I. Giriş: Sözleşmede Bir Rakam, Kayıtta Başka Bir Rakam

29 Eylül 2023 günü Ankara'da bir noterde bir otomobil el değiştiriyor. Satış sözleşmesine aracın 65.343 kilometrede olduğu yazılıyor. Satıcı bir limited şirketin yetkilisi; aracın "sağlam" olduğunu ve bakımlarının zamanında yapıldığını söylüyor. Alıcı tarafı aracı aynı gün ekspertize götürüyor. Eksper de bir sorun görmüyor.

Birkaç ay sonra alıcı aracın geçmişine bakıyor. Aynı aracın 5 Nisan 2023 tarihli kaydında gösterge 251.302 kilometre. Yani satıştan yaklaşık altı ay önce araç, sözleşmede yazanın neredeyse dört katı yol yapmış görünüyor.

Şikâyet üzerine başlayan soruşturma kovuşturmaya yer olmadığı kararıyla bitiyor. İtiraz da reddediliyor. Dosya, Yargıtay 11. Ceza Dairesinin 22.06.2026 tarihli ve E.2026/818, K.2026/6815 sayılı kanun yararına bozma kararıyla yeniden açılıyor.

Karar tek bir dosyayı ilgilendiriyor gibi görünse de, ikinci el araç piyasasında her gün yaşanan bir tartışmayı netleştiriyor: Kilometre kaydı herkese açıksa, kilometresi düşürülmüş aracı satan kişinin yalanı "basit yalan" mıdır, yoksa dolandırıcılığın hilesi mi?

Konu bugün ayrıca güncel. 9 Ekim 2026 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanan değişiklikle araç muayene istasyonlarının kayıt yükümlülüklerine aykırılık için 100.000 Türk lirasına varan idari para cezası öngörüldü. Muayene kaydının ispattaki ağırlığı arttıkça, o kayda bakıp bakmamanın hukuki sonucu da daha çok tartışılacak.

II. Savcılığın Gerekçesi: "Plakayla Bir Sorgu Yeterdi"

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı kovuşturmaya yer olmadığı kararını üç dayanağa bağlamış. Birincisi, aracın şasi ve motor numarasında bir değişiklik yoktur. İkincisi, suç tarihinde plaka veya şasi numarasıyla, satıcının rızasına gerek olmadan tek taraflı bir sorguyla tramer ve kilometre kayıtlarına ulaşmak mümkündür. Üçüncüsü, bu nedenle alıcının denetim imkânı ortadan kalkmamıştır.

Savcılığa göre ortada şu vardır: "şüpheliye atfedilen eylemin basit yalan düzeyinde kaldığı, hile olarak kabul edilmesinin mümkün görülmediği". Uyuşmazlık ayıplı mal teslimidir ve alıcı hakkını Borçlar Kanunu ile Ticaret Kanunu'na göre hukuk mahkemesinde aramalıdır. Sulh ceza hâkimliği 08.05.2024 tarihinde itirazı bu gerekçeyle reddetmiş.

Gerekçe ilk okumada makul görünüyor. Uygulamada da sık karşılaşılan bir yaklaşımdır: Bilgiye ulaşmak kolaysa ve alıcı ulaşmamışsa, ceza hukuku alıcının ihmalini korumaz. Sorun, bu sonucun tek bir kabule dayanmasıdır: Kayıt mevcuttur, öyleyse aldatma yoktur. Oysa bu kabulün kendisi de araştırılması gereken bir olgudur.

III. Hile ile Yalan Arasındaki Çizgi

5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 157. maddesi dolandırıcılığı "hileli davranışlarla bir kimseyi aldatıp" yarar sağlamak olarak tanımlar ve bir yıldan beş yıla kadar hapis cezası öngörür. Hilenin ne olduğu kanunda tanımlanmamıştır. Bunu yargı içtihadı belirlemiştir.

Ceza Genel Kurulu, 14.06.2022 tarihli ve E.2019/97, K.2022/437 sayılı kararında uygulamadaki yerleşik tanımı şöyle aktarır: "Hile nitelikli yalandır. Yalan belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı, sergileniş açısından mağdurun denetleme olanağını ortadan kaldırmalıdır." Aynı karar, sözleşme ilişkilerinde mücerret bir yalanın dolandırıcılık için yetmeyeceğini de vurgular.

Bu kararın daha az alıntılanan bir cümlesi, kilometre dosyaları için belirleyicidir. Genel Kurul'a göre hangi davranışın hile sayılacağına dair genel bir kural koymak zordur. Değerlendirme olaysal yapılmalı, "olayın özelliği, mağdurun durumu, fiille olan ilişkisi, kullanılmışsa gizlenen veya değiştirilen belgenin nitelikleri" ayrı ayrı gözetilmelidir.

