Bankalar Sonradan Kullandırılan Kredileri Mevcut Kefalete Dayandırabilir mi?

ÖZ

Bankaların ticari kredi ilişkilerinde kullandığı genel kredi sözleşmeleri, çoğu zaman birden fazla kredi ürününü ve zaman içerisinde gerçekleştirilen limit değişikliklerini kapsayan çerçeve sözleşmeler niteliğindedir. Bu sözleşmelerde gerçek kişi kefillerin sorumluluğunun belirlenmesi, özellikle kredi limitinin sonradan artırılması, yeni kredi kullandırılması veya mevcut kredi ilişkisinin yeniden yapılandırılması hâllerinde önemli uyuşmazlıklara neden olmaktadır.

6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 583. maddesinin üçüncü fıkrası, kefalet sözleşmesinde sonradan yapılan ve kefilin sorumluluğunu artıran değişikliklerin de kefalet için öngörülen şekle uygun yapılmasını zorunlu kılmaktadır. Bununla birlikte, asıl borçlunun kredi limitinin artırılması ile kefilin sorumlu olduğu azami miktarın artırılması aynı hukuki işlem değildir. Bu ayrım, bankanın kefile hangi kredi alacakları ve hangi tutar üzerinden başvurabileceğinin belirlenmesinde temel öneme sahiptir.

Çalışmada genel kredi sözleşmesinin çerçeve sözleşme niteliği, kefaletin azami miktarla sınırlı olması, sonradan yapılan limit artışlarının hukuki sonuçları, eş rızası, ticari işlerde teselsül karinesi ve yeni kredi sözleşmelerinin mevcut kefalet üzerindeki etkileri incelenmektedir. Ayrıca Yargıtay ve bölge adliye mahkemesi kararları ışığında banka vekillerinin kredi dosyalarını takip öncesinde denetlemesine yönelik uygulama önerileri geliştirilmektedir.

I. GİRİŞ: KREDİ LİMİTİNİN ARTIRILMASI, KEFİLİN SORUMLULUĞUNU DA ARTIRIR MI?

Bankaların ticari müşterileriyle kurduğu kredi ilişkileri, çoğu zaman tek bir kredi kullandırımından ibaret değildir. Bir şirketin genel kredi sözleşmesi kapsamında rotatif kredi, spot kredi, taksitli ticari kredi, kredili mevduat hesabı, ticari kredi kartı ve gayrinakdi kredi imkânlarından yararlanması mümkündür.

Bu ilişkide banka, kredi müşterisinin mali durumunu ve finansman ihtiyacını dikkate alarak mevcut kredi limitini zaman içerisinde artırabilir. Kredi kullandırımının devam ettiği bu süreçte banka, çoğu zaman ilk sözleşmede yer alan kefalet hükümlerine dayanarak kefilin de artırılan kredi borçlarından sorumlu olduğunu ileri sürmektedir.

Uyuşmazlıkların temelinde ise şu soru bulunmaktadır: Asıl borçlu ile banka arasındaki kredi limitinin artırılması, ilk genel kredi sözleşmesine kefil olan kişinin sorumluluğunu kendiliğinden artırır mı?

Sorunun tek cümlelik bir cevabı bulunmamaktadır. Çünkü hukuken birbirinden ayrılması gereken üç farklı işlem vardır:

1. Banka ile asıl borçlu arasındaki kredi limitinin artırılması,

2. Kefilin sorumlu olduğu azami miktarın artırılması,

3. Mevcut kredi ilişkisinden bağımsız yeni bir kredi sözleşmesi veya kredi borcu oluşturulması.

Bu üç işlemin birbirine karıştırılması, bankaların tahsil kabiliyetini olumsuz etkileyebileceği gibi kefillerin hukuken üstlenmedikleri borçlardan sorumlu tutulmasına da neden olabilir.

Kanaatimizce banka vekilliğinde doğru yaklaşım, yalnızca genel kredi sözleşmesinin imzalanmış olmasına dayanmak değil; her kredi kullandırımının hangi sözleşmeye dayandığını, kefaletin kapsamını ve kefilin üstlendiği azami sorumluluğu ayrı ayrı tespit etmektir.

II. GENEL KREDİ SÖZLEŞMESİ VE KEFALETİN HUKUKİ NİTELİĞİ

1. Genel kredi sözleşmesi çerçeve sözleşme niteliğindedir

Genel kredi sözleşmesi, bankanın müşterisine belirli bir limit ve koşullar çerçevesinde kredi kullandırmasını, müşterinin ise kullandığı kredileri sözleşmede belirlenen hükümler doğrultusunda geri ödemesini düzenleyen temel sözleşmedir.

