YABANCI MAHKEME KARARLARININ TÜRKİYE’DE TANINMASI VE TENFİZİ:

MÖHUK KAPSAMINDA ŞARTLAR, USUL VE UYGULAMADA DİKKAT EDİLMESİ GEREKEN HUSUSLAR

Giriş

Kişilerin, ailelerin ve ticari işletmelerin uluslararası nitelik kazanan ilişkileri, farklı devlet mahkemeleri tarafından verilen kararların başka ülkelerde de hukuki sonuç doğurması ihtiyacını beraberinde getirmiştir. Özellikle son yıllarda yurt dışında yaşayan Türk vatandaşlarının sayısındaki artış, yabancı ülkelerde kurulan ticari ilişkiler, yabancılarla yapılan evlilikler, boşanma kararları, nafaka ve tazminat hükümleri ile sınır aşan ticari uyuşmazlıklar, yabancı mahkeme kararlarının Türkiye’de hüküm ve sonuç doğurmasını daha da önemli hâle getirmiştir.

Ancak bir devlet mahkemesi tarafından verilen kararın, başka bir devletin ülkesinde kendiliğinden Türk mahkemesi kararı gibi hüküm ve sonuç doğurması kural olarak mümkün değildir. Devletlerin egemenlik anlayışının doğal sonucu olarak her devlet kendi yargı makamlarının kararlarına doğrudan icra edilebilirlik gücü tanımaktadır.

Bu nedenle yabancı bir mahkeme tarafından verilen kararın Türkiye’de hukuki sonuç doğurabilmesi bakımından tanıma ve tenfiz kurumları önem kazanmaktadır.

Türk hukukunda yabancı mahkeme kararlarının tanınması ve tenfizi temel olarak 5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun’un (MÖHUK) 50 ve devamı maddelerinde düzenlenmiştir. Kanun, yabancı mahkeme kararlarının Türkiye’de hangi şartlarla icra edilebileceğini ve kesin hüküm veya kesin delil etkisinden yararlanabileceğini ayrıntılı biçimde düzenlemektedir.

Tanıma ve tenfiz kurumu yalnızca teknik bir usul meselesi değildir. Bir yabancı mahkeme kararının Türkiye’de tanınması veya tenfiz edilmesi; tarafların medeni hâli, mirasçılık ilişkileri, nafaka alacakları, tazminat hakları, ticari alacakları ve Türkiye’deki malvarlıkları üzerinde doğrudan sonuçlar doğurabilmektedir.

Bu nedenle yabancı mahkeme kararının Türkiye’de kullanılabilmesi bakımından yalnızca kararın Türkçeye çevrilmiş olması yeterli değildir. Kararın kesinleşmiş olması, gerekli belgelerin usulüne uygun biçimde hazırlanması, yetki, kamu düzeni, savunma hakkı ve karşılıklılık gibi şartların da değerlendirilmesi gerekir.

I. TANIMA VE TENFİZ KAVRAMLARI

Yabancı mahkeme kararlarının Türkiye’de sonuç doğurması bakımından ilk olarak tanıma ve tenfiz kavramlarının birbirinden ayrılması gerekir.

A. Tanıma Nedir?

Tanıma, yabancı mahkeme kararının Türkiye’de kesin hüküm veya kesin delil etkisine sahip olmasının kabul edilmesi anlamına gelir. MÖHUK’un 58. maddesine göre yabancı mahkeme ilamının kesin delil veya kesin hüküm olarak kabul edilebilmesi, yabancı ilamın tenfiz şartlarını taşıdığının Türk mahkemesince tespitine bağlıdır. Ancak tanıma bakımından MÖHUK m. 54/1-a’daki karşılıklılık şartı uygulanmaz. Başka bir ifadeyle tanıma, yabancı mahkeme kararının Türkiye’de hukuki varlığının kabul edilmesi sonucunu doğurur.

Örneğin Almanya’da verilen ve kesinleşen bir boşanma kararının Türkiye’de tanınması hâlinde, tarafların Türkiye bakımından da boşanmış olduğunun kabulü mümkün hâle gelir. Bu noktada tanıma ile tenfiz arasındaki en önemli fark ortaya çıkmaktadır: Tanıma, yabancı kararın hukuki sonuçlarının kabul edilmesini; tenfiz ise kararın Türkiye’de icra edilebilir hâle gelmesini sağlar.

