I. Giriş: Bir Yeniden Paylaşım, Bir Yıl Üç Ay
6 Şubat 2023 depreminin sekizinci günü, bir kullanıcı başka bir hesabın paylaşımını kendi hesabında yeniden paylaştı. Paylaşımda, Diyarbakır'da yıkılan bir iş merkezinin enkazında özel harekât görevlilerinin bulunduğu ve binanın altında bir "işkence merkezi" olduğu iddia ediliyordu. Kullanıcı, halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma suçundan 1 yıl 3 ay hapis cezası aldı ve istinaf başvurusu esastan reddedildi. Yargıtay 8. Ceza Dairesi ise 15.12.2025 tarihinde hükmü bozdu.
Bozma gerekçesi, paylaşımın içeriğiyle değil paylaşımın kaynağıyla ilgiliydi. Daire, ilk paylaşımı yapan kullanıcının kimliğinin belirlenmesini, bu kişi hakkında soruşturma veya kovuşturma yapılıp yapılmadığının araştırılmasını ve varsa dava dosyasının getirtilmesini istedi.
Bu karar, Meclis'in yeni yasama yılında gündeme gelmesi beklenen bir düzenlemeyle yan yana okunmayı hak ediyor. Basına yansıyan bilgilere göre 13. Yargı Paketi, sosyal medya hesaplarının e-Devlet üzerinden kimlik numarasıyla eşleştirilmesini, doğrulanmayan hesapların kapatılmasını ve suç içeren paylaşımlarda kullanıcı bilgisinin daha kolay elde edilmesini öngörüyor. Teklif henüz TBMM'ye sunulmadı ve son metin belli değil. Bu nedenle aşağıdaki değerlendirmeler, kamuoyuna yansıyan ana fikir üzerinden yapılmaktadır.
Yazının iddiası şudur: Kimlik doğrulaması, sosyal medya ceza davalarındaki sorunların yalnızca bir bölümünü, "paylaşımı kim yaptı?" sorusunu kolaylaştırır. Oysa Yargıtay'ın son iki yılda bozduğu mahkûmiyetlerin önemli bir kısmı bu sorudan değil, suçun kendi unsurlarından, yani aleniyet, muhatap, tehlike ve kaynak sorunlarından bozuluyor. Kimliği bilinen bir kullanıcının paylaşımı da suç olmayabilir.
II. Uyuşmazlıkların İki Katmanı: Sübut ve Unsur
Sosyal medya üzerinden işlendiği iddia edilen suçlarda ceza mahkemesi iki ayrı soruya cevap vermek zorundadır.
Birinci soru sübuttur: Paylaşımı sanık mı yaptı? Hesabın sanığa ait görünmesi, paylaşımı onun yaptığını göstermeye yetmez. Hesap çalınmış, şifresi başkasıyla paylaşılmış ya da sahte açılmış olabilir.
İkinci soru suçun unsurlarıdır: Paylaşımı sanığın yaptığı kabul edilse bile fiil, kanundaki suç tanımına uyuyor mu? Hakaret açısından ifade belirli bir kişiye yönelmiş mi ve alenen mi işlenmiş? Halkı kin ve düşmanlığa tahrik açısından kamu güvenliği bakımından açık ve yakın bir tehlike doğmuş mu? Halkı yanıltıcı bilgiyi yayma açısından "sırf" endişe, korku veya panik yaratma saikiyle mi hareket edilmiş, bilgi gerçeğe aykırı mı ve kamu barışını bozmaya elverişli mi?
Kimlik doğrulaması tartışmasında genellikle yalnızca birinci soru konuşuluyor. Yargıtay kararları ise ikinci sorunun en az birincisi kadar sık bozma sebebi olduğunu gösteriyor.
III. Hukuki Çerçeve
TCK m.217/A (7418 sayılı Kanunla 2022'de eklendi), ülkenin iç ve dış güvenliği, kamu düzeni ve genel sağlığı ile ilgili gerçeğe aykırı bir bilgiyi "sırf halk arasında endişe, korku veya panik yaratmak saikiyle" ve "kamu barışını bozmaya elverişli şekilde" alenen yayan kişiyi bir yıldan üç yıla kadar hapis cezasıyla cezalandırır. Maddenin ikinci fıkrası gözden kaçmamalıdır: Fail suçu "gerçek kimliğini gizleyerek" veya bir örgütün faaliyeti çerçevesinde işlerse ceza yarı oranında artırılır.