Bu sözleşmenin çerçeve niteliği, aynı sözleşme kapsamında farklı tarihlerde ve farklı kredi türlerinde kullandırımlar yapılmasına imkân verebilir. Dolayısıyla her kredi kullandırımının mutlaka bağımsız bir genel kredi sözleşmesi oluşturduğu söylenemez.

Ancak bu durum, sözleşmeye kefil olan kişinin banka ile müşteri arasındaki bütün sonraki işlemlerden sınırsız biçimde sorumlu olduğu anlamına da gelmez. Kefaletin kapsamı, öncelikle kefalet beyanının içeriği ve belirlenen azami miktar üzerinden değerlendirilmelidir.

2. Kefaletin fer'iliği ve kişisel güvence işlevi

TBK m. 581 uyarınca kefalet sözleşmesi, kefilin alacaklıya karşı borçlunun borcunu ifa etmemesinin sonuçlarından kişisel olarak sorumlu olmayı üstlendiği sözleşmedir.

Kefaletin temel özelliği, asıl borca bağlı olmasıdır. Kefil, asıl borçlunun borcunu ödememesi riskini üstlenir; ancak bu taahhüt, kanunun ve sözleşmenin çizdiği sınırlar içerisinde geçerlidir.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 03.05.2023 tarihli, E. 2022/277, K. 2023/408 sayılı kararında kefaletin hukuki niteliği ve TBK m. 583'te öngörülen şekil koşullarının geçerlilik niteliği değerlendirilmiştir.

3. TBK m. 583: Kefaletin şekil şartları ve sonradan yapılan değişiklikler

Kefalet sözleşmesinin geçerliliği için yazılı şekilde yapılması, kefilin sorumlu olacağı azami miktarın ve kefalet tarihinin belirtilmesi gerekir. Müteselsil kefalet söz konusuysa bu sıfatın veya aynı anlama gelen bir ifadenin kefilin kendi el yazısıyla yazılması gerekmektedir.

Maddenin üçüncü fıkrasına göre kefalet sözleşmesinde sonradan yapılan ve kefilin sorumluluğunu artıran değişiklikler, kefalet için öngörülen şekle uyulmadıkça hüküm doğurmaz.

Örneğin bir gerçek kişi, genel kredi sözleşmesinde 500.000 TL azami miktarla müteselsil kefil olmuşsa, sonradan bu miktarın 2.000.000 TL'ye çıkarılması yalnızca banka ile asıl borçlu arasında düzenlenen limit artırım belgesiyle gerçekleştirilemez. Kefilin yeni sorumluluk miktarını ve tarihini kendi el yazısıyla belirtmesi; müteselsil kefalet devam edecekse bu sıfatı da yine el yazısıyla kabul etmesi gerekir.

4. TBK m. 589: Kefilin sorumluluğunda azami miktar ilkesi

TBK m. 589'a göre kefil, her durumda kefalet sözleşmesinde belirtilen azami miktara kadar sorumludur. Kefilin sorumluluğu yalnızca asıl alacakla sınırlı olmayabilir. Kanunun ikinci fıkrası çerçevesinde asıl borç, borçlunun kusur veya temerrüdünün yasal sonuçları, belirli takip ve dava masrafları ile belirtilen faizler de sorumluluk kapsamına girebilir.

Ancak bu kalemlerin tamamı kanunda öngörülen sınırlar içerisinde değerlendirilmelidir. Takip dosyalarında kefalet limiti ile banka tarafından talep edilen toplam alacak birbirinden ayrılmalıdır.

5. TBK m. 603: Kefalet yerine başka isim verilmesi sorunu

Bankacılık uygulamasında zaman zaman kefalet yerine garanti taahhüdü, müşterek borçluluk, borca katılma veya kişisel teminat taahhüdü gibi farklı ifadeler kullanılabilmektedir. Ancak sözleşmeye verilen isim, işlemin gerçek hukuki niteliğini her zaman belirlemez.

TBK m. 603, kefaletin şekline, kefil olma ehliyetine ve eşin rızasına ilişkin hükümleri gerçek kişilerce kişisel güvence verilmesine yönelik olarak başka ad altında yapılan diğer sözleşmelere de uygulamaktadır. Bu nedenle gerçek kişi tarafından verilen kişisel güvenceye başka bir isim verilmesi, kanunun koruyucu hükümlerinin uygulanmasını kendiliğinden engellemez.

