5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun’un 17. maddesinde düzenlenen hükümlünün istemiyle infazın ertelenmesi, belirli koşulların gerçekleşmesi hâlinde kesinleşmiş hapis cezalarının infazının ileri bir tarihe bırakılmasına imkân tanıyan bir infaz hukuku kurumudur. Söz konusu düzenleme, cezanın infaz edilmesi gerekliliğini ortadan kaldırmamakla birlikte, kanunda öngörülen sınırlar içerisinde hükümlünün kişisel ve ailevi koşullarının gözetilmesini mümkün kılmaktadır.
Bu kapsamda, hükümlünün istemiyle infazın ertelenmesinin uygulanma şartları, infazına başlanmış hapis cezalarında infaza ara verilmesinin koşulları ve bu kurumların hukuki sonuçları Yargıtay içtihatları doğrultusunda değerlendirilecektir. Ayrıca Cumhuriyet Başsavcılığının erteleme taleplerine ilişkin takdir yetkisinin kapsamı ile ret kararlarına karşı başvurulabilecek hukuki yollar, 4675 sayılı İnfaz Hâkimliği Kanunu'nda 2020 yılında yapılan değişiklikler çerçevesinde ele alınacaktır.
I. HÜKÜMLÜNÜN İSTEMİYLE İNFAZIN ERTELENMESİNİN HUKUKİ NİTELİĞİ VE BENZER DÜZENLEMELERDEN AYRILMASI
5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun'un 17. maddesinde düzenlenen hükümlünün istemiyle infazın ertelenmesi, kesinleşmiş hapis cezalarının kanunda öngörülen koşullar altında belirli bir süre için infaz edilmemesine imkân tanıyan bir infaz hukuku kurumudur.
Söz konusu düzenleme, mahkûmiyet hükmünün hukuki varlığını veya hükmedilen cezanın miktarını değiştirmemekte; yalnızca cezanın yerine getirilmeye başlanacağı zamanın ileri bir tarihe bırakılmasını mümkün kılmaktadır. Dolayısıyla infazın ertelenmesi, mahkûmiyet hükmünü ortadan kaldıran, cezanın miktarını azaltan veya hükümlüyü cezanın infazından kesin olarak kurtaran bir hukuki mekanizma niteliğinde değildir.
Ceza infaz hukukunda temel kural, kesinleşmiş mahkûmiyet hükümlerinin infaz edilmesidir. Bununla birlikte kanun koyucu, cezanın infazının belirli bir süre ertelenebilmesine olanak tanıyarak infazın gerçekleştirilmesi gerekliliği ile hükümlünün kişisel ve ailevi durumunun gözetilmesi arasında bir denge kurulmasını amaçlamıştır. Bu bakımdan infazın ertelenmesi, kesin hükmün bağlayıcılığına yönelik bir istisna oluşturmamakta; kesinleşmiş hükmün yerine getirilmesine ilişkin zaman bakımından sınırlı bir hukuki imkân sağlamaktadır.
Hükümlünün istemiyle infazın ertelenmesi kurumunun hukuki niteliğinin belirlenebilmesi bakımından, Türk Ceza Kanunu'nda ve Ceza Muhakemesi Kanunu'nda düzenlenen diğer erteleme ve infazın durdurulması mekanizmalarından ayrılması gerekmektedir.
5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 51. maddesinde düzenlenen hapis cezasının ertelenmesi, mahkûmiyet hükmü kurulurken belirli koşulların gerçekleşmesi hâlinde mahkeme tarafından uygulanabilen bir ceza hukuku kurumudur. Bu düzenleme kapsamında mahkeme, hükmedilen hapis cezasının ertelenmesine karar vermekte ve hükümlü hakkında kanunda belirtilen sınırlar içerisinde bir denetim süresi belirlemektedir.
TCK m. 51 uyarınca denetim süresinin yükümlülüklere uygun veya iyi hâlli olarak geçirilmesi hâlinde ceza infaz edilmiş sayılmaktadır. Buna karşılık 5275 sayılı Kanun'un 17. maddesi kapsamında verilen erteleme kararı, cezanın infaz edilmiş sayılması sonucunu doğurmamaktadır. Erteleme süresinin sona ermesiyle birlikte, başka bir kanuni neden bulunmadığı sürece mahkûmiyet hükmünün infaz edilmesi gerekmektedir. Bu nedenle her iki kurumun uygulanma aşamaları, karar vermeye yetkili mercileri ve hukuki sonuçları birbirinden farklıdır. TCK m. 51 kapsamında erteleme kararı mahkeme tarafından hüküm kurulurken verilirken, 5275 sayılı Kanun'un 17. maddesi uyarınca infazın ertelenmesine karar verme yetkisi Cumhuriyet Başsavcılığına tanınmıştır.
Benzer şekilde, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 312. maddesinde düzenlenen infazın geri bırakılması veya durdurulması da hükümlünün istemiyle infazın ertelenmesinden farklı bir hukuki amaca hizmet etmektedir.
CMK m. 312 kapsamında, kesinleşmiş mahkûmiyet hükmüne karşı yargılamanın yenilenmesi talebinde bulunulması hâlinde, mahkeme tarafından infazın geri bırakılmasına veya durdurulmasına karar verilebilmektedir. Bu düzenlemede infazın durdurulması, kesinleşmiş hükmün kanunda belirtilen nedenlerle yeniden incelenmesi süreciyle bağlantılıdır.
Oysa 5275 sayılı Kanun'un 17. maddesi kapsamında infazın ertelenmesi talebinde, mahkûmiyet hükmünün hukuka uygunluğu veya doğruluğu yeniden değerlendirilmemektedir. Hükümlünün mahkûmiyetine esas alınan delillerin yeterliliği, suçun sübutu veya hükmedilen cezanın yerindeliği, bu başvurunun inceleme konusunu oluşturmamaktadır. Burada değerlendirilmesi gereken husus, kesinleşmiş hapis cezasının kanunda belirtilen koşullar çerçevesinde belirli bir süre ertelenmesinin mümkün olup olmadığıdır.
