Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 01.07.2026 tarihli, 2026/6-122 E. ve 2026/444 K. sayılı kararında; seri muhakeme usulü uygulanarak verilen ve kesinleşen mahkumiyet hükümlerinin, TCK m.58 kapsamında tekerrüre esas alınabileceğine karar verilmiş olup, bu karar, seri muhakeme usulü sonucunda kurulan hükümlerin mahkumiyet niteliğinde olduğu, CMK m.250/7 uyarınca güvenlik tedbirlerinin uygulanmasına engel bulunmadığı ve bu hükümlerin tekerrüre esas alınmasını yasaklayan açık bir kanuni düzenlemenin mevcut olmadığı gerekçelerine dayandırılmıştır.

Karara konu olayda; sanık hakkında trafik güvenliğini tehlikeye sokma suçundan CMK m.250'de düzenlenen seri muhakeme usulü uygulanarak 900-TL adli para cezasına hükmedildiği, mahkumiyet hükmünün 20.01.2022 tarihinde kesinleştiği, sanığın daha sonra işlediği silahla tehdit suçundan yargılandığı Kocaeli 2. Asliye Ceza Mahkemesince 07.02.2023 tarihinde 1 yıl 8 ay hapis cezasına hükmedildiği ve önceki seri muhakeme mahkumiyetinin tekerrüre esas alınarak sanık hakkında TCK m.58 uyarınca mükerrirlere özgü infaz rejiminin uygulanmasına karar verildiği anlaşılmaktadır.

Sanık müdafii, tekerrüre esas alınan önceki mahkumiyetin seri muhakeme usulüyle verilmesi nedeniyle tekerrür hükümlerinin uygulanamayacağını ileri sürmüştür. Sakarya Bölge Adliye Mahkemesi 6. Ceza Dairesi, mahkumiyetin tekerrüre esas alınabileceğini kabul etmiş olup; İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 7. Ceza Dairesi ise, benzer nitelikteki bir uyuşmazlıkta aksi yönde karar vermiştir.

Bölge adliye mahkemeleri arasındaki görüş ayrılığının giderilmesi amacıyla konu Yargıtay’a taşınmıştır. Yargıtay 6. Ceza Dairesi, seri muhakeme usulü ile verilen hükümlerin sadece itiraz kanun yoluna tabi olmasından ve mülga 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usul Kanunu’nda düzenlenen ceza kararnamelerine ilişkin Yargıtay içtihadından hareketle, seri muhakeme usulü ile verilen hükümlerin tekerrüre esas alınamayacağına karar vermiştir. Buna karşılık; Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın CMK m.308 uyarınca yaptığı itirazında atıf yapılan Yargıtay 4. Ceza Dairesi’nin 21.05.2025 tarihli, 2023/1977 E. ve 2025/9553 K. sayılı kararında, sonradan seri muhakeme kapsamına alınan bir suça ilişkin yapılan uyarlama yargılamasının önceki mahkumiyetin tekerrüre esas alınmasına engel oluşturmayacağı kabul edilmiştir. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın, Yargıtay 6. Ceza Dairesi’nin kararına itirazı üzerine, uyuşmazlık Ceza Genel Kurulunun önüne gelmiştir.

Yargıtay Ceza Genel Kurulu;

· TCK m. 58/1 uyarınca tekerrür hükümlerinin uygulanabilmesi için önceki mahkumiyet hükmünün kesinleşmesinin ve yeni suçun bu kesinleşmeden sonra işlenmesinin yeterli olduğu, önceki cezanın infaz edilmiş olmasının aranmadığı,

· Seri muhakeme usulü kapsamında mahkemece kurulan hükmün CMK m. 223 anlamında mahkumiyet hükmü niteliğinde olduğu, mahkumiyetin özel bir yargılama usulü sonucunda verilmesinin, hükmün hukuki niteliğini değiştirmediği,

· Seri muhakeme kapsamında yaptırım uygulanmasının güvenlik tedbirlerine ilişkin hükümlerin uygulanmasına engel oluşturmayacağından bahisle, TCK m.58'de düzenlenen tekerrürün de infaza ilişkin sonuçları olan bir güvenlik tedbiri niteliği taşıdığı,

· CMK m. 272/3’de düzenlenen, “ilk derece mahkemesince verildiği anda kesin olan ve olağan kanun yolu öngörülmeyen” hükümlerin tekerrüre esas alınamayacağına ilişkin istisnanın, seri muhakeme usulü ile verilen mahkumiyetlere uygulanamayacağı, seri muhakeme hükümlerinin tekerrüre esas alınmasını engelleyen açık kanuni düzenleme bulunmadığı,

Gerekçelerine yer vermiştir.