TCK m.216/1, halkın bir kesimini diğer bir kesimi aleyhine kin ve düşmanlığa alenen tahrik eden kişiyi cezalandırır. Ancak bunun için "kamu güvenliği açısından açık ve yakın bir tehlikenin ortaya çıkması" gerekir.
TCK m.125, hakaret suçunu düzenler. Dördüncü fıkraya göre hakaretin alenen işlenmesi hâlinde ceza altıda biri oranında artırılır. TCK m.126 ise mağdurun ismi açıkça belirtilmemiş olsa bile, isnadın mağdura yöneldiğinde "duraksanmayacak" bir durum varsa hakaretin gerçekleşmiş sayılacağını kabul eder. Bu, uygulamada "matufiyet" şartı olarak bilinir.
TCK m.218, bu bölümdeki suçların basın ve yayın yoluyla işlenmesi hâlinde cezanın yarı oranına kadar artırılmasını öngörür. Aynı hüküm, haber verme sınırlarını aşmayan ve eleştiri amacı taşıyan düşünce açıklamalarının suç oluşturmayacağını da belirtir.
IV. Kararların Değerlendirmesi
1. "Hesap benim değil" savunması: IP, zaman ve abone bilgisi
Yargıtay 8. Ceza Dairesi, E.2022/5953, K.2025/1648, T.03.03.2025 sayılı kararında, paylaşımların yapıldığı hesabın çalındığını savunan sanık hakkındaki mahkûmiyeti bozdu. Daire, platform temsilciliklerinden hesabın kim tarafından kullanıldığının, erişim zamanının saniyesine kadar, IP numarasının ve buna bağlı internet servis sağlayıcısının sorulmasını, ardından bu bilgilerle abone kaydına ulaşılmasını istedi. Bunun mümkün olmaması hâlinde, paylaşımın yapıldığı cihazın kime ait olduğunun ve suç tarihinde kim tarafından kullanıldığının tespiti, gerekirse bilirkişi incelemesi yaptırılması gerekiyordu.
Kimlik doğrulaması tam olarak bu katmanda işe yarar. Hesap baştan bir kimlik numarasına bağlıysa, "bu hesap benim değil" savunmasının ilk aşaması zayıflar.
Ancak kanaatimizce bu savunmayı tamamen ortadan kaldırmaz. Hesabın sahibini bilmek, belirli bir paylaşımı o anda kimin yaptığını bilmek değildir. Hesap ele geçirilmiş olabilir ya da başkasının kullandığı bir cihazda oturum açık kalmış olabilir. Yargıtay'ın aradığı tespit, zaten "hesap kimin adına?" değil, "o paylaşım hangi erişimle yapıldı?" sorusuna yöneliktir. Doğrulanmış hesap döneminde de bu soru cevapsız kaldığında ceza muhakemesinin şüpheden sanık yararlanır ilkesi işlemeye devam edecektir.
2. Yeniden paylaşımda kaynağın izi
Girişte değinilen Yargıtay 8. Ceza Dairesi, E.2025/2906, K.2025/10621, T.15.12.2025 sayılı kararı, sorunun başka bir yüzünü gösteriyor. Daire, sanığın başkasına ait bir paylaşımı yeniden paylaştığı iddiasında, ilk derece mahkemesinin şu araştırmayı yapması gerektiğini belirtti:
"paylaşımı ilk olarak yapan '...' kullanıcı adlı kişinin kimliğinin tespit edilmesi, anılan paylaşım nedeniyle hakkında bir soruşturma veya kovuşturma yürütülüp yürütülmediğinin araştırılması, dava açılmış ise ilgili dava dosyasının onaylı örneğinin getirtilerek işbu dosya arasına alınması gerektiği"
Hüküm, Tebliğnamedeki onama görüşüne aykırı olarak ve oybirliğiyle bozuldu.
