21.04.2022 tarihli, 2021/533 E. ve 2022/2315 K. sayılı kararında, “İletişimin tespitine ilişkin tutanakların ve ortam dinleme çözümlemelerinin karara dayanak teşkil edebilmesi için 5271 sayılı CMK’nın 135. ve 140. maddeleri gereğince usule uygun şekilde verilmiş mahkeme kararlarının bulunması gerektiği gözetilerek; sanık ... hakkında söz konusu mahkeme kararının bulunup bulunmadığı araştırılıp, bulunması halinde Yargıtay denetimine olanak verecek şekilde dosya arasına alınarak sonucuna göre karar verilmesi,” gerektiği ifade edilmiştir.

Yargıtay 10. Ceza Dairesi’nin 12.06.2023 tarihli, 2021/3049 E. ve 2023/5386 K. sayılı kararında, “Dosya içerisinde sanık ... için 5271 sayılı Kanun’un 135 inci maddesi uyarınca verilen iletişimin tespitine yönelik bir karar bulunmadığı anlaşılmakla; sanık hakkında 5271 sayılı Kanun’un 135 inci maddesi uyarınca iletişimin tespitine yönelik verilmiş kararların ve bununla ilgili tape kayıtlarının bulunup bulunmadığı, bulunuyor ise hukuki denetime olanak sağlayacak şekilde aslı veya onaylı örneklerinin getirtilerek bu dosya içine konulması gerektiğinin gözetilmemesi,” bozma sebebi sayılmıştır.

[2] Anayasa Mahkemesi’nin 19.03.2024 tarihli, 2019/15907 başvuru numaralı Yakup Güneş kararında;

“32. Kendini suçlamama ayrıcalığının kendini suçlayıcı bir ifadenin verilmesine karşı değil zorlama veya baskı yoluyla delil elde edilmesine karşı koruma sağladığını kabul etmek önemlidir. Kendini suçlamama ayrıcalığına riayet edilip edilmediğine ilişkin endişelere yol açan şey, zorlamanın varlığıdır. Bu konuda değerlendirme yapılırken delilin elde edilmesinde kullanılan zorlamanın niteliği ve derecesi dikkate alınmalıdır. AİHM, içtihadı aracılığıyla, 6. maddeyi ihlal eden uygunsuz zorlamaya ilişkin endişelere yol açan en az üç tür durum tespit etmiştir: Birincisi bir şüphelinin yaptırım tehdidi altında ifade vermeye zorlandığı ve bunun sonucunda ifade verdiği veya ifade vermeyi reddettiği için yaptırıma maruz kaldığı haldir. İkincisi gerçek delil veya ifade elde etmek için genellikle Sözleşme’nin 3. maddesini ihlal eden muamele şeklinde fiziksel veya psikolojik baskı uygulanmasıdır. Üçüncüsü ise yetkililerin sorgulama sırasında elde edemedikleri bilgileri elde etmek için hileye başvurmalarıdır (İbrahim ve diğerleri/Birleşik Krallık [BD], B. No: 50541/08, 50571/08, 50573/08, 40351/09, 13/9/2016, §267).

33. Zorlama altında alınan ve görünüşte suçlayıcı nitelikte olmayan ifadeler, örneğin suçtan arındırıcı ifadeler veya sadece olgusal sorulara ilişkin bilgiler, ceza yargılamalarında soruşturma/kovuşturma dosyasını desteklemek için sözgelimi şüphelinin/sanığın diğer ifadeleriyle ya da yargılama sırasında verdiği ifadelerle çelişmek veya bunlara şüphe düşürmek veya başka bir şekilde güvenilirliğini zayıflatmak için kullanılabilir. Bu nedenle kendini suçlamaya karşı ayrıcalık, doğrudan suçlayıcı ifadelerle sınırlandırılamaz (Ibrahim ve diğerleri/Birleşik Krallık, § 268). Bununla birlikte söz konusu ayrıcalık, zor kullanmaya ilişkin yetkilerin kullanılması yoluyla şüpheliden/sanıktan elde edilebilen ancak şüphelinin/sanığın iradesinden bağımsız bir varlığa sahip olan, diğerlerinin yanı sıra, bir arama emri uyarınca elde edilen belgeler, nefes, kan ve idrar örnekleri ile DNA testi amacıyla vücut dokusu gibi materyallerin ceza yargılamasında kullanılmasını kapsamamaktadır (Saunders/Birleşik Krallık, B. No: 19187/91, 17/12/1996, §69).

34. Kendini suçlamama hakkı mutlak değildir. Uygulanan zorlamanın derecesi, kendini suçlamama ayrıcalığının özünü yok ettiği durumlarda 6. madde ile bağdaşmayacaktır ancak her doğrudan zorlama, kendi kendini suçlamama ayrıcalığının özünü yok etmeyecek, dolayısıyla 6. maddenin ihlaline yol açmayacaktır. Bu bağlamda önemli olan, zorlama altında elde edilen delillerin ceza yargılaması sırasında ne şekilde kullanılacağıdır (İbrahim ve diğerleri/Birleşik Krallık, § 269)”.

[3] İHAM’ın 25.12.2001 tarihli, 44787/98 başvuru numaralı P.G. ve J.H./Birleşik Krallık kararının 80. paragrafında; “Başvurucuların, karşılaştırma amacıyla kullanılacak ses örneklerinin gizli ve hileli bir yöntemle elde edilmesinin kendilerini suçlamaya zorlanmama hakkını ihlal ettiği yönündeki şikayetleri bakımından Mahkeme; suçlayıcı herhangi bir beyan içermeyen ses örneklerinin, adli incelemelerde kullanılan kan, saç veya diğer fiziksel ya da nesnel örneklere benzer nitelikte değerlendirilebileceği ve kendini suçlamama hakkının bu tür örnekler bakımından uygulanmayacağı kanaatindedir (bkz. yukarıda anılan Saunders kararı, s. 2064-2065, §69)”.

[4] Ceza Muhakemesinde Ses ve Görüntü Bilişim Sisteminin Kullanılması Hakkında Yönetmelik.