Boşanma kararıyla veya taraflar arasında yapılan anlaşma doğrultusunda belirlenen nafaka miktarı, her zaman aynı tutarda kalmak zorunda değildir. Nafakaya hükmedildiği tarihte tarafların ekonomik koşulları, nafaka alacaklısının ihtiyaçları, müşterek çocuğun giderleri ve nafaka yükümlüsünün ödeme gücü belirli bir denge içerisinde değerlendirilir. Ancak bu denge, zaman içerisinde enflasyon, yaşam maliyetlerindeki artış, gelir seviyelerindeki değişiklikler veya çocuğun gelişimine bağlı yeni ihtiyaçlar nedeniyle bozulabilir.

Bu noktada nafaka artırım davası, daha önce hükmedilmiş veya taraflarca kararlaştırılmış nafaka miktarının değişen koşullara uyarlanmasını sağlayan hukuki yoldur. Davanın amacı, nafaka yükümlüsünü cezalandırmak veya taraflardan birine ekonomik üstünlük sağlamak değil; nafaka miktarının belirlendiği tarihten sonra ortaya çıkan değişiklikleri dikkate alarak nafaka ile güncel yaşam koşulları arasında hakkaniyete uygun yeni bir denge kurmaktır.

Nafaka Artırım Davasının Hukuki Dayanağı

Türk Medeni Kanunu, nafakanın hükmedildiği tarihte mevcut olan sosyal ve ekonomik koşulların sonradan değişmesi hâlinde nafaka miktarının yeniden belirlenmesine imkân tanımaktadır. Bu nedenle nafaka miktarının kesinleşmiş bir mahkeme kararıyla belirlenmiş olması, söz konusu miktarın gelecekte hiçbir surette değiştirilemeyeceği anlamına gelmez. Nafaka, niteliği itibarıyla süreklilik arz eden ve geleceğe yönelik sonuç doğuran bir yükümlülük olduğundan, sonraki dönemde ortaya çıkan ekonomik ve sosyal değişikliklere göre yeniden değerlendirilmesi mümkündür.

Yoksulluk nafakası bakımından Türk Medeni Kanunu’nun 176/4. maddesi uyarınca tarafların mali durumlarının değişmesi veya hakkaniyetin gerektirdiği hâllerde irat biçiminde ödenen nafakanın artırılmasına ya da azaltılmasına karar verilebilir. Bu değerlendirmede nafaka alacaklısının güncel geçim koşulları, nafaka yükümlüsünün ödeme gücü, tarafların gelir ve malvarlığı durumları ile aradan geçen sürede meydana gelen ekonomik değişiklikler birlikte dikkate alınır.

İştirak nafakası yönünden ise çocuğun bakım ve eğitim giderlerine anne ve babanın mali güçleri oranında katılması esastır. Türk Medeni Kanunu’nun 330 ve 331. maddeleri çerçevesinde çocuğun ihtiyaçları, anne ve babanın hayat koşulları ve ödeme güçleri göz önünde bulundurulur; koşulların değişmesi hâlinde hâkim istem üzerine nafaka miktarını yeniden belirleyebilir. Bu nedenle iştirak nafakasında çocuğun yaşının ilerlemesi, eğitim hayatındaki değişiklikler, sağlık ve bakım giderleri ile ebeveynlerin ekonomik durumundaki farklılaşmalar önem taşır.

Nafaka Artırım Davasında Değişen Koşullar Nasıl Değerlendirilir?

Nafaka artırım davasının temelinde, nafakaya ilk kez hükmedildiği veya taraflar arasında kararlaştırıldığı tarihte mevcut bulunan sosyal ve ekonomik koşullar ile artırım talebinin ileri sürüldüğü tarihteki koşullar arasındaki değişiklik yer almaktadır. Bu sebeple nafaka artırım davası, mevcut nafaka miktarının soyut biçimde “az” veya “yetersiz” olduğunun ileri sürülmesinden ibaret değildir. Mahkeme, önceki kararın verildiği tarihten sonra meydana gelen değişikliklerin nafaka miktarının yeniden belirlenmesini gerektirip gerektirmediğini somut olayın özelliklerine göre inceler.