Kararın kısa gerekçesi yoruma açık olsa da mantığı açıktır. TCK m.217/A'daki suç, "sırf" endişe, korku veya panik yaratma saikini arar. Yeniden paylaşan kişinin bu saikle hareket edip etmediği, bilginin gerçeğe aykırı olup olmadığı ve bilginin hangi bağlamda dolaşıma girdiği, kaynak paylaşım hakkında yürütülen işlemden bağımsız düşünülemez. Kaynak hakkında kovuşturmaya yer olmadığı ya da beraat kararı verilmişse, onu yeniden paylaşan kişiyi mahkûm etmek ciddi bir çelişki yaratır.
Kimlik doğrulamasının bu noktadaki etkisi dolaylıdır. İlk paylaşımı yapanın kimliğine ulaşmak kolaylaşabilir. Ancak Yargıtay'ın istediği yalnızca isim değildir; o isim hakkındaki adli sürecin sonucudur. Bu, platform verisiyle değil, ceza dosyalarının birbirine bağlanmasıyla çözülebilecek bir iştir.
3. "Herkese açık hesap" tehlike demek değildir
Yargıtay 8. Ceza Dairesi, E.2024/424, K.2025/2369, T.24.03.2025 sayılı kararı, halkı kin ve düşmanlığa tahrik suçuna ilişkindir. Bölge adliye mahkemesi, açık ve yakın tehlike unsurunu, sanığın hesabının herkese açık olmasına dayandırmıştı. Daire, bu gerekçeyi açıkça yetersiz buldu ve mahkemenin "sosyal medya hesabının herkese açık olmasının kamu güvenliği açısından açık ve yakın tehlike oluşturduğu" şeklindeki değerlendirmesiyle mahkûmiyet kurulamayacağını belirtti. Sonuç olarak beraat kararı verilmesi gerektiği gerekçesiyle hüküm, Tebliğnameye uygun olarak oybirliğiyle bozuldu.
Daire, tehlikenin "somut olgulara" dayanması gerektiğini ve hâkimin bu tehlikenin gerçekleşip gerçekleşmediğini "dayanak ve noktalarını göstermek suretiyle" belirleyeceğini vurguladı. Aynı çizgi, suçu ve suçluyu övme suçuna ilişkin E.2022/5953 sayılı kararda da tekrarlanmıştır: Kanundaki terimleri tekrar etmekten ibaret soyut gerekçeler mahkûmiyete dayanak olamaz.
Bu kararların doğrulanmış hesap dönemine söyleyeceği şey açıktır. Hesabın kimliğe bağlı olması, paylaşımın tehlike yarattığını göstermez. Aksine, kimliği belli bir kişinin paylaşımında tehlike unsurunun tartışılmadan geçilmesi riski artabilir. "Fail belli" duygusu, "suç var mı?" sorusunu gölgelememelidir.
4. Hakarette aleniyet ve muhatap
Yargıtay 4. Ceza Dairesi, E.2024/7991, K.2026/7324, T.20.04.2026 sayılı kararıyla sosyal medya üzerinden işlendiği kabul edilen hakaret mahkûmiyetini iki gerekçeyle bozdu.
Birincisi matufiyettir. Dosyada suça konu paylaşımın görseli bulunmuyordu ve açık kaynak araştırmasında da tespit edilememişti. Sanık ise ifadenin muhatabının katılan olmadığını savunmuştu. Daire, bu koşullarda ifadenin duraksanmayacak şekilde katılana yöneldiğinin anlaşılamadığını kabul etti.
İkincisi aleniyettir. Daire, paylaşımın "herkes tarafından görülebilir olup olmadığının tespit edilmesi" gerektiğini, bu yapılmadan TCK m.125/4'teki artırımın uygulanamayacağını belirtti.
Bu kararın uygulamaya dönük dersi açıktır: Ekran görüntüsü ve hesap ayarı, en az kimlik kadar önemli delillerdir. Kapalı bir hesaptan, sınırlı takipçiye yapılan paylaşım ile herkese açık bir paylaşım aynı artırıma tabi değildir. Kimlik doğrulaması, paylaşımın kime görünür olduğu sorusuna hiçbir cevap vermez.
