Arama kararının icrası, elkoymanın sınırları ve savunmanın görevi üzerine

ARAMA KARARI VARSA, HER ŞEY SERBEST Mİ?

Ceza soruşturmasında bir eve veya işyerine giren kolluğun elinde arama kararı bulunduğunda, uygulamada çoğu zaman tartışmanın bittiği sanılıyor. Karar gösteriliyor, kapı açılıyor; sonra odalar, çekmeceler, dolaplar, çantalar, telefonlar, bilgisayarlar, belgeler ve giderek insanların sözleri soruşturmanın malzemesine dönüşüyor. Bulunan eşyaya elkonuluyor, tutanak düzenleniyor ve dosyanın içine giren o tutanak, bir süre sonra yaşanan olayın kendisinden daha güçlü bir gerçeklik kazanıyor.

Oysa arama ve elkoyma kararının varlığı hukuka uygunluğun sonu değil, başlangıcıdır. Arama ve elkoyma hükümden önce temel hak ve özgürlüklere müdahale eden, bu nedenle kanunilik, geçicilik ve ölçülülük ilkelerine bağlı koruma tedbirleridir. Hâkim belirli bir tedbirin uygulanmasına izin verir; kolluğa soruşturmanın sınırlarını kendisinin çizeceği boş bir kâğıt imzalamaz.[1]

Arama ve elkoyma kararı kolluğa verilmiş açık çek değildir.

CMK m.116 ve devamındaki düzenlemeler ile Adlî ve Önleme Aramaları Yönetmeliği birlikte okunduğunda, aramanın yalnızca “bir yere girip bakmak” olmadığı görülür. Aramanın sebebi, yeri, süresi ve kapsamı; kimlerin hazır bulunacağı; tutanağın nasıl düzenleneceği; ele geçen eşyanın nasıl korunacağı ve elkoymanın hangi makamın kararıyla gerçekleştirileceği kurala bağlanmıştır. Bu ayrıntıların hiçbiri kolluğun işini güçleştirmek için konulmuş süs hükümleri değildir. Hepsi kamu gücünün keyfîleşmesini önleyen güvencelerdir.[2]

KARARIN SINIRI KOLLUK GÖREVLİSİNİN MERAKI DEĞİLDİR

CMK m.119/2, arama kararında veya yazılı emirde aramanın nedenini oluşturan fiilin, aranılacak kişinin veya yerin ve kararın geçerli olacağı sürenin açıkça gösterilmesini ister. Bunun anlamı basittir: Kararın konusu neyse yetkinin sınırı da odur. Belirli bir bağımsız bölüm için verilen karar aynı binadaki başka dairelerin aranmasına; belirli bir suç için verilen karar başka suçlar bakımından genel bir delil avına dönüşemez.[3]

Aranan şeyin niteliğiyle bakılan yer arasında da makul bir ilişki olmalıdır. Bir insanın aranması bahanesiyle insanın sığamayacağı bir çekmecenin açılması, büyük hacimli bir eşyanın aranması gerekçesiyle cüzdanların içinin araştırılması veya kararın konusu dışında sistematik biçimde başka suç delili aranması, “arama sırasında tesadüfen delil bulduk” cümlesiyle meşrulaştırılamaz. Tesadüfi delil, hukuka uygun aramanın içinde tesadüfen ortaya çıkar; kararın sınırı bilerek aşıldıktan sonra bulunan şey tesadüfi delil değil, yetki aşımının ürünüdür.[4]

Tesadüfi delil, hukuka aykırı aramanın affı değildir.

GECE ARAMASI İSTİSNA OLARAK KALMALIDIR

CMK m.118, konut, işyeri ve diğer kapalı yerlerde gece vakti aramayı kural olarak yasaklar; suçüstü, gecikmesinde sakınca bulunan hâller ve kanunda gösterilen diğer istisnalar bunun dışındadır. Bu nedenle dosyada bir arama kararının bulunması, gece yapılan aramayı kendiliğinden hukuka uygun hâle getirmez. Gece aramasına neden ihtiyaç duyulduğu, aramanın saat kaçta başlayıp bittiği ve istisna şartının somut olayda gerçekten bulunup bulunmadığı denetlenebilmelidir.[5]

Gece araması yalnız saat meselesi değildir. Bir insanın en mahrem alanına, uykusunun ortasında, çoğu zaman kalabalık bir kolluk gücüyle girilmesinin yarattığı psikolojik baskı nedeniyle kanunun istisnai tuttuğu bir müdahaledir. İstisnayı olağanlaştırmak, yalnız CMK m.118’i değil, konut dokunulmazlığı güvencesinin mantığını da tersine çevirmek demektir.

ARAMA MI YAPILIYOR, İFADE Mİ ALINIYOR?

Aramanın icrasında en kolay aşılan sınırlardan biri, işlemin fark ettirilmeden ifade almaya dönüştürülmesidir. Kolluk arama yaparken “Bu para nereden geldi?”, “Bu telefon kimin?”, “Bu belgeyi niçin sakladın?”, “Bu kişiyle neden yazışıyorsun?”, “Bu silah kime ait?”, “Şifren ne?” gibi sorular yöneltebilir. Oysa bir sorunun arama sırasında sorulmuş olması, onu arama işleminin parçası hâline getirmez.