II. TENFİZ NEDİR?

MÖHUK’un 50. maddesine göre yabancı mahkemelerden hukuk davalarına ilişkin olarak verilen ve verildiği devlet hukukuna göre kesinleşmiş bulunan ilamların Türkiye’de icra olunabilmesi, yetkili Türk mahkemesi tarafından tenfiz kararı verilmesine bağlıdır.

Dolayısıyla yabancı mahkeme tarafından verilmiş bir para alacağı kararının Türkiye’de icra takibine konu edilebilmesi için kural olarak öncelikle tenfiz kararı alınması gerekir.

Örneğin;

* Fransa’daki bir mahkeme 100.000 Euro’nun ödenmesine karar vermişse,

* karar Fransa hukukuna göre kesinleşmişse,

* borçlunun Türkiye’de malvarlığı bulunuyorsa,

alacaklının doğrudan yabancı mahkeme kararını Türk icra dairesine sunarak icra takibi başlatması kural olarak yeterli değildir. Öncelikle Türk mahkemesinden tenfiz kararı alınması gerekir.

Tenfiz kararının verilmesiyle yabancı mahkeme kararı, Türk mahkemelerinden verilmiş bir ilam gibi icra edilebilir hâle gelir. MÖHUK m. 57 açıkça tenfizine karar verilen yabancı ilamların Türk mahkemelerinden verilmiş ilamlar gibi icra olunacağını düzenlemektedir.

III. TANIMA VE TENFİZ ARASINDAKİ TEMEL FARK

Uygulamada en sık karşılaşılan hatalardan biri, tanıma ve tenfizin aynı hukuki sonucu doğurduğunun düşünülmesidir. Oysa iki kurum arasında önemli bir fark bulunmaktadır.

Tanıma Tenfiz

Yabancı kararın Türkiye’de kesin hüküm/kesin delil etkisinin kabulünü sağlar. Yabancı kararın Türkiye’de icra edilmesini sağlar.

Esas olarak bir eda hükmünün icrasını amaçlamaz. Eda hükmünün icrası söz konusudur.

Boşanma kararlarında sık görülür. Para, tazminat, nafaka gibi eda hükümlerinde önemlidir.

Kararın hukuki varlığı ve etkisi kabul edilir. Karara cebri icra kabiliyeti kazandırılır.

Bununla birlikte MÖHUK sisteminde tenfiz kararı verilen yabancı mahkeme kararının aynı zamanda tanınmış olduğu kabul edilmektedir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu da yabancı mahkeme kararlarının tanınması ve tenfizinde bu iki kurum arasındaki ilişkiye işaret etmektedir.

Bu nedenle özellikle eda hükmü içeren kararlar bakımından yalnızca tanıma talep edilmesi yerine, kararın niteliğine göre tanıma ve tenfiz talebinin birlikte değerlendirilmesi gerekir.

IV. TANIMA VE TENFİZ DAVASINDA GÖREVLİ VE YETKİLİ MAHKEME

MÖHUK m. 51 uyarınca yabancı mahkeme kararlarının tenfizinde görevli mahkeme ASLİYE HUKUK Mahkemesidir. Yetki bakımından ise öncelikle kendisine karşı tenfiz istenen kişinin Türkiye’deki yerleşim yeri mahkemesi yetkilidir.

Türkiye’de yerleşim yeri bulunmuyorsa kişinin sakin olduğu yer mahkemesine başvurulabilir. Türkiye’de yerleşim yeri veya sakin olduğu yer de bulunmuyorsa Ankara, İstanbul veya İzmir mahkemelerinden birinde dava açılabilir.

Burada önemli bir husus bulunmaktadır.