Kararda; seri muhakeme usulünün, mülga 1412 sayılı Kanunda düzenlenen eski ceza kararnamelerinin tekerrüre esas alınamayacağına ilişkin içtihadın, seri muhakeme yönünden doğrudan uygulanamayacağı ifade edilmiştir.

Gerekçeli karşıoyda ise;

· Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun mülga ceza kararnamelerine ilişkin önceki içtihadının temeline dayanılarak, ceza kararnamesi usulünün basit uyuşmazlıkların hızlı biçimde sonuçlandırılmasını ve mahkemelerin iş yükünün azaltılmasını amaçlayan seri muhakeme usulünün kendine özgü istisnai bir muhakeme yöntemi olduğu,

· Seri yargılama usulü ile verilen mahkumiyetlerin, istinaf ve temyiz denetimine tabi olmamalarının tekerrür bakımından dikkate alınması gerektiği,

· Bu usul ile verilen mahkumiyetlerin tekerrüre esas alınmamasının hakkaniyete uygun düşeceği,

· Tekerrüre esas alınacak hükümlerin itiraz dışında bir kanun yolu denetimine tabi olması gerektiği,

· Yerleşik içtihattan ayrılmayı haklı kılan makul bir gerekçe de bulunmadığı,

Belirtilmiştir.

Nitekim YCGK’nın eski tarihli kararları incelendiğinde; itiraza tabi olup, temyize tabi olmayan kararların tekerrüre esas alınamayacağına dair yerleşik kabulü bulunduğu görülmektedir[1]. YCGK’nın 01.07.2026 tarihli kararında ise; önceki yerleşik kabulden dönülmesini makul kılan hiçbir gerekçeye yer verilmeksizin, sadece seri muhakeme usulü ile verilen kararların tekerrüre esas alınamayacağına dair açık yasal düzenleme bulunmadığı yönünde, “kanunların lafzı ve ruhu” kriterleri dikkate alınmaksızın genelgeçer gerekçelere yer verildiği görülmektedir.

YCGK’nın görüş değiştirdiği 01.07.2026 tarihli bu kararının isabetli olmadığını, karşıoyda yer verilen gerekçelerin haklı olduğu düşünülmektedir.

Karşıoyda yer verilen bu gerekçelere ek olarak; seri yargılama usulünde Cumhuriyet savcısının soruşturmayı tamamlamak suretiyle verdiği kararın mahkemece sınırlı tutularak incelenip yargı kararı haline getirilmesi sözkonusu olduğundan, bu şekilde verilen kararların sadece itiraza tabi olup, itiraz genel hükümlere göre yapılacağından (Ceza Muhakemesinde Seri Muhakeme Yönetmeliği m.15) ve itiraz merciinin verdiği karar CMK m.271/4 uyarınca kesin nitelikte olduğundan, CMK m.250/14 ve Ceza Muhakemesinde Seri Muhakeme Yönetmeliği m.15 ile CMK m.272/3 uyarınca kesin nitelikte olan, yani istinaf yolu kapalı olan seri yargılama usulü tatbik edilerek verilen bu kararların, CMK m.272/3 uyarınca tekerrüre esas alınamayacağı sonucuna varılması gerektiği kanaatindeyiz.

Elbette itiraz yolu da, CMK m.267 ila 271’de olağan kanun yolları arasında gösterilmiştir. Bununla birlikte; CMK m.271/4’de, itiraz üzerine verilen kararların kesin olduğu düzenlenmiştir. İtiraz incelemesi usulü özellikle pratikte incelendiğinde, istinaf ve temyiz kanun yollarının sağladığı güvenceleri çoğunlukla sağlayamadığı da gözardı edilemez. Kaldı ki; CMK m.250’de, seri muhakeme usulü hakkında itiraz müessesesi ile ilgili de özel ve sınırlayıcı hükümlere yer verilmiştir.

Seri muhakeme ve tekerrür ilişkisi ile ilgili itirazımız, sadece Yargıtay’ın eski içtihadı ve karşıoyda belirtilen gerekçe ile de sınırlı değildir. Bu konuda değerlendirme yapılırken, CMK m.250’nin 9., 10. ve özellikle 14. fıkralarının dikkate alınması zorunludur. Maddenin 9. ve 10. fıkralarında, seri muhakeme usulünün genel soruşturma usulünden ayrı nitelikte olduğu vurgulanırken; maddenin 14. fıkrasında ise itiraz incelemesinin son derece kısıtlı şekilde yapılacağı anlaşılmaktadır. CMK m.250/4’e göre; “Dokuzuncu fıkra kapsamında mahkemece kurulan hükme itiraz edilebilir. İtiraz mercii, itirazı üçüncü ve dokuzuncu fıkralardaki şartlar yönünden inceler”.

