ANAYASA MAHKEMESİNİN CMK m. 134 KARARI VE YARGITAY İÇTİHATLARI IŞIĞINDA BİR İNCELEME

Özet: Dijital teknolojilerin gelişmesiyle birlikte cep telefonu yazışmaları, sosyal medya kayıtları, elektronik postalar, konum verileri ve bilgisayar kayıtları ceza muhakemesinde önemli birer delil kaynağı hâline gelmiştir. Bununla birlikte dijital verilerin kolaylıkla değiştirilebilir olması, üçüncü kişiler tarafından kullanılabilmesi ve kişilerin özel hayatlarına ilişkin çok sayıda bilgiyi barındırması, bu verilerin elde edilmesi ve değerlendirilmesinde özel güvencelerin uygulanmasını zorunlu kılmaktadır. Anayasa Mahkemesinin 12 Şubat 2026 tarihli, E. 2023/128, K. 2026/36 sayılı kararıyla 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 134. maddesindeki bilgisayarlarda arama, kopyalama ve el koymaya ilişkin düzenlemelerin iptaline karar verilmesi, dijital delillerin hukuki rejimi bakımından önemli bir gelişmedir. İptal hükmünün yürürlüğü ertelenmiş olduğundan, 12 Ekim 2026 itibarıyla mevcut düzenleme yürürlüktedir. Bu çalışmada dijital delillerin hukuka uygun elde edilmesi, delil güvenilirliği, WhatsApp yazışmalarının ispat değeri ve ilgili yüksek mahkeme kararları uygulama perspektifinden incelenmektedir.

Anahtar Kelimeler: Dijital delil, hukuka aykırı delil, CMK m. 134, WhatsApp yazışmaları, kişisel verilerin korunması, adli bilişim, savunma hakkı.

GİRİŞ

Ceza muhakemesinin temel amacı, maddi gerçeğe hukuka uygun yöntemlerle ulaşılması ve adaletin sağlanmasıdır. Ancak maddi gerçeğin ortaya çıkarılması amacı, soruşturma makamlarına temel hak ve özgürlükleri sınırsız biçimde sınırlandırma yetkisi vermez. Ceza yargılamasında delillerin elde edilme yöntemi, en az delilin içeriği kadar önemlidir.

Günümüzde cep telefonları ve bilgisayarlar, kişilerin yalnızca iletişim kurduğu araçlar olmaktan çıkmıştır. Bu cihazlar; kişisel yazışmalardan banka işlemlerine, fotoğraflardan konum kayıtlarına, mesleki sırlardan sağlık bilgilerine kadar geniş bir veri kümesini bünyesinde barındırmaktadır. Bu nedenle bir dijital cihaza el konulması ve cihaz içeriğinin incelenmesi, klasik anlamda bir eşyanın muhafaza altına alınmasından çok daha kapsamlı sonuçlar doğurabilmektedir.

Örneğin bir şüphelinin cep telefonunda bulunan WhatsApp yazışmalarının suçun işlendiğini gösterdiği ileri sürülebilir. Ancak söz konusu yazışmaların hangi koşullarda elde edildiği, incelemenin gerekli hukuki karara dayanıp dayanmadığı, mesajların gerçekten ilgili kişi tarafından gönderilip gönderilmediği ve kayıtların sonradan değiştirilip değiştirilmediği araştırılmadan yalnızca ekran görüntülerine dayanılarak mahkûmiyet hükmü kurulması, adil yargılanma hakkı bakımından ciddi sorunlar ortaya çıkarabilir.

Nitekim Anayasa Mahkemesi ile Yargıtay kararlarında dijital delillerin elde edilme yöntemi, güvenilirliği ve savunma tarafından denetlenebilir olması giderek daha fazla önem kazanmaktadır.

Özellikle Anayasa Mahkemesinin 12 Şubat 2026 tarihli, E. 2023/128, K. 2026/36 sayılı kararı, dijital materyallerin incelenmesinden sonra elde edilen kişisel verilerin saklanması ve korunmasına ilişkin kanuni güvencelerin önemini yeniden gündeme taşımıştır. Karar, 25 Mayıs 2026 tarihli ve 33264 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanmıştır. (Constitutional Court of Turkey)

I. DİJİTAL DELİL KAVRAMI VE CEZA MUHAKEMESİNDEKİ YERİ

Dijital delil, elektronik ortamda oluşturulan, saklanan, iletilen veya işlenen ve bir suçun aydınlatılmasına katkı sağlayabilecek nitelikteki verileri ifade eder.