III. KREDİ LİMİTİ ARTIRIMI İLE KEFALET LİMİTİ ARTIRIMI ARASINDAKİ FARK

Uygulamadaki en önemli hukuki ayrım budur.

Bir banka ile şirket arasında 1.000.000 TL limitli genel kredi sözleşmesi imzalandığını ve gerçek kişi kefilin aynı sözleşmede 500.000 TL azami miktarla müteselsil kefil olduğunu varsayalım. Daha sonra banka ile şirket arasında yeni bir limit artırım protokolü düzenlenmiş ve kredi limiti 3.000.000 TL'ye çıkarılmış olsun. Kefil bu protokolü imzalamamıştır.

Bu durumda kefilin sorumluluğunun kapsamı, yalnızca limit artırım belgesinin varlığına göre belirlenemez. Öncelikle kefaletin hangi borçları kapsadığı, azami miktarın ne olduğu ve sonraki kullandırımların aynı çerçeve sözleşmeye dayanıp dayanmadığı incelenmelidir.

A. Kredi limitinin artırılması

Banka ile asıl borçlu arasındaki kredi limitinin artırılması, kural olarak asıl borçluya sağlanan finansman imkânını genişletir. Ancak kefilin azami sorumluluk miktarı ayrıca belirlenmişse, kredi limitindeki bu artış tek başına kefalet limitini artırmaz.

B. Kefalet limitinin artırılması

Kefilin azami sorumluluğunun 500.000 TL'den 2.000.000 TL'ye çıkarılması doğrudan kefilin hukuki riskini artırır. Dolayısıyla TBK m. 583/3'te öngörülen şekil şartlarına uyulması gerekir.

C. Yeni kredi sözleşmesi yapılması

Banka ile asıl borçlu arasında önceki genel kredi sözleşmesinden bağımsız yeni bir kredi sözleşmesi yapılması hâlinde, ilk sözleşmedeki kefaletin yeni sözleşmeyi de kapsadığı otomatik olarak kabul edilemez. Yeni sözleşmenin eski çerçeve sözleşmenin devamı mı, eki mi, yoksa bağımsız bir kredi ilişkisi mi olduğu incelenmelidir.

IV. YARGITAY VE BAM KARARLARI IŞIĞINDA LİMİT ARTIRIMI

1. Yargıtay 19. Hukuk Dairesinin 21.10.2015 tarihli, E. 2015/5485, K. 2015/13282 sayılı kararı

Uyuşmazlıkta banka ile asıl borçlu arasında 15.11.2010 tarihli ve 25.000 TL limitli genel kredi sözleşmesi imzalanmış, davalı da bu sözleşmeye kefil olmuştur. Daha sonra aynı sözleşmeye ek olarak 25.02.2011, 04.04.2011, 01.12.2011 ve 27.04.2012 tarihlerinde limit artırım sözleşmeleri yapılmış; kefil bu belgeleri imzalamamıştır.

Yargıtay, limit artırımlarının aynı genel kredi sözleşmesinin eki niteliğinde olduğunu, bunların ayrı sözleşmeler olarak değerlendirilerek ilk kefaletin etkisinin ortadan kaldırılmasının doğru olmadığını belirtmiştir. Daire, aynı sözleşme kapsamında kullandırılan kredi miktarlarının belirlenerek kefilin sorumlu olduğu tutarın tespit edilmesi gerektiği gerekçesiyle kararı bozmuştur.

Kararın önemi, aynı çerçeve sözleşme kapsamında yapılan limit artışlarının ilk kefaleti kendiliğinden sona erdirmediğini göstermesidir. Bununla birlikte karar, 2010 yılında kurulmuş sözleşmeye ilişkindir; TBK m. 583/3'ün yürürlükte olduğu dönemde yapılan limit artışlarına doğrudan uygulanacak bir karar gibi sunulmamalıdır.

2. Yargıtay 19. Hukuk Dairesinin E. 2015/534, K. 2015/15154 sayılı kararı

Bu kararda banka ile asıl borçlu arasında 28.12.2009 tarihli ve 25.000 TL limitli kredi sözleşmesi imzalanmış; kefil, 28.750 TL azami miktarla sözleşmeye katılmıştır. Daha sonraki limit artırımlarında kefilin imzası bulunmamaktadır.