Aramanın fiziken yürütülmesi için gerekli teknik bir bilgi talebi ile şüphelinin suçla bağlantısını, kastını, eşyanın aidiyetini veya olayın oluş biçimini açıklatmaya yönelik soru birbirinden ayrılmalıdır. İkinci durumda artık yalnız eşya aranmamakta, şüpheliden isnada ilişkin beyan elde edilmektedir. CMK m.147’nin isnadın bildirilmesi, müdafi yardımından yararlanma ve susma hakkı gibi güvenceleri “ifade almıyoruz, sadece arama yapıyoruz” denilerek dolanılamaz.

Daha sorunlu olanı, arama sırasında alınan cevapların “şahsa soruldu, kendisine ait olduğunu söyledi”, “paranın kaynağını açıkladı”, “telefonu kendisinin kullandığını kabul etti” gibi cümlelerle arama tutanağına yerleştirilmesidir. Bir işlemin hukuki niteliğini tutanağın başlığı değil, işlemin gerçek içeriği belirler. Arama tutanağı, usulüne uygun ifade alınmadan elde edilen beyanı sihirli biçimde hukuka uygun delile dönüştürmez.

Arama kararı kolluğa evi arama yetkisi verir; şüphelinin zihnini arama yetkisi vermez.

MÜDAFİ ARAMADA SEYİRCİ DEĞİLDİR

CMK m.120/3 son derece açıktır: kişinin avukatının aramada hazır bulunmasına engel olunamaz. Bu hükmü, avukatın olay yerinde bir köşede durabilmesine izin veren nezaket kuralı gibi okumak yanlış olur. Müdafiin aramadaki temel işi, yalnız ne bulunduğuna bakmak değil; delilin nasıl bulunduğunu denetlemektir.[6]

Müdafi arama kararını görmeli; adresi, suçlamayı, kararın kapsamını ve süresini kontrol etmeli; aramanın başlangıç saatini, Cumhuriyet savcısının ve işlem tanıklarının bulunup bulunmadığını, hangi alanların arandığını, hangi eşyanın nereden ve kim tarafından çıkarıldığını takip etmelidir. Şüpheliye isnadın esasına ilişkin sorular yöneltiliyorsa buna itiraz etmeli; telefon veya bilgisayar içeriğine olay yerinde giriliyorsa hukuki dayanağı sormalı; zor kullanma varsa bunun biçimini ve süresini tutanağa geçirtmelidir.

Müdafiin itirazı da “arama işlemine itiraz ediyoruz” cümlesinden ibaret kalmamalıdır. “İşlem tanıkları arama başladıktan yirmi dakika sonra gelmiştir”, “telefon kolluk görevlisince açılarak mesaj içerikleri incelenmiştir”, “müvekkile suçlamanın esasına ilişkin şu sorular yöneltilmiştir”, “şu eşya tutanakta yazılan yerde bulunmamıştır” gibi somut kayıtlar aylar sonra yapılacak hukuka uygunluk denetiminde çok daha değerlidir. Müdafi oradaysa gördüğü hukuka aykırılığı o anda kayda geçirmeli; şerh talebi reddediliyorsa reddi de ayrıca belgelemelidir.

Müdafiin aramadaki işi bulunan delile bakmak değil, delilin nasıl bulunduğunu denetlemektir.

KANUN İKİ TANIĞI ARAMADA İSTER; İKİ İMZAYI TUTANAKTA DEĞİL

Uygulamada en fazla içi boşaltılan güvencelerden biri CMK m.119/4’tür. Hüküm, Cumhuriyet savcısı hazır olmaksızın konut, işyeri veya diğer kapalı yerlerde arama yapılabilmesi için ihtiyar heyetinden veya komşulardan iki kişinin bulundurulmasını emreder. Kanun “bir kişi yeter” demez; iki kişi ister. Kanun “arama bittikten sonra imza alınır” da demez; arama yapabilmek için bu kişilerin bulundurulmasını ister.[7]

Yargıtay Ceza Genel Kurulunun yerleşik yaklaşımında işlem tanıklarının aramanın başından sonuna kadar hazır bulunması zorunludur. Bu kişilerin varlık sebebi, ileride “delil sonradan konuldu”, “eşya başka yerden çıkarıldı” gibi iddiaların önüne geçmek ve aramanın güvenilirliğini sağlamaktır. Son yıllardaki Yargıtay kararları da aynı çizgiyi sürdürüyor; iki işlem tanığının aramaya başından sonuna kadar refakat etmesini, salt tutanağı imzalamalarını değil, gerçek bir usul güvencesi sayıyor.[8][9]

Ne var ki uygulamada bazen iki kişi yerine tek kişi getiriliyor; o da aramanın yapıldığı odalarda bulunmak yerine apartman girişinde, bahçede veya kapının dışında bekletiliyor. Arama tamamlandıktan sonra tutanak önüne konuluyor ve imzası alınıyor. Böyle bir durumda tanık aramaya değil, kolluğun kaleme aldığı metne tanıklık etmiş olur.