Bu kapsamda;

* WhatsApp ve diğer mesajlaşma uygulamalarındaki yazışmalar,

* SMS kayıtları,

* Elektronik posta içerikleri,

* Sosyal medya mesajları ve paylaşımları,

* Fotoğraf ve video dosyaları,

* Bilgisayar ve cep telefonu kayıtları,

* Konum ve erişim kayıtları,

* Dijital belge ve dosyalar,

* İnternet bağlantısı ve IP adresi kayıtları

somut olayın özelliklerine göre ceza muhakemesinde delil olarak değerlendirilebilir.

Ancak dijital bir verinin mevcut olması, onun kendiliğinden hukuka uygun ve güvenilir delil niteliği taşıdığı anlamına gelmez. Bir dijital delilin değerlendirilmesinde iki ayrı mesele birbirinden ayrılmalıdır. Birinci mesele, delilin hukuka uygun yöntemlerle elde edilip edilmediğidir. İkinci mesele ise hukuka uygun biçimde elde edilmiş verinin doğruluğunun ve isnat edilen fiille bağlantısının ortaya konulup konulamadığıdır.

Örneğin bir telefondan alınan yazışmalar, usulüne uygun bir adli incelemeyle elde edilmiş olsa bile mesajların başka bir kişi tarafından gönderilmiş olması ihtimali ayrıca araştırılmalıdır. Buna karşılık mesajların gerçekten şüpheli tarafından gönderildiğinin belirlenmesi de verinin hukuka aykırı bir yöntemle elde edilmiş olmasını kendiliğinden hukuka uygun hâle getirmez.

Bu nedenle dijital delillerin hukuki değerlendirmesinde elde edilme usulü ile delilin ispat gücü ayrı ayrı incelenmelidir.

II. HUKUKA AYKIRI DELİL YASAĞININ ANAYASAL VE KANUNİ DAYANAKLARI

1. Anayasa’nın 38. maddesinin altıncı fıkrası

Anayasa’nın 38. maddesinin altıncı fıkrasında, kanuna aykırı olarak elde edilmiş bulguların delil olarak kabul edilemeyeceği açıkça düzenlenmiştir. Bu hüküm, ceza muhakemesinde maddi gerçeğe ulaşma amacının hukuka uygunluk sınırları içerisinde gerçekleştirilmesi gerektiğini ortaya koymaktadır. (Constitutional Court of Turkey) Dolayısıyla soruşturma makamlarının suç şüphesini doğrulamak amacıyla delil elde etmesi, delilin elde edilme yöntemine ilişkin yasal güvenceleri ortadan kaldırmaz. Özellikle kişilerin özel hayatına, haberleşmesine ve kişisel verilerine müdahale edilmesini gerektiren işlemlerde, müdahalenin kanuni bir temele dayanması ve ilgili usul kurallarına uygun biçimde gerçekleştirilmesi gerekir.

2. Ceza Muhakemesi Kanunu’nun ilgili hükümleri

5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 206. maddesinin ikinci fıkrasının (a) bendi, kanuna aykırı olarak elde edilen delillerin reddedilmesini öngörmektedir. CMK’nın 217. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca yüklenen suç, hukuka uygun şekilde elde edilmiş her türlü delille ispat edilebilir.

Ayrıca CMK’nın 230. maddesi kapsamında mahkûmiyet hükmünün gerekçesinde hükme esas alınan ve reddedilen delillerin gösterilmesi, hukuka aykırı yöntemlerle elde edilen delillerin de açıkça belirtilmesi gerekir. Bu düzenlemeler birlikte değerlendirildiğinde, dijital verinin suçun aydınlatılmasına katkı sağlaması tek başına yeterli değildir. Delilin hangi hukuki yetkiye dayanılarak elde edildiği ve yargılamada kullanılmasının hukuken mümkün olup olmadığı da değerlendirilmelidir.

III. CMK m. 134 KAPSAMINDA DİJİTAL MATERYALLERDE ARAMA, KOPYALAMA VE EL KOYMA

CMK’nın 134. maddesi, bilgisayarlarda, bilgisayar programlarında ve bilgisayar kütüklerinde arama, kopyalama ve el koymaya ilişkin özel düzenlemeleri içermektedir.

Mevcut düzenleme kapsamında dijital materyallerde arama yapılabilmesi için somut delillere dayanan kuvvetli şüphe sebeplerinin bulunması ve başka surette delil elde etme imkânının olmaması şartları öngörülmüştür. Maddenin mevcut metninde, belirli koşullarda Cumhuriyet savcısının karar vermesi ve bu kararın hâkim onayına sunulması da düzenlenmektedir.

Maddenin üçüncü ve dördüncü fıkraları ise bilgisayar veya bilgisayar kütüklerine el koyma işlemi sırasında verilerin yedeklenmesi ve yedekten çıkarılan bir kopyanın şüpheliye veya vekiline verilmesi gibi güvenceler içermektedir. Bu hükümler, dijital verilerin sonradan değiştirilmesi ihtimalinin azaltılması ve savunmanın incelemeye konu kayıtları bağımsız biçimde değerlendirebilmesi açısından önemlidir.

Bununla birlikte CMK m. 134’ün uygulanması sırasında yalnızca kararın mevcut olup olmadığına bakılması yeterli değildir. Kararın kapsamı, aramanın amacı, incelenen materyalin soruşturma konusu suçla ilişkisi ve gerçekleştirilen işlemlerin tutanaklara ne ölçüde yansıtıldığı da önem taşır.

A. Dijital verinin incelenmesi ile iletişimin dinlenmesi arasındaki fark

Uygulamada sıklıkla karıştırılan konulardan biri, cihazda kayıtlı mesajların incelenmesi ile telekomünikasyon yoluyla yapılan iletişimin dinlenmesidir. CMK m. 134, belirli koşullarda bilgisayar ve dijital materyallerde kayıtlı verilerin aranması, kopyalanması ve incelenmesiyle ilgilidir. CMK m. 135 ise telekomünikasyon yoluyla yapılan iletişimin denetlenmesini düzenleyen farklı bir koruma tedbiri sistemidir.

Dolayısıyla bir cep telefonunda daha önce gönderilmiş WhatsApp mesajlarının adli incelemeye konu edilmesi ile kişinin devam eden telefon görüşmelerinin dinlenmesi aynı hukuki işlem değildir. Her iki durumda da ilgili koruma tedbirinin hukuki dayanağı, uygulanma koşulları ve kapsamı somut olayın özelliklerine göre ayrı ayrı değerlendirilmelidir.

IV. ANAYASA MAHKEMESİNİN E. 2023/128, K. 2026/36 SAYILI KARARI

1. Kararın konusu ve önemi

Anayasa Mahkemesi, 12 Şubat 2026 tarihli, E. 2023/128, K. 2026/36 sayılı kararında CMK m. 134’ün bilgisayarlarda arama, kopyalama ve belirli koşullarda el koyma işlemlerini düzenleyen hükümlerini incelemiştir. Başvuru, kaçakçılık suçuna ilişkin bir ceza davasında uygulanacak hükümlerin Anayasa’ya aykırı olduğu iddiasıyla Bursa 1. Asliye Ceza Mahkemesi tarafından yapılmıştır.

Anayasa Mahkemesi, CMK m. 134’ün birinci fıkrasının birinci cümlesinde yer alan bilgisayarlarda arama, kopyalama ve kayıtların çözümlenerek metin hâline getirilmesine ilişkin bölümün ve ikinci fıkranın birinci cümlesinde yer alan belirli koşullarda dijital materyallere el konulmasına imkân tanıyan bölümün Anayasa’ya aykırı olduğuna karar vermiştir. Bu iptal nedeniyle uygulanma imkânı kalmayan maddenin kalan kısmı da iptal edilmiştir. Karar oy çokluğuyla verilmiştir. (Constitutional Court of Turkey)

2. İptal gerekçesinin temelini oluşturan mesele

Kararın en önemli yönü, dijital materyallerde arama ve el koyma işlemlerinin suçla mücadele bakımından gereksiz görülmesi değildir. Anayasa Mahkemesi, ceza soruşturmalarında dijital materyallerden delil elde edilmesinin meşru bir amaç taşıdığını ve suçların aydınlatılmasına katkı sağlayabileceğini kabul etmiştir.

Bununla birlikte Mahkeme, dijital materyallerden elde edilen kişisel verilerin yargılama kesin hükümle sonuçlandıktan sonra ne şekilde saklanacağına, ne zaman silineceğine, silinmediği durumlarda nasıl sınırlandırılacağına ve bu süreçte ilgili kişiye hangi hakların tanınacağına ilişkin yeterli kanuni düzenlemenin bulunmadığı sonucuna ulaşmıştır. Mahkeme ayrıca kişisel verilerin saklanmasının kapsam ve koşulları ile bu konuda yetkili merciyi belirleyen kanuni güvencelerin eksikliğine dikkat çekmiştir.

Sonuç olarak dijital materyallerden elde edilen kişisel verilere yönelik müdahalenin ölçülülük şartını karşılamadığı değerlendirilmiş; iptal kararı Anayasa’nın 13. ve 20. maddelerine dayandırılmıştır. Bu yaklaşım, dijital delil hukukunda yalnızca verinin elde edilmesi aşamasının değil, elde edilen verinin yaşam döngüsünün tamamının hukuki güvence altına alınması gerektiğini göstermektedir.

3. İptal kararı ne zaman yürürlüğe girecektir?

Anayasa Mahkemesi, iptal hükmünün Resmî Gazete’de yayımlanmasından başlayarak dokuz ay sonra yürürlüğe girmesine karar vermiştir. Karar 25 Mayıs 2026 tarihinde yayımlandığından iptal hükmünün yürürlük tarihi 25 Şubat 2027’dir.

Bu nedenle 12 Ekim 2026 itibarıyla CMK m. 134’ün iptal hükmü henüz yürürlüğe girmemiştir. Mevcut düzenleme, iptal hükmünün yürürlüğe gireceği tarihe kadar uygulanmaya devam etmektedir. Bu tarihten önce yeni bir kanuni düzenleme yapılması hâlinde sonraki hukuki değerlendirme yeni düzenlemeye göre yapılacaktır. (Constitutional Court of Turkey)

Bu ayrım uygulama bakımından önemlidir. İptal kararının yayımlanması, mevcut bütün dijital inceleme işlemlerinin kendiliğinden hükümsüz hâle geldiği veya dijital materyallerde arama yapılmasının derhâl yasaklandığı anlamına gelmemektedir. Bununla birlikte kararın gerekçesi, kişisel verilerin korunması, delillerin güvenliği ve dijital materyallerin incelenmesi sırasında temel haklara saygı gösterilmesi bakımından önemli bir anayasal değerlendirme sunmaktadır.

V. YARGITAY CEZA GENEL KURULUNUN WHATSAPP YAZIŞMALARINA İLİŞKİN YAKLAŞIMI

Dijital delillerin hukuka uygunluğu konusunda dikkat çeken kararlardan biri Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 13 Aralık 2023 tarihli, E. 2022/515, K. 2023/661 sayılı kararıdır. Karara konu olayda, başka bir soruşturma kapsamında maktulün cep telefonuna el konulması üzerine maktul ile sanık arasında WhatsApp yazışmaları bulunduğu tespit edilmiş ve bu yazışmalar sanık aleyhine yürütülen soruşturma ve kovuşturmada kullanılmıştır.

Sanık, mesajların hukuka aykırı şekilde elde edildiğini ileri sürmüştür. Ceza Genel Kurulu, telefonun hangi koşullarda ele geçirildiğinin ve bu kapsamda arama ve el koyma kararlarının bulunup bulunmadığının araştırılması gerektiğini vurgulamıştır. Telefonun olaydan hemen sonra mı ele geçirildiği, yakınları tarafından mı teslim edildiği veya bir koruma tedbiri kapsamında mı alındığı açıklığa kavuşturulmadan mesajların hukuka uygunluğuna ilişkin sağlıklı bir değerlendirme yapılamayacağı sonucuna ulaşılmıştır.

Bu eksiklik giderilmeden hüküm kurulması nedeniyle kararın bozulması gerektiği kabul edilmiştir.

Kararın uygulama bakımından ortaya koyduğu ilke açıktır: Bir dijital verinin başka bir soruşturma kapsamında elde edilmiş olması, o verinin sonraki bir ceza yargılamasında kendiliğinden ve koşulsuz biçimde kullanılabileceği anlamına gelmez. Verinin ilk elde edilme süreci, arama ve el koyma işlemlerinin hukuki dayanağı ve sonraki soruşturmayla bağlantısı araştırılmalıdır.

Özellikle farklı suçlara ilişkin soruşturmalarda dijital materyallerin incelenmesi sırasında elde edilen yeni bilgilerin kullanılması hâlinde, delilin hukuka uygunluğu bağımsız bir değerlendirme konusu yapılmalıdır.

VI. YARGITAY 10. CEZA DAİRESİNİN TELEFON İNCELEMESİNE İLİŞKİN KARARI

Yargıtay 10. Ceza Dairesinin 15 Mayıs 2024 tarihli, E. 2023/15758, K. 2024/18787 sayılı kararı da dijital delillerin elde edilme usulü bakımından önemlidir.

Kararda, şüphelinin cep telefonunu rızasıyla teslim etmiş olması ve telefonda inceleme yapılmasına rıza göstermesi, CMK m. 134 kapsamında aranan karar veya yazılı emir şartının yerine geçmesi için yeterli görülmemiştir.

Daire, gerekli hukuki karar veya yazılı emir alınmaksızın telefonda bulunan WhatsApp mesajlarına ilişkin olarak düzenlenen ön inceleme ve muhafaza altına alma tutanağının hukuka uygun delil niteliği taşımadığını belirtmiştir. Bu delil dışındaki unsurlar da mahkûmiyet için yeterli görülmediğinden hüküm hukuka aykırı bulunmuştur. Bu karar, dijital delillerin elde edilmesinde kişinin rızası ile kanunun aradığı usul güvencelerinin birbirinden ayrılması gerektiğini göstermektedir.

Bir kişinin telefonunu kolluğa teslim etmesi, her türlü verisinin sınırsız biçimde incelenmesine izin verdiği şeklinde yorumlanmamalıdır. İşlemin hukuki niteliği, kapsamı ve ilgili koruma tedbirine ilişkin kanuni koşullar ayrıca değerlendirilmelidir. Bu içtihat, özellikle telefon incelemesi sırasında yalnızca bir teslim tutanağının veya kişinin rızasına ilişkin bir beyanın bulunmasıyla yetinilmemesi gerektiğini ortaya koymaktadır.

VII. YARGITAY 9. CEZA DAİRESİNİN WHATSAPP WEB İHTİMALİNE İLİŞKİN KARARI

Dijital yazışmaların hukuki değerlendirmesinde yalnızca elde edilme usulü değil, mesajların gerçekten kimin tarafından gönderildiği de önem taşımaktadır.

Yargıtay 9. Ceza Dairesinin 10 Şubat 2025 tarihli, E. 2024/4261, K. 2025/929 sayılı kararı bu açıdan dikkat çekicidir. Karara konu olayda sanık müdafii, sanığa ait cep telefonunun kısa süreliğine ele geçirilmesi hâlinde WhatsApp Web üzerinden sanığın hesabına erişilerek mesaj gönderilebileceğini savunmuştur. Savunmada, suça konu WhatsApp yazışmalarının kim tarafından gönderildiğinin belirlenmesi için mesajların hangi cihazdan gönderildiğinin, WhatsApp Web kullanılıp kullanılmadığının ve teknik olarak tespit edilebildiği ölçüde konum ve IP adresi bilgilerinin araştırılması gerektiği ileri sürülmüştür.

Yargıtay 9. Ceza Dairesi, sanığın bu yöndeki savunması karşısında gerekli araştırmalar yapılmadan mahkûmiyet hükmü kurulmasını eksik inceleme olarak değerlendirmiş ve bölge adliye mahkemesi kararını bozmuştur. Karar, her inkâr edilen WhatsApp mesajının mutlaka hukuka aykırı olduğu veya delil niteliğini tamamen kaybettiği anlamına gelmemektedir. Bununla birlikte mesajların sanığa ait olduğu yönündeki kabulün, yalnızca hesabın veya telefon numarasının sanıkla bağlantılı olmasına dayandırılması her somut olayda yeterli olmayabilir.

Özellikle mesajların gönderilme biçimine ilişkin somut ve araştırılabilir bir savunma ileri sürülmüşse bu iddianın teknik incelemeyle değerlendirilmesi gerekir. Burada esas olan, savunmanın soyut biçimde reddedilmesi değil, hükme etkili olabilecek somut iddiaların yeterli araştırma ve gerekçeyle karşılanmasıdır.

VIII. WHATSAPP EKRAN GÖRÜNTÜLERİ TEK BAŞINA MAHKÛMİYET İÇİN YETERLİ MİDİR?

WhatsApp yazışmaları, uygulamada özellikle tehdit, hakaret, şantaj, dolandırıcılık ve çeşitli uyuşturucu suçlarına ilişkin dosyalarda delil olarak ileri sürülebilmektedir. Bununla birlikte bir ekran görüntüsünün dosyaya sunulmuş olması, mesajın içeriğinin ve göndericisinin tartışmasız biçimde ispatlandığı anlamına gelmez.

Ekran görüntüleri belirli bir iletişimin varlığına işaret edebilir. Ancak bu görüntüler, tek başına mesajın bütünlüğünü, bağlamını, hangi cihazdan gönderildiğini veya kayıt üzerinde değişiklik yapılıp yapılmadığını her zaman ortaya koyamaz.

Bu nedenle aşağıdaki hususların somut olayın gerektirdiği ölçüde incelenmesi önem taşır:

1. Gönderici kimliği: Mesajın ilgili kişi tarafından gönderildiğini gösteren veriler bulunuyor mu?

2. Yazışmanın bütünlüğü: Mesajlar önceki ve sonraki konuşmalarla birlikte değerlendirildiğinde aynı anlamı taşıyor mu?

3. Teknik doğrulama: Gerektiğinde cihaz üzerinde veya adli bilişim kopyasında inceleme yapılmış mı?

4. Kayıtların güvenilirliği: Mesajların oluşturulma ve elde edilme süreci açıklığa kavuşturulmuş mu?

5. Diğer delillerle bağlantı: Yazışmalar tanık anlatımları, kamera kayıtları, fiziki takip, para hareketleri veya diğer delillerle destekleniyor mu?

Bu ölçütlerin her dosyada aynı şekilde uygulanması gerektiği söylenemez. İncelemenin kapsamı, isnat edilen suçun niteliğine, mevcut delillere ve ileri sürülen itirazlara göre belirlenmelidir. Ancak sanığın göndericiliği açıkça inkâr ettiği ve mesajların başka bir cihaz üzerinden gönderilmiş olabileceğine ilişkin somut savunma sunduğu bir dosyada teknik inceleme yapılmadan yalnızca ekran görüntülerine dayanılması, eksik araştırma ve gerekçelendirme sorunlarına yol açabilir. Yargıtay 9. Ceza Dairesinin E. 2024/4261, K. 2025/929 sayılı kararı da bu noktada yol gösterici niteliktedir.

IX. DİJİTAL DELİLLERİN BÜTÜNLÜĞÜ VE ADLİ BİLİŞİM İNCELEMESİ

Dijital delillerin değerlendirilmesinde önemli konulardan biri, elde edilen verilerin bütünlüğünün korunmasıdır. Dijital bir materyal üzerinde yapılan incelemenin denetlenebilir olması, yalnızca sonuç raporunun sunulmasıyla sınırlı değildir. İncelemenin hangi materyal üzerinde, hangi yöntemle ve hangi işlemler gerçekleştirilerek yapıldığı da mümkün olduğunca açıklanmalıdır.

Bu kapsamda;

* İncelemeye konu cihazın ve materyalin kimliği,

* Cihazın teslim alınma ve muhafaza süreci,

* Yapılan kopyalama veya imaj alma işlemleri,

* Kullanılan teknik yöntemler,

* Varsa hash değerleri ve bunların karşılaştırılması,

* İncelemeyi yapan uzmanın gerçekleştirdiği işlemler,

* Elde edilen verilerin rapora nasıl aktarıldığı

önem taşımaktadır.

Hash değeri, dijital verinin bütünlüğünü karşılaştırmak amacıyla kullanılan teknik bir değerdir. Uygun koşullarda alınan ve karşılaştırılan hash değerleri, kopyalama veya muhafaza sürecinde verinin değişip değişmediğinin değerlendirilmesine yardımcı olabilir. Bununla birlikte hash değerinin bulunması, mesajı gönderen kişinin kimliğini tek başına ispatlamaz. Aynı şekilde hash değerinin raporda yer almaması da her somut olayda otomatik olarak delilin hukuka aykırı olduğu sonucunu doğurmaz. Esas mesele, delilin güvenilirliğinin ve elde edilme sürecinin somut dosya kapsamında denetlenebilir olup olmadığıdır.

CMK m. 67 kapsamında teknik bilgi gerektiren konularda bilirkişi incelemesi yapılması ve bilirkişi raporuna itiraz edilmesi mümkündür. Tarafların bağımsız uzman görüşü sunma imkânı da bulunmaktadır. Bu araçlar, dijital delillerin doğruluğunun sınanması bakımından önemlidir.

X. SAVUNMA MAKAMI AÇISINDAN DİJİTAL DELİLİN HUKUKA UYGUNLUĞU NASIL İNCELENMELİDİR?

Dijital delillerin ceza yargılamasında kullanılmasına itiraz edilirken genel ifadelerle yetinilmemesi, somut dosyadaki hukuki ve teknik eksikliklerin ayrı ayrı ortaya konulması gerekir. Bu kapsamda savunma makamı öncelikle dijital materyalin hangi işlem sonucunda elde edildiğini belirlemelidir. Telefonun rızayla teslim edildiği, arama veya el koyma kararıyla alındığı, başka bir soruşturma kapsamında ele geçirildiği ya da üçüncü bir kişi tarafından sunulduğu durumlar aynı şekilde değerlendirilmemelidir. Ardından incelemenin hukuki dayanağı, kararın kapsamı, varsa yazılı emir ve onay işlemleri, inceleme tutanakları ve bilirkişi raporları değerlendirilmelidir.

Savunma açısından özellikle şu sorular önemlidir:

1. Dijital materyalin elde edilmesi sırasında hangi hukuki işlem gerçekleştirilmiştir?

2. İşlemin hukuki dayanağı ve kapsamı somut olay bakımından uygun mudur?

3. İnceleme, kararın kapsamını aşmış mıdır?

4. Delilin elde edilmesi ve muhafazası aşamalarında tutanaklarla açıklanmayan hususlar var mıdır?

5. Mesajların ilgili sanık tarafından gönderilmediğine ilişkin somut bir ihtimal mevcut mudur?

6. Bu ihtimalin araştırılması için hangi teknik incelemelerin yapılması gerekir?

7. Dijital delil tek başına mı kullanılmıştır, yoksa diğer delillerle desteklenmiş midir?

8. Savunmanın delilin doğruluğunu ve güvenilirliğini sınaması için gerekli imkânlar sağlanmış mıdır?

Bu soruların cevapları, itirazın yalnızca biçimsel bir hukuka aykırılık iddiası olarak kalmamasını sağlar.

Özellikle delilin hukuka aykırı yöntemle elde edildiği ileri sürülüyorsa, Anayasa’nın 38. maddesinin altıncı fıkrası ile CMK’nın 206, 217 ve 230. maddeleri birlikte değerlendirilmelidir. Delilin gönderici kimliği veya teknik güvenilirliği tartışılıyorsa, gerekli teknik incelemelerin yapılması ve savunmanın bu incelemeye ilişkin itirazlarının gerekçeli biçimde karşılanması talep edilmelidir.

XI. DİJİTAL DELİLİN HUKUKA AYKIRILIĞI İLE GÜVENİLİRLİĞİNİN BİRBİRİNDEN AYRILMASI

Uygulamada birbirine karıştırılabilen iki kavram, hukuka aykırı delil ile güvenilir olmayan delildir. Hukuka aykırı delil, elde edilme veya kullanılma sürecinde ilgili hukuki güvencelere aykırılık bulunan delili ifade eder. Güvenilirliği tartışmalı delil ise içeriğinin doğruluğu, bütünlüğü, kaynağı veya isnat edilen fiille bağlantısı yeterince ortaya konulamayan delildir. Bir delil hem hukuka aykırı hem de güvenilirliği tartışmalı olabilir. Ancak bu iki mesele her zaman birlikte bulunmaz.

Örneğin usulüne uygun biçimde elde edilmiş bir yazışmanın sanık tarafından gönderilip gönderilmediği tartışmalı olabilir. Buna karşılık içeriği doğru olan bir yazışma da hukuka aykırı bir yöntemle elde edilmiş olabilir. Bu nedenle savunma dilekçelerinde iki itirazın birbirinden ayrılarak açıklanması gerekir.

İlk durumda delilin hukuka uygunluğu; ikinci durumda ise delilin ispat gücü ve güvenilirliği tartışılmalıdır. Bu ayrım, mahkemenin hangi konuda hangi araştırmayı yapması gerektiğinin belirlenmesini de kolaylaştırır.

XII. SONUÇ VE DEĞERLENDİRME

Dijital deliller, günümüz ceza muhakemesinde maddi gerçeğin ortaya çıkarılması bakımından önemli bir yere sahiptir. Bununla birlikte dijital materyallerin kişilerin özel hayatlarına ilişkin çok sayıda veriyi barındırması ve elektronik kayıtların teknik özellikleri, bu delillerin elde edilmesi ve değerlendirilmesinde dikkatli bir hukuki incelemeyi zorunlu kılmaktadır.

Anayasa Mahkemesinin 12 Şubat 2026 tarihli, E. 2023/128, K. 2026/36 sayılı kararı, dijital materyallerden elde edilen kişisel verilerin saklanması, silinmesi ve sınırlandırılması bakımından yeterli kanuni güvencelerin bulunmasının önemini ortaya koymuştur. İptal hükmünün 25 Şubat 2027 tarihinde yürürlüğe girecek olması nedeniyle mevcut düzenlemenin yürürlük durumu ile gelecekteki hukuki rejimin birbirinden ayrılması gerekir. (Constitutional Court of Turkey)

Yargıtay Ceza Genel Kurulunun E. 2022/515, K. 2023/661 sayılı kararı, dijital verinin elde edildiği sürecin araştırılmasının önemini vurgulamaktadır. Yargıtay 10. Ceza Dairesinin E. 2023/15758, K. 2024/18787 sayılı kararı, kişinin rızasının kanuni usul güvencelerinin yerine geçemeyeceğini ortaya koymaktadır. Yargıtay 9. Ceza Dairesinin E. 2024/4261, K. 2025/929 sayılı kararı ise mesajların başka bir cihaz üzerinden gönderilmiş olabileceğine ilişkin somut savunmaların teknik olarak araştırılması gerektiğine işaret etmektedir.

Bu kararlar birlikte değerlendirildiğinde, dijital delillerin hukuki değerinin yalnızca içeriğine bakılarak belirlenemeyeceği anlaşılmaktadır. Delilin elde edilme yöntemi, bütünlüğü, kaynağı, gönderici kimliği ve savunma tarafından denetlenebilirliği birlikte ele alınmalıdır.

Ceza muhakemesinin amacı maddi gerçeğe ulaşmaktır. Ancak bu amaç, hukuki güvencelerden bağımsız değerlendirilemez. Hukuka uygun delillerle maddi gerçeğe ulaşılması, hem suçların etkin biçimde soruşturulması hem de masum kişilerin haksız yere cezalandırılmasının önlenmesi bakımından zorunludur.

Sonuç olarak dijital delillerin değerlendirilmesinde esas alınması gereken temel yaklaşım şudur: Bir elektronik kaydın varlığı, tek başına suçun işlendiğini veya kaydın sanık tarafından oluşturulduğunu kesin biçimde göstermez. Delilin hukuka uygun elde edilmesi, teknik güvenilirliğinin sınanabilmesi ve savunmanın somut itirazlarının karşılanması, adil bir ceza yargılamasının vazgeçilmez unsurlarıdır.

Kaynakça ve İçtihatlar

Mevzuat

* Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m. 13, 20 ve 38.

* 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu m. 67, 116 ve devamı, 134, 135, 206, 217 ve 230.

Yüksek Mahkeme kararları

* Anayasa Mahkemesi, 12.02.2026, E. 2023/128, K. 2026/36; Resmî Gazete, 25.05.2026, Sayı 33264.

* Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 13.12.2023, E. 2022/515, K. 2023/661.

* Yargıtay 10. Ceza Dairesi, 15.05.2024, E. 2023/15758, K. 2024/18787.

* Yargıtay 9. Ceza Dairesi, 10.02.2025, E. 2024/4261, K. 2025/929.

Karar metinlerine erişim

* Anayasa Mahkemesinin CMK m. 134 hakkındaki resmî basın duyurusu

* Yargıtay Ceza Genel Kurulunun WhatsApp yazışmalarına ilişkin kararı

* Yargıtay 10. Ceza Dairesinin telefon incelemesine ilişkin kararı

* Yargıtay 9. Ceza Dairesinin WhatsApp Web ihtimaline ilişkin kararı

* Anayasa’nın güncel metni