Yargıtay, kefilin sonraki limit artırımlarına imza atmaması karşısında sorumluluğunun ilk kefalet miktarı ve temerrüdün sonuçlarıyla sınırlı değerlendirilmesi gerektiğini belirtmiştir. Karar, kefalet limiti ile asıl borç miktarının ayrı ayrı hesaplanmasının önemini göstermektedir.

3. Yargıtay 19. Hukuk Dairesinin E. 2018/3312, K. 2019/5369 sayılı kararı

Yargıtay, genel kredi sözleşmesinin çerçeve sözleşme niteliğinde olması hâlinde, bu sözleşme kapsamında kullandırılan kredilerin bir süre tamamen ödenerek hesap bakiyesinin sıfırlanmasının kefaleti kendiliğinden sona erdirmeyeceğini; aynı sözleşme kapsamında yeniden kredi kullandırılması hâlinde kefaletin belirlenen miktar sınırında devam edebileceğini kabul etmiştir.

Bu karar, çerçeve sözleşmenin devamı ile yeni bir kredi ilişkisinin kurulmasının birbirinden ayrılması gerektiğini ortaya koymaktadır.

4. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 03.05.2023 tarihli, E. 2022/277, K. 2023/408 sayılı kararı

Hukuk Genel Kurulu, TBK m. 583'teki şekil şartlarının geçerlilik koşulu olduğunu ve hâkim tarafından resen dikkate alınması gerektiğini kabul etmiştir. Somut olayda kefalet tarihinin kefilin el yazısıyla belirtilmemesi tartışılmış; ayrıca istinaf aşamasındaki aleyhe hüküm verme yasağı değerlendirilmiştir.

Banka vekili açısından kararın önemi, kefalet sözleşmesinin şekil şartlarının dava açılmadan önce denetlenmesi gerektiğini göstermesidir.

5. Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 01.04.2024 tarihli, E. 2022/5751, K. 2024/2641 sayılı kararı

Yargıtay, ticari borçlarda TTK m. 7'de yer alan teselsül karinesinin TBK m. 583'teki özel şekil şartını ortadan kaldırmadığını kabul etmiştir. Müteselsil kefil olma iradesinin kefilin kendi el yazısıyla belirtilmesi gerekir. Ticari işlerde teselsül karinesi bu geçerlilik şartının yerine geçmez.

6. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesinin 08.10.2026 tarihli, E. 2023/125, K. 2026/1713 sayılı kararı

Uyuşmazlıkta banka ile asıl borçlu arasında 10.08.2015 tarihli ve 2.000.000 TL limitli genel kredi sözleşmesi imzalanmış; kefil 16.11.2015 tarihli belgeyle 1.000.000 TL azami miktarla kefalet vermiştir. Banka, bu sözleşme kapsamında kullandırılan çeşitli kredi ürünleri ve gayrinakdi kredi borçları için kefile başvurmuştur.

Bölge Adliye Mahkemesi, takip konusu borçların ilgili genel kredi sözleşmesiyle bağlantısını ve kefalet belgesindeki kapsam hükümlerini değerlendirmiş; kefilin bu sözleşmeyle bağlantılı kredi ürünlerinden belirlenen kefalet limiti dahilinde sorumlu olduğu sonucuna ulaşmıştır. Karar temyize açık olduğundan kesinleşmiş veya Yargıtay tarafından benimsenmiş içtihat gibi değerlendirilmemelidir.

7. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 12. Hukuk Dairesinin 25.03.2026 tarihli, E. 2023/283, K. 2026/542 sayılı kararı

Bu kararda ticari kredi kartı sözleşmesi ile genel kredi sözleşmesinin ayrı sözleşmeler olduğu değerlendirilmiştir. Kefilin ticari kredi kartı sözleşmesindeki 2.200 TL azami miktarlı kefaletinin, genel kredi sözleşmesindeki daha yüksek limit nedeniyle kendiliğinden genişlemeyeceği kabul edilmiştir. Karar, kredi ürünlerinin sözleşmesel bağlantısının açıkça kurulmasının önemini göstermektedir.

V. EŞ RIZASI: LİMİT ARTIRIMINDA YENİDEN ALINMASI GEREKİR Mİ?

TBK m. 584 uyarınca eşlerden biri kural olarak diğer eşin yazılı rızasıyla kefil olabilir. Bu rızanın sözleşmenin kurulmasından önce veya en geç kurulması anında verilmiş olması gerekir.