Diğer taraftan, 5275 sayılı Kanun'un 16. maddesinde düzenlenen hastalık, gebelik ve doğum nedeniyle infazın geri bırakılması da farklı şartlara tabi bir hukuki mekanizmadır. Bu düzenlemede hükümlünün sağlık durumu, gebelik veya doğum nedeniyle ortaya çıkan koşullar ile infazın sürdürülmesinin yaratabileceği sonuçlar esas alınmaktadır.
5275 sayılı Kanun'un 17. maddesinde ise infazına henüz başlanmamış hapis cezaları bakımından belirli bir hastalığın veya zorunlu ailevi mazeretin bulunması, birinci fıkrada açıkça öngörülmüş bağımsız bir zorunlu koşul değildir. Bununla birlikte infaza başlandıktan sonra aynı maddenin dördüncü fıkrası kapsamında infaza ara verilmesi, kanunda belirtilen zorunlu ve çok ivedi hâllerin varlığını gerektirmektedir.
Ayrıca 5275 sayılı Kanun'un 17/A maddesinde düzenlenen mahkemece infazın ertelenmesi veya durdurulması kurumu da hükümlünün istemiyle infazın ertelenmesinden ayrılmaktadır. Anılan düzenleme, birlikte işlenen suçlar bakımından CMK m. 280/3 ve m. 306 hükümlerinin uygulanma olanağının bulunduğu belirli hâllerde, hükmü veren ilk derece mahkemesinden infazın ertelenmesi veya durdurulmasının talep edilmesine ilişkindir. Dolayısıyla aynı kanunda yer alan erteleme hükümlerinin dahi farklı hukuki sebeplere ve usullere bağlı olarak düzenlendiği görülmektedir. Bu ayrımlar karşısında, hükümlünün istemiyle infazın ertelenmesinin kendine özgü koşulları bulunan bağımsız bir infaz hukuku kurumu olduğu anlaşılmaktadır.
Sonuç olarak 5275 sayılı Kanun'un 17. maddesinde düzenlenen infazın ertelenmesi, mahkûmiyet hükmünün yeniden değerlendirilmesini veya cezanın ortadan kaldırılmasını değil, kesinleşmiş hapis cezasının kanunda belirtilen sınırlar içerisinde ileri bir tarihte infaz edilmesini mümkün kılmaktadır.
II. İNFAZA BAŞLANMADAN ÖNCE HAPİS CEZASININ ERTELENMESİNİN ŞARTLARI
5275 sayılı Kanun'un 17. maddesinin birinci fıkrası uyarınca, kasten işlenen suçlarda üç yıl, taksirle işlenen suçlarda ise beş yıl veya daha az süreli hapis cezalarının infazı, çağrı üzerine gelen hükümlünün istemi üzerine Cumhuriyet Başsavcılığınca ertelenebilmektedir.
Anılan düzenleme uyarınca infazın ertelenmesi talebinin değerlendirilmesinde, öncelikle hükmedilen cezanın miktarı, mahkûmiyete konu suçun niteliği, hükümlünün infaz çağrısına ilişkin durumu ve kanunda öngörülen istisnaların bulunup bulunmadığı incelenmelidir.
1. Mahkûmiyet Hükmünün Kesinleşmiş Olması ve Ceza Süresine İlişkin Koşullar
Hükümlünün istemiyle infazın ertelenmesi, kesinleşmiş mahkûmiyet hükümlerinin infazı aşamasında uygulanabilen bir kurumdur. Dolayısıyla öncelikle hakkında erteleme talebinde bulunulan hapis cezasının kesinleşmiş olması gerekmektedir.
Henüz kesinleşmemiş bir mahkûmiyet hükmü bakımından 5275 sayılı Kanun'un 17. maddesi kapsamında infazın ertelenmesi talebinde bulunulması, düzenlemenin hukuki niteliğiyle bağdaşmamaktadır. Zira bu aşamada kesinleşmiş ve infaz edilebilir hâle gelmiş bir mahkûmiyet hükmü bulunmamaktadır. Kanun koyucu, erteleme imkânını mahkûmiyet konusu suçun kasten veya taksirle işlenmiş olmasına göre farklı ceza süresi sınırlarına bağlamıştır.
Bu kapsamda kasten işlenen suçlardan dolayı verilen üç yıl veya daha az süreli hapis cezaları ile taksirle işlenen suçlardan dolayı verilen beş yıl veya daha az süreli hapis cezaları, diğer kanuni koşulların da gerçekleşmesi hâlinde erteleme kapsamında değerlendirilebilmektedir.
Burada önem taşıyan husus, kanunun ceza süresinin üst sınırını açıkça belirlemiş olmasıdır. Dolayısıyla belirlenen sınırların üzerinde kalan hapis cezaları bakımından, hükümlünün kişisel veya ailevi durumunun ağır sonuçlar doğurması tek başına 17. madde kapsamında erteleme kararı verilmesine olanak tanımamaktadır. Bununla birlikte, ceza süresinin kanunda öngörülen sınırlar içerisinde bulunması da erteleme talebinin kendiliğinden kabul edilmesi sonucunu doğurmamaktadır. Özellikle hükümlü hakkında birden fazla kesinleşmiş mahkûmiyet kararının bulunması durumunda, her bir ilamın hukuki niteliği ile infaz dosyasının kapsamının ayrıca incelenmesi gerekmektedir.