Yabancı mahkeme kararının konusu örneğin boşanma, vesayet, nafaka veya ticari alacak olabilir. Ancak yabancı mahkemenin karar verdiği uyuşmazlığın niteliği, MÖHUK m. 51 anlamında görevli mahkemenin belirlenmesinde esas alınmaz. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu da yabancı mahkeme kararının niteliğine bakılmaksızın tanıma ve tenfiz bakımından görevli mahkemenin Asliye Mahkemesi olduğunu kabul etmektedir. Bu yönüyle tanıma ve tenfiz davası, yabancı mahkemenin karar verdiği uyuşmazlığın esasına ilişkin ikinci bir dava değildir.

V. YABANCI MAHKEME KARARININ KESİNLEŞMİŞ OLMASI

Tenfizin en temel şartlarından biri yabancı mahkeme kararının, kararın verildiği ülke hukukuna göre kesinleşmiş olmasıdır. MÖHUK m. 50 açık biçimde yabancı mahkemeler tarafından hukuk davalarına ilişkin olarak verilen ve o devlet kanunlarına göre kesinleşmiş bulunan ilamların tenfiz edilebileceğini düzenlemektedir. Bu nedenle yalnızca karar örneğinin sunulması çoğu durumda yeterli değildir.

Uygulamada yabancı mahkeme kararının:

1. Aslı veya usulüne uygun onaylı örneği,

2. Kesinleştiğini gösteren belge,

3. Gerekli hâllerde apostil veya ilgili konsolosluk tasdiki,

4. Türkçe yeminli tercümesi,

5. Tercümenin usulüne uygun onayı gibi belgelerinin hazırlanması önem taşımaktadır.

Özellikle “karar kesinleşmiştir” ibaresinin kararın üzerinde bulunmadığı sistemlerde, ayrıca kesinleşme belgesinin alınması büyük önem taşımaktadır.

VI. APOSTİL VE YABANCI MAHKEME KARARLARI

Yabancı mahkeme kararlarının Türkiye’de kullanılmasında en çok karşılaşılan konulardan biri de apostildir. 5 Ekim 1961 tarihli Yabancı Resmî Belgelerin Tasdiki Mecburiyetinin Kaldırılması Hakkında Lahey Sözleşmesi, taraf devletlerde düzenlenen belirli nitelikteki resmi belgelerin diğer taraf devletlerde kullanılabilmesini kolaylaştırmaktadır.

Lahey Apostil Sözleşmesi günümüzde 130 akit devleti kapsamaktadır. (HCCH) Apostilin temel amacı, belgenin içeriğinin doğruluğunu tasdik etmek değildir.

Apostil esas olarak;

* belgedeki imzanın gerçekliği,

* imzayı atan kişinin sıfatı,

* gerektiğinde mühür veya damganın gerçekliği

bakımından belgenin yabancı ülkede kullanılmasını kolaylaştıran bir tasdik mekanizmasıdır. Bu nedenle apostil, yabancı mahkeme kararının esasının doğruluğunu veya Türk hukukuna uygunluğunu göstermez. Başka bir ifadeyle apostil alınmış olması, Türk mahkemesinin MÖHUK m. 54’te öngörülen diğer şartları ayrıca incelemesine engel değildir.

VII. MÖHUK m. 54 KAPSAMINDA TENFİZ ŞARTLARI

Yabancı mahkeme kararlarının Türkiye’de tenfiz edilebilmesi bakımından en önemli düzenleme MÖHUK m. 54’tür. Kanun, tenfiz kararının verilebilmesini belirli şartların gerçekleşmesine bağlamıştır.

1. Karşılıklılık Şartı

MÖHUK m. 54/a uyarınca Türkiye ile ilamın verildiği devlet arasında;

* karşılıklılık esasına dayanan bir anlaşma bulunması,

* o devlet hukukunda Türk mahkemelerinden verilmiş ilamların tenfizini mümkün kılan bir kanun hükmünün bulunması veya

* fiilî uygulamanın bulunması

gerekmektedir. Burada önemli nokta, karşılıklılığın mutlaka bir milletlerarası anlaşma şeklinde bulunmasının zorunlu olmamasıdır. Kanun, yabancı devlet hukukunda Türk mahkemesi kararlarının tenfizine izin veren bir düzenleme veya fiilî uygulama bulunmasını da yeterli görmektedir. Ancak tanıma bakımından önemli bir istisna vardır. MÖHUK m. 58 uyarınca tanımada m. 54/1-a’daki karşılıklılık şartı uygulanmaz. Dolayısıyla yabancı boşanma kararlarının tanınması bakımından karşılıklılık şartının bulunmaması tek başına ret sebebi değildir.

