Daha önce kaleme aldığımız “Tüzel Kişilerin ‘Suçtan Zarar Gören’ Sıfatı ile Kamu Davasına Katılabilmesi[1]” başlıklı yazımızda; 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun “Kamu davasına katılma” başlıklı 237/1’de yer alan, “Mağdur, suçtan zarar gören gerçek ve tüzel kişiler ile malen sorumlu olanlar, ilk derece mahkemesindeki kovuşturma evresinin her aşamasında hüküm verilinceye kadar şikayetçi olduklarını bildirerek kamu davasına katılabilirler.” hükmün uygulamada nasıl hayata geçirilmesi gerektiğine, kimlerin “katılan” sıfatını haiz kabul edilebileceklerine ilişkin görüşümüzü ortaya koymuştuk.
İlgili yazımızda; CMK m.237/1’den anlaşıldığı üzere, “mağdur”, “suçtan zarar gören” ve “malen sorumlu” olarak üç farklı sıfatı haiz kişilerin kamu davasına katılma haklarının olduğunun belirtildiğini, “malen sorumlu” kavramının CMK m.2/1-i’de tanımlandığını, ancak “mağdur” ve “suçtan zarar gören” kavramlarının tanımının bu maddede yapılmadığını, bunun yanında Kanunun herhangi bir başka maddesinde veya madde gerekçesinde de bunların tanımının yer almadığını, bu sebeple de mağdur ve suçtan zarar gören kavramlarının tanımı ile kimlerin bu sıfatların kapsamına girebileceği hususlarının doktrinde ve uygulamada açıklandığını belirtmiştik.
Bu ön tespit devamında yine yazımızda; birisi Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun, birisi de 7. Ceza Dairesi’nin olmak üzere yer verdiğimiz iki kararda Yargıtay’ın[2], gerçek veya tüzel kişi olmak fark etmeksizin, suçtan zarar gören sıfatını haiz olarak CMK m.237/1 gereğince kamu davasına katılabilmek için “suçtan doğrudan doğruya zarar görme” şartını aradıklarını, dolaylı veya muhtemel zararların gerçek veya tüzel kişiyi suçtan zarar gören yapmayacağını düşündüklerini, suçtan zarar gören sıfatına sahip olamayan gerçek veya tüzel kişilerin de CMK m.237/1’de yer alan kamu davasına katılma kurumundan yararlanamayacağını ortaya koyduklarını izah etmiştik. Bunun yanında yine iki ayrı Ceza Genel Kurulu kararında da tam aksine Yargıtay’ın[3] mağduru suçtan doğrudan doğruya zarar gören olarak, suçtan zarar göreni ise dolaylı zarar gören olduğunu belirtmiş, bu kapsamda bir içtihat birliğinin bulunmadığını ve çelişkili kararların bulunduğunu ortaya koymuştuk.
İlgili yazımızda sonuç olarak; Yargıtay kararlarında yaşanan çelişkinin, “katılan”, “suçtan zarar gören”, “mağdur”, “şikayetçi” gibi kavramların tanımının CMK m.2’de yapılmaması sebebiyle olduğunu düşündüğümüzü, CMK m.2’de bu sıfatlara ilişkin bir tanımlamanın yapılmamasının uygulamada sorunlara yol açtığını, bu durumun hem yeknesak uygulamanın sağlanamamasına neden olabilecek, hem de mağdur ve suçtan zarar görenlerin haklarını gereği gibi kullanamamasına sebebiyet verdiğini ve vermeye devam edeceğini, her ne kadar bu sorunun çözülmesi için Kanunda bu kavramların açık bir şekilde tanımına yer verilmesi gerektiği düşüncesinde olsak da, bunun henüz sağlanmadığı güncel durumda da yazımızda yer verdiğimiz güncel tarihli Yargıtay kararlarındaki suçtan zarar gören sıfatını haiz olmak için suçtan doğrudan zarar görme şartını aranması görüşe katılmadığımızı belirtmiştik.
Yazıyı 2023 yılında kaleme almamız sonrası konu ile ilgili olması nedeniyle ulaştığımız iki Yargıtay kararına ve kararlarda yer alan karşı oy gerekçelerine yer vererek, konuyu yeniden gündeme getirmek istedik. Yazıyı, aşağıda yer vereceğimiz konu ile ilgili Yargıtay kararlarını açıklamak ve özellikle de kararlarda yer alan karşı oy gerekçelerine dikkat çekmek amacıyla kaleme aldık.
