Ankara Barosu Genel Kurulunun ikinci günüydü. Çok genç bir meslektaşım, çantasından gizlice çıkardığı Efexor’u içti. Kim olduğunu anlatmayacağım. O anın kendisi yeterli. Genel kuruldan aklımda kalan konuşmaların, karşılaşmaların ve seçim telaşının yanına, çantadan çıkarılan o ilaç da yerleşti.

Neden kullandığını bilmiyorum. Bir insanın kullandığı ilaçtan hayatının hikâyesi okunmaz. Tedavi görmek de utanılacak, saklanacak bir şey değildir. Fakat gördüğüm o küçük hareket, depresyonla mücadele ettiğini bildiğim, mesleki tükenmenin eşiğinde olduğunu söyleyen başka meslektaşlarımı düşündürdü. Bazıları yıllardır avukatlık yapıyor. Bazıları henüz yolun başında. Daha meslekte bir yer edinmeye çalışırken ayakta kalmanın yollarını arıyorlar.

Biz o sırada baroyu kimin yöneteceğini belirliyorduk.

11 Ekim seçimlerine ilişkin açıklanan kesin olmayan sonuçlara göre Elçin Özge Şimşek Çağlayan 5.848, Doğukan Kozan 2.997, Funda Şahin 2.816, Mehmet Zeki Kaplan 427 oy aldı. Dört adayın aldığı oyların toplamı 12.088. Bu toplam, boş ve geçersiz oyları içeren katılım sayısı değil; başkan adayları arasında dağılan oyların toplamı. [1]

Sonuçlar üzerinde elbette konuşacağız. Kim neden kazandı, kim neden kaybetti, hangi çalışma karşılık buldu, hangi söz seçmene ulaşmadı? Ben de Avukat Hakları Grubundan TBB delegesi adayıydım. Kaybetmenin üzüntüsünü yaşıyorum. Fakat baronun önündeki meseleyi yalnızca bizim yenilgimizden, kazananların başarısından ibaret görürsek eksik konuşmuş oluruz. Bir de sandığa gelmeyenler var. Seçim hesabının dışında bırakılan, oysa baronun geleceği bakımından üzerinde en fazla düşünmemiz gereken meslektaşlarımız.

Önceki seçimde, baroya kayıtlı 24.453 avukattan 14.443’ü oy kullanmıştı. Başka bir ifadeyle 10.010 meslektaşımız sandığa gitmemişti. Katılım ve aidiyet meselesi bu seçimle ortaya çıkmış yeni bir sorun değil. [2]

Sandığa gelmeyen herkesin gerekçesini bilmiyoruz. Mazereti olanı, şehir dışında bulunanı, başka bir nedenle katılamayanı aynı hükmün içine koyamayız. Ancak bu ihtiyat, asıl soruyu sormamıza engel olmamalı: Meslektaşlarımızın bir bölümü, barodan artık hayatlarına dokunacak bir şey beklemediği için mi gelmiyor?

Ben bu ihtimali ciddiye almak gerektiğini düşünüyorum. Katılmamayı hemen ilgisizlikle, sorumsuzlukla, meslek bilincinin eksikliğiyle açıklamak kolay. Daha zor olan, avukatın baroyla bağının neden zayıfladığını araştırmak. İnsan bazen bir kurumu önemsemediği için uzaklaşır; bazen de önemsemiş, beklemiş, karşılık bulamamış olduğu için. Umudunu kaybeden herkes protesto konuşması yapmaz. Bazısı yalnızca gelmez. Bir süre sonra neden gelmediğini anlatma ihtiyacı da duymaz.

Baro için asıl tehlike burada başlıyor. Eleştiren meslektaşın hâlâ bir beklentisi vardır. Kürsüye çıkan, itiraz eden, hesap soran kişi, sözünün bir karşılığı olabileceğini düşünüyordur. Beklentisini bütünüyle yitiren avukata ulaşmak ise daha güçtür. Seçim çağrımızı duyar, fakat kendi hayatıyla o çağrı arasında bir ilişki kuramaz. Yönetim değişince bürosunun kirası, emeğinin karşılığı, adliyede gördüğü muamele, geleceğine ilişkin kaygısı bakımından neyin değişeceğini göremiyorsa, sandık ona uzaklaşır.

Çantadan çıkarılan Efexor’u düşünürken aklıma bu mesafe geliyor.