5275 sayılı Kanun'un 99. maddesi uyarınca bir kişi hakkında hükmolunan her bir ceza diğerinden bağımsız olup hukuki varlığını ayrı ayrı korumaktadır. Bununla birlikte, birden fazla kesinleşmiş mahkûmiyet hükmünün bulunması hâlinde koşullu salıverilme hükümlerinin uygulanabilmesi bakımından cezaların toplanması gündeme gelebilmektedir.
Bu nedenle birden fazla ilamın bulunduğu durumlarda, yalnızca toplam ceza miktarına veya tek bir ilamda hükmedilen ceza süresine dayanılarak değerlendirme yapılması yerine, başvuruya konu cezaların hukuki niteliğinin ve infaz dosyası içerisindeki durumunun birlikte incelenmesi önem taşımaktadır.
Zira cezaların toplanması işleminin hukuki sonucu ile 17. maddede öngörülen erteleme koşullarının değerlendirilmesi birbirinden ayrılmalıdır.
2. Hükümlünün Çağrı Üzerine Gelmesi ve Başvuru Usulü
5275 sayılı Kanun'un 17. maddesinin birinci fıkrasında yer alan önemli koşullardan biri, hükümlünün çağrı üzerine gelmesidir. Kanun koyucu, hükümlünün istemiyle infazın ertelenmesi imkânını yalnızca ceza miktarına bağlamamış; aynı zamanda infaz sürecine ilişkin belirli bir usuli koşul da öngörmüştür.
5275 sayılı Kanun'un 19. maddesinin birinci fıkrası uyarınca, hapis cezasının infazı amacıyla gönderilen çağrı kâğıdının tebliğinden itibaren on gün içerisinde gelmeyen, kaçan veya kaçacağına ilişkin şüphe uyandıran hükümlü hakkında Cumhuriyet savcısı tarafından yakalama emri çıkarılmaktadır. Bu düzenleme karşısında, hükümlünün infaz çağrısına ilişkin yükümlülüklerini yerine getirmesi, erteleme talebinin değerlendirilmesi bakımından önem taşımaktadır.
Özellikle çağrı kâğıdının tebliğ tarihi, hükümlünün Cumhuriyet Başsavcılığına müracaat edip etmediği ve hakkında yakalama emri bulunup bulunmadığı gibi hususlar, erteleme başvurusu öncesinde değerlendirilmelidir.
Hükümlünün yalnızca erteleme talebini içeren bir dilekçe sunmuş olması, çağrı üzerine gelme koşulunun gerçekleştiği anlamına gelmemektedir. Bu nedenle başvurunun usulüne uygun biçimde gerçekleştirilmesi ve hükümlünün infaz işlemleri karşısındaki durumunun belirlenmesi gerekmektedir.
Diğer taraftan, erteleme talebinde bulunulması cezanın infazını kendiliğinden durdurmamaktadır. Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından olumlu bir erteleme kararı verilmediği sürece, kesinleşmiş mahkûmiyet hükmünün infazına ilişkin kanuni yükümlülükler devam etmektedir. Bu nedenle erteleme başvurusunun yapılmış olmasına dayanılarak infaz çağrısına uyulmaması, hükümlü bakımından yakalama emri çıkarılması gibi hukuki sonuçlar doğurabilecektir. Başvurunun zamanında yapılması kadar, başvurunun ilgili Cumhuriyet Başsavcılığı nezdinde usulüne uygun şekilde değerlendirilmesinin sağlanması da önem taşımaktadır.
3. Erteleme Talebinin Gerekçelendirilmesi ve Takdir Yetkisinin Kapsamı
5275 sayılı Kanun'un 17. maddesinin birinci fıkrasında, infazına başlanmadan önce yapılacak erteleme başvurusunun belirli bir ailevi, ekonomik veya mesleki mazerete dayanması gerektiği yönünde açık bir düzenlemeye yer verilmemiştir. Bu yönüyle söz konusu hüküm, infazına başlanmış hapis cezalarında zorunlu ve çok ivedi nedenlerle infaza ara verilmesini düzenleyen aynı maddenin dördüncü fıkrasından ayrılmaktadır.
Dolayısıyla infaza başlanmadan önce gerçekleştirilen erteleme taleplerinde, hükümlünün belirli bir sağlık sorununu veya ailevi mazereti ispat etmesi, kanunda açıkça düzenlenmiş zorunlu bir şart olarak kabul edilemez. Bununla birlikte kanun koyucu, infazın ertelenmesi bakımından Cumhuriyet Başsavcılığına takdir yetkisi tanımıştır. Nitekim düzenlemede kullanılan “ertelenebilir” ifadesi, kanuni koşulların gerçekleşmesinin her durumda erteleme kararı verilmesini zorunlu kılmadığını ortaya koymaktadır. Ancak bu durum, Cumhuriyet Başsavcılığının takdir yetkisinin herhangi bir hukuki sınır bulunmaksızın kullanılabileceği anlamına gelmemektedir.
Hukuk devleti ilkesinin bir gereği olarak, kamu makamlarının kanundan kaynaklanan takdir yetkilerini kullanırken somut olayın özelliklerini, düzenlemenin amacını ve ilgili hukuki koşulları dikkate almaları gerekmektedir.
Bu kapsamda hükümlünün ailevi sorumlulukları, devam eden eğitim hayatı, ekonomik yükümlülükleri, çalışma durumu veya infazın derhâl gerçekleştirilmesinin doğurabileceği sonuçlar, erteleme talebinin değerlendirilmesinde ileri sürülebilecek kişisel nedenler arasında yer almaktadır. Ancak bu nedenlerin her biri, kanunen erteleme kararı verilmesini zorunlu kılan bağımsız bir koşul niteliğinde değildir.