Bu inceleme yapılırken yalnızca mevcut nafaka tutarına bakılmaz. Nafakanın ilk belirlendiği tarihte taraflar arasında kurulan ekonomik dengenin zaman içerisinde ne ölçüde değiştiği araştırılır. Tarafların gelir seviyeleri, çalışma durumları, malvarlıkları, düzenli ve zorunlu giderleri, yaşam koşulları, nafaka alacaklısının ihtiyaçlarında meydana gelen artış ve nafaka yükümlüsünün ödeme gücündeki değişiklikler birlikte değerlendirilir. İştirak nafakası söz konusu olduğunda müşterek çocuğun yaşı, eğitim durumu, sağlık giderleri, bakım ve barınma ihtiyaçları ile sosyal gelişimine ilişkin giderleri ayrıca önem kazanır.

Nafaka kararının üzerinden geçen sürenin uzunluğu da değerlendirmede önemlidir. Karardan kısa süre sonra açılan bir artırım davası ile yıllar sonra açılan bir dava aynı koşullarda ele alınamaz. Zira aradan geçen süre içerisinde paranın satın alma gücü azalabilir; kira, gıda, ulaşım, eğitim ve sağlık giderleri yükselerek mevcut nafakanın fiilî karşılığını önemli ölçüde azaltabilir. Bu durumda nafakanın nominal olarak aynı tutarda kalması, gerçek ekonomik değerinin de korunduğu anlamına gelmez.

Enflasyon, Geçen Süre ve Nafakanın Reel Değerinin Korunması

Nafaka miktarının uzun süre aynı seviyede kalması, özellikle enflasyonun yüksek seyrettiği dönemlerde nafakanın reel değerinde ciddi bir azalmaya yol açabilir. Karar tarihinde belirli temel ihtiyaçların karşılanmasına anlamlı ölçüde katkı sağlayan bir nafaka tutarı, birkaç yıl sonra aynı ekonomik işlevi yerine getiremeyebilir. Bu nedenle nafaka artırım davalarında yalnızca rakamsal tutar değil, nafakanın güncel satın alma gücü de dikkate alınmalıdır.

Bununla birlikte nafaka artırımı, yalnızca belirli bir enflasyon oranının mevcut nafaka tutarına matematiksel olarak uygulanmasından ibaret değildir. ÜFE, TÜFE ve benzeri ekonomik göstergeler nafakanın reel değerindeki değişimin tespitinde önemli bir referans oluşturabilir; ancak mahkeme bunları tarafların fiilî yaşam koşullarından bağımsız biçimde değerlendirmez. Nafaka alacaklısının güncel ihtiyaçları, nafaka yükümlüsünün gelir ve ödeme gücü, yaşam giderlerindeki artış ve nafakanın niteliği birlikte ele alınmalıdır.

Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 28.06.2021 tarihli, 2021/4645 Esas ve 2021/5308 Karar sayılı kararında da yoksulluk nafakası bakımından bu yaklaşım benimsenmiştir. Kararda, tarafların ekonomik ve sosyal durumlarında nafakanın ilk belirlendiği tarihe göre olağanüstü bir değişiklik bulunmasa dahi, nafaka alacaklısının ihtiyaçları ile nafaka yükümlüsünün gelir durumu arasındaki önceki dengenin korunması gerektiği; bu amaçla TÜİK tarafından yayımlanan ÜFE oranının dikkate alınmasının gerektiği belirtilmiştir. Bu karar, nafaka artırımının mutlaka olağanüstü bir gelir artışı veya olağanüstü yeni bir gider ortaya çıkmasına bağlı olmadığını; aradan geçen süre ve nafakanın reel değerindeki kaybın da hakkaniyet değerlendirmesinde önem taşıdığını göstermektedir.