Tanık aramayı görmediyse, neye tanıklık etti?

Kapının dışında bekleyen kişinin eşyanın hangi dolaptan çıktığını, kimin ilk gördüğünü, kolluğun hangi alanlara girdiğini, şüpheliye ne sorulduğunu veya eşyanın nerede paketlendiğini bilmesi mümkün değildir. CMK m.119/4’ün aradığı şey imza sayısı değil, aramanın bağımsız gözler önünde yapılmasıdır. Tek tanıkla veya görünmeyecek bir yerde bekletilen tanıkla bu güvence kâğıt üzerinde var, gerçekte yoktur.

TUTANAK GERÇEĞİN KENDİSİ DEĞİLDİR

Adlî ve Önleme Aramaları Yönetmeliği m.11, adlî aramanın tutanağa bağlanmasını; tutanakta kararın tarih ve sayısı, yer, tarih, saat, aramanın konusu, sonuçları, elkonulan suç eşyasının belirleyici bilgileri, işlemi yapanların kimliği ve arama sonucunda yaralanma veya maddi zarar meydana gelip gelmediği gibi hususların yazılmasını öngörür. Tutanak aramaya katılanlar ve hazır bulunanlarca imzalanır, bir örneği ilgiliye verilir.[10]

Bu düzenleme, tutanağa tartışılmaz bir doğruluk karinesi tanımaz. Tam tersine, hangi maddi olguların sonradan denetlenmesi gerektiğini gösterir. Saatler uyuşuyor mu? İşlem tanıkları gerçekten içeride miydi? Eşyanın bulunduğu yer fotoğraf veya görüntülerle doğrulanıyor mu? “Yaralanma yoktur” denilen olaydan hemen sonra darp raporu alınmış mı? “Rızaen teslim edildi” denilen eşya kolluğun açtığı kapalı bir dolaptan mı çıkarılmış?

Anayasa Mahkemesinin Mehmet Cengiz ve Rıdvan Cengiz kararında, aramanın icrasına ilişkin uyuşmazlıklar ve arama sonucunda elde edilen delilin mahkûmiyette belirleyici kullanılması birlikte değerlendirilmiş; konut dokunulmazlığı ile adil yargılanma hakkı yönünden ihlal sonucuna ulaşılmıştır. Bu kararın bize söylediği şey basittir: Arama tutanağının altında imza bulunması, aramanın nasıl yapıldığına ilişkin tartışmayı bitirmez.[11]

Tutanak gerçeğin kendisi değil, gerçeğe ilişkin bir kayıttır.

Bu kayıt tanıkla, kamera görüntüsüyle, sağlık raporuyla, fotoğrafla, olay yeri krokisiyle, dijital zaman kayıtlarıyla, parmak izi ve DNA incelemesiyle, işlem tanıklarının mahkeme huzurundaki anlatımlarıyla ve kolluk görevlilerinin kendi beyanları arasındaki çelişkilerle çürütülebilir. Savunma için doğru soru “tutanakta ne yazıyor?” kadar “tutanaktaki bu cümle hangi objektif veriyle doğrulanıyor?” sorusudur.

RIZA, ARAMA KARARININ KESTİRME YOLU DEĞİLDİR

Arama hukukundaki en tehlikeli kısa yollardan biri “zaten izin verdi” cümlesidir. Kapıyı açmak, itiraz etmemek, “buyurun bakın” demek veya sonradan tutanağa “rızasıyla arandı” yazılması, kanunun arama için kurduğu yetki sistemini ortadan kaldırmaz. Üstelik sorun yalnız rızanın baskı altında olup olmadığı da değildir.

Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 29.11.2005 tarihli E.2005/7-144, K.2005/150 sayılı kararında, hâkim kararı olmaksızın ve eşin muvafakatine dayanılarak yapılan konut araması hukuka uygun kabul edilmemiştir. Adlî ve Önleme Aramaları Yönetmeliğinde karar alınmadan yapılabilecek aramalar arasına “ilgilinin rızası”nı sokan ibare de Danıştay 10. Dairesinin 13.03.2007 tarihli E.2005/6392, K.2007/948 sayılı kararıyla iptal edilmiş; bu sonuç Danıştay İDDK tarafından onanmıştır.[12][13]

Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 23.10.2024 tarihli E.2023/577, K.2024/318 sayılı kararı da kapalı mekânda ve gözle görülmeyen yerde bulunan eşyanın “rızaen teslim” edildiği iddiasının, kural olarak usulüne uygun arama ve elkoyma kararı alma zorunluluğunu ortadan kaldırmayacağını vurgulamaktadır. Rızaen teslim ile rızai arama aynı şey değildir. Kişinin elindeki eşyayı kendiliğinden vermesi başka, kapalı alanların onun iznine dayanılarak araştırılması başkadır.[14]

Kolluğun arama yetkisi kişinin izninden değil, kanundan doğar.