VIII. YABANCI MAHKEMENİN YETKİSİ

MÖHUK m. 54/b kapsamında yabancı mahkeme kararının;

* Türk mahkemelerinin münhasır yetkisine girmeyen bir konuda verilmiş olması, veya * davalının itiraz etmesi hâlinde, dava konusu veya taraflarla gerçek bir ilişkisi bulunmadığı hâlde kendisine yetki tanıyan bir devlet mahkemesi tarafından verilmemiş olması gerekmektedir. Burada Türk mahkemelerinin münhasır yetkisi ile yabancı mahkemenin milletlerarası yetkisinin birbirinden ayrılması gerekir. Yabancı mahkemenin Türkiye bakımından yetkili olup olmadığının değerlendirilmesi, kural olarak yabancı mahkemenin kendi hukukundaki yetki kurallarının basit bir tekrarından ibaret değildir. Türk mahkemesi, MÖHUK sisteminin öngördüğü çerçevede yabancı mahkemenin yetkisini değerlendirmektedir.

IX. KAMU DÜZENİ ENGELİ

Tanıma ve tenfiz davalarının en önemli konularından biri kamu düzenidir. MÖHUK m. 54/c uyarınca yabancı mahkeme kararının kamu düzenine açıkça aykırı olmaması gerekir. Buradaki “açıkça” ibaresi son derece önemlidir. Türk mahkemesi, yabancı mahkeme kararının esasını yeniden inceleyerek Türk hukukuyla birebir aynı sonuca ulaşmasını arayamaz. Tanıma ve tenfiz davası bir istinaf veya temyiz incelemesi değildir.

Türk mahkemesi yabancı mahkemenin;

* delilleri nasıl değerlendirdiğini,

* hangi tanığa neden itibar ettiğini,

* maddi vakıaları nasıl nitelendirdiğini,

* yabancı hukuku nasıl yorumladığını

kural olarak yeniden değerlendirmez.

Aksi yaklaşım, yabancı mahkeme kararının Türkiye’de yeniden yargılanması sonucunu doğurur. Dolayısıyla kamu düzeni istisnası dar yorumlanmalıdır. Yargıtay’ın tanıma ve tenfiz hukukuna ilişkin yaklaşımında da yabancı kararın Türk hukukundaki her bir emredici düzenlemeyle birebir örtüşmesinden ziyade, kararın Türk hukukunun temel değerleriyle açık ve ağır bir çatışma içerisinde bulunup bulunmadığı önem taşımaktadır.

X. SAVUNMA HAKKI VE USULÜNE UYGUN TEBLİGAT

Tanıma ve tenfiz davalarında en fazla uyuşmazlık çıkaran konulardan biri de yabancı ülkedeki yargılamanın davalıya usulüne uygun şekilde bildirilip bildirilmediğidir.

MÖHUK m. 54/ç uyarınca, kendisine karşı tenfiz istenen kişinin;

* yabancı mahkemeye usulüne uygun şekilde çağrılmamış olması,

* yabancı mahkemede temsil edilmemiş olması,

* yabancı hukuk kurallarına aykırı biçimde gıyabında karar verilmiş olması

hâllerinde tenfize itiraz etmesi mümkündür. Bu nedenle yabancı mahkeme dosyasındaki tebligat belgeleri büyük önem taşımaktadır. Özellikle gıyabi kararların tenfizinde; Davalıya gerçekten tebligat yapılmış mı? Tebligat yabancı devlet hukukuna uygun mu? Davalının savunma hakkını kullanabilmesi için makul imkân sağlanmış mı? sorularının cevaplandırılması gerekir. Bu noktada sadece kararın kesinleşmiş olması yeterli değildir. Kararın kesinleşmesi ile savunma hakkının usulüne uygun biçimde kullanılması birbirinden farklı meselelerdir.