Aynı kararın karşı oyu da ilginçtir. Karşı oy yazan üyeler, para üstü hilesiyle aldatıldığı söylenen kasiyerin mesleği gereği benzer olaylarla sık karşılaştığını hatırlatıyor. Bu nedenle kasiyere söylenen basit yalanın hile boyutuna ulaşmadığını savunuyorlar. Bu yaklaşım, hilenin herkese karşı aynı ölçüyle değil, muhatabına göre değerlendirildiğini gösterir.

Bu çerçeve kilometre düşürme olaylarında şu anlama gelir: Göstergedeki rakamı elektronik müdahaleyle değiştirmek sözlü bir yalan değildir. Aracın kendisi üzerinde yapılmış maddi bir düzenlemedir. Alıcının gördüğü gösterge, satıcının sözünü doğrulayan bir dış harekettir. Geriye tek bir soru kalır: Bu düzenleme, alıcının makul bir kontrolle fark edebileceği kadar kaba mıdır?

IV. Yargıtay'ın Cevabı: Önce Ölç, Sonra Hükmet

11. Ceza Dairesi bu soruyu cevaplamıyor. Cevabın soruşturmada aranması gerektiğini söylüyor. Kararda yapılması gereken işlemler tek tek sayılıyor:

· Suç tarihinde şirketin yetkilisinin ticaret sicilinden belirlenmesi,

· 05.04.2023 ile 29.09.2023 arasındaki tüm tescil ve satış bilgilerinin getirtilmesi,

· Muayene belgelerinin TÜVTÜRK'ten istenmesi,

· Şikâyetçinin, alımı yapan vekilin ve satış günü aracı inceleyen eksperin dinlenmesi,

· Aracın suç tarihindeki piyasa değerinin belirlenmesi,

· Şüpheli hakkında benzer eylemler nedeniyle açılmış davaların incelenmesi.

En önemlisi şu tespittir: Kilometre düşürmenin "ne şekilde ve nasıl gerçekleştiğinin, basit bir kontrol ile anlaşılıp anlaşılmayacağının belirlenmesine yönelik teknik bilirkişiden rapor alınması" gerekir.

Dosyanın iki ayrıntısı bu sıralamayı anlamlı kılıyor. Şüpheli ifadesinde alıcının aracı ekspere götürmediğini, kilometreyi bildiğini ve aracı zaten piyasanın altında aldığını söylemiş. Şikâyetçi ise aracı piyasa değerinden aldığını ve aynı gün ekspertize götürdüğünü, eksperin de durumu fark etmediğini ileri sürmüş. Bu iki anlatımdan hangisinin doğru olduğu, hilenin varlığını doğrudan etkiler. Piyasa değeri araştırması bu yüzden şekli bir işlem değildir. Kilometresine göre ucuz satılan bir aracın alıcısı aldatılmış sayılmayabilir. Rakama güvenerek tam bedel ödeyen alıcı ise aldatılmış olabilir.

İkinci ayrıntı, şüpheli hakkında benzer eylemler nedeniyle başka kamu davaları açılmış olmasıdır. Daire bu dosyaların getirtilmesini istiyor. Tekrarlanan bir satış yöntemi, tek seferlik bir yanlış beyandan farklı değerlendirilir. Ayrıca kararda suç vasfı "tacir veya şirket yöneticileri ile kooperatif yöneticilerinin dolandırıcılığı" olarak gösterilmiştir. Bu, TCK m.158/1-h uyarınca üç yıldan on yıla kadar hapis cezası öngören nitelikli hâldir.

Daire aynı ölçütü önceki dosyalarda da kullanmıştı. 11. Ceza Dairesinin 29.09.2025 tarihli ve E.2025/762, K.2025/12295 sayılı kararında Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, Kayseri'deki bir dosya için aynı araştırma listesini istemişti. İstem, 2024 tarihli bir kararda da kullanılan şu olgulara dayanıyordu: aracın muayenede 259.525, tramer kaydında 281.084, servis kaydında 250.000 kilometrede görünmesi ve satış ilanlarının internet sitesinden getirtilmesi. Dürüst olmak gerekirse Daire bu dosyada esasa girmedi. Kovuşturmaya yer olmadığı kararının tebliğ evrakı UYAP'ta bulunmadığı için dosyayı Başsavcılığa iade etti. Yine de araştırma listesinin bir kalıba dönüştüğü açıktır.