Maddenin ikinci fıkrası, kefalet sözleşmesinde sonradan yapılan değişiklikleri ayrıca düzenlemektedir. Kefilin sorumlu olacağı miktarın artmasına, adi kefaletin müteselsil kefalete dönüşmesine veya kefil yararına olan güvencelerin önemli ölçüde azalmasına neden olmayan değişikliklerde eş rızası aranmaz.

Bu hükmün karşıt anlamından hareketle, kefilin sorumluluğunu artıran değişikliklerde eş rızasının da gündeme geleceği kabul edilmelidir. Ancak kredi limiti ile kefalet limiti ayrılmalıdır. Kefilin azami sorumluluğu değişmiyor ve işlem kefaletin kapsamını veya riskini artırmıyorsa, yalnızca kredi müşterisinin kullanım limitinin yükseltilmesi nedeniyle her durumda yeni eş rızası gerektiği söylenemez.

TBK m. 584/3, bazı ticari ve mesleki kefaletler bakımından eş rızası istisnaları öngörmektedir. Ticaret siciline kayıtlı ticari işletmenin sahibi ile ticaret şirketinin ortağı veya yöneticisi tarafından işletme veya şirketle ilgili olarak verilen kefaletlerde eş rızası aranmaz. İstisnanın uygulanabilmesi için kefilin sıfatı kadar kefaletin işletme veya şirketle bağlantısı da ortaya konulmalıdır.

VI. KEFALET İLE AVALİN BİRBİRİNDEN AYRILMASI

Aval, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 700 ve devamı maddelerinde düzenlenen, kambiyo senedine özgü kişisel teminat niteliğindedir. Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulunun 20.04.2018 tarihli, E. 2017/4, K. 2018/5 sayılı kararıyla kambiyo senetlerinde aval veren kişinin eşinin yazılı rızasının aranmayacağı kabul edilmiştir.

Bu nedenle banka vekilinin çek veya bono üzerinde aval veren kişiyi, genel kredi sözleşmesinde kefil olan kişiyle aynı hukuki rejime tabi tutmaması gerekir. Kefaletin şekil ve eş rızası hükümleri ile avalin kambiyo hukukuna özgü şekil hükümleri birbirinden ayrılmalıdır.

VII. DOKTRİNDEKİ YAKLAŞIMLAR VE ELEŞTİREL DEĞERLENDİRME

Kefalet hukukunda temel yaklaşım, kefilin üstlendiği kişisel güvencenin belirli ve öngörülebilir olmasıdır. Serkan Ayan'ın Kefalet Sözleşmesi adlı eserinde kefaletin teminat işlevi ve hukuki niteliği üzerinde durulmaktadır. Burak Özen'in 6098 Sayılı Türk Borçlar Kanunu Çerçevesinde Kefalet Sözleşmesi adlı eseri de kefaletin kapsamı, geçerlilik koşulları ve kefilin sorumluluğu bakımından başlıca doktrin kaynakları arasındadır.

1. Banka lehine değerlendirilebilecek yaklaşım: Çerçeve sözleşmenin devamlılığı

Genel kredi sözleşmesinin çerçeve niteliği, aynı kredi ilişkisi içerisinde farklı tarihlerde kullandırımlar yapılmasına olanak sağlar. Bu nedenle ilk genel kredi sözleşmesine kefil olan kişinin, sözleşmede açıkça kapsama alınan sonraki kredi kullandırımlarından, belirlenen azami miktar sınırında sorumlu tutulması mümkündür. Kredi bakiyesinin geçici olarak sıfırlanması da aynı çerçeve sözleşme ilişkisinin ve kefaletin kendiliğinden sona erdiği anlamına gelmez.

2. Kefil lehine değerlendirilebilecek yaklaşım: Sorumluluğun genişletilememesi

Kefalet sözleşmesinin geçerlilik şartları ve azami miktar ilkesi, kefilin sonradan ortaya çıkan ve iradesi dışında gelişen borçlardan sınırsız biçimde sorumlu tutulmasını engeller. Yeni bir genel kredi sözleşmesi yapılması, önceki sözleşmede bulunmayan bağımsız bir kredi ürününün kullandırılması veya kefaletin azami miktarının artırılması hâllerinde kefilin iradesi ve TBK m. 583/3'ün şekil şartları ayrıca değerlendirilmelidir.

3. Kanaatimiz

Doğru hukuki çözüm, her limit artırımını kefaletin sona ermesi veya otomatik olarak genişlemesi sonucuna bağlamamaktır. Aynı genel kredi sözleşmesi kapsamında yapılan limit artışları kefaletin kapsamını kendiliğinden ortadan kaldırmayabilir. Ancak bu durum kefilin sorumlu olduğu azami miktarın artırıldığı anlamına da gelmez.

Bu nedenle ilk kefaletin hangi sözleşmeye verildiği, hangi kredi türlerini kapsadığı, azami miktarın ne olduğu, limit artırım belgesinin aynı sözleşmenin eki olup olmadığı, yeni sözleşme yapılıp yapılmadığı ve kefilin sonraki değişikliğe şekil şartlarına uygun biçimde katılıp katılmadığı birlikte değerlendirilmelidir.

VIII. BANKA VEKİLİ İÇİN UYGULAMA STRATEJİSİ

1. Kredi dosyasının sözleşme haritasını çıkarın

Her dosyada ilk genel kredi sözleşmesi, kefalet bölümü ve kefalet belgesi, sonraki limit artırım protokolleri, yeni genel kredi sözleşmeleri, kredi kullandırım belgeleri, kredi ödeme tabloları, hesap ekstreleri, hesap kat ihtarı ve tebliğ belgeleri ile yapılandırma protokolleri tarih sırasına göre incelenmelidir.

2. Kredi kullandırımını ilgili sözleşmeyle eşleştirin

Takip konusu her kredi alacağının hangi genel kredi sözleşmesine dayandığı belirlenmelidir. Rotatif kredi, spot kredi, ticari kredi kartı, kredili mevduat hesabı, gayrinakdi kredi ve yeni taksitli kredi yönünden sözleşmesel bağlantı ayrı ayrı kurulmalıdır.

3. Kefalet limitini ayrı hesaplayın

Asıl borçlunun toplam borcu ile kefilin sorumluluğu birbirinden ayrılmalıdır. Örneğin asıl borçlunun toplam kredi borcu 2.500.000 TL, kefalet azami miktarı 750.000 TL ve ilgili sözleşme kapsamında takip tarihi itibarıyla kalan borç 1.100.000 TL ise kefilin sorumluluğu geçerli kefaletin kapsamı ve TBK m. 589 çerçevesinde belirlenmelidir.

4. Limit artırımının niteliğini tespit edin

Limit artırımının mevcut kredi limitini değiştiren bir işlem mi, kefilin azami sorumluluğunu artıran bir değişiklik mi, yeni bir kredi sözleşmesi mi, yoksa eski ilişkinin yerine geçen yeni bir hukuki ilişki mi olduğu açıkça ortaya konulmalıdır.

5. Kefaletin süresini kontrol edin

TBK m. 598 uyarınca gerçek kişi tarafından verilen her türlü kefalet, sözleşmenin kurulmasından itibaren on yılın geçmesiyle kendiliğinden sona erer. Kanunda öngörülen koşullara uygun uzatma veya yeni kefalet işlemi bulunup bulunmadığı incelenmelidir.

6. Bilirkişi incelemesini doğru yönlendirin

Bilirkişiden; takip konusu kredinin hangi sözleşmeye dayandığı, kefilin hangi sözleşmede imzasının bulunduğu, kefalet azami miktarı, limit artırım tarihleri, kredi kullandırımlarının aynı sözleşme kapsamında olup olmadığı, yeni sözleşme bulunup bulunmadığı, ödemeler ve mahsuplar ile faiz ve ferî alacakların doğru hesaplanıp hesaplanmadığı hususlarında gerekçeli tespit istenmelidir.

IX. BORÇLU VE KEFİL VEKİLİ AÇISINDAN SAVUNMA STRATEJİSİ

Kefil vekilinin savunması yalnızca “limit artırımında imzam yoktur” şeklindeki soyut bir iddiaya dayandırılmamalıdır. Öncelikle hangi kredi borcunun hangi sözleşmeden doğduğu belirlenmelidir.

Somut olaya göre şu savunmalar değerlendirilebilir:

1. Kefalet belgesinde TBK m. 583'ün şekil şartlarının bulunmaması.

2. Kefalet azami miktarının el yazısıyla belirtilmemiş olması.

3. Kefalet tarihinin bulunmaması veya el yazısıyla yazılmaması.

4. Müteselsil kefalet ibaresinin kefilin el yazısıyla yazılmamış olması.

5. Eş rızasının gerektiği hâlde alınmamış olması.

6. Kefalet limitinin sonradan şekil şartlarına aykırı biçimde artırılması.

7. Takip konusu kredinin eski kefaletin kapsamı dışında kalan bağımsız bir sözleşmeye dayanması.

8. Kredi borcunun kefaletin kapsamına girmemesi veya asıl borcun sona ermiş olması.

9. Gerçek kişi kefaletinde TBK m. 598'deki on yıllık sürenin dolmuş olması.

10. Bankanın kefilin sorumluluğunu aşan tutarda takip yapması.

Her limit artışının kefaletin sona erdiği anlamına gelmediği de unutulmamalıdır. Kefil, ilk sözleşme kapsamında doğan ve geçerli kefalet limiti içerisinde kalan borçlardan sorumlu olmaya devam edebilir.

X. ÖRNEK OLAY: 500.000 TL KEFALET, 3.000.000 TL KREDİ LİMİTİ

Bir banka ile şirket arasında 15.03.2016 tarihinde 1.000.000 TL limitli genel kredi sözleşmesi imzalandığını varsayalım. Gerçek kişi kefil, sözleşmede 500.000 TL azami miktarla müteselsil kefil olmuştur.

Banka, 04.12.2017 tarihinde şirketin kredi limitini 3.000.000 TL'ye yükseltmiştir. Bu işlemde kefilin imzası bulunmamaktadır. Ardından banka, 2018 yılında asıl borçluya yeni bir kredi ürünü kullandırmış ve borcun ödenmemesi üzerine 2.000.000 TL üzerinden kefile karşı takip başlatmıştır.

İhtimaller şu şekilde değerlendirilmelidir:

İhtimal 1 – Kredi, ilk genel kredi sözleşmesinin devamı niteliğindeyse: Kefaletin kapsamına giren aynı kredi ilişkisi söz konusuysa kefilin sorumluluğu geçerli kefalet limiti çerçevesinde devam edebilir. Ancak bu durum kefilin sorumluluğunu 500.000 TL'den 3.000.000 TL'ye çıkarmaz.

İhtimal 2 – Kredi, yeni ve bağımsız bir sözleşmeye dayanıyorsa: Yeni kredi sözleşmesinin ilk kefalet kapsamında bulunduğu açıkça ortaya konulmalıdır. Kefaletin kapsamı yeni sözleşmeyi içermiyorsa kefilin bu borçtan sorumlu tutulması mümkün olmayabilir.

İhtimal 3 – Kefilin azami sorumluluğu ayrıca artırılmışsa: Kefilin sorumluluğu 500.000 TL'den 2.000.000 TL'ye çıkarılmak isteniyorsa TBK m. 583/3'teki şekil şartlarına uyulmalıdır. Ayrıca TBK m. 584 kapsamında eş rızasının gerekip gerekmediği ve varsa kanuni istisnalar değerlendirilmelidir.

Örnek olayın çözümünde temel ölçüt, bankanın kullandırdığı toplam kredi değil, kefilin hukuken üstlendiği borç ve bu borcun azami sınırıdır.

XI. SIK YAPILAN HATALAR

· Kredi limitini kefalet limitiyle aynı kabul etmek: Kefilden fazla tutarda tahsilat talep edilmesi riski.

· Yeni kredi sözleşmesini eski kefalete otomatik bağlamak: Kefalet kapsamının aşılması riski.

· Kefalet belgesindeki el yazısı unsurlarını incelememek: Kefaletin geçersizliği riski.

· TTK m. 7'yi TBK m. 583'ün yerine uygulamak: Müteselsil kefaletin geçerlilik şartlarının ihlali riski.

· Eş rızasını kontrol etmemek: Kefaletin geçersizliği riski.

· Ticari işletme istisnasını belgelememek: Eş rızası yönünden ispat sorunu.

· Geçici sıfır bakiye nedeniyle kefaletin sona erdiğini kabul etmek: Devam eden çerçeve sözleşmenin yanlış değerlendirilmesi.

· Kefaletin on yıllık süresini takip etmemek: Süresi sona eren kefalete dayanılması.

· Bilirkişi raporunda sözleşme bağlantısını inceletmemek: Eksik inceleme nedeniyle hükmün denetlenebilirliğinin zayıflaması.

XII. SONUÇ

Genel kredi sözleşmelerinde limit artırımı, banka vekilliğinde yalnızca kredi kullandırımının artırılmasıyla sınırlı bir işlem değildir. Bu işlem, mevcut kefaletin kapsamını, kefilin sorumluluğunun sınırını ve bankanın tahsil kabiliyetini doğrudan etkileyebilmektedir.