Yargıtay 11. Ceza Dairesi 10.09.2024 tarihli, 2023/6477 E. ve 2024/9742 K. sayılı kararında; “… suç tarihinde şikayetçi adına sahte imza atılmak suretiyle düzenlenen kira sözleşmesinin, Bafra Belediye Başkanlığı Ruhsat ve Denetim Müdürlüğüne ibraz edilmek suretiyle kullanıldığının iddia olunması karşısında, suça konu kira sözleşmesinin şikayetçiye karşı kullanılmadığı ve şikayetçinin atılı suçtan doğrudan zarar görmediği anlaşıldığından, şüpheli hakkında verilen kovuşturmaya yer olmadığına dair karara karşı itiraz hakkı bulunmayıp, itirazın sıfat yokluğu nedeniyle usulden reddi yerine işin esasına girilerek reddine karar verilmiş ise de,” gerekçesiyle, kanun yararına bozma talebinin yerinde görülmediğine karar vermiştir.
Yargıtay 11. Ceza Dairesi 05.02.2026 tarihli, 2022/8008 E. ve 2026/1254 K. sayılı kararında; “Sahtecilik suçlarında katılma hakkının suçun maddi unsurunun hedef aldığı kişi veya kuruma ait olması, dosya kapsamına göre suçun konusunu oluşturan sahte kira sözleşmesinin abonelik için Gediz Elektrik Dağıtım A.Ş.’ye sunulması, şikayetçi …’e karşı ise kullanılmaması nedeniyle, yüklenen özel belgede sahtecilik suçundan doğrudan zarar görmeyen şikayetçi …’ün kamu davasına katılma ve hükmü istinaf/temyiz etme hakkının bulunmadığı; usulsüz olarak verilen katılma kararının hükmü temyiz etme yetkisi vermeyeceği şikayetçinin suçtan zarar gören sıfatının, 5271 sayılı Kanun’un 237/1. maddesi uyarınca kamu davasına katılma hakkının ve aynı Kanun’un 260/1. maddesi gereği hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunmadığı dikkate alındığında,” gerekçesiyle, temyiz isteminin reddine hükmetmiştir.
Görüleceği üzere; 2023 yılında ilk kaleme aldığımız yazıdan bu tarafa aynı sorun devam etmekte, Yargıtay değil mağdur suçtan zarar gören sıfatını dahi haiz olmak ve kamu davasına katılabilmek için, müştekinin suçtan doğrudan doğruya zarar görmesi şartını aramaya devam etmektedir.
Özellikle belirtmeliyiz ki; her iki Yargıtay 11. Ceza Dairesi kararında da karşı oy bulunmakta olup, bu karşı oylardaki kanaatimizce en önemli gerekçe bizim de 2023 yılında kaleme aldığımız yazımızda belirttiğimiz ile uyumlu şekilde, “Gerek CMK’da, gerekse CMUK’da kamu davasına katılma konusunda suç bakımından bir sınırlama getirilmemiş, ilke olarak şartların varlığı halinde tüm suçlar yönünden kamu davasına katılma kabul edilmiştir. Öğreti ve uygulamada kamu davasına katılma yetkisi bulunan kişinin ‘Suçtan zarar görmesi’ şartı aranmış, ancak Kanun’da ‘Suçtan zarar gören’ ve ‘Mağdur’ kavramlarının tanımı yapılmadığı gibi, zararın maddi ya da manevi olduğu hususu bir ayrıma tabi tutulmamış ve sınırlandırılmamıştır.” biçiminde ortaya koyulan gerekçedir.
Bir önceki yazımızda belirttiğimiz gibi, kanun koyucu CMK m.237/1’de mağdur, suçtan zarar gören ve malen sorumlu kavramlarına yer vermiş, bu sıfatı haiz kişilerin kamu davasına katılabilmeleri bakımından doğrudan veya dolaylı şekilde zarar görmeleri şeklinde bir ayırımdan söz etmemiştir. Ayrıca bunun ötesinde Kanunda, suçtan maddi veya manevi zarar görme şeklinde dahi bir ayrılığa yer verilmemiştir.
Doktrinde de bir önceki yazımızda belirttiğimiz ile uyum içerisinde; kanun koyucunun kamu davasına katılma konusunda CMK m.237’de mağdur ve suçtan zarar gören kavramlarını birlikte kullandığı, mağdur ile şikayetçinin haklarının düzenlendiği 234. maddede ise, mağdur ile şikayetçinin kamu davasına katılma hakkından söz edildiği, görüldüğü üzere kanun koyucunun bu kavramlar kullanılırken belli bir anlayışı takip etmediği, farklı yerlerde farklı terimler kullandığı, Yargıtay’ın kararlarında kamu davasına katılmak açısından “doğrudan doğruya zarar görme” şartı aradığı, ancak bunun isabetli olmadığı, kanuni düzenleme uyarınca kamu davasına konu suçla dolaylı da olsa haklı bir yararı ihlal edilmiş kişinin davaya katılmasının kabul edilmesi gerektiği, burada ayrıca “doğrudan doğruya zarar görmüş olma” gibi bir şartın aranmasının doğru olmadığı, bu nedenle de bu kriteri arayan Yargıtay kararlarının hukuken isabetli olmadığı açıkça ortaya koyulmuştur[4].
