A-Soruşturma Evresinde;

aa-Ağır Ceza Mahkemesi görev alanına girmeyen işlerde,

6 ay

bb-Ağır Ceza Mahkemesi görev alanına giren işlerde,

1 yıl

cc-Terör suçları,Anayasal suçlar ve toplu suçlarda,

1 yıl 6 ay +
6 ay (zorunlu hallerde) = 2 yıl

B-Kovuşturma Evresinde;

aa-Ağır Ceza Mahkemesi görev alanına girmeyen işlerde,

1 yıl + 6 ay (zorunlu hallerde)
= 18 ay

bb-Ağır Ceza Mahkemesi görev alanına giren işlerde,

2 yıl + 3 yıl (zorunlu hallerde)
= 5 yıl

cc-Terör suçları,Anayasal suçlar ve toplu suçlarda,

2 yıl + 5 yıl (zorunlu hallerde)
= 7 yıl

NOT:

1- Bu süreler

12-15 yaş aralığındaki
Adli Süreçteki Çocuklarda
(ASÇ) 1/2 olarak,
15-18 yaş aralığındaki
Adli Süreçteki Çocuklarda
(ASÇ) 3/4 olarak uygulanır.

2- 5271 sayılı CMK’nın 2/1-k maddesine göre toplu suç, aralarında iştirak iradesi bulunmasa da üç veya daha fazla kişi tarafından işlenen suçu ifade eder.

3- Azami tutukluluk süreleri ile ilgili düzenleme 5271 sayılı CMK’nın 102. maddesinde yer almaktadır.

4- Tutuklama tedbiri, bir yaptırım olmadığından aynı dosya kapsamındaki her bir suç için azami tutukluluk süresinin ayrı ayrı hesaplanması mümkün değildir. Örneğin, kişi Ağır Ceza Mahkemesinde birden fazla suç isnadı ile yargılansa bile azami tutukluluk süresi 5 yılı geçemez.

5- Tutukluluk süresinin hesabında ilk derece mahkemesi önünde yargılama aşamasında geçen sürelerin dikkate alınması gerekir. Zira, kişi yargılanmakta olduğu davada ilk derece mahkemesi kararıyla mahkûm edilmişse, bu kişinin hukuki durumu “bir suç isnadına bağlı olarak tutuklu” olma kapsamından çıkmakta ve tutmanın nedeni ilk derece mahkemesince verilen “hükme bağlı olarak tutma” haline dönüşmektedir. Nitekim, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), mahkûmiyet kararı sonrası tutulma halini tutukluluk olarak nitelendirmemekte ve temyiz aşamasında geçen süreyi tutukluluk süresinin hesabında dikkate almamaktadır.

Aynı yaklaşım Anayasa Mahkemesi ve Yargıtay Ceza Genel Kurulunca da benimsenmiş,hakkında mahkûmiyet hükmü kurulmakla sanığın atılı suçu işlediği yerel mahkeme tarafından sabit görülmekte ve “bu aşamadan sonra tutukluluğun dayanağı mahkûmiyet hükmü olmaktadır” gerekçesiyle, temyizde geçen sürenin tutukluluk süresine dâhil edilmeyeceğine hükmedilmiştir. Bu bakımdan istinaf ve temyiz aşamasında geçen süreler tutukluluk süresinin değerlendirmesinde göz önünde bulundurulamaz. Ancak, bozma kararı sonrasında kişinin durumu tekrar “suç isnadına bağlı tutmaya” dönüşeceğinden ilk derece mahkemesi önünde geçen süre değerlendirmede dikkate alınacaktır.

Önder YAMAN
Bakırköy Cumhuriyet Savcısı