XI. TANIMA VE TENFİZ DAVASINDA ESAS İNCELEMESİ YAPILAMAZ

Tanıma ve tenfiz davasının en önemli özelliklerinden biri revizyon yasağıdır. Türk mahkemesi yabancı mahkemenin kararını yeniden yargılamaz.

Örneğin yabancı mahkeme 50.000 Euro tazminata hükmetmişse Türk mahkemesinin görevi; “Yabancı mahkeme gerçekten 50.000 Euro tazminat vermeli miydi?” sorusunu cevaplamak değildir. Mahkeme bunun yerine; “Bu karar MÖHUK’un öngördüğü tanıma ve tenfiz şartlarını taşıyor mu?” sorusunu cevaplar. Dolayısıyla tanıma ve tenfiz yargılamasında uyuşmazlığın esasına ilişkin bir yeniden yargılama yapılması, kurumun amacıyla bağdaşmaz.

Bu yaklaşım, tanıma ve tenfiz kurumunun bir “ikinci derece yargılama” olmadığını açıkça ortaya koymaktadır.

XII. TANIMA VE TENFİZ DAVASINDA HUKUKİ YARAR

MÖHUK m. 52’ye göre kararın tenfiz edilmesinde hukuki yararı bulunan herkes tenfiz isteminde bulunabilir. Dolayısıyla yabancı kararın Türkiye’de sonuç doğurmasında hukuki yararı bulunan kişinin tenfiz talep etmesi mümkündür. Bu hukuki yararın yalnızca kararın doğrudan taraflarıyla sınırlı değerlendirilmesi de her somut olayda doğru olmayabilir. Özellikle miras hukuku bakımından yabancı boşanma kararlarının tanınmasında üçüncü kişilerin de hukuki yararı ortaya çıkabilir.

Nitekim Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, yabancı boşanma kararının Türkiye’de tanınmasından hukuken etkilenen mirasçıların dahi somut olayın koşullarına göre tanıma ve tenfiz istemekte hukuki yararının bulunabileceğini kabul etmiştir. Bu yaklaşım, tanıma ve tenfiz kurumunun yalnızca yabancı kararın taraflarının kişisel talebi olarak görülmemesi gerektiğini göstermektedir.

XIII. TANIMA VE TENFİZ KARARININ HUKUKİ ETKİSİ

MÖHUK m. 59 son derece önemli bir düzenleme içermektedir. Buna göre yabancı ilamın kesin hüküm veya kesin delil etkisi, yabancı mahkeme kararının kesinleştiği andan itibaren hüküm ifade eder. Bu durum özellikle boşanma, miras ve medeni hâl bakımından önemli sonuçlar doğurabilir.

Örneğin yabancı bir ülkede 1 Ocak 2025 tarihinde kesinleşen boşanma kararının Türkiye’de tanınması 2026 yılında gerçekleşmiş olabilir. Bu durumda tanımanın hukuki etkisinin kural olarak 2026 yılında değil, yabancı kararın kesinleştiği tarih olan 1 Ocak 2025’ten itibaren değerlendirilmesi gerekir.

Bu husus miras, yeniden evlenme, soybağı ve nafaka gibi çeşitli hukuki sonuçlar bakımından önem taşıyabilir.

XIV. YABANCI BOŞANMA KARARLARININ TANINMASI

Uygulamada tanıma davalarının en yaygın örneklerinden biri yabancı mahkeme tarafından verilen boşanma kararlarının Türkiye’de tanınmasıdır.

Özellikle;

* Almanya,

* Fransa,

* Belçika,

* Hollanda,

* Avusturya,

* İsviçre,

* İngiltere,

* Amerika Birleşik Devletleri

gibi ülkelerde yaşayan Türk vatandaşlarının boşanma kararlarının Türkiye’de de hukuki sonuç doğurması sıklıkla gündeme gelmektedir. Yabancı mahkeme tarafından verilen boşanma kararının Türkiye’de tanınmaması hâlinde kişi yabancı ülkede boşanmış olmasına rağmen Türkiye’deki resmi kayıtlarda hâlen evli görünebilir. Bu durum özellikle;

* yeniden evlenme,

* miras,

* nafaka,

* mal rejimi,

* nüfus kayıtları

bakımından önemli sorunlar doğurabilir. Bu nedenle yabancı boşanma kararının tanınması, yalnızca bir nüfus kaydı düzeltmesi olarak görülmemeli; yabancı kararın Türkiye hukuk düzenindeki kesin hüküm etkisinin sağlanması olarak değerlendirilmelidir.