Bununla birlikte söz konusu karar, ÜFE oranının her nafaka artırım davasında otomatik ve değişmez bir artış oranı olduğu anlamına gelmez. Mahkeme, ekonomik göstergeleri somut olayın diğer koşullarıyla birlikte değerlendirerek hakkaniyete uygun bir miktar belirler. Dolayısıyla enflasyon ve geçen süre önemli olmakla birlikte, nafaka artırımının miktarı her dosyada tarafların mevcut ekonomik ve sosyal koşulları dikkate alınarak belirlenir.

İştirak Nafakasının Artırılmasında Çocuğun Değişen İhtiyaçları

İştirak nafakasının artırılması bakımından en önemli değerlendirme ölçütlerinden biri, çocuğun yaşına, gelişim düzeyine, eğitim durumuna ve yaşam koşullarına bağlı olarak zaman içerisinde değişen ihtiyaçlarıdır. Çocuğun ihtiyaçları sabit değildir; yaş ilerledikçe hem nitelik hem de maliyet bakımından farklılaşır. Bu nedenle okul öncesi dönemde belirlenen bir iştirak nafakası, çocuğun ilkokul, ortaokul veya lise dönemine geçmesiyle birlikte yetersiz hâle gelebilir.

Çocuğun büyümesiyle birlikte okul ve servis ücretleri, kırtasiye ve kitap giderleri, kurs ve özel ders ücretleri, yabancı dil eğitimi, sınav hazırlık masrafları, ulaşım, yemek, sağlık, giyim ve sosyal faaliyet giderleri artabilir. Teknolojik araçların eğitim hayatındaki rolünün artması nedeniyle bilgisayar, tablet veya dijital eğitim materyalleri de somut olayın özelliklerine göre çocuğun güncel ihtiyaçları arasında değerlendirilebilir.

İştirak nafakasının amacı yalnızca çocuğun asgari düzeyde yaşamını sürdürmesini sağlamak değildir. Çocuğun eğitimine, sağlığına, gelişimine ve sosyal yaşamına uygun bir yaşam standardının korunması da önem taşır. Bu nedenle mahkeme, çocuğun güncel ve makul ihtiyaçlarını değerlendirirken anne ve babanın sosyal ve ekonomik durumlarını ve bu giderlere katılma güçlerini birlikte dikkate alır.

Bununla birlikte her giderin doğrudan ve sınırsız biçimde nafaka yükümlüsüne yükletilmesi söz konusu değildir. İleri sürülen giderlerin çocuğun yaşı, eğitim durumu, yaşam koşulları ve ebeveynlerin mali güçleriyle uyumlu olması gerekir. Okul faturaları, servis sözleşmeleri, kurs ücretleri, sağlık harcamaları, banka dekontları ve diğer belgeler, artan ihtiyaçların somutlaştırılması bakımından önem taşıyabilir.

Yoksulluk Nafakasının Artırılması

Boşanma sonucunda yoksulluğa düşecek eş lehine hükmedilen yoksulluk nafakası da değişen koşullar karşısında yeniden değerlendirilebilir. Yoksulluk nafakası, hükmedildiği tarihte tarafların ekonomik ve sosyal durumları dikkate alınarak belirlenmekle birlikte, geleceğe etkili ve süreklilik arz eden bir yükümlülük olması nedeniyle sonraki yıllarda ortaya çıkan ekonomik değişikliklerden doğrudan etkilenir.

Nafaka kararının üzerinden uzun süre geçmiş olması, nafaka alacaklısının zorunlu yaşam giderlerinin artması, paranın satın alma gücündeki azalma, kira ve barınma giderlerinin yükselmesi, sağlık giderlerinin artması veya taraflardan birinin gelir ve malvarlığı durumunda belirgin bir değişiklik meydana gelmesi hâlinde yoksulluk nafakasının artırılması gündeme gelebilir.