O genç meslektaşım oradaydı. Genel kurula gelmişti. Onun ilaç kullanımını baroya ilişkin bir yargının delili hâline getiremem. Fakat o an, salonda bulunanların da dışarıda kalanların da hayatına ne kadar yakından baktığımızı sorgulamama neden oldu. Avukatın oyunu istiyoruz. Yorgunluğunu dinlemek için ne kadar zaman ayırıyoruz? Hangi gruba yakın olduğunu merak ediyoruz. Meslekte kalabilecek durumda olup olmadığını ne kadar merak ediyoruz?

Avukatlık, başkalarının sıkıntılarıyla sürekli temas hâlinde yürütülen bir meslek. Özgürlüğünü kaybetmekten korkan insanı, işinden çıkarılanı, ailesi dağılanı, geçim imkânını yitireni dinliyoruz. Müvekkilin karşısında sakin, duruşmada hazırlıklı, kriz anında çözüm üretebilir olmamız bekleniyor. Kendi hayatımızda işler kötü giderken de bir başkasının hayatı için görevimizi yapıyoruz. Bunun üzerine tahsil edilemeyen ücretler, büro giderleri, belirsiz gelir, yetişmesi gereken işler ve adliyede karşılaşılan güçlükler ekleniyor.

Genç meslektaşlarımızdan bütün bunlara dayanmalarını istiyoruz. Bizim de zor zamanlardan geçtiğimizi anlatıyoruz. Fakat bizim dayanmış olmamız, aynı koşulların sürmesini haklı kılmıyor. Tecrübe aktarırken, alıştığımız haksızlıkları mesleğin değişmez kuralları gibi öğretmemeliyiz. Bir genç avukat “Artık yapamıyorum” dediğinde, hemen kendi çektiklerimizi anlatmaya başlamadan onu dinleyebilmeliyiz.

Baronun avukatla yeniden bağ kuracağı yer de burası. Meslektaşın hayatında somut bir karşılığı olan çalışma. Emeğinin korunması, mesleki taleplerinin takip edilmesi, yalnız bırakılmadığını görebilmesi. Mahremiyeti korunan, erişilebilir ruhsal destek imkânları da bunun içinde olmalı. Ancak avukatı yoran çalışma koşullarını değiştirmek için uğraşmadan, yalnızca yorulmuş avukata destek önermek yeterli olmaz.

Barodan umudu azalan meslektaşa daha yüksek sesle seçim çağrısı yapmakla o umut geri gelmez. İki yıl boyunca ne yaptığımızla, hangi sorunun peşini bırakmadığımızla, yardım istediğinde nasıl karşılık verdiğimizle gelir. Seçimden önce aradığımız avukatı seçimden sonra da aramakla, onun anlattıklarını bir sonraki kampanyaya kadar unutmamakla gelir.

Bu sorumluluk yalnızca seçilenlere ait değil. Bizim de yenilgiyi değerlendirirken kendimize sormamız gereken sorular var. Ulaşamadığımız meslektaşın hayatını ne kadar tanıyoruz? Önerdiğimiz değişimin onun gündelik sıkıntılarıyla bağını kurabildik mi? Bize oy vermesini isterken, bizden ne beklediğini yeterince dinledik mi?

Genel kurul bitti. Meslektaşlarımız bugün yeniden bürolarına, adliyelere, dosyalarının başına dönecekler. Seçim sonucuyla birlikte borçları, kaygıları, yorgunlukları ortadan kalkmadı. Kazananların da kaybedenlerin de önünde, sandığa gelenlerle gelmeyenler arasındaki o mesafeyi anlamak ve azaltmak görevi duruyor.

Ben bu genel kuruldan, çantasından ilaç çıkaran genç bir meslektaşımın görüntüsüyle ayrıldım. Bir sonraki genel kurula kadar onun kim olduğunu değil, onun ve başka meslektaşlarımızın yükünü hafifletmek için ne yaptığımızı konuşmak istiyorum. Baroya yeniden umutla bakılmasını sağlayacak olan da bu soruya verebildiğimiz cevap olacak.

Kaynaklar

[1] “Ankara Barosu’nda başkanlık seçimi tamamlandı: Avukat Elçin Özge Şimşek Çağlayan seçildi”, 11.10.2026; güncelleme 12.10.2026. https://www.hukukihaber.net/ankara-barosu-baskanligina-elcin-ozge-simsek-secildi

[2] Ankara Masası, “Ankara Barosu’nda başkanlık yarışı”, 09.10.2026. https://www.ankaramasasi.com.tr/haber/2222556/ankara-barosu-nda-baskanlik-yarisi