ARAMA KARARI KÖTÜ MUAMELE YETKİSİ VERMEZ

Arama sırasında zor kullanılması bazı durumlarda zorunlu olabilir. Fakat zor kullanmanın varlığı ile ölçüsüz güç kullanımı arasındaki çizgi silinemez. Kişinin gereksiz yere yere yatırılması, kontrol altına alındıktan sonra fiziksel müdahaleye devam edilmesi, ters kelepçe, tehdit ve hakaret, aile bireyleri önünde aşağılayıcı davranışlar veya aramanın gerektirmediği beden müdahaleleri her somut olayda gereklilik ve ölçülülük bakımından değerlendirilmelidir.

Arama kararına direnilmiş olması bile kolluğa kişiyi cezalandırma yetkisi vermez. Zor kullanmanın amacı hukuka uygun işlemi gerçekleştirmektir; kişiye ders vermek, korkutmak veya itirafa zorlamak değildir. Yönetmeliğin arama sonucunda yaralanma veya maddi zarar doğup doğmadığının tutanağa yazılmasını açıkça istemesi de bu nedenle önemlidir.[15]

Anayasa Mahkemesi Ahmet Endes ve Diğerleri kararında, konutta arama sırasında kolluk güç kullanımını ve sonrasındaki soruşturmayı kötü muamele yasağı bakımından incelemiş; orantısız güç kullanımı ile etkili soruşturma yükümlülüğü yönünden ihlal tespit etmiştir. “Kademeli zor kullanıldı” cümlesi, tutanağa yazıldığı anda hukuka uygunluk üreten sihirli bir formül değildir. Mahkeme direncin ne olduğunu, hangi gücün ne kadar süre kullanıldığını ve yaralanmalarla anlatılan olayın uyumunu araştırmalıdır.[16]

ARAMA VE ELKOYMA NEDEN KAMERA KAYDINA ALINMIYOR?

İşlem tanığının çoğu kez bir kişiye indirildiği, o kişinin de kapı dışında bekletildiği bir uygulamada, arama ve elkoymanın baştan sona kamera kaydına alınması artık ciddi biçimde tartışılmalıdır. Mevcut CMK ve Adlî ve Önleme Aramaları Yönetmeliği, adlî arama ve elkoymanın bütün hâllerde kesintisiz görüntü ve ses kaydına alınmasını genel bir zorunluluk olarak düzenlememektedir. Bu bir eksikliktir; özellikle konut ve işyeri aramalarında objektif denetimin güçlendirilmesi için yasal bir düzenleme yapılmalıdır.[17]

Kamera, CMK m.119/4’teki iki işlem tanığının yerine geçmemelidir; onların yanına eklenmelidir. Kayıt, kolluğun kapıya gelişinden itibaren arama kararının gösterilmesini, işlem tanıklarının kimlik ve konumunu, aramanın yürütülmesini, eşyanın bulunduğu anı, elkoymayı, sayımı, paketlemeyi, mühürlemeyi ve tutanağın düzenlenmesini mümkün olduğunca kesintisiz biçimde kapsamalıdır. Yalnız eşyanın masanın üzerinde durduğu son birkaç dakikayı kaydetmek, aramanın nasıl yapıldığı sorusuna cevap vermez.

Kamera kaydı özellikle üç uyuşmazlığı nesnelleştirir: işlem tanığı gerçekten içeride miydi; eşya gerçekten tutanakta yazılan yerden mi çıktı; zor kullanma gerçekten gerekli ve ölçülü müydü? Ancak kamera da yeni bir açık çeke dönüşmemelidir. Kaydın amacı, erişim yetkisi, saklama süresi, savunmaya verilmesi, bütünlüğünün hash benzeri teknik yöntemlerle korunması, silinme şartları ve mahrem görüntülere erişim açıkça düzenlenmelidir.

İki işlem tanığının kapıda bekletildiği bir sistemde kamera lüks değil, denetlenebilirliğin aracıdır.

ELKOYMA, ARAMANIN OTOMATİK SONUCU DEĞİLDİR

Arama sırasında bir eşyanın bulunması ile o eşyaya elkonulması aynı hukuki işlem değildir. CMK m.123 ispat aracı olarak yararlı görülen veya müsadereye tabi eşya ve malvarlığı değerlerinin muhafaza altına alınmasını; rızayla teslim edilmemesi hâlinde elkoymayı düzenler. CMK m.127 ise elkoyma kararının kim tarafından ve hangi usulle verileceğini ayrıca belirler. Arama ve elkoymanın çoğu kez aynı tutanak içinde yapılması, onları tek koruma tedbiri hâline getirmez.[18]

Nitekim doktrinde de arama ile elkoymanın ayrı koruma tedbirleri olduğu; elkoymanın geçici nitelik taşıdığı ve müsadereyle karıştırılmaması gerektiği vurgulanmaktadır. Aramada bir eşyanın görülmesi, o eşyanın “belki lazım olur” denilerek götürülmesini meşru kılmaz. Eşyanın soruşturulan suçla bağlantısı, ispat bakımından yararı veya müsadere ihtimali somutlaştırılmalıdır.[19]

Ceza muhakemesinde “önce alalım, sonra bakarız” diye bir koruma tedbiri yoktur.

ELKOYMA KARARI DA TORBA KARAR DEĞİLDİR

Arama kararında belirlilik nasıl bir güvenceyse, elkoyma kararında da aynı mantık geçerlidir. Seyyidoğlu’nun çalışmasında, elkoyma kararında kapsamın, amacın ve eşyanın türünün mümkün olduğunca açık belirtilmesi; “delil niteliğindeki eşyalara elkonulması” gibi muğlak formüller yerine suçla bağlantılı eşya kategorilerinin somutlaştırılması gerektiği özellikle vurgulanmaktadır.[20]

“Arama sırasında bulunacak ve suçla ilgili olduğu değerlendirilecek her türlü eşyaya elkonulmasına” biçimindeki torba formüller, yargısal denetimi tehlikeli biçimde tersine çevirir. Hâkim neye elkonulacağını denetlemek yerine, kolluk arama sırasında seçimini yapar; karar sonradan bu seçime kılıf olur. Her eşyanın marka ve seri numarasının kararda tek tek yazılması elbette beklenemez; fakat hangi suçla bağlantılı hangi tür eşyanın neden alınacağı asgari düzeyde belirli olmalıdır.

Hâkim kararı olmaksızın yapılan elkoymanın da kanundaki süre içinde hâkim onayına sunulması gerekir; sürelerin geçirilmesi elkoymanın kendiliğinden kalkması sonucunu doğurur. Sonradan alınan onay, kolluğun daha önce yaptığı her işlemi geçmişe dönük biçimde temizleyen bir af mekanizması değildir. Yargısal denetimin amacı, hukuka aykırılığı aklamak değil, tedbirin kanuni şartlarının gerçekten bulunup bulunmadığını kontrol etmektir.[21]

ELKOYMA CEZA DEĞİLDİR; PEŞİN MÜSADERE HİÇ DEĞİLDİR

Koruma tedbirlerinin en temel özelliklerinden biri geçiciliktir. Amaç ortadan kalktığında tedbir de sona ermelidir. Elkoyma, kişinin mülkiyetini devlete geçirmez; yalnız tasarruf yetkisini geçici olarak sınırlar. Müsadere ise yargılama sonunda verilen ve mülkiyeti sona erdirebilen ayrı bir kurumdur.[22]

Bu nedenle telefonun, bilgisayarın, aracın veya başka bir eşyanın aylarca hatta yıllarca adli emanette tutulması kendiliğinden normal sayılamaz. Eşyanın delil olarak fiziksel varlığına artık ihtiyaç yoksa, adli kopya alınmışsa veya müsadere ihtimali kalmamışsa tedbirin devamı ayrıca gerekçeye muhtaçtır. Başlangıçta hukuka uygun olan elkoyma, zaman geçtikçe ölçüsüz hâle gelebilir.

Elkoyma, mahkûmiyet kararı verilmeden uygulanan bir ceza değildir.

DİJİTAL MATERYAL: CİHAZA EL KOYMAK, İÇİNDEKİ HAYATA EL KOYMAK DEĞİLDİR

Dijital materyal klasik eşya değildir. Bir cep telefonu kişinin yıllara yayılan yazışmalarını, fotoğraflarını, banka hareketlerini, konum geçmişini, mesleki belgelerini, sağlık bilgilerini ve üçüncü kişilerin özel hayatını aynı yerde barındırabilir. Bu nedenle fiziksel cihaza el koyma ile cihazın içindeki veriyi arama, kopyalama ve inceleme birbirinden ayrılmalıdır.

CMK m.134, 6 Ekim 2026 itibarıyla yürürlüktedir ve bilgisayarlar, bilgisayar programları ile bilgisayar kütüklerinde arama, kopyalama ve elkoymayı özel şartlara bağlamaktadır. Yargıtay 3. Ceza Dairesinin 15.01.2024 tarihli E.2022/6893, K.2024/418 sayılı kararında, rızaen teslim edilen cep telefonunun CMK m.134’e uygun karar olmadan incelenmesi sonucu elde edilen dijital verilerin hukuka uygun delil olmadığı kabul edilmiştir.[23]

Telefonu teslim etmek, telefonun içindeki özel hayatı teslim etmek değildir.

Dijital delilin güvenilirliği hukuki yetki kadar teknik bütünlüğe de bağlıdır. Cihazın marka, model, IMEI veya seri numarası; açık mı kapalı mı teslim alındığı; nasıl paketlenip mühürlendiği; imajın ne zaman ve kim tarafından alındığı; hash değerinin ne olduğu; incelemenin orijinal cihazda mı adli kopyada mı yapıldığı sonradan denetlenebilmelidir. Hash ve imaj işlemleri teknik gösteriş değil, “dosyadaki veri gerçekten bu cihazdan mı çıktı ve arada değişti mi?” sorusunun cevabıdır.