Hükümlünün ileri sürdüğü gerekçelerin mümkün olduğu ölçüde somut belgelerle desteklenmesi, talebin değerlendirilmesi bakımından önem taşımaktadır. Özellikle bakmakla yükümlü olunan kişilerin bulunması, devam eden bir eğitim programının varlığı, iş veya ticari faaliyetlere ilişkin zorunluluklar gibi hususlar, ilgili belgelerle ortaya konulabilecektir. Bununla birlikte, kanunda belirli bir mazeretin ispatı zorunlu koşul olarak düzenlenmemişken, yalnızca böyle bir mazeretin bulunmadığı gerekçesiyle başvurunun reddedilmesi, takdir yetkisinin kapsamı bakımından ayrıca hukuki değerlendirmeyi gerektirmektedir.
Kanaatimizce infazın ertelenmesi taleplerinin değerlendirilmesinde, Cumhuriyet Başsavcılığına tanınan takdir yetkisi ile hükümlüye kanunla sağlanan erteleme imkânı arasında ölçülü bir denge kurulmalıdır.
Zira kanun koyucunun belirli koşulları taşıyan hükümlüler bakımından erteleme imkânı öngörmüş olması, bu kurumun uygulanmasının her durumda zorunlu olduğu anlamına gelmediği gibi, erteleme taleplerinin somut gerekçeler değerlendirilmeksizin reddedilebileceği şeklinde de yorumlanmamalıdır.
4. Erteleme Talebinin Kabulünün Şarta Bağlanması ve Kanuni Sınırlamalar
5275 sayılı Kanun'un 17. maddesinin beşinci fıkrası uyarınca erteleme isteminin kabulü, güvence gösterilmesine veya başka bir şarta bağlanabilmektedir. Bu düzenleme, Cumhuriyet Başsavcılığına erteleme talebini kabul veya reddetmenin yanı sıra belirli koşullara bağlı olarak erteleme kararı verme yetkisi de tanımaktadır. Ancak öngörülecek şartların erteleme kurumunun amacıyla bağlantılı, somut olayın özelliklerine uygun ve yerine getirilebilir nitelikte olması gerekmektedir. Özellikle güvence gösterilmesi şartının belirlenmesinde hükümlünün ekonomik durumunun gözetilmesi önem taşımaktadır.
Diğer taraftan, kanunda belirtilen ceza süresi sınırlarının içerisinde bulunulması, her hükümlünün erteleme imkânından yararlanabileceği anlamına gelmemektedir. Nitekim 5275 sayılı Kanun'un 17. maddesinin altıncı fıkrası uyarınca terör suçlarından, örgüt faaliyetleri çerçevesinde işlenen suçlardan ve cinsel dokunulmazlığa karşı işlenen suçlardan mahkûm olanlar ile haklarında mükerrirlere özgü infaz rejimi uygulanmasına karar verilenler ve disiplin veya tazyik hapsine mahkûm edilenler bu düzenlemenin kapsamı dışında bırakılmıştır. Dolayısıyla erteleme talebinin değerlendirilmesinde yalnızca ceza miktarının değil, suçun niteliğinin ve hükümlü hakkında uygulanacak infaz rejiminin de dikkate alınması gerekmektedir.
Bu kapsamda infaza başlanmadan önce erteleme kararı verilebilmesi için kanunda öngörülen ceza süresi sınırları, çağrı üzerine gelme koşulu ve diğer yasal şartların birlikte değerlendirilmesi gerekmektedir. Ancak bu koşulların gerçekleşmesi, Cumhuriyet Başsavcılığının erteleme kararı vermesini kendiliğinden zorunlu kılmamakta; talebin somut olayın özellikleri ve düzenlemenin amacı doğrultusunda değerlendirilmesini gerektirmektedir.
III. ERTELEME SÜRESİ, İKİNCİ ERTELEME TALEBİ VE İNFAZIN DEVAMI
5275 sayılı Kanun'un 17. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca, hükümlünün istemiyle infazın ertelenmesi, her defasında bir yılı geçmemek üzere en fazla iki kez uygulanabilmektedir. Bu düzenlemeyle kanun koyucu, belirli koşulları taşıyan hükümlüler bakımından toplam iki yıla kadar erteleme imkânı öngörmüş olmakla birlikte, hükümlüye doğrudan iki yıllık kesintisiz bir erteleme hakkı tanımamıştır. Dolayısıyla ilk erteleme kararının verilmiş olması, ikinci erteleme talebinin kendiliğinden kabul edileceği anlamına gelmemektedir. Her bir erteleme talebinin kanunda öngörülen şartlar ve somut olayın özellikleri çerçevesinde ayrıca değerlendirilmesi gerekmektedir.
Erteleme süresinin sona ermesiyle birlikte hükümlünün, infaz makamlarınca belirlenen usule uygun olarak cezasının infazı için teslim olması gerekmektedir. Zira infazın ertelenmesi kararı, kesinleşmiş mahkûmiyet hükmünün hukuki sonuçlarını ortadan kaldırmamakta ve erteleme süresinin ceza infaz kurumunda geçirilmiş süre olarak kabul edilmesini sağlamamaktadır. Bu bakımdan infazın ertelenmesi, hükümlünün cezanın infazından muaf tutulması veya mahkûmiyetin sonuçlarından kurtulması anlamına gelmemektedir.
Kanaatimizce burada önem taşıyan husus, infazın ertelenmesi kurumunun geçici niteliğinin göz ardı edilmemesidir. Kanun koyucu, erteleme süresini ve uygulanma sayısını açıkça sınırlandırarak cezanın infazının belirsiz süreyle geciktirilmesini önlemeyi amaçlamıştır. Bu nedenle hükümlünün ikinci kez erteleme talebinde bulunması hâlinde de kanuni koşulların gerçekleşip gerçekleşmediği ayrıca incelenmeli; erteleme süresinin sona ermesiyle birlikte infaza ilişkin yükümlülüklerin devam ettiği gözetilmelidir.