Buradaki inceleme, önceki boşanma davasının yeniden görülmesi veya tarafların boşanmaya ilişkin kusur durumlarının yeniden tartışılması anlamına gelmez. Esas olan, daha önce hükmedilen nafaka miktarının güncel sosyal ve ekonomik koşullar karşısında yeterliliğini koruyup korumadığıdır. Mahkeme, önceki nafaka kararının verildiği tarihteki ekonomik denge ile dava tarihindeki koşulları karşılaştırarak artırım gerekip gerekmediğine karar verir.

Yoksulluk nafakasının amacı nafaka alacaklısını zenginleştirmek değil, boşanma sonucunda ortaya çıkan yoksulluğun etkilerini azaltmak ve asgari yaşam koşullarının sürdürülebilmesine katkı sağlamaktır. Bu nedenle artırım yapılırken nafaka alacaklısının gerçek ve güncel ihtiyaçları ile nafaka yükümlüsünün ödeme gücü arasında hakkaniyete uygun bir denge kurulmalıdır.

Nafaka Yükümlüsünün Ekonomik Durumundaki Değişikliğin Etkisi

Nafaka artırım davalarında yalnızca nafaka alacaklısının ihtiyaçlarındaki artış değil, nafaka yükümlüsünün ekonomik durumunda meydana gelen değişiklikler de dikkate alınır. Önceki nafaka kararının verildiği tarihte daha düşük gelir elde eden nafaka yükümlüsünün sonraki yıllarda gelirinin belirgin biçimde yükselmesi, yeni ve daha yüksek gelirli bir işe başlaması, mesleki veya ticari kazancının artması ya da ekonomik standartlarında önemli bir iyileşme meydana gelmesi nafaka miktarının yeniden değerlendirilmesinde önem taşıyabilir.

Nafaka yükümlüsünün ekonomik gücünün tespitinde yalnızca bordroda görünen ücret her zaman yeterli olmayabilir. Somut olayın özelliklerine göre kişinin sahip olduğu taşınmazlar ve araçlar, ticari faaliyetleri, şirket ortaklıkları, düzenli gelir kaynakları ve fiilî yaşam standardı da değerlendirmede önem taşıyabilir. Ancak bu hususların soyut iddialarla değil, mümkün olduğunca somut ve doğrulanabilir verilerle ortaya konulması gerekir.

Bununla birlikte nafaka yükümlüsünün gelirindeki artış, talep edilen her miktarda nafaka artırımına karar verileceği anlamına gelmez. Mahkeme, gelir artışının yanı sıra nafaka alacaklısının güncel ihtiyaçlarını, nafakanın niteliğini, tarafların yaşam koşullarını, varsa müşterek çocuğun giderlerini ve nafaka yükümlüsünün diğer zorunlu yükümlülüklerini birlikte değerlendirir. Gelir artışının geçici mi yoksa süreklilik arz eden bir değişiklik mi olduğu da önem taşıyabilir.

Yıllık Artış Oranı Belirlenmişse Yeniden Nafaka Artırım Davası Açılabilir mi?

Boşanma kararında veya anlaşmalı boşanma protokolünde nafakanın ilerleyen yıllarda belirli bir oranda artırılacağına ilişkin düzenlemeler yapılabilir. Uygulamada bu artış kimi zaman sabit bir yüzde olarak, kimi zaman ise TÜİK tarafından açıklanan ekonomik endekslere bağlanarak kararlaştırılmaktadır. Bu tür hükümler, nafakanın her yıl ayrıca dava açılmasına gerek kalmaksızın ekonomik değişime belirli ölçüde uyarlanmasını amaçlar.

Ancak yıllık artış hükmünün bulunması, nafaka miktarının her koşulda yeterli kabul edileceği veya gelecekte nafaka artırım davası açılamayacağı anlamına gelmez. Sonraki yıllarda ortaya çıkan olağanüstü ekonomik değişiklikler, yaşam maliyetlerindeki yükseliş, çocuğun eğitim veya sağlık giderlerindeki önemli artış ya da tarafların ekonomik durumlarındaki belirgin değişiklikler, önceden öngörülen artış sisteminin yetersiz kalmasına neden olabilir.

Bu nedenle mahkeme yalnızca protokolde veya ilamda öngörülen artış oranının uygulanıp uygulanmadığını değil, bu artış sonucunda ortaya çıkan nafaka tutarının güncel koşullarda yeterliliğini de değerlendirir. Şeklen yıllık artış yapılmış olması, nafakanın reel değerinin ve koruyucu işlevinin her durumda korunmuş olduğu anlamına gelmez. Bununla birlikte yıllık artış hükmünün varlığı da değerlendirme dışı bırakılmaz; mevcut nafakanın hangi sistem sonucunda bugünkü seviyeye ulaştığı ve bu sistemin güncel ihtiyaçları karşılayıp karşılamadığı incelenir.

Nafaka Artırım Davasında İspat ve Delillerin Önemi

Nafaka artırım talebinde bulunan tarafın, artırım gerektirdiğini ileri sürdüğü olguları mümkün olduğunca somut, ölçülebilir ve delillendirilebilir biçimde ortaya koyması önemlidir. Nafaka artırım davası yalnızca “mevcut nafaka artık yetmiyor” şeklindeki soyut bir beyana dayandırılmamalı; önceki karar tarihinden itibaren hangi koşulların ne şekilde değiştiği açıklanmalıdır.

İştirak nafakası bakımından okul ve eğitim giderleri, servis ücretleri, kırtasiye ve kitap masrafları, kurs ve özel ders ücretleri, sağlık harcamaları, ulaşım, barınma ve çocuğun yaşına uygun diğer düzenli ihtiyaçlara ilişkin belgeler önem taşıyabilir. Faturalar, sözleşmeler, makbuzlar, banka dekontları, okul kayıtları ve sağlık belgeleri artırım talebinin somutlaştırılmasına katkı sağlar.

Yoksulluk nafakası bakımından ise kira, sağlık, ulaşım, gıda, barınma ve diğer zorunlu yaşam giderlerindeki artışın ortaya konulması önemlidir. Tarafların ekonomik durumlarının belirlenmesi bakımından çalışma ve ücret bilgileri, SGK kayıtları, sosyal ve ekonomik durum araştırmaları, tapu ve araç kayıtları, banka hareketleri ile somut olayın niteliğine göre diğer gelir ve malvarlığı unsurları değerlendirilebilir.

İspat faaliyetinde amaç, giderlerin veya gelirlerin tek tek sıralanmasından öte, önceki nafaka kararının verildiği tarihteki ekonomik denge ile dava tarihindeki koşullar arasındaki değişimi görünür hâle getirmektir. Hangi koşulun değiştiği, bu değişikliğin ne zaman gerçekleştiği ve mevcut nafaka miktarını neden yetersiz hâle getirdiği açık biçimde ortaya konulmalıdır.

Nafaka Artırım Miktarı Nasıl Belirlenir?

Nafaka artırım davalarında herkes bakımından uygulanabilecek sabit bir artış oranı, değişmez bir hesaplama yöntemi veya otomatik olarak esas alınması gereken tek bir ekonomik gösterge bulunmamaktadır. Her dosya kendi sosyal, ekonomik ve kişisel koşulları çerçevesinde değerlendirilir.

Mahkeme; tarafların güncel gelirlerini, çalışma ve ekonomik durumlarını, malvarlıklarını, zorunlu yaşam giderlerini, nafakanın niteliğini, nafaka alacaklısının mevcut ihtiyaçlarını ve nafaka yükümlüsünün ödeme gücünü birlikte değerlendirir. İştirak nafakası söz konusu olduğunda müşterek çocuğun yaşı, eğitim durumu, sağlık ihtiyaçları, bakım, ulaşım ve barınma giderleri ile sosyal gelişimine ilişkin masraflar ayrıca dikkate alınır.

Bu nedenle mevcut nafakanın belirli bir yüzdesi kadar artırılması gerektiğine ilişkin genel ve değişmez bir kuraldan söz edilemez. Ekonomik göstergeler önemli bir referans olmakla birlikte, somut olayın bütününden bağımsız değildir. Aynı şekilde başka bir dosyada hükmedilen nafaka miktarının doğrudan emsal alınması da isabetli değildir; zira iki farklı ailede gelir seviyesi, malvarlığı, çocuğun eğitim koşulları, sağlık ihtiyaçları, yaşadığı şehir ve günlük giderler tamamen farklı olabilir.

Nafaka artırım davasında esas olan, talep edilen yeni nafaka miktarının neden gerekli olduğunun somutlaştırılmasıdır. Önceki nafaka kararından itibaren hangi koşulların değiştiği, mevcut nafakanın neden yetersiz kaldığı, nafaka alacaklısının veya müşterek çocuğun hangi yeni giderlerinin ortaya çıktığı ve nafaka yükümlüsünün güncel ödeme gücünün ne olduğu birlikte ortaya konulmalıdır.

Değişen Koşullar Nafaka Miktarının Yeniden Değerlendirilmesini Gerektirebilir

Özetle nafaka; hükmedildiği tarihteki ekonomik ve sosyal koşullar esas alınarak belirlenen, ancak etkileri geleceğe yayılan ve değişen yaşam koşullarından doğrudan etkilenen bir yükümlülüktür. Tarafların gelir düzeylerinde, yaşam standartlarında, zorunlu giderlerinde veya müşterek çocuğun ihtiyaçlarında zaman içerisinde meydana gelen değişiklikler, daha önce belirlenmiş nafaka miktarının güncel koşullar karşısında yeniden değerlendirilmesini gerekli kılabilir.

Özellikle nafaka kararının üzerinden uzun süre geçmiş olması, paranın satın alma gücünün azalması, yaşam maliyetlerinin yükselmesi, nafaka alacaklısının zorunlu giderlerinin artması, nafaka yükümlüsünün ekonomik gücünde belirgin değişiklikler meydana gelmesi ve iştirak nafakası bakımından müşterek çocuğun eğitim, sağlık, barınma, ulaşım ve sosyal gelişim giderlerinin artması, nafaka artırım talebinin dayanağını oluşturabilecek önemli unsurlar arasındadır.

Bununla birlikte nafaka artırım davasında belirleyici olan tek başına aradan geçen süre veya belirli bir ekonomik göstergenin yükselmiş olması değildir. Asıl değerlendirilmesi gereken husus, nafakanın ilk belirlendiği tarihte taraflar arasında kurulan ekonomik dengenin güncel koşullar altında korunup korunmadığı ve mevcut nafakanın hâlen hukuki ve ekonomik amacını yerine getirip getirmediğidir.

Bu nedenle nafaka artırım davası açılmadan önce önceki mahkeme kararının veya boşanma protokolünün içeriği, nafakanın belirlendiği tarihten itibaren geçen süre, tarafların güncel sosyal ve ekonomik durumları, yaşam giderlerindeki değişiklikler ve varsa müşterek çocuğun artan ihtiyaçları birlikte incelenmelidir. Değişen koşulların somut ve belgelenebilir şekilde ortaya konulması, hem artırım talebinin hukuki temelinin doğru belirlenmesi hem de talep edilecek yeni nafaka miktarının hakkaniyete uygun ve gerekçeli biçimde ortaya konulması bakımından önem taşımaktadır.