Yargılama aşamasındaki bir örnek de aynı yönü gösteriyor. 11. Ceza Dairesinin 18.09.2025 tarihli ve E.2022/986, K.2025/11834 sayılı kararına konu olayda aracın kilometresi 2012 muayenesinde 160.046, 2014 muayenesinde 138.152 olarak kayda geçmişti. Bölge adliye mahkemesi sanığı beraat ettirmişti. Katılan vekilinin temyiz dilekçesinden, beraat gerekçesinin alıcının kilometre bilgisini TÜVTÜRK'e SMS göndererek öğrenebileceği düşüncesine dayandığı anlaşılıyor. Yargıtay farklı bir noktaya baktı. Sanık ilk ifadesinde dijital göstergenin değiştirildiğini, mahkemede ise göstergenin tamiri sırasında kilometrenin değiştiğini söylemişti. Bu çelişki ve değişikliğin aracın satıldığı kişiye bildirilmemesi karşısında beraat kararı bozuldu.

V. "Kayıt Açıktı" Argümanının Zayıf Yanları

Kanaatimizce Yargıtay'ın yaklaşımı isabetlidir. Bunun üç nedeni var.

Birincisi, kaydın erişilebilir olması ile alıcının o kayda bakmasının beklenebilir olması aynı şey değildir. Ceza Genel Kurulu'nun da vurguladığı gibi hile, mağdurun durumuna göre değerlendirilir. Her gün araç alıp satan bir galerici ile hayatında iki üç kez araç alan bir kişiden aynı dikkat beklenemez. Somut olayda alıcı tarafın aracı ekspertize götürdüğü ve eksperin de durumu fark etmediği iddiası doğruysa, "basit bir kontrol" savunması kendiliğinden zayıflar. Profesyonel bir incelemenin yakalayamadığı bir müdahale basit kontrolle fark edilebilir sayılamaz.

İkincisi, muayene kaydı tek başına kesin bir doğruluk belgesi değildir. Araç Muayene İstasyonlarının Açılması, İşletilmesi ve Araç Muayenesi Hakkında Yönetmeliğin 17. maddesine 28.04.2023 tarihinde eklenen cümleye göre, muayene raporundaki bilgilerin doğruluğundan işletici sorumludur; ancak "kilometre bilgisi hariç". Aynı madde, hatalı girilmiş kilometre bilgisinin araç sahibinin başvurusuyla düzeltilebilmesine de imkân tanır. Mevzuatın kendisi bile kilometre kaydına mutlak güven duymuyorsa, alıcıdan bu kayda bakmasını hile değerlendirmesinin tek ölçütü olarak beklemek tutarlı olmaz. Bu nedenle bilirkişi incelemesi yalnız "düşürülmüş mü" sorusuyla sınırlı kalmamalıdır. Hangi kaydın hangi tarihte hangi kaynaktan girildiği de belirlenmelidir.

Üçüncüsü, savcılığın gerekçesi pratikte bir sorumluluk aktarımıdır. Kayıt sorgulanabiliyorsa, göstergeyi değiştiren kişi yerine sorgulamayan alıcı sonucuna katlanır. Bu mantık genişletilirse tapu, sicil veya sorgu sistemleri üzerinden doğrulanabilen her bilgiyle ilgili sahte gösterim cezasız kalır. Hilenin ölçüsü alıcının tembelliği değil, failin kurduğu düzenin yoğunluğudur. Elektronik müdahale, eksperi yanıltabilecek kadar iyi yapılmışsa ve satıcı bunu "bakımları zamanında yapıldı" sözüyle desteklemişse, ortada artık yalnız sözlü bir yalan yoktur.

Öte yandan karşı görüşün de haklı bir tarafı var. Ceza hukuku her ayıplı satışın son çaresi olmamalıdır. Kilometrenin kim zamanında düşürüldüğü belirlenemiyorsa ya da satıcının bunu bildiği ispat edilemiyorsa, kast unsuru eksik kalır ve uyuşmazlık hukuk mahkemesine aittir. Yargıtay'ın "önce araştır" demesi bu ayrımı ortadan kaldırmıyor, yalnızca onu delile dayandırıyor.

VI. Ceza Yolu Kapanırsa: Hukuk Tarafında Neler Kalır?

Kovuşturma yapılsın ya da yapılmasın, alıcının özel hukuktan doğan hakları bağımsızdır. Kilometrenin düşürülmüş olması, satılanda bulunması gereken bir niteliğin eksikliğidir. Bu yüzden ayıp hükümleri devreye girer.

6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 223. maddesi alıcıya, satılanı olağan akışa göre gözden geçirme ve ayıbı uygun sürede bildirme yükü getirir. Ancak olağan bir gözden geçirmeyle ortaya çıkarılamayacak ayıplar için bu yük, ayıbın öğrenildiği andan itibaren "hemen" bildirme yükümlülüğüne dönüşür. Kilometre düşürme, uygulamada çoğunlukla bu ikinci gruba girer.