TBK m. 583/3, kefilin sorumluluğunu artıran sonraki değişikliklerin kefalet için öngörülen şekle uygun yapılmasını zorunlu kılmaktadır. TBK m. 589 ise kefilin her durumda kefalet sözleşmesinde belirtilen azami miktar kadar sorumlu olduğunu düzenlemektedir.

Bu nedenle banka ile asıl borçlu arasındaki kredi limitinin artırılması ile kefilin azami sorumluluk miktarının artırılması birbirinden ayrılmalıdır.

Yargıtay'ın eski tarihli kararları, aynı genel kredi sözleşmesi kapsamında gerçekleştirilen limit artışlarının kefaleti kendiliğinden ortadan kaldırmadığını; ancak kefilin sorumluluğunun belirlenen limit çerçevesinde değerlendirilmesi gerektiğini göstermektedir. Bölge adliye mahkemesi kararları da kredi ürünlerinin sözleşmesel bağlantısının ve kefalet beyanının kapsamının önemini ortaya koymaktadır.

Banka vekilinin etkin rolü, yalnızca takip başlatmak veya dava açmakla sınırlı değildir. Vekil, kredi dosyasındaki sözleşmeleri, kefalet belgelerini, limit artırım protokollerini, kredi kullandırım kayıtlarını ve temerrüt belgelerini birlikte inceleyerek bankanın hukuki riskini önceden belirlemelidir.

Kefil vekili bakımından da savunma, yalnızca imza bulunmadığı iddiasına dayandırılmamalı; her kredi kullandırımının hangi sözleşmeye dayandığı ve kefaletin hangi borçları kapsadığı somutlaştırılmalıdır.

Sonuç olarak, genel kredi sözleşmesinde kefil olmak, bankanın asıl borçluya ileride kullandıracağı bütün krediler için sınırsız sorumluluk üstlenmek anlamına gelmez. Kefaletin kapsamı, kefilin iradesi, sözleşmenin hukuki niteliği ve azami sorumluluk miktarı üzerinden belirlenmelidir.

Banka hukukunda güçlü vekillik, yalnızca alacağı takip etmek değil, alacağın hangi teminata dayanarak ve hangi hukuki sınırlar içerisinde tahsil edilebileceğini doğru belirlemektir.

KAYNAKÇA

A. Mevzuat

1. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu, özellikle m. 581, 583, 584, 589, 598 ve 603.

2. 6101 sayılı Türk Borçlar Kanununun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun, özellikle m. 1.

3. 6455 sayılı Kanun, m. 77.

4. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu, özellikle m. 7 ve m. 700-702.

B. Yargı kararları

1. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 03.05.2023, E. 2022/277, K. 2023/408.

2. Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 01.04.2024, E. 2022/5751, K. 2024/2641.

3. Yargıtay 19. Hukuk Dairesi, 21.10.2015, E. 2015/5485, K. 2015/13282.

4. Yargıtay 19. Hukuk Dairesi, E. 2015/534, K. 2015/15154.

5. Yargıtay 19. Hukuk Dairesi, E. 2018/3312, K. 2019/5369.

6. Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 19.03.2024, E. 2023/4909, K. 2024/2215.

7. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 12. Hukuk Dairesi, 25.03.2026, E. 2023/283, K. 2026/542.

8. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesi, 08.10.2026, E. 2023/125, K. 2026/1713.

9. Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu, 20.04.2018, E. 2017/4, K. 2018/5.

C. Doktrin

1. Ayan, Serkan, Kefalet Sözleşmesi, Ankara, 2018.

2. Özen, Burak, 6098 Sayılı Türk Borçlar Kanunu Çerçevesinde Kefalet Sözleşmesi, 4. Baskı, Vedat Kitapçılık, İstanbul, 2017.

3. Acar, Özlem, Türk Borçlar Hukukunda Müteselsil Kefalet Sözleşmesi, Doktora Tezi, 2014.

4. Kapancı, K. Berk, “Yargıtay İçtihatları Birleştirme Büyük Genel Kurulu’nun Evli Kişi Tarafından Verilen Avalde Eş Rızası Aranmamasına İlişkin E. 2017/4, K. 2018/5 Sayılı ve 20.04.2018 Tarihli Kararı Üzerine Düşünceler”, 2023, s. 863 vd.