Anayasa Mahkemesi 12.02.2026 tarihli E.2023/128, K.2026/36 sayılı kararıyla CMK m.134’ün önemli bölümlerini, dijital verilerin saklanması, silinmesi ve kişisel verilerin korunmasına ilişkin güvenceleri yetersiz bularak iptal etmiştir. Karar 25.05.2026 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanmış; iptal hükümlerinin yürürlüğü dokuz ay ertelenmiştir. Bu nedenle iptal 25.02.2027’de yürürlüğe girecektir. Bu karar, dijital aramanın neden klasik eşya aramasından çok daha sıkı güvenceler gerektirdiğini göstermektedir.[24]

ŞİFREYİ SÖYLE, PARMAĞINI BAS, YÜZÜNÜ GÖSTER

Dijital materyalin ele geçirilmesinden sonra şüpheliye “şifreni söyle”, “telefonu yüzüne tut”, “parmağını sensöre bas” şeklinde talepler yöneltilmesi de sıradan teknik yardım olarak görülmemelidir. Özellikle şifrenin zihindeki bilgi niteliği, susma hakkı ve kişinin kendi aleyhine delil üretmeye zorlanamaması ilkesi bakımından ayrı bir tartışma yaratır. Biyometrik kilidin zorla kullandırılması bakımından da kanuni dayanak, gereklilik ve ölçülülük ayrıca değerlendirilmelidir.

Bu nedenle müdafi dijital elkoymada yalnız cihaz sayısını kontrol edip tutanağı imzalamamalıdır. Cihazın ayırt edici bilgileri, olay yerinde ekranın açılıp açılmadığı, hangi kararla içerik incelemesi yapılacağı, adli kopya ve hash işlemleri, savunmaya kopya verilmesi ve cihazın fiziksel olarak tutulmasının devam eden gerekliliği takip edilmelidir.

BELGE VE KÂĞITLARI KOLLUĞUN SINIRSIZCA OKUMA YETKİSİ YOKTUR

CMK m.122, hakkında arama yapılan kişinin belge veya kâğıtlarını inceleme yetkisini Cumhuriyet savcısı ve hâkime verir. Yönetmelik m.16 da kolluğun suçla ilgisi olabileceğini düşündüğü belge ve kâğıtları incelemeksizin ambalajlayıp mühürlemesini, daha sonra kanuni usulle inceleme yapılmasını öngörür. Bu hüküm de arama kararının “bulduğum her şeyi okuyabilirim” yetkisi vermediğini gösterir.[25]

Bu sınır, özellikle avukat bürolarında ve mesleki sır içeren materyalde daha da önemlidir. Savunma hakkına ilişkin belge ve iletişimin korunması yalnız avukatın kişisel ayrıcalığı değil, müvekkilin adil yargılanma ve savunma hakkının güvencesidir. Arama ve elkoyma, mesleki sır alanını soruşturmanın önüne bütünüyle serme aracına dönüşemez.

“USUL” DEDİĞİNİZ ŞEY, HUKUKUN KENDİSİDİR

Aramanın sonunda uyuşturucu, silah, belge veya başka bir suç delilinin gerçekten bulunmuş olması, aramanın nasıl yapıldığı sorusunu gereksiz hâle getirmez. Hukuka aykırı delil yasağı zaten delilin maddi gerçeği gösterebileceği hâllerde anlam taşır. “Sonuç doğruysa yöntem önemli değildir” denilecekse CMK’nın arama ve elkoymaya ilişkin bütün güvenceleri gereksizleşir.

Anayasa m.38/6 kanuna aykırı elde edilmiş bulguların delil olarak kabul edilemeyeceğini; CMK m.206/2-a kanuna aykırı elde edilmiş delilin reddini; CMK m.217/2 ise yüklenen suçun ancak hukuka uygun şekilde elde edilmiş delillerle ispat edilebileceğini öngörür. Ersan Şen’in de isabetle vurguladığı gibi CMK m.119/4 gibi güvencelerin “basit usul aykırılığı” denilerek etkisizleştirilmesi, hukuk devleti ilkesinin özünü zedeler.[26][27]

Devletin maddi gerçeğe ulaşma yetkisi vardır; maddi gerçeğe her yoldan ulaşma yetkisi yoktur.

Üstelik hukuka aykırı arama ve elkoyma yalnız delil yasaklarıyla sınırlı değildir. Somut olaya göre haksız arama, konut dokunulmazlığının ihlali, zor kullanma yetkisinde sınırın aşılması ve tazminat sorumluluğu da gündeme gelebilir. Seyyidoğlu’nun tezinde de hukuka aykırı arama ve elkoymanın cezai sorumluluk, delil yasağı ve tazminat boyutları ayrı ayrı incelenmektedir.[28]

ARAMA BİTTİĞİNDE SAVUNMANIN SORULARI BAŞLAR

Bir ceza dosyasında arama ve elkoyma tutanağını okurken yalnız “ne bulundu?” sorusunu sormak eksiktir. Savunma daha geriden başlamalıdır: Karar hangi suç için verilmişti? Hangi yeri kapsıyordu? Hangi süre için geçerliydi? Gece aramasının şartları var mıydı? Cumhuriyet savcısı hazır mıydı? İki işlem tanığı gerçekten var mıydı; aramanın başından sonuna kadar içeride miydiler, yoksa kapıda mı bekletildiler? Müdafiin aramaya katılması engellendi mi? Şüpheliye isnada ilişkin sorular soruldu mu? Kötü muamele veya ölçüsüz güç kullanıldı mı? Bunların tamamı tutanağa geçirildi mi?