IV. İNFAZINA BAŞLANMIŞ HAPİS CEZALARINDA İNFAZA ARA VERİLMESİ
5275 sayılı Kanun'un 17. maddesinin dördüncü fıkrasında, birinci fıkrada belirtilen hapis cezalarının infazına başlanmış olması hâlinde dahi belirli koşullar altında infaza ara verilebilmesi düzenlenmiştir. Bu hüküm, henüz infazına başlanmamış hapis cezalarının ertelenmesinden farklı olarak, devam etmekte olan infaz sürecinin zorunlu ve çok ivedi nedenlerle geçici olarak kesintiye uğratılmasına imkân tanımaktadır.
Anılan düzenleme uyarınca hükümlünün yükseköğrenimini tamamlayabilmesi, ana, baba, eş veya çocuklarının ölümü, bu kişilerin sürekli hastalık veya malullükleri nedeniyle ailenin ticari faaliyetlerinin yürütülmesinin veya tarım topraklarının işlenmesinin imkânsız hâle gelmesi, hükümlünün eş veya çocuklarının sürekli hastalık veya malullükleri nedeniyle bakıma muhtaç olması ya da hükümlünün hastalığının sürekli tedavi gerektirmesi gibi zorunlu ve çok ivedi hâllerde Cumhuriyet Başsavcılığınca infaza ara verilmesi mümkündür.
Kanun hükmünde kullanılan “gibi zorunlu ve çok ivedi hâller” ifadesi, infaza ara verilmesini gerektirebilecek nedenlerin yalnızca maddede sayılan durumlarla sınırlı olmadığını göstermektedir. Bununla birlikte bu düzenlemenin, hükümlünün karşılaştığı her türlü kişisel veya ekonomik güçlüğün infaza ara verilmesi için yeterli kabul edilebileceği şeklinde yorumlanması mümkün değildir. İleri sürülen nedenin kanunda belirtilen durumlarla benzer ağırlıkta bulunması, somut olay bakımından zorunluluk taşıması ve gecikmeksizin müdahaleyi gerektirecek nitelikte olması önem taşımaktadır.
Bu kapsamda yapılacak başvurularda hükümlünün ileri sürdüğü mazeretlerin somut belgelerle ortaya konulması gerekmektedir. Özellikle sağlık raporları, öğrenim durumunu gösteren belgeler, bakıma muhtaçlık durumunu ortaya koyan kayıtlar veya ailevi ve ekonomik zorunlulukları destekleyen diğer deliller, talebin değerlendirilmesi bakımından önem arz etmektedir. Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yapılacak incelemede ise yalnızca ileri sürülen mazeretin varlığı değil, söz konusu durumun infaza ara verilmesini gerektirecek derecede zorunlu ve ivedi olup olmadığı da değerlendirilmelidir.
Maddenin dördüncü fıkrası uyarınca infaza ara verilmesi, bir yılı geçmeyen sürelerle en fazla iki defa uygulanabilmektedir. Dolayısıyla infaza başlanmadan önceki ertelemede olduğu gibi, başlamış infaza ara verilmesi bakımından da kanun koyucu süre ve uygulanma sayısı yönünden sınırlamalar öngörmüştür.
Diğer taraftan, hükümlünün sağlık durumunun 5275 sayılı Kanun'un 16. maddesi kapsamında ayrıca değerlendirilmesi gereken bir nitelik taşıyıp taşımadığının belirlenmesi önemlidir. Zira hastalık nedeniyle infazın geri bırakılması ile 17. maddenin dördüncü fıkrası kapsamında infaza ara verilmesi, farklı koşullara bağlı hukuki mekanizmalardır. Bu nedenle somut olayda hangi düzenlemenin uygulanacağının belirlenmesi, başvurunun hukuki dayanağı ve sonuçları bakımından önem taşımaktadır.
V. İNFAZIN ERTELENMESİNİN MÜMKÜN OLMADIĞI HÂLLER VE TEKERRÜR
5275 sayılı Kanun'un 17. maddesinin altıncı fıkrasında, hükümlünün istemiyle infazın ertelenmesi hükümlerinin uygulanamayacağı durumlar açıkça düzenlenmiştir. Buna göre terör suçlarından, örgüt faaliyetleri çerçevesinde işlenen suçlardan ve cinsel dokunulmazlığa karşı işlenen suçlardan mahkûm olanlar ile haklarında mükerrirlere özgü infaz rejimi uygulanmasına karar verilenler ve disiplin veya tazyik hapsine mahkûm edilenler söz konusu düzenlemenin kapsamı dışında bırakılmıştır.
Bu nedenle hükümlünün mahkûm olduğu hapis cezasının kanunda belirtilen süre sınırları içerisinde bulunması, tek başına erteleme talebinin kabulü için yeterli değildir. Mahkûmiyetin dayandığı suçun niteliği, hükümde tekerrür hükümlerinin uygulanmasına karar verilip verilmediği ve hükümlü hakkında geçerli olan infaz rejimi de ayrıca incelenmelidir.
Nitekim Yargıtay 1. Ceza Dairesinin 27.10.2022 tarihli, 2022/10733 E. ve 2022/8382 K. sayılı kararında, hükümlü hakkında mükerrirlere özgü infaz rejiminin uygulanmasına karar verilmiş olması nedeniyle 5275 sayılı Kanun'un 17. maddesinde öngörülen koşulların gerçekleşmediği değerlendirilmiştir. Söz konusu kararda, hükümlü hakkındaki kesinleşmiş mahkûmiyet ve infaz kayıtları dikkate alınarak erteleme koşullarının bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır.