Sonuç olarak;
2023 yılında kaleme aldığımız yazıdan bu tarafa ilgili sorunun uygulamada devam ettiğinin anlaşıldığını, Yargıtay’ın suçtan zarar gören olunabilmesi için mutlak şekilde doğrudan doğruya zarar görülmesi şartını araması ile bir suç sebebiyle dolaylı yoldan veya manevi olarak zarar görenlerin kamu davasına katılabilmelerinin kabul edilmemesinin yasal düzenleme ile bağdaşmadığını,
“Mağdur” ve “suçtan zarar gören” kavramlarının dar yorumlanmaması gerektiğini, her iki kavram bakımından da “suçtan doğrudan doğruya zarar görme” şeklinde aynı zorunluluğunun aranmasının isabetli olmayacağını, kanun koyucunun iki ayrı kavrama CMK m.237/1’de özellikle yer verdiğini, her iki sıfatı haiz olmak bakımından aynı koşul aranacak olursa kanun koyucunun CMK m.237/1’de iki kavrama da ayrı ayrı yer vermesinin bir anlamının kalmayacağını, mağdurun doğrudan zarar gören, suçtan zarar görenin de dolaylı zarar gören olarak kabulünün gerektiğini, özel belgede sahtecilik suçunun kamu güvenine karşı suçlardan sayılmasının ve burada korunan hukuki yararın kamu güveni olmasının, topluma karşı suçlardan sayılması kabulünün, özel veya resmi belgede [5]sahtecilik suçundan dolayı kişilerin uğradığı mağduriyeti ortadan kaldırmayacağını,
Kiracı ile kiralayan arasında akdedilen kira sözleşmesinin sahte düzenlenerek, bu sahte sözleşmenin kiracı tarafından abonelik amacıyla ilgili kurumlara ve kuruluşlara ibraz edilmesi durumundan, her ne kadar o kurumların ve kuruluşların “mağdur” sıfatı taşıyacakları kabul edilse de, bu yolla taşınmazı işgal edilen, kullanılan, ancak kullanım bedeli ödenmediği gibi, üzerinde tasarruf edilmek suretiyle eşyası eskitilen, imzası taklit edilmek suretiyle de “suçtan zarar gören” sıfatı taşıyan, her ne kadar bu kişi yönünden “mağdur” sıfatı kabul edilmese bile, sahte kira sözleşmesi hazırlanıp, kira veya işgal bedeli de ödenmeksizin taşınmaz kullanıldığında, bu yönü ile de kiralayanın “mağdur” sıfatı taşıyabileceğini,
Bu nedenle; Yargıtay kararlarında kiralayanın “katılan” sıfatı taşıyamayacağına dair kabulün hatalı olduğunu, hem sahtecilik suçunu düzenleyen TCK m.207’nin ve hem de katılan müessesesini düzenleyen CMK m.237 ila 243’ün engel bir hüküm taşımadığını,
İfade etmek isteriz.
Prof. Dr. Ersan Şen
Av. Cem Serdar
(Bu makale, sayın Prof. Dr. Ersan ŞEN tarafından www.hukukihaber.net sitesinde yayınlanması için kaleme alınmıştır. Kaynak gösterilse dahi makalenin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan makalenin bir bölümü, aktif link verilerek kullanılabilir. Yazarı ve kaynağı gösterilmeden kısmen ya da tamamen yayınlanması şahsi haklara ve fikri haklara aykırılık teşkil eder.)
-----------
[1] Ersan Şen/Cem Serdar, Tüzel Kişilerin “Suçtan Zarar Gören” Sıfatı ile Kamu Davasına Katılabilmesi, https://www.hukukihaber.net/tuzel-kisilerin-suctan-zarar-goren-sifati-ile-kamu-davasina-katilabilmesi (Erişim tarihi: 14.10.2026)
[2] Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 12.03.2020, 2017/5-563 E., 2020/171 K.; Yargıtay 7. Ceza Dairesi, 07.10.2009, 2007/11645 E., 2009/10182 K.
[3] Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 13.06.2006, 2006/9-155 E., 2006/158 K.; Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 14.01.2014, 2013/222 E., 2014/6 K.
[4] Ali Kemal Yıldız, Ceza Muhakemesi Hukukunda Mağdur Suçtan Zarar Gören Şikayetçi, Seçkin Yayıncılık, 1. Baskı, Ankara, 2008, s.179, 180.
[5] Yeri gelmişken; TCK m.204’de tanımlanan resmi belgede sahtecilik suçunun oluşabilmesi için, belgenin resmi olarak düzenlenmesi gerektiğinden, özel olarak düzenlenmiş belgede bulunan imzanın ve/veya tarihin sonradan noter tarafından tasdikinin o belgeyi “resmi belge” haline getirmeyeceğini, çünkü bu hususun belgenin resmiliği ile değil, imza ve tasdik tarihi ile ilgili olup, belgenin niteliğinde değişikliğe yol açmayacağını belirtmek isteriz.
Next