Elkoyma bakımından da sorular bitmez: Eşyanın suçla somut bağlantısı ne? Elkoyma kararının kapsamı nedir? Eşya gerçekten kararın tarif ettiği kategoriye giriyor mu? Üçüncü kişiye mi ait? Seri numarası ve ayırt edici bilgileri yazılmış mı? Paket ve mühür zinciri korunmuş mu? Dijital materyalde imaj ve hash işlemi yapılmış mı? Fiziksel cihazı bugün hâlâ devletin elinde tutmayı gerektiren somut neden ne?

Kamera kaydı varsa tamamı dosyaya getirtilmeli; yoksa kayıt yapılmamasının veya mevcut kolluk kamerası kayıtlarının korunmamasının nedenleri sorgulanmalıdır. İşlem tanıkları duruşmada dinlenmeli; aramanın başından beri içeride olup olmadıkları, eşyanın bulunduğu anı görüp görmedikleri, tutanağı nerede ve hangi koşullarda imzaladıkları açıkça sorulmalıdır. Arama tutanağı okunacak bir kâğıt değil, çapraz sorgulanacak bir iddiadır.

SONUÇ: KARAR VARDIR, AÇIK ÇEK YOKTUR

Arama ve elkoyma devletin maddi gerçeğe ulaşmak için kullandığı güçlü araçlardır. Tam da bu nedenle sınırsız bırakılamazlar. Kamu gücünün güçlü olduğu yerde usul güvenceleri formalite değil, denge unsurudur. Arama kararının varlığı kararın kapsamının aşılmasını; elkoyma kararının varlığı her eşyanın götürülmesini; telefonun ele geçirilmesi bütün dijital hayatın incelenmesini; zor kullanma yetkisi kişiyi cezalandırmayı; tutanağın düzenlenmesi ise tutanağın içeriğinin tartışılmaz sayılmasını meşru kılmaz.

Kanun iki işlem tanığı istiyorsa iki kişi aramanın içinde bulunmalıdır. Bir kişiyi kapıda bekletip sonunda imza almak kanunun istediği güvence değildir. Müdafi hazırsa seyirci değil, işlemin hukuka uygunluğunu denetleyen savunma makamıdır. Müdafi yoksa işlem tanıkları, objektif kayıtlar ve tutanaklar daha da büyük önem kazanır. Kamera kaydı bu nedenle işlem tanıklarının yerine değil, yanına eklenmesi gereken çağdaş bir güvence olarak düşünülmelidir.

Ceza muhakemesinin meşruiyeti suç delilinin bulunmasından ibaret değildir. Devletin delili nasıl bulduğu, nasıl el koyduğu, nasıl sakladığı ve hangi sınırlar içinde kullandığı da en az delilin kendisi kadar önemlidir. Çünkü hukuk devleti, yalnız vatandaşa kural koyan devlet değil; suç araştırırken kendi koyduğu kuralla kendisini de bağlı sayan devlettir.

Hâkim arama ve elkoyma kararı verir. Kolluğa hukuk dışına çıkma yetkisi vermez.

Karar vardır. Açık çek yoktur.

SEÇİLMİŞ KAYNAKLAR

2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası, özellikle m.13, 17, 20, 21 ve 38/6.

5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu, özellikle m.116-127, m.130, m.134, m.147-148, m.168, m.206 ve m.217.

Adlî ve Önleme Aramaları Yönetmeliği, özellikle m.5-16 ve m.30.

Muhammed Sıddık Seyyidoğlu, Ceza Muhakemesi Hukukunda Arama ve Elkoyma, Yüksek Lisans Tezi, İstanbul Ticaret Üniversitesi, 2021.

Prof. Dr. Ersan Şen, “Arama Elkoyma (Genişletilmiş)”, 07.10.2015.

Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 29.11.2005, E.2005/7-144, K.2005/150.

Danıştay 10. Dairesi, 13.03.2007, E.2005/6392, K.2007/948; Danıştay İDDK, 14.09.2012, E.2007/2257, K.2012/1117.

Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 06.02.2020, E.2016/18-1146, K.2020/68.

Anayasa Mahkemesi, Ahmet Endes ve Diğerleri, B. No: 2018/19018, 15.12.2020.

Anayasa Mahkemesi, Mehmet Cengiz ve Rıdvan Cengiz, B. No: 2019/21704, 20.09.2023.

Yargıtay 3. Ceza Dairesi, 15.01.2024, E.2022/6893, K.2024/418.

Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 23.10.2024, E.2023/577, K.2024/318.

Yargıtay 10. Ceza Dairesinin 2025 tarihli CMK m.119/4 uygulamasına ilişkin kararları (örn. E.2025/4399, K.2025/10764 ve E.2019/2325, K.2025/13953).

Anayasa Mahkemesi, 12.02.2026, E.2023/128, K.2026/36; R.G. 25.05.2026, S.33264.

----------

[1] Muhammed Sıddık Seyyidoğlu, Ceza Muhakemesi Hukukunda Arama ve Elkoyma, Yüksek Lisans Tezi, İstanbul Ticaret Üniversitesi, 2021, s. 8-14 (koruma tedbirlerinin kanunilik, geçicilik ve ölçülülük özellikleri).

[2] 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu (CMK) m.116-127; Adlî ve Önleme Aramaları Yönetmeliği (AÖAY) m.5-16.

[3] CMK m.119/2.

[4] AÖAY m.10; Seyyidoğlu, age., s. 58-59. Çalışmada, arama sınırının aşılması sonucu bulunan eşyanın tesadüfi delil sayılamayacağı özellikle belirtilmektedir.

[5] CMK m.118.

[6] CMK m.120/3; Seyyidoğlu, age., s. 56-57.

[7] CMK m.119/4.

[8] Bkz. Yargıtay 10. Ceza Dairesi, 28.10.2025, E.2025/4399, K.2025/10764; ayrıca Yargıtay 10. Ceza Dairesi, E.2019/2325, K.2025/13953. Kararlarda iki işlem tanığının aramanın başından sonuna kadar hazır bulunması gerektiği vurgulanmaktadır.

[9] Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 06.02.2020, E.2016/18-1146, K.2020/68.

[10] AÖAY m.11. Yönetmelik, arama sonucunda yaralanma veya maddi zarar doğup doğmadığının da tutanağa yazılmasını zorunlu unsurlar arasında saymaktadır.

[11] Anayasa Mahkemesi, Mehmet Cengiz ve Rıdvan Cengiz, B. No: 2019/21704, 20.09.2023, R.G. 02.02.2024, S.32448.

[12] Danıştay 10. Dairesi, 13.03.2007, E.2005/6392, K.2007/948; Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu, 14.09.2012, E.2007/2257, K.2012/1117.

[13] Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 29.11.2005, E.2005/7-144, K.2005/150.

[14] Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 23.10.2024, E.2023/577, K.2024/318.

[15] AÖAY m.11; CMK m.168; ayrıca TCK m.256.

[16] Anayasa Mahkemesi, Ahmet Endes ve Diğerleri, B. No: 2018/19018, 15.12.2020, R.G. 26.01.2021, S.31376.

[17] CMK m.116-127 ile AÖAY m.5-16’da adlî arama ve elkoymanın genel olarak kesintisiz görüntü/ses kaydına alınmasını zorunlu tutan genel bir hüküm bulunmamaktadır. Kamera kaydı önerisi bu yazının normatif önerisidir.

[18] CMK m.123 ve m.127; AÖAY m.15.

[19] Seyyidoğlu, age., s. 62-65. Çalışmada arama ile elkoymanın ayrı koruma tedbirleri olduğu, elkoymanın geçici nitelik taşıdığı ve müsadereden ayrıldığı belirtilmektedir.

[20] Seyyidoğlu, age., s. 82. Elkoyma kararının gerekçeli olması ve konusunun “delil niteliğindeki eşya” gibi muğlak ifadelerle değil, mümkün olduğunca açık şekilde belirlenmesi gerektiği yönündeki değerlendirme.

[21] CMK m.127/3: hâkim kararı olmaksızın yapılan elkoyma yirmi dört saat içinde hâkim onayına sunulur; hâkim kararını elkoymadan itibaren kırk sekiz saat içinde açıklar, aksi hâlde elkoyma kendiliğinden kalkar.

[22] Seyyidoğlu, age., s. 64-65; CMK m.123 ve devamı; TCK m.54-55.

[23] Yargıtay 3. Ceza Dairesi, 15.01.2024, E.2022/6893, K.2024/418.

[24] Anayasa Mahkemesi, 12.02.2026, E.2023/128, K.2026/36, R.G. 25.05.2026, S.33264. İptal hükümlerinin yürürlüğü, Resmî Gazete’de yayımdan itibaren dokuz ay ertelenmiştir; yürürlük tarihi 25.02.2027’dir.

[25] CMK m.122; AÖAY m.16.

[26] Prof. Dr. Ersan Şen, “Arama Elkoyma (Genişletilmiş)”, 07.10.2015, özellikle CMK m.119/4 ve hukuka aykırı delil yasağına ilişkin değerlendirmeler.

[27] Anayasa m.38/6; CMK m.206/2-a ve m.217/2.

[28] Seyyidoğlu, age., s. 93-98 (hukuka aykırı arama ve elkoymanın cezai sorumluluk, delil yasağı ve tazminat sonuçları).