Bu karar, infazın ertelenmesi taleplerinin değerlendirilmesinde yalnızca ceza miktarının esas alınamayacağını ortaya koymaktadır. Özellikle hükümlü hakkında birden fazla kesinleşmiş mahkûmiyet kararının bulunması hâlinde, infaz dosyasının ve tekerrüre ilişkin kararların birlikte incelenmesi önem taşımaktadır. Zira erteleme talebine konu cezanın süresi kanuni sınırlar içerisinde bulunsa dahi, hükümlü hakkında uygulanmasına karar verilen infaz rejimi, erteleme imkânından yararlanılmasına engel oluşturabilecektir.
VI. GÜVENCE GÖSTERİLMESİ VE ERTELEME KARARINA BAĞLI YÜKÜMLÜLÜKLER
5275 sayılı Kanun'un 17. maddesinin beşinci fıkrası uyarınca, infazın ertelenmesi isteminin kabulü güvence gösterilmesine veya başka bir şarta bağlanabilmektedir. Bu düzenlemeyle Cumhuriyet Başsavcılığına, erteleme talebini kabul veya reddetmenin yanı sıra erteleme kararını belirli yükümlülüklere bağlı olarak verme yetkisi de tanınmıştır.
Güvence gösterilmesinin temel amacı, hükümlünün erteleme süresinin sonunda cezasının infazı için hazır bulunmasını ve erteleme kararına bağlı yükümlülüklerini yerine getirmesini sağlamaktır. Bununla birlikte güvence miktarının veya öngörülen diğer şartların belirlenmesinde hükümlünün ekonomik durumunun, somut olayın özelliklerinin ve yükümlülüğün yerine getirilebilirliğinin dikkate alınması gerekmektedir. Zira hükümlünün ekonomik koşullarıyla bağdaşmayan ölçüsüz yükümlülüklerin öngörülmesi, kanunla tanınan erteleme imkânının fiilen kullanılmasını güçleştirebilecektir.
Nitekim Yargıtay 1. Ceza Dairesinin 26.12.2016 tarihli, 2016/5876 E. ve 2016/4422 K. sayılı kararında, infazın ertelenmesi süresinin sona ermesine rağmen geçerli bir mazereti bulunmaksızın teslim olmayan hükümlünün göstermiş olduğu güvencenin Hazineye gelir kaydedilmesine ilişkin hukuki uyuşmazlık değerlendirilmiştir. Kararda, hükümlünün erteleme süresi sonunda teslim olma yükümlülüğünü yerine getirmemesi ve ileri sürdüğü mazeretin geçerli kabul edilmemesi nedeniyle güvencenin Hazineye gelir kaydedilmesi gerektiği sonucuna ulaşılmıştır.
Söz konusu içtihat, infazın ertelenmesinin yalnızca hükümlü lehine tanınan geçici bir hukuki imkân olmadığını, aynı zamanda belirli yükümlülükleri de beraberinde getirdiğini göstermektedir. Dolayısıyla erteleme kararının verilmiş olması, hükümlünün infaza ilişkin yükümlülüklerini ortadan kaldırmamakta; erteleme süresi sonunda teslim olma yükümlülüğünün ihlali, somut olayın özelliklerine göre mali sonuçlar doğurabilmektedir.
VII. ERTELEME KARARININ KALDIRILMASI VE MASUMİYET KARİNESİ BAKIMINDAN DEĞERLENDİRİLMESİ
5275 sayılı Kanun'un 17. maddesinin üçüncü fıkrasında, erteleme süresi içerisinde hükümlü hakkında kasten işlenen bir suçtan dolayı kamu davası açılması hâlinde erteleme kararının kaldırılarak cezanın derhâl infaz edileceği düzenlenmiştir. Kanun koyucu, erteleme kararının kaldırılması bakımından yeni bir suçtan kesinleşmiş mahkûmiyet hükmünün bulunmasını değil, kasten işlenen bir suç nedeniyle kamu davası açılmasını esas almıştır.
Bu nedenle erteleme süresi içerisinde hükümlü hakkında yürütülen bir soruşturmanın kamu davasına dönüşmesi, önceki kesinleşmiş mahkûmiyet hükmünün infazı bakımından doğrudan hukuki sonuç doğurabilmektedir. Bununla birlikte kamu davasının açılması, hükümlünün yeni suçtan mahkûm olduğu veya isnat edilen fiili işlediğinin kesin olarak tespit edildiği anlamına gelmemektedir.
Bu noktada söz konusu düzenlemenin, masumiyet karinesi ve ölçülülük ilkesi bakımından değerlendirilmesi gerekmektedir. Anayasa'nın 38. maddesi uyarınca suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar kimse suçlu sayılamaz. Ancak 5275 sayılı Kanun'un 17. maddesinin üçüncü fıkrasında öngörülen sonuç, yeni suçtan mahkûmiyet hükmü kurulması değil, daha önce kesinleşmiş olan hapis cezasının infazına ilişkin erteleme kararının kaldırılmasıdır.
Dolayısıyla bu iki hukuki durumun birbirinden ayrılması gerekmekle birlikte, henüz kesinleşmiş bir mahkûmiyet bulunmaksızın yalnızca kamu davası açılması olgusuna böyle bir sonuç bağlanması, düzenlemenin ölçülülüğü bakımından tartışmaya açıktır.
Kanaatimizce kanun koyucunun kamu davası açılmasını erteleme kararının kaldırılması için yeterli kabul etmesi, kesinleşmiş hükümlerin infazının sağlanması amacı ile masumiyet karinesinin korunması arasındaki denge bakımından ayrıca değerlendirilmelidir. Zira yeni bir suç isnadının henüz yargısal olarak kesinliğe kavuşmadığı aşamada, hükümlü lehine verilmiş erteleme kararının kaldırılması, ceza infaz hukukunda bireyselleştirme ve ölçülülük ilkeleri yönünden hukuki tartışmaları beraberinde getirmektedir.
VIII. CUMHURİYET BAŞSAVCILIĞININ TAKDİR YETKİSİ VE ERTELEME TALEPLERİNİN YARGISAL DENETİMİ
5275 sayılı Kanun'un 17. maddesinde hükümlünün istemiyle infazın ertelenmesine karar verme yetkisi Cumhuriyet Başsavcılığına tanınmıştır. Düzenlemede kullanılan “ertelenebilir” ifadesi, kanuni koşulların gerçekleşmesi hâlinde dahi erteleme talebinin kabulünün zorunlu olmadığını ve Cumhuriyet Başsavcılığının bu konuda takdir yetkisine sahip bulunduğunu göstermektedir.
Bununla birlikte söz konusu takdir yetkisinin kapsamı ve bu yetki kullanılarak verilen kararların yargısal denetimi, gerek Yargıtay içtihatlarında gerekse infaz hukukuna ilişkin mevzuat değişikliklerinde önem taşıyan bir konu olmuştur.
Nitekim Yargıtay 1. Ceza Dairesinin 15.10.2018 tarihli, 2018/2590 E. ve 2018/4134 K. sayılı kararında, 5275 sayılı Kanun'un 17. maddesi kapsamında erteleme veya infaza ara verme konusunda Cumhuriyet Başsavcılığına takdir yetkisi tanındığı ve bu yetki kapsamında verilen olumlu veya olumsuz kararlara karşı kanun yolu öngörülmediği yönünde değerlendirme yapılmıştır.
Buna karşılık Yargıtay 19. Ceza Dairesinin 10.09.2015 tarihli, 2015/10648 E. ve 2015/4163 K. sayılı kararında, Cumhuriyet Başsavcılığının erteleme talebini kabul veya reddetmeye ilişkin takdir yetkisi ile bu yetkinin kullanılması dışında kalan usuli işlemler arasında ayrım yapılmıştır. Anılan kararda, erteleme talebine ilişkin usuli eksikliklerin ve takdir yetkisi dışında kalan işlemlerin hukuki denetime tabi olabileceği kabul edilmiştir. Ancak söz konusu Yargıtay kararlarının verildiği tarihlerde yürürlükte bulunan mevzuat hükümleri ile güncel düzenlemeler arasındaki farklılıkların dikkate alınması gerekmektedir.
14.04.2020 tarihli ve 7242 sayılı Kanun'la 4675 sayılı İnfaz Hâkimliği Kanunu'nda gerçekleştirilen değişiklikler sonucunda, Cumhuriyet savcısının ceza ve güvenlik tedbirlerinin infazına ilişkin verdiği kararlara karşı şikâyet yoluyla infaz hâkimliğine başvurulabilmesine açıkça yer verilmiştir. Bu değişikliklerle infaz hâkimliklerinin görev alanı genişletilmiş ve Cumhuriyet savcısının infaza ilişkin kararlarının hukuka uygunluk yönünden incelenebilmesine yönelik yasal düzenleme oluşturulmuştur.
Bu nedenle değişiklik öncesindeki Yargıtay kararlarında benimsenen, erteleme taleplerine ilişkin Cumhuriyet Başsavcılığı kararlarına karşı kanun yolu bulunmadığı yönündeki yaklaşımın, güncel mevzuat hükümleri dikkate alınmaksızın uygulanması isabetli değildir.
4675 sayılı Kanun'un 5. maddesi uyarınca, Cumhuriyet savcısının ceza ve güvenlik tedbirlerinin infazına ilişkin kararlarının kanuna veya diğer mevzuat hükümlerine aykırı olduğu gerekçesiyle, kararın öğrenildiği tarihten itibaren on beş gün ve her hâlde kararın verildiği tarihten itibaren otuz gün içerisinde şikâyet yoluyla infaz hâkimliğine başvurulabilmektedir.
Ancak şikâyet yoluna başvurulması, infazın kendiliğinden durdurulması sonucunu doğurmamaktadır. Kanunda belirtilen koşulların birlikte gerçekleşmesi hâlinde, infaz hâkimi tarafından kararın veya işlemin ertelenmesine ya da durdurulmasına karar verilebilmesi mümkündür. Ayrıca infaz hâkimliği tarafından şikâyet üzerine verilen kararlara karşı, 4675 sayılı Kanun'un 6. maddesi uyarınca, tebliğden itibaren iki hafta içerisinde itiraz yoluna başvurulabilmektedir.
Bununla birlikte Cumhuriyet Başsavcılığına tanınan takdir yetkisi ile infaz hâkimliğinin hukuka uygunluk denetiminin birbirinden ayrılması gerekmektedir. İnfaz hâkimliğinin yapacağı incelemede, Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından kullanılan takdir yetkisinin kanuni sınırlar içerisinde kalıp kalmadığı ve işlemin hukuka uygun olup olmadığı değerlendirilmelidir.
Kanaatimizce Cumhuriyet Başsavcılığına tanınan takdir yetkisi, erteleme taleplerinin hukuki denetim dışında bırakılmasını gerektirmemektedir. Kanuni koşulların hatalı değerlendirilmesi, hükümlünün başvurusunun usul yönünden yanlış incelenmesi veya sunulan belgelerin dikkate alınmaması gibi hususlar, yalnızca takdir yetkisinin kullanılmasına ilişkin olmayıp aynı zamanda hukuka uygunluk denetimini gerektiren sorunlar oluşturabilmektedir.
Bu bakımdan erteleme taleplerine ilişkin kararların denetlenebilir olması, Cumhuriyet Başsavcılığının takdir yetkisinin ortadan kaldırılması anlamına gelmemekte; söz konusu yetkinin kanuni sınırlar içerisinde kullanılmasının sağlanmasına hizmet etmektedir.
IX. İNFAZIN ERTELENMESİ TALEPLERİNDE BAŞVURU USULÜ VE DELİLLENDİRME
Hükümlünün istemiyle infazın ertelenmesi başvurularında, öncelikle kesinleşmiş mahkûmiyet hükmünün ve infaz dosyasının incelenmesi gerekmektedir. Bu kapsamda hükmedilen hapis cezasının süresi, mahkûmiyete konu suçun niteliği, hükümlü hakkında tekerrür hükümlerinin uygulanıp uygulanmadığı ve 5275 sayılı Kanun'un 17. maddesinin altıncı fıkrasında belirtilen yasal engellerin bulunup bulunmadığı belirlenmelidir.
Ayrıca hükümlüye gönderilen çağrı kâğıdının tebliğ tarihi, infaz işlemlerinin hangi aşamada bulunduğu ve daha önce aynı hükme ilişkin erteleme kararı verilip verilmediği de değerlendirilmelidir. Özellikle çağrı üzerine gelme koşulunun gerçekleşip gerçekleşmediğinin belirlenmesi, başvurunun usulüne uygun biçimde gerçekleştirilmesi bakımından önem taşımaktadır.
İnfaza başlanmadan önce yapılacak erteleme başvurularında, hükümlünün kişisel ve ailevi durumuna ilişkin gerekçelerin somut biçimde açıklanması ve mümkün olduğu ölçüde belgelerle desteklenmesi, Cumhuriyet Başsavcılığının değerlendirmesi bakımından önem arz etmektedir.
Buna karşılık infazına başlanmış hapis cezalarında infaza ara verilmesinin talep edilmesi hâlinde, 5275 sayılı Kanun'un 17. maddesinin dördüncü fıkrasında öngörülen zorunlu ve çok ivedi nedenlerin ortaya konulması gerekmektedir. Bu kapsamda sağlık raporları, öğrenim belgeleri, aile bireylerinin bakım ihtiyacını gösteren kayıtlar, ölüm belgeleri veya ticari faaliyetlerin yürütülememesine ilişkin diğer deliller, somut olayın niteliğine göre başvuruya eklenmelidir.
Başvurunun reddedilmesi hâlinde ise ret kararının gerekçesi ile kararın öğrenilme tarihi dikkate alınarak 4675 sayılı İnfaz Hâkimliği Kanunu kapsamında başvurulabilecek hukuki yolların değerlendirilmesi gerekmektedir. Özellikle şikâyet süresinin geçirilmemesi ve ileri sürülen hukuka aykırılıkların somut biçimde açıklanması, başvurunun etkili bir hukuki denetime konu edilebilmesi bakımından önem taşımaktadır.
Hükümlünün istemiyle infazın ertelenmesi, kesinleşmiş mahkûmiyet hükümlerinin hukuki sonuçlarını ortadan kaldırmamakla birlikte, belirli koşullar altında hapis cezalarının infazının ileri bir tarihe bırakılmasına imkân tanıyan önemli bir infaz hukuku kurumudur. 5275 sayılı Kanun'un 17. maddesinde düzenlenen bu mekanizma, kesinleşmiş mahkûmiyet hükümlerinin infaz edilmesi gerekliliği ile hükümlünün kişisel ve ailevi koşullarının gözetilmesi arasında belirli bir denge kurulmasını amaçlamaktadır.
Ancak infaza başlanmadan önce hükümlünün istemiyle erteleme kararı verilmesi ile infazına başlanmış hapis cezalarında zorunlu ve çok ivedi nedenlerle infaza ara verilmesi, aynı madde içerisinde düzenlenmiş olmakla birlikte farklı hukuki koşullara tabidir. Bu nedenle söz konusu kurumların uygulanma şartlarının ve hukuki sonuçlarının birbirinden ayrılması gerekmektedir.
Diğer taraftan Yargıtay içtihatları, infazın ertelenmesi taleplerinde kanuni sınırlamaların, tekerrüre ilişkin hükümlerin ve erteleme kararına bağlı yükümlülüklerin önemini ortaya koymaktadır. Bununla birlikte Cumhuriyet Başsavcılığının takdir yetkisi ve bu yetki kapsamında verilen kararların yargısal denetimi bakımından, 4675 sayılı İnfaz Hâkimliği Kanunu'nda 2020 yılında yapılan değişikliklerin dikkate alınması zorunludur. Zira güncel düzenlemeler karşısında, değişiklik öncesindeki Yargıtay kararlarının hiçbir ayrım yapılmaksızın uygulanması hukuki değerlendirmede eksikliklere neden olabilecektir.
Kanaatimizce hükümlünün istemiyle infazın ertelenmesi taleplerinin değerlendirilmesinde, Cumhuriyet Başsavcılığına tanınan takdir yetkisinin kanuni sınırlar içerisinde ve somut olayın özellikleri gözetilerek kullanılması gerekmektedir. Bu yetkinin varlığı, kanunda öngörülen koşulların değerlendirilmemesini veya erteleme taleplerinin hukuki denetim dışında bırakılmasını haklı kılmamaktadır.
Sonuç olarak, infazın ertelenmesi kurumu cezanın infazından vazgeçilmesi anlamına gelmemekte; kanun koyucunun belirlediği sınırlar içerisinde infazın zamanına ilişkin geçici bir hukuki imkân sağlamaktadır. Bu nedenle düzenlemenin uygulanmasında kanuni şartların doğru belirlenmesi, Cumhuriyet Başsavcılığının takdir yetkisinin hukuka uygun biçimde kullanılması ve ret kararlarına ilişkin yargısal denetimin etkili şekilde işletilmesi önem taşımaktadır. Ceza infaz hukukunda hukuka uygunluğun sağlanması, yalnızca kesinleşmiş mahkûmiyet hükümlerinin yerine getirilmesiyle sınırlı olmayıp, infaz sürecinde hükümlüye tanınan kanuni imkânların da ilgili mevzuat hükümleri doğrultusunda uygulanmasını gerektirmektedir.
Next