V. Uygulamaya Dönük Sonuçlar
Soruşturma aşamasında: Şikâyet edilen paylaşımın görseli, bağlantısı, paylaşım tarihi ve hesabın görünürlük ayarı ilk elden ve usulüne uygun biçimde tespit edilmelidir. Uygulamada en sık rastlanan eksiklik, paylaşımın sonradan silinmesi ve dosyada yalnızca bir tutanak cümlesinin kalmasıdır. Yargıtay 4. Ceza Dairesi kararı, bu eksikliğin doğrudan bozma sebebi olduğunu gösteriyor.
Savunma açısından: "Hesap benim değil" savunması, doğrulanmış hesap döneminde daha çok ispat yükü getirecektir. Hesabın ele geçirildiğine dair bildirimler, şikâyet başvuruları ve cihaz bilgileri, savunmanın erken aşamada dosyaya sunması gereken belgeler hâline gelecektir. Buna karşılık unsurlara ilişkin savunmalar, yani matufiyet, aleniyet, açık ve yakın tehlike, saik ve kaynak paylaşımın akıbeti, kimlik düzenlemesinden etkilenmeden önemini koruyacaktır.
Yeniden paylaşımlarda: Yeniden paylaşan kişi hakkındaki dosyada, kaynak paylaşımı yapanın kimliği ve hakkındaki adli sürecin sonucu araştırılmalıdır. Kanaatimizce bu araştırma yapılmadan kurulan mahkûmiyetler, Aralık 2025 tarihli bozma kararından sonra istinaf ve temyiz aşamasında ciddi risk taşıyacaktır.
TCK m.217/A'nın ikinci fıkrası: Kimlik doğrulaması zorunlu hâle gelirse, "gerçek kimliğini gizleyerek" işlenme hâli ne olacak? Platforma kimliğini bildiren ama kamuya takma adla görünen bir kullanıcı gerçek kimliğini gizlemiş sayılacak mı? Fıkranın amacı failin kolluk ve yargıdan saklanmasını cezalandırmaksa, doğrulanmış bir hesabın takma adla kullanılması kanaatimizce bu artırımı tek başına gerektirmez. Bu soru, düzenleme yasalaştığında uygulamada ilk tartışılacak konulardan biri olacaktır. Kanun koyucunun gerekçede bu noktaya değinmesi, içtihat farklılıklarını önleyecektir.
VI. Sonuç
Sosyal medya hesaplarını kimlik numarasına bağlamayı amaçlayan düzenleme, ceza yargılamasında "kim yazdı?" sorusuna daha hızlı cevap verilmesini sağlayabilir. Ancak Yargıtay'ın son kararları, sosyal medya ceza dosyalarının yalnızca bu soru yüzünden bozulmadığını gösteriyor. Paylaşımın kime yöneldiği, kime görünür olduğu, somut bir tehlike doğurup doğurmadığı ve yeniden paylaşımda kaynağın akıbeti, ayrı ayrı ispat edilmesi gereken unsurlar olarak kalmaya devam ediyor.
Fail belli olduğunda suçun da belli olduğunu düşünmek, doğrulanmış hesap döneminin en büyük yanılgısı olabilir. Ceza hukukunda kimlik bir başlangıçtır; hüküm ise ancak suçun unsurları gösterildiğinde kurulabilir.
Yararlanılan Kaynaklar
· 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu m.125, 126, 216, 217/A, 218 (mevzuat.gov.tr güncel metin).
· Yargıtay 8. Ceza Dairesi, E.2025/2906, K.2025/10621, T.15.12.2025.
· Yargıtay 8. Ceza Dairesi, E.2024/424, K.2025/2369, T.24.03.2025.
· Yargıtay 8. Ceza Dairesi, E.2022/5953, K.2025/1648, T.03.03.2025.
· Yargıtay 4. Ceza Dairesi, E.2024/7991, K.2026/7324, T.20.04.2026.
· 13. Yargı Paketi'ne ilişkin kamuoyuna yansıyan taslak bilgileri (Ekim 2026; teklif henüz TBMM'ye sunulmamıştır).
Next