Satıcının ağır kusuru sonucu değiştirir. TBK m.225'e göre ağır kusurlu satıcı, ayıbın süresinde bildirilmediğini ileri sürerek sorumluluktan kurtulamaz. Aynı hüküm, satıcılığı meslek edinmiş kişilerin bilmesi gereken ayıplar için de geçerlidir. TBK m.231 uyarınca ayıptan doğan davalar devirden itibaren iki yılda zamanaşımına uğrar, fakat ağır kusurlu satıcı bu sürenin kendisini korumasından yararlanamaz. TBK m.221 de ağır kusur hâlinde sorumluluğu kaldıran veya sınırlayan her anlaşmayı kesin olarak hükümsüz sayar.

Bu son hüküm sözleşmelerde sık görülen "aracı mevcut hâliyle görüp beğenerek aldım" kaydını sınırlar. Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 25.02.2026 tarihli ve E.2025/4122, K.2026/1094 sayılı kararına konu dosyada ilk derece mahkemesi, muayene kayıtlarında 2013'te 154.035, 2015'te 113.567 kilometre görünen aracın kilometresiyle oynandığını tespit etmişti. Mahkeme bunun haricen bilinemeyecek bir gizli ayıp olduğunu kabul ederek davayı kısmen kabul etmişti. Bölge adliye mahkemesi ise ekspertiz raporundaki motor arızalarını ve sözleşmedeki "görülüp beğenilerek" kaydını esas alarak davayı reddetti. Yargıtay bu kararı onadı.

Karar, ekspertizde açıkça yazan arızalar bakımından anlaşılabilir. Ancak gerekçede kilometre düşürme ayrı bir ayıp olarak tartışılmamıştır. Kanaatimizce motor arızasının bilinmesi, kilometre düşüklüğünün de bilindiği anlamına gelmez. Kilometre düşürme ağır kusurla birlikte ileri sürülürse, "görülüp beğenilerek" kaydı TBK m.221 karşısında satıcıyı korumamalıdır. Uygulamada bu nedenle kilometre iddiasının dava dilekçesinde motor veya kaporta kusurlarından ayrı bir başlık olarak ileri sürülmesi önemlidir.

Bir başka yol da aldatma hükümleridir. TBK m.36'ya göre aldatılan taraf, yanılması esaslı olmasa bile sözleşmeyle bağlı değildir. Ancak m.39 uyarınca bu hak, aldatmanın öğrenildiği andan itibaren bir yıl içinde kullanılmalıdır. Aksi hâlde sözleşme onanmış sayılır. Tazminat hakkı ise saklıdır. Kilometre farkını fark eden alıcının bu bir yıllık süreyi ceza soruşturmasının sonucunu beklerken kaçırmaması gerekir.

VII. Uygulamaya Dönük Notlar

Şikâyetçi tarafın ilk işi delili sabitlemektir. Muayene, tramer ve servis kayıtlarının tarihli çıktıları, satış ilanının ekran görüntüsü, ekspertiz raporu ve noter sözleşmesi şikâyet dilekçesine eklenmelidir. Dilekçede Yargıtay'ın saydığı araştırmaların açıkça talep edilmesi, kovuşturmaya yer olmadığı kararının eksik soruşturma gerekçesiyle denetlenmesini kolaylaştırır. Bunlar TÜVTÜRK kayıtları, tescil geçmişi, eksperin dinlenmesi, piyasa değeri ve teknik bilirkişi raporudur.

Kovuşturmaya yer olmadığı kararına itiraz süresine dikkat edilmelidir. Somut dosyada karar metninde aktarılan eski düzenleme "onbeş gün" süreden söz etse de, Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 173. maddesinin bugünkü metni tebliğden itibaren "iki hafta" demektedir. Kanun yararına bozma ise suçtan zarar görene tanınmış bir hak değildir. Adalet Bakanlığının takdirine bağlı olağanüstü bir yoldur. Somut dosyada itirazın reddinden bozmaya kadar iki yıldan fazla süre geçmiştir. Bozma kararı CMK m.309/4-a uyarınca hâkimliğin yeniden inceleme yapmasını sağlar. Ancak alıcı için asıl güvence, itirazın ilk aşamada eksiksiz yapılmasıdır.

Suç vasfı da önemlidir. Basit dolandırıcılık (TCK m.157) CMK m.253 uyarınca uzlaştırma kapsamındadır. Satıcı tacir veya şirket adına hareket eden bir kişiyse ve satış ticari faaliyet sırasında yapılmışsa, nitelikli hâl (TCK m.158/1-h) uzlaştırma kapsamı dışında kalır. Galeriden alınan araçlarda nitelendirme, hem ceza miktarını hem de dosyanın uzlaştırma bürosuna gidip gitmeyeceğini belirler.

Satıcı tarafı içinse ders açıktır: Aracın kilometresi hakkında bilgi yoksa, bu durum sözleşmeye yazılmalıdır. "Gösterge değiştirildi, gerçek kilometre bilinmiyor" gibi açık bir kayıt, sonradan ortaya çıkabilecek hile iddiasının en güçlü karşılığıdır.

VIII. Sonuç

Yargