Bir kişinin ruhsatsız silah bulundurduğu iddiasıyla yargılandığı olayda, suç konusu silah ele geçirilememiş olabilir. Ruhsatsız silahla ateş edilmiş olabilir ve olay yerinde boş kovanlar bulunabilir, güvenlik kamerasında sanığın elinde tabanca görülebilir veya tanıklar sanığın ateş ettiğini ifade edebilir. Uyuşmazlığın temelinde iki ayrı ispat sorunu bulunmaktadır. İlk olarak olayda kullanıldığı ileri sürülen cismin 6136 sayılı Kanun kapsamında ruhsatsız taşınması veya bulundurulması yasak bir ateşli silah olup olmadığı belirlenmelidir. Ardından bu silahı taşıyan veya bulunduran kişinin sanık olduğu ispatlanmalıdır.
Yargıtay kararlarında silahın ele geçirilememesi nedeniyle beraat verilmesi gerektiği kabul edilen çok sayıda olay bulunmaktadır. Buna karşılık Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 06.06.2024 tarihli kararında, silah ele geçirilmediği halde 6136 sayılı Kanunun 13/2. maddesinden verilen mahkumiyet hükmü hukuka uygun bulunmuştur.
Bu durumda cevaplandırılması gereken soru, silahın ele geçirilmesinin mahkumiyet için zorunlu olup olmadığı ve ele geçirilemeyen silahın teknik niteliği ile sanık arasındaki bağlantının hangi delillerle ispatlanabileceğidir.
1. 6136 Sayılı Kanuna Aykırılık Suçunda İspatın Konusu
6136 sayılı Ateşli Silahlar ve Bıçaklar ile Diğer Aletler Hakkında Kanunun 13. maddesinde, Kanun hükümlerine aykırı olarak ateşli silahların, bunlara ait mermilerin ve maddede belirtilen ana veya balistik önemi bulunan parçaların satın alınması, taşınması veya bulundurulması yaptırıma bağlanmıştır. Aynı maddede, suçun maddi konusunun niteliğine, sayısına ve bulundurulma koşullarına göre farklı cezalar ihdas edilmiştir.[1]
Silahın ele geçirilemediği olaylarda öncelikle suçun maddi konusunun belirlenmesi gerekir.
Türk Ceza Kanununun 6. maddesinin birinci fıkrasının (f) bendinde silah kavramı geniş biçimde tanımlanmıştır. Saldırı ve savunmada kullanılmaya elverişli çeşitli nesneler bu kapsamda değerlendirilebilir. Buna karşılık 6136 sayılı Kanun, belirli teknik özelliklere sahip ateşli silahları, bunların mühimmatını ve Kanunda sayılan parçalarını özel olarak düzenlemektedir.
Bu nedenle bir cismin kasten yaralama veya tehdit suçunda silah olarak kabul edilmesi, aynı cismin 6136 sayılı Kanun kapsamında ruhsatsız taşınması yasak bir ateşli silah olduğunu ispatlamaya yeterli değildir.
Örneğin tabancaya benzeyen bir nesnenin tehdit amacıyla kullanılması, somut olayın koşullarına göre tehdit suçunun oluşumunda değerlendirilebilir. Ancak aynı nesnenin gerçek bir ateşli silah, ses veya gaz fişeği atan tabanca ya da oyuncak olup olmadığı, 6136 sayılı Kanun yönünden ayrıca belirlenmelidir.
Bunun yanında, ses veya gaz fişeği atabilen silahın teknik özellikleri değiştirilerek 6136 sayılı Kanun kapsamına giren bir silaha dönüştürülmesi de ayrı bir hukuki değerlendirmeyi gerektirir.
İspatın ikinci aşaması ise sanık ile silah arasındaki bağlantının ortaya konulmasıdır.
Bir silahın 6136 sayılı Kanuna aykırı olarak taşındığının veya bulundurulduğunun belirlenmesi, sanığın bu silahı taşıdığını veya bulundurduğunu göstermeye yetmez. İsnat edilen taşıma veya bulundurma hareketinin sanık tarafından gerçekleştirildiği, silah üzerinde fiili hakimiyet kurulup kurulmadığı ve eylemin manevi unsurunun bulunup bulunmadığı ayrıca araştırılmalıdır.
Dolayısıyla mahkumiyet için hem suçun maddi konusunun Kanun kapsamına girdiği hem de sanığın kendisine isnat edilen fiili gerçekleştirdiği ispatlanmalıdır.
Bu hususlardan biri hakkında giderilemeyen makul şüphe bulunması halinde mahkumiyet hükmü kurulamaz.
2. Silahın Ele Geçirilmesi Mahkumiyet İçin Zorunlu mudur?
Ceza Muhakemesi Kanununun 217. maddesi uyarınca yüklenen suç, hukuka uygun şekilde elde edilmiş her türlü delille ispatlanabilir. Mevzuatta 6136 sayılı Kanuna aykırılık suçundan mahkumiyet kurulabilmesi için silahın mutlaka ele geçirilmesini öngören özel bir delil şartı bulunmamaktadır.
Bununla birlikte silahın ele geçirilmesi, suçun maddi konusunun belirlenmesi bakımından önemli bir inceleme imkanı sağlamaktadır.
Kriminal incelemeyle silahın mekanik özellikleri, atışa elverişliliği, ateşli silah niteliği ve 6136 sayılı Kanun kapsamındaki durumu belirlenebilir. Silah ele geçirilmediğinde ise doğrudan teknik inceleme imkanı ortadan kalkmakta ve bu hususların başka delillerle ispatlanması gerekmektedir.
Yargıtay 8. Ceza Dairesinin 10.03.2021 tarihli, E.2019/17892, K.2021/3800 sayılı kararında, ele geçirilemeyen silahın sağlam, atışa elverişli ve 6136 sayılı Kanun kapsamında yasak nitelikte olup olmadığının belirlenememesi karşısında mahkumiyet hükmü kurulması hukuka aykırı bulunmuştur.[2]
Yargıtay 1. Ceza Dairesinin 16.05.2018 tarihli, E.2016/5960, K.2018/2353 sayılı kararında ise güvenlik kamerası görüntüleri ve olay yerinden elde edilen kovanlar birlikte değerlendirilmiştir.
Söz konusu olayda, kamera görüntülerinde sanığın elinde tabanca bulunduğu görülmüş ve polis memurlarının kullandıkları silahlar dışında olay yerinde bulunan kovanların tek bir silahtan atıldığı belirlenmiştir.
Buna rağmen sanığın elinde görülen tabanca ele geçirilememiş, kriminal incelemesi yapılamamış ve bu tabancanın 6136 sayılı Kanun kapsamında taşınması yasak bir silah olduğu kesin olarak belirlenememiştir.
Yargıtay, mahkumiyete yeterli delil bulunmadığı gerekçesiyle sanığın beraatine karar verilmesi gerektiğini belirtmiştir.[3]
Kararın gerekçesi incelendiğinde, beraat sonucuna yalnızca silahın ele geçirilememesi nedeniyle ulaşılmadığı anlaşılmaktadır. Belirleyici olan, ele geçirilemeyen silahın teknik niteliğinin mevcut delillerle ispatlanamamış olmasıdır.
Dolayısıyla silahın ele geçirilmesi ile silahın Kanun kapsamındaki niteliğinin ispatlanması birbirinden ayrılmalıdır. Birincisi delil elde etme yöntemine, ikincisi ise suçun maddi unsurunun gerçekleşip gerçekleşmediğine ilişkindir.
Nitekim Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 06.06.2024 tarihli, E.2022/215, K.2024/178 sayılı kararında, silahın ele geçirilmediği bir olayda mevcut delillerin mahkumiyet için yeterli olduğu kabul edilmiştir.[4]
3. Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 06.06.2024 Tarihli Kararı: Silah Ele Geçirilmeden Mahkumiyet
Ceza Genel Kurulunun incelemesine konu olayda, taraflar arasında tarla ve sulama boruları nedeniyle çıkan tartışma silahlı kavgaya dönüşmüştür. Olay sonucunda bir kişi hayatını kaybetmiş, bir kişi ise yaralanmıştır.
Sanığın olay sırasında kalaşnikof marka tüfekle ateş ettiği ileri sürülmüş, ancak kullandığı iddia edilen silah ele geçirilememiştir.
Olay yerinde sekiz adet 7,62 mm çapında boş kovan bulunmuştur. Kriminal inceleme sonucunda kovanların aynı silahtan atıldığı ve bir atışlı, yarı otomatik veya makineli tüfeklerde kullanılmak üzere üretildiği belirlenmiştir.
Görgü tanıkları, sanığın elindeki kalaşnikof tüfekle havaya ve çevreye ateş ettiğini ifade etmiştir. Sanık ise silah kullandığını kabul etmemiştir.
Yerel mahkeme, sanığın 6136 sayılı Kanunun 13/2. maddesi uyarınca cezalandırılmasına karar vermiştir. Mahkumiyet hükmünün Yargıtay 1. Ceza Dairesince onanmasının ardından dosya, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazı üzerine Ceza Genel Kuruluna gelmiştir.
Ceza Genel Kurulu, silahın ele geçirilememesini mahkumiyete engel görmemiştir.
Kurul; olay yerinde bulunan sekiz kovanın teknik özelliklerini, kovanların aynı silahtan atıldığını gösteren kriminal raporu ve sanığın kalaşnikof tüfekle ateş ettiğine ilişkin tanık anlatımlarını birlikte değerlendirmiştir.
Bu deliller karşısında sanığın olayda kalaşnikof marka tüfek kullandığı kabul edilmiş ve 6136 sayılı Kanunun 13/2. maddesi uyarınca verilen mahkumiyet hukuka uygun bulunmuştur.
Kararda, silah ele geçirilemese dahi olay yerindeki kovan, fişek, mermi çekirdeği, atış artığı, kriminal inceleme sonuçları, ruhsat kayıtları ve tanık beyanlarının birlikte değerlendirilmesiyle silahın özelliklerinin ve kim tarafından kullanıldığının şüpheden uzak biçimde belirlenebileceği açıklanmıştır.[4]
Burada dikkat edilmesi gereken husus, mahkumiyetin yalnızca tanıkların silah gördüklerini söylemelerine dayanmamasıdır.
Olay yerinde bulunan kovanların çapı, tipi ve aynı silahtan atıldığını gösteren kriminal bulgular, tanık anlatımlarıyla birlikte değerlendirilmiştir. Mahkeme, hem silahın niteliği hem de sanığın silah kullanması bakımından birbirini destekleyen delillere dayanarak silahın 6136 sayılı Kanuna muhalefet niteliğini taşıdığını saptamıştır.
Kurulun ruhsat belgesi sunulmamış olmasını da değerlendirdiği görülmektedir. Bununla birlikte ruhsatsızlığın ispat yükü sanığa yüklenemez. Ruhsat durumunun yetkili kayıtlar üzerinden araştırılması ve isnadın bütün unsurlarının iddia makamınca ortaya konulması gerekir.
Ceza Genel Kurulunun bu kararı, silahın fiziken ele geçirilmesini mahkumiyetin zorunlu şartı haline getiren bir yaklaşımın benimsenemeyeceğini göstermektedir.
Ancak aynı karar, silahın ele geçirilmediği her olayda tanık beyanı ve kovan bulgusunun yeterli olacağı biçiminde yorumlanamaz. Delillerin ispat gücü, somut olayın özellikleri ve aralarındaki bağlantı üzerinden belirlenmelidir.
4. Kamera Görüntüleri, Kovanlar ve Tanık Beyanlarının İspat Gücü
Silahın ele geçirilemediği yargılamalarda kamera görüntüleri, kovanlar ve tanık beyanları sıklıkla mahkumiyetin dayanağı olarak ileri sürülmektedir. Ancak bu delillerin her biri farklı maddi olguların ispatına elverişlidir.
4.1. Kamera görüntüleri silahın teknik niteliğini ispatlayabilir mi?
Güvenlik kamerası kayıtları, sanığın elinde tabancaya benzeyen bir cisim taşıdığını, bu cismi başka bir kişiye yönelttiğini veya ateş etme hareketinde bulunduğunu gösterebilir.
Buna karşılık görüntüdeki cismin dış görünüşünden hareketle mekanik özelliklerinin belirlenmesi her zaman mümkün değildir.
Örneğin görüntü kalitesi, gerçek ateşli silahla ses veya gaz fişeği atan tabancanın ayırt edilmesine imkan vermiyorsa, mahkemenin bu belirsizliği başka delillerle gidermesi gerekir.
Yargıtay 1. Ceza Dairesinin 16.05.2018 tarihli kararında, sanığın elinde tabanca görülmesine rağmen bu tabancanın Kanun kapsamındaki yasak niteliği ispatlanamamıştır.[3]
Dolayısıyla kamera görüntüsünün ispat gücü değerlendirilirken görüntüde hangi hareketlerin görüldüğü ile cismin teknik niteliğine ilişkin hangi sonuçlara ulaşılabildiği ayrı ayrı belirlenmelidir.
4.2. Boş kovan bulunması mahkumiyet için yeterli midir?
Olay yerinde bulunan kovan ve mermi çekirdekleri, silahın ele geçirilemediği davalarda önemli maddi delillerdir.
Kriminal inceleme sonucunda bunların çapı, tipi, birbirleriyle balistik ilişkisi ve belirli silah türleriyle uyumluluğu araştırılabilir. Uygun izlerin bulunması halinde kovanların aynı silahtan atılıp atılmadığı da belirlenebilir.
Ancak bir kovanın olay yerinde bulunması, bu kovanın sanığın kullandığı silahtan çıktığını tek başına ispatlamaz.
Kovanın başka bir kişiye ait silahtan atılmış olması, olaydan önce aynı yerde bulunması veya birden fazla silahın kullanıldığı olayda başka bir silahla ilişkili olması ihtimalleri değerlendirilmelidir.
Yargıtay 8. Ceza Dairesinin 14.06.2023 tarihli, E.2023/528, K.2023/4789 sayılı kararında, olay yerinde üç kovan ve bir fişek ele geçirilmesine rağmen sanığın ateş ettiğini gören tanık bulunmaması ve polislerin yalnızca silah sesi duyması karşısında beraat hükmü hukuka uygun bulunmuştur.[5]
Bu kararda silah kullanıldığına ilişkin maddi bulgular mevcut olmasına rağmen kullanılan silah ile sanık arasındaki bağlantı ispatlanamamıştır.
Buna karşılık Ceza Genel Kurulunun 06.06.2024 tarihli kararında kovan bulguları, sanığın elindeki tüfeği ve ateş etme hareketini doğrudan anlatan tanık beyanlarıyla desteklenmiştir.
İki karar arasındaki temel farklılık, maddi bulguların belirli bir sanığın fiiliyle ilişkilendirilip ilişkilendirilememesidir.
4.3. Tanık beyanları hangi koşullarda yeterli olabilir?
Tanık beyanı, sanığın elinde silah bulunduğunu veya ateş ettiğini ispat bakımından önemli bir delildir. Ancak tanığın doğrudan gözlemlediği olgular ile bu olgulardan çıkardığı sonuçlar birbirinden ayrılmalıdır.
Tanığın "sanığın elinde tabanca vardı" şeklindeki anlatımı, tabancaya benzeyen bir nesne gördüğünü ortaya koyabilir. Buna karşılık "sanık evinden uzun namlulu silahla ateş etti" şeklindeki anlatım, olay yerindeki kovanlarla birlikte değerlendirildiğinde daha geniş bir ispat imkanı sağlayabilir.
Yargıtay 8. Ceza Dairesinin 27.12.2022 tarihli, E.2022/5356, K.2022/19854 sayılı kararında bu ayrım somut olarak görülmektedir.
Kararda, bir sanığın uzun namlulu silahla evinden ateş ettiğine ilişkin tanık beyanının, evinin önünden ele geçirilen sekiz kovanla desteklenmesi nedeniyle mahkumiyet hükmü onanmıştır.
Aynı olayda diğer sanığın da silah kullandığı ileri sürülmesine rağmen kovanların tek silahtan atıldığının anlaşılması ve ikinci bir silah kullanıldığının kanıtlanamaması nedeniyle bu sanık hakkındaki mahkumiyet bozulmuştur.[6]
Aynı olay yerinde elde edilen delillerin bir sanık bakımından mahkumiyete yeterli görülürken diğer sanık bakımından yeterli bulunmaması, delillerin her sanık yönünden ayrı değerlendirilmesi gerektiğini göstermektedir.
5. Silahın Niteliğinin İspatı ile Sanığın Silahı Taşıdığının İspatı
Silahın ele geçirilemediği olaylarda karşılaşılan temel sorunlardan biri, silahın varlığına ilişkin delillerin aynı zamanda sanığın bu silahı taşıdığının kanıtı olarak değerlendirilmesidir.
Oysa bunlar farklı maddi vakıalardır.
Bir kovanın belirli bir tabancadan atıldığının tespit edilmesi, o tabancanın olay tarihinde kim tarafından taşındığını göstermez. Benzer şekilde sanığın olay yerinde bulunması, olayda kullanılan bütün silahlardan sorumlu tutulmasını gerektirmez.
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 26.02.2025 tarihli, E.2022/63, K.2025/97 sayılı kararı bu ayrım bakımından önemlidir.
Karara konu olayda, olay yerinden elde edilen iki boş kovanın daha sonra başka bir olayda ele geçirilen tabancadan atıldığı kriminal incelemeyle belirlenmiştir.
Böylece olayda kullanılan tabancanın teknik niteliği belirlenebilmiş, ancak sanığın olay tarihinde bu tabancayı taşıdığı ispatlanamamıştır.
Ceza Genel Kurulu; sanığın el svaplarında atış artığı bulunmamasını, fişek ve kovanlarda vücut izi elde edilememesini, olay yerinde başka kişilerin de bulunmasını, tabancanın başka bir kişide ele geçirilmesini ve sanığın tutarlı savunmasını birlikte değerlendirmiştir.
Kurul, ruhsatsız tabanca taşıma eyleminin sabit olmadığı sonucuna ulaşmıştır.
Bununla birlikte sanığın on adet ateşli silah mermisi taşıdığı ispatlandığından, eylemin 6136 sayılı Kanunun 13/4. maddesi kapsamında değerlendirilmesi gerektiği kabul edilmiştir.[7]
Bu karar, silahın teknik özelliklerine ilişkin belirsizlik giderilmiş olsa dahi sanığın bu silahı taşıdığına ilişkin şüphenin devam edebileceğini göstermektedir.
Yargıtay 8. Ceza Dairesinin 16.09.2025 tarihli, E.2025/4350, K.2025/6708 sayılı kararında da benzer bir değerlendirme yapılmıştır.
Suça konu tabancanın sanığa ait olduğunu ileri süren diğer sanığın beyanı, başkaca delille desteklenmediğinden mahkumiyete yeterli görülmemiştir.[8]
Bu kararlar birlikte değerlendirildiğinde, silahın varlığına veya yasak niteliğine ilişkin delillerin sanığın taşıma veya bulundurma fiilinin ispatı yerine geçemeyeceği anlaşılmaktadır.
6. Atış Artığı Bulunmamasının İspata Etkisi
Silah kullanılan olaylarda el svapları, atış artığı incelemeleri, parmak izi ve DNA bulguları sanık ile silah arasındaki bağlantının araştırılmasına yardımcı olabilir.
Ancak bu delillerin ispat gücü, incelemenin hangi koşullarda yapıldığına ve elde edilen bulgunun hangi maddi olguyu gösterdiğine göre belirlenmelidir.
Sanığın elinde atış artığı tespit edilmesi, ateşli silahla temas veya atış ortamında bulunma ihtimalini destekleyebilir. Bununla birlikte atış artıklarının başka bir kişi veya yüzey üzerinden bulaşması ihtimali de somut olayın özelliklerine göre değerlendirilmelidir.
Atış artığının bulunmaması ise sanığın ateş etmediğinin kesin kanıtı sayılamaz. Örnek alınmasına kadar geçen süre, ellerin yıkanması veya temizlenmesi ve örneklerin alınma koşulları bulgunun değerini etkileyebilir.
Nitekim Ceza Genel Kurulunun 06.06.2024 tarihli kararında sanığın el svaplarında atış artığı tespit edilmemesine rağmen diğer deliller mahkumiyet için yeterli görülmüştür.[4]
Buna karşılık Ceza Genel Kurulunun 26.02.2025 tarihli kararında atış artığı bulunmaması, diğer delillerle birlikte sanık lehine değerlendirilmiştir.[7]
Bu iki karar arasındaki farklılık, atış artığı incelemesinin tek başına belirleyici delil olmamasından kaynaklanmaktadır.
İlk olayda silahı kullanan kişiye ilişkin doğrudan tanık anlatımları ve bunları destekleyen kovan bulguları mevcutken ikinci olayda sanık ile tabanca arasında yeterli bağlantı kurulamamıştır.
Dolayısıyla atış artığı incelemesinden elde edilen sonucun diğer delillerden bağımsız değerlendirilmesi hukuken isabetli değildir.
Mahkeme, kriminal inceleme sonuçlarını olayın gerçekleşme zamanı, tanık anlatımları, sanığın savunması ve diğer maddi bulgularla birlikte değerlendirmelidir.
7. Silah Ele Geçirilmeden Nitelikli Hal Uygulanabilir mi?
6136 sayılı Kanunun 13/2. maddesinde, Kanunun 12/4. maddesinde belirtilen nitelikteki silahlar ile sayı veya nitelik bakımından vahim olan silah, mühimmat ve ilgili parçalar bakımından daha ağır cezalar öngörülmüştür.
Kanunun Ek 5. maddesinde ise belirli askeri amaçlı savaş silahlarına ilişkin fiiller yönünden ayrıca ceza artırımı düzenlenmiştir.
Bu hükümler uygulanırken suçun maddi konusunun Kanun kapsamına girmesi yanında, cezanın ağırlaştırılmasına neden olan teknik özelliklerin de ispatlanması gerekir.
Yargıtay 3. Ceza Dairesinin 03.10.2023 tarihli, E.2021/2436, K.2023/10750 sayılı kararında, ele geçirilemeyen kalaşnikof tüfeğin niteliği ve atışa elverişliliği belirlenemediğinden mahkumiyet hükmü hukuka aykırı bulunmuştur.
Aynı kararda, başka bir olayda kullanılan M16 piyade tüfeğinin 6136 sayılı Kanunun Ek 5. maddesi kapsamında kalıp kalmadığının uzman raporuyla belirlenmesi gerektiği belirtilmiştir.[9]
Buna karşılık Ceza Genel Kurulunun 06.06.2024 tarihli kararında, ele geçirilemeyen kalaşnikof tüfeğe ilişkin olarak 6136 sayılı Kanunun 13/2. maddesinden verilen mahkumiyet hukuka uygun bulunmuştur.[4] Zira bu kararda tanık beyanları ve olay yerinde bulunan boş kovanlar, sanığın ateş ettiğini ortaya koyduğundan söz konusu kalaşnikofun atışa elverişli olduğu sonucuna ulaşılmıştır.
Bu kararlar karşısında silahın ele geçirilememesi halinde nitelikli halin hiçbir şekilde uygulanamayacağı yönünde genel bir kural kabul edilemez.
Belirleyici olan, nitelikli hali oluşturan teknik özelliklerin dosyadaki delillerle şüpheden uzak biçimde belirlenip belirlenemediğidir.
Örneğin olayda kullanılan cismin uzun namlulu bir silah olduğunun anlaşılması ile bu silahın belirli bir otomatik çalışma mekanizmasına sahip olduğunun ispatlanması farklı meselelerdir. Ceza artırımına esas alınan teknik özellik açıkça belirlenmeli ve mevcut delillerle ilişkilendirilmelidir.
Bu değerlendirmede ayrıca suç tarihinde yürürlükte bulunan kanun hükümleri dikkate alınmalıdır.
Nitekim 21.11.2024 tarihli ve 7533 sayılı Kanunla 6136 sayılı Kanunun 12 ve 13. maddelerinde değişiklikler yapılmış, silahın ana ve balistik önemi bulunan parçaları ile dönüştürülmüş silahlara ilişkin düzenlemeler genişletilmiş ve yaptırımlar değiştirilmiştir.
Suç tarihinden sonra yürürlüğe giren değişiklikler bakımından TCK m.7 uyarınca lehe kanun değerlendirmesi yapılmalıdır.[1]
8. Eksik İnceleme ile Delil Yetersizliği Arasındaki Sınır
Silahın ele geçirilemediği bir yargılamada mahkemenin öncelikle maddi olayı aydınlatmaya elverişli delilleri toplaması gerekir.
Olay yerinde bulunan kovanların kriminal incelemesi yapılmamışsa, mevcut kamera kayıtları incelenmemişse veya başka bir soruşturmada ele geçirilen silahla olay yerindeki kovanlar arasında bağlantı kurulup kurulamayacağı araştırılmamışsa, maddi olayın aydınlatılmasına elverişli deliller henüz değerlendirilmemiş demektir.
Bu durumda uyuşmazlık öncelikle eksik inceleme sorunudur.
Yargıtay 4. Ceza Dairesinin 20.05.2021 tarihli, E.2018/6099, K.2021/14311 sayılı kararında, olay yerinde ele geçirilen kovanların tek silahtan atıldığını gösteren kriminal rapora ve diğer sanığın mahkumiyetinin kesinleşmiş olmasına rağmen, sanığın kullandığı ileri sürülen ele geçirilemeyen silahın yasak niteliğine ilişkin yeterli kanıt ortaya konulmadan hüküm kurulması hukuka aykırı bulunmuştur.[10]
Bu karar, mahkemenin mevcut delillerin hangi olguyu ispatladığını açıklama yükümlülüğüne işaret etmektedir.
Buna karşılık araştırılması mümkün deliller toplandığı halde sanığın silahı taşıdığı veya ele geçirilemeyen cismin 6136 sayılı Kanun kapsamındaki niteliği belirlenemiyorsa, artık delil yetersizliği söz konusudur.
CMK m.223/2-e uyarınca yüklenen suçun sanık tarafından işlendiğinin sabit olmaması halinde beraat kararı verilmelidir.
Bu aşamada mahkemenin silahın ele geçirilememesini sanık aleyhine yorumlaması veya bulunmayan delillerin yerini varsayımlarla doldurması mümkün değildir.
Ceza muhakemesinde şüpheden sanık yararlanır ilkesi, yalnızca fiilin sanık tarafından işlenip işlenmediği hakkında uygulanmaz. Suçun maddi konusunun niteliği ve daha ağır cezayı gerektiren nitelikli halin gerçekleşip gerçekleşmediği konusundaki şüpheler de sanık lehine değerlendirilir.
CMK m.230 uyarınca gerekçeli kararda, mahkumiyete esas alınan delillerin hangi maddi vakıaları ispatladığı ve savunmanın hangi nedenlerle kabul edilmediği açıklanmalıdır.
Bu nedenle silahın ele geçirilemediği davalarda mahkumiyet gerekçesinin şu dört hususu ortaya koyması gerekir:
1. Olayda kullanılan cismin 6136 sayılı Kanun kapsamında olduğu hangi delillerle belirlenmiştir?
2. Sanığın bu silahı taşıdığı veya bulundurduğu nasıl ispatlanmıştır?
3. Silahın teknik niteliğine ve sanıkla bağlantısına ilişkin makul alternatif ihtimaller hangi delillerle giderilmiştir?
4. Daha ağır cezayı gerektiren bir nitelik uygulanmışsa, bu niteliğin varlığı hangi teknik veya maddi delillere dayandırılmıştır?
Bu soruların cevaplandırılamadığı durumda, delillerin eksiksiz toplanıp toplanmadığı incelenmeli; giderilmesi mümkün bir delil eksikliği kalmadığı halde şüphe devam ediyorsa beraat kararı verilmelidir.
9. Sonuç ve Kanaatimiz
6136 sayılı Kanuna aykırılık suçundan mahkumiyet kurulabilmesi için silahın mutlaka ele geçirilmiş olması şart değildir. Ancak silahın ele geçirilememesi, suçun maddi konusunun ve sanığın fiilinin ispatını güçleştirmektedir.
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 06.06.2024 tarihli kararı, silahın ele geçirilemediği bir olayda kovanların teknik özellikleri ile doğrudan tanık anlatımlarının birlikte değerlendirilerek mahkumiyet kurulabileceğini göstermektedir.
Buna karşılık Ceza Genel Kurulunun 26.02.2025 tarihli kararı, olay yerindeki kovanların sonradan ele geçirilen bir tabancayla eşleşmesinin dahi sanığın bu tabancayı taşıdığını ispatlamaya yeterli olmayabileceğini ortaya koymaktadır.
Bu kararlar birlikte değerlendirildiğinde, mahkumiyet bakımından iki ayrı maddi vakıanın ispatlanması gerektiği sonucuna ulaşılmaktadır.
Birincisi, olayda kullanılan silahın 6136 sayılı Kanun kapsamında olduğunun; ikincisi ise sanığın bu silahı Kanuna aykırı biçimde taşıdığının veya bulundurduğunun ispatıdır.
Kanaatimizce silahın ele geçirilemediği dosyalarda ispat değerlendirmesi bu iki aşama üzerinden yapılmalıdır.
Kamera görüntüleri, kovanlar, atış artıkları ve tanık beyanları bu aşamalardan birine veya her ikisine ilişkin delil sağlayabilir. Ancak hangi delilin hangi maddi vakıayı ispatladığı ayrı ayrı ortaya konulmalı, aralarındaki bağlantı açıklanmalı ve suçun unsurlarına ilişkin makul şüpheler giderilmelidir.
Bu yaklaşım, bir yandan silahını gizleyen veya ortadan kaldıran failin sırf suç aleti ele geçirilemediği için cezai sorumluluktan kurtulmasını önlerken diğer yandan teknik niteliği ve sanıkla bağlantısı belirlenemeyen bir cisim üzerinden mahkumiyet kurulmasına engel olacaktır.
Sonuç olarak, silahın ele geçirilmemesi mahkumiyete mutlak engel değildir. Mahkumiyeti mümkün kılan, silahın yokluğuna rağmen suçun maddi konusu ile sanığın fiilinin şüpheden uzak biçimde ispatlanabilmesidir. Bu ispatın sağlanamadığı durumda CMK m.223/2-e gereğince beraat kararı verilmelidir.
Dipnotlar
[1] 6136 sayılı Ateşli Silahlar ve Bıçaklar ile Diğer Aletler Hakkında Kanun, m.1, 12, 13 ve Ek m.5 ve 21.11.2024 tarihli ve 7533 sayılı Kanun, m.11-12
[2] Yargıtay 8. Ceza Dairesi, 10.03.2021, E.2019/17892, K.2021/3800
[3] Yargıtay 1. Ceza Dairesi, 16.05.2018, E.2016/5960, K.2018/2353
[4] Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 06.06.2024, E.2022/215, K.2024/178
[5] Yargıtay 8. Ceza Dairesi, 14.06.2023, E.2023/528, K.2023/4789
[6] Yargıtay 8. Ceza Dairesi, 27.12.2022, E.2022/5356, K.2022/19854
[7] Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 26.02.2025, E.2022/63, K.2025/97
[8] Yargıtay 8. Ceza Dairesi, 16.09.2025, E.2025/4350, K.2025/6708
[9] Yargıtay 3. Ceza Dairesi, 03.10.2023, E.2021/2436, K.2023/10750
[10] Yargıtay 4. Ceza Dairesi, 20.05.2021, E.2018/6099, K.2021/14311
Next