XV. İHTİLÂFSIZ KAZA KARARLARININ TANINMASI

MÖHUK m. 58/2, ihtilâfsız kaza kararlarının tanınmasını da tanıma hükümlerine tâbi tutmaktadır.

Bu düzenleme özellikle;

* vesayet,

* kayyımlık,

* bazı medeni hâl kararları,

* kişisel durumlara ilişkin kararlar

bakımından önem taşımaktadır.

Yargıtay uygulamasında da yabancı ülkede verilen vesayet veya kayyımlık kararlarının Türkiye’de tanınması taleplerine ilişkin çok sayıda karar bulunmaktadır. Dolayısıyla yabancı mahkemenin kararının “çekişmeli yargı” kapsamında verilmemiş olması, tek başına tanımaya engel değildir.

XVI. YABANCI MAHKEME KARARININ TÜRKİYE’DE İDARİ İŞLEME DAYANAK OLMASI

MÖHUK m. 58/3 ayrıca yabancı mahkeme ilamına dayanılarak Türkiye’de idari bir işlemin yapılması hâlinde de aynı usulün uygulanacağını düzenlemektedir. Bu düzenleme özellikle yabancı medeni hâl kararlarının Türkiye’deki resmi kayıtlara yansıtılması bakımından önemlidir. Dolayısıyla yabancı mahkeme kararının yalnızca özel hukuk ilişkilerinde değil, Türkiye’de bir idari işlemin yapılmasının dayanağı olarak kullanılmak istenmesi hâlinde de MÖHUK hükümleri dikkate alınmalıdır.

XVII. TÜRKİYE’NİN TARAF OLDUĞU İKİLİ VE ÇOK TARAFLI SÖZLEŞMELER

Tanıma ve tenfiz davalarında yalnızca MÖHUK’a bakılması her zaman yeterli değildir. MÖHUK’un 1. maddesi, Türkiye Cumhuriyeti’nin taraf olduğu milletlerarası sözleşme hükümlerini saklı tutmaktadır.

Bu nedenle yabancı mahkeme kararının verildiği ülke ile Türkiye arasında;

* adli yardım,

* mahkeme kararlarının tanınması ve tenfizi,

* tebligat,

* delillerin elde edilmesi,

* aile hukukuna ilişkin kararlar

konularında özel bir milletlerarası sözleşme bulunup bulunmadığı mutlaka araştırılmalıdır. Zira özel bir milletlerarası sözleşmenin uygulanması hâlinde, sözleşmenin ilgili hükümleri MÖHUK’a göre öncelikli olarak gündeme gelebilir.

Örneğin Türkiye ile Avusturya arasında mahkeme kararlarının tanınması ve tenfizine ilişkin özel bir sözleşme bulunmaktadır.Yine Türkiye’nin farklı ülkelerle adli yardımlaşma ve hukuki konulara ilişkin çeşitli ikili anlaşmaları bulunmaktadır. Bu nedenle avukat açısından ilk yapılması gereken işlemlerden biri, kararı veren devlet ile Türkiye arasında uygulanabilir bir milletlerarası sözleşme bulunup bulunmadığının tespitidir.

XVIII. TENFİZ DAVASINDA DİLEKÇE VE BELGELER

MÖHUK m. 52, tenfiz isteminin dilekçeyle yapılacağını ve dilekçede bulunması gereken temel bilgileri düzenlemektedir.

Dilekçede;

* tarafların ad ve soyadları,

* adresleri,

* varsa kanuni temsilci ve vekillerinin bilgileri,

* yabancı mahkemenin adı,

* karar tarihi,

* karar numarası,

* kararın özeti,

* kısmi tenfiz talep ediliyorsa tenfiz istenen bölüm belirtilmelidir.

Pratik açıdan ise dava dosyasının hazırlanmasında şu belgelerin özellikle kontrol edilmesi gerekir:

1. Yabancı mahkeme kararının aslı veya usulüne uygun onaylı örneği

2. Kararın kesinleştiğini gösteren belge

3. Apostil veya gerekli tasdik işlemleri

4. Türkçe yeminli tercüme

5. Tercümenin gerektiğinde noter tasdiki

6. Yabancı ülkedeki tebligat belgeleri

7. Varsa yabancı mahkeme dosyasındaki kesinleşme ve icra edilebilirlik belgeleri

8. Tarafların kimlik ve adres bilgileri

Belgelerdeki eksiklikler, davanın gereksiz şekilde uzamasına veya mahkemece eksikliklerin tamamlatılmasına neden olabilmektedir.

XIX. TANIMA VE TENFİZ DAVASINDA EN SIK YAPILAN HATALAR

Uygulamada özellikle şu hatalarla karşılaşılmaktadır:

1. Kesinleşme belgesinin sunulmaması

Yalnızca yabancı mahkeme kararının sunulması çoğu durumda yeterli değildir.

2. Apostil işleminin yapılmaması

Apostil sözleşmesinin uygulanabildiği ülkelerde gerekli tasdik işlemlerinin tamamlanması önemlidir.

3. Tebligat belgelerinin ihmal edilmesi

Özellikle gıyabi kararlarda tebligatın usulüne uygunluğu kritik öneme sahiptir.

4. Tanıma ile tenfizin birbirine karıştırılması

Kararın niteliğine göre yalnızca tanıma değil, tenfiz de gerekebilir.

5. Yabancı ülke ile Türkiye arasında özel sözleşme olup olmadığının araştırılmaması

Özel sözleşme hükümleri somut olayın sonucunu doğrudan etkileyebilir.

6. Türk mahkemesinden yabancı kararın esasının yeniden incelenmesinin talep edilmesiTanıma ve tenfiz davası yabancı mahkeme kararının temyizi değildir.

7. Yetkili mahkemenin yanlış belirlenmesi

MÖHUK m. 51 kapsamında yetki kurallarının dikkatle değerlendirilmesi gerekir.

XX. TANIMA VE TENFİZ DAVASINDA MAHKEMENİN İNCELEMESİNİN SINIRI

Tanıma ve tenfiz yargılamasında mahkemenin görevi ile esas davayı gören yabancı mahkemenin görevi birbirinden ayrılmalıdır.

Türk mahkemesi;

* yabancı mahkemenin delil değerlendirmesini,

* maddi vakıa tespitlerini,

* hukuk yorumunu,

* hükmedilen miktarın yerindeliğini

kural olarak yeniden değerlendiremez.

Buna karşılık Türk mahkemesi;

* kesinleşme,

* karşılıklılık,

* milletlerarası yetki,

* münhasır yetki,

* kamu düzeni,

* savunma hakkı,

* usulüne uygun çağrı ve temsil

gibi MÖHUK’ta öngörülen şartları incelemek zorundadır.

Bu nedenle tanıma ve tenfiz yargılamasının temel karakteri, esas uyuşmazlığın yeniden görülmesi değil, yabancı kararın Türk hukuk düzenine kabul edilip edilemeyeceğinin denetlenmesidir.

XXI. TANIMA VE TENFİZİN ULUSLARARASI HUKUKTAKİ ÖNEMİ

Tanıma ve tenfiz kurumunun temelinde iki farklı ihtiyaç arasında denge kurulması bulunmaktadır. Bir tarafta devletlerin egemenliği ve kendi yargı sistemlerini koruma iradesi bulunmaktadır. Diğer tarafta ise kişilerin kazanılmış haklarının sınır aşan niteliğinin korunması ve uluslararası hukuk güvenliğinin sağlanması ihtiyacı vardır.