CMK m.250/3, şüphelinin müdafii huzurunda seri muhakeme usulünü kabul edip etmediğinin denetlenmesini; CMK m.250/9 ise, sanığın müdafii huzurunda dinlenmesine rağmen, suça konu fiilin seri muhakeme kapsamında olup olmadığının ve soruşturma aşamasında sanığın bu usulü hukuka uygun şekilde kabul edip etmediğinin, son olarak da dosyada mevcut delillere göre mahkumiyet kararı verilmesi gerekip gerekmediğinin denetlenmesinden ibarettir ki, burada ceza mahkemesinin re’sen araştırma yetkisinin dikkate alınmadığı, dosyada mevcut delil durumundan hareketle yargılamanın hızlı şekilde bitirilmesine müteakiben, itiraz incelemesinin de sınırlı şekilde yapıldığı ve hukukilik denetiminde yetersiz kaldığı sabittir.

Hal böyle iken; YCGK’nın önceki görüşünden ayrılmayı gerektiren hiçbir geçerli yasal sebep bulunmadığı gibi, genel soruşturma, kovuşturma ve itiraz usullerine göre yürütülmeyen bir dava neticesinde verilen kararın “hüküm” niteliği taşıdığından ve aksi yönde bir düzenleme bulunmadığından bahisle tekerrüre esas alınması gerektiğine dair görüşün isabetli olmadığı dikkate alınmalıdır.

Sonuç olarak; YCGK’nın görüş değişikliği içeren bu kararından dönmesi, olağan itiraz prosedüründen çok daha kısıtlı inceleme şartları içeren seri muhakemede itiraz prosedürünün CMK m.272/3 kapsamında sayılması veya kanun koyucunun bu konuda açık bir düzenleme yapması zorunludur. Bu nedenle, 01.07.2026 YCGK kararına katılmıyoruz.

Prof. Dr. Ersan Şen

Av. Beyza Başer Berkün

Stj. Av. Mustafa Akarsu

(Bu makale, sayın Prof. Dr. Ersan ŞEN tarafından www.hukukihaber.net sitesinde yayınlanması için kaleme alınmıştır. Kaynak gösterilse dahi makalenin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan makalenin bir bölümü, aktif link verilerek kullanılabilir. Yazarı ve kaynağı gösterilmeden kısmen ya da tamamen yayınlanması şahsi haklara ve fikri haklara aykırılık teşkil eder.)

----------

[1] Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 10.06.2003 tarihli, 2003/4-184 E. ve 2003/186 K. sayılı kararına göre;

“Sulh Ceza Hakiminin ceza kararnamesi ise, genel yargılama kurallarından farklı kuralları bulunan, kendine özgü hızlandırılmış bir yargılama yöntemidir. Bu yargılamanın en önemli özelliği, sanık davet edilip sorgusu yapılmadan ve kanıtlar ortaya konulup tartışılmadan, evrak üzerinden karar verilmesidir. Bir başka anlatımla duruşma açılarak yüz yüze yargılama yapılmadan, mevcut kanıtlarla yetinilmek suretiyle dosya üzerinden karar verilmektedir. Bu yolla basit işlerin çabuk çözümlenmesi, mahkemelerin iş yüklerinin hafifletilmesi, basit suçların yargılamalarının hızlı bir şekilde sonuçlandırılması amaçlanmıştır. (Doç. Dr. A. Önder, Sulh Ceza Hakiminin Ceza Kararnamesi, sh. 3 vd.; Prof. N. Centel - Yrd. Doç. H. Zafer, Ceza Muhakemesi Hukuku, sh. 663 vd.) Ceza kararnamesi ile verilen kararlar temyiz yasa yoluna değil, CYUY.nın 390. maddesi gereğince itiraz yasa yoluna tabidir, itiraz edilmeyen veya süresinde yapılan itirazın reddedilmesi halinde kesinleşen ceza kararnameleri, son karar niteliğini aldığından hükmün sonuçlarını doğuracak, infaz edilecektir. Bu kararlar için kesinleştiklerinde yazılı emir yasa yoluna başvurulması olanaklıdır.

Bu belirlemeler ışığında yerleşmiş yargısal kararlarda, temyiz yasa yoluna tabi olmayan kararların tekerrüre esas alınamayacağı, dolayısıyla da ceza kararnamesi ile verilen cezaların da tekerrüre esas olamayacağı kabul edilmiştir. Öğretide de Prof. Nurullah Kunter ve Prof. Feridun Yenisey, Ceza Muhakemesi Hukuku adlı eserlerinde, ceza kararnameleri temyiz edilemediklerinden tekerrüre esas olamayacaklarını belirtmişlerdir (11. Bası, sh. 869). O halde Yerel Mahkemece sanık hakkında daha önce ceza kararnamesi ile verilip infaz edilmiş cezanın tekerrüre esas alınması isabetsiz olup, haklı nedenlere dayanan Yargıtay C. Başsavcılığı itirazının kabulüne karar verilmelidir”.