Eğer hiçbir yabancı mahkeme kararı başka bir ülkede tanınmasaydı, uluslararası ticaret ve özel hukuk ilişkileri ciddi ölçüde belirsizleşirdi. Örneğin bir şirket Almanya’da açtığı davayı kazanmış olsa bile borçlunun Türkiye’deki malvarlığına ulaşamıyor olsaydı, sınır aşan ticari ilişkiler bakımından ciddi bir hukuki güvenlik sorunu ortaya çıkardı. Aynı şekilde Fransa’da boşanan bir Türk vatandaşının Türkiye’de hâlen evli kabul edilmesi de kişinin medeni hâli bakımından çelişkili bir hukuki durum yaratacaktır. Bu nedenle tanıma ve tenfiz, farklı hukuk sistemleri arasında hukuki kararların dolaşımını sağlayan temel mekanizmalardan biridir.

XXII. SONUÇ

Yabancı mahkeme kararlarının Türkiye’de tanınması ve tenfizi, küreselleşen hukuk ilişkileri bakımından giderek daha önemli hâle gelen bir kurumdur. 5718 sayılı MÖHUK, yabancı mahkeme kararlarının Türkiye’de hüküm ve sonuç doğurabilmesi için kapsamlı bir sistem öngörmektedir. Bu sistem içerisinde; Tanıma, yabancı mahkeme kararının Türkiye’de kesin hüküm veya kesin delil etkisinin kabul edilmesini; Tenfiz ise yabancı mahkeme kararının Türkiye’de icra edilebilir hâle gelmesini ifade etmektedir.

Tenfiz bakımından MÖHUK m. 54’te düzenlenen karşılıklılık, yetki, kamu düzeni ve savunma hakkına ilişkin şartların dikkatle değerlendirilmesi gerekir. Tanımada ise özellikle karşılıklılık şartının uygulanmaması önemli bir farklılık oluşturmaktadır.

Bunun yanında yabancı kararın kesinleşmiş olması, gerekli belgelerin usulüne uygun şekilde hazırlanması, apostil ve tercüme işlemlerinin tamamlanması, yabancı ülke ile Türkiye arasında özel bir milletlerarası sözleşme bulunup bulunmadığının araştırılması ve yetkili mahkemenin doğru belirlenmesi uygulamada büyük önem taşımaktadır. Özellikle avukatlar bakımından tanıma ve tenfiz davasının yalnızca “yabancı kararı Türkiye’de geçerli hâle getirme” şeklinde basit bir prosedür olarak görülmemesi gerekir.

Zira dosyanın sonucunu çoğu zaman yabancı kararın içeriğinden ziyade;

* kararın kesinleşme şekli,

* yabancı mahkemenin yetkisi,

* davalıya yapılan tebligat,

* savunma hakkının korunup korunmadığı,

* kamu düzeni,

* uygulanabilir milletlerarası sözleşmeler,

* belge ve tercümelerin usulüne uygunluğu

belirlemektedir.

Sonuç olarak tanıma ve tenfiz hukuku, bir yabancı mahkeme kararının Türk hukuk düzenine “aktarılması” sürecinden çok daha fazlasını ifade etmektedir. Bu kurum, farklı hukuk sistemleri arasında karşılıklı güven, hukuki istikrar ve uluslararası kararların etkinliği arasında bir denge kurmaktadır. Yabancı mahkeme kararlarının Türkiye’de etkili olabilmesi için temel ilke ise açıktır:

Yabancı kararın Türkiye’de yeniden yargılanması değil, Türk hukuk düzeninin kabul edebileceği şartları taşıyıp taşımadığının denetlenmesi gerekir.

Bu çerçevede tanıma ve tenfiz davası, hem milletlerarası özel hukukun hem de uygulamadaki medeni usul hukukunun kesişim noktasında yer alan ve doğru yürütülmesi hâlinde kişilerin ve ticari işletmelerin sınır aşan haklarının korunmasına doğrudan hizmet eden önemli bir hukuki kurumdur.

Kaynak ve hukuki dayanaklar: 5718 sayılı MÖHUK m. 1, 50-59; Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 2017/1924 E., 2019/1060 K.; Yargıtay HGK 2011/2-593 E., 2011/726 K.; Yargıtay 18. HD 2013/18352 E., 2014/4459 K.; Yargıtay 18. HD 2013/19774 E., 2014/6261 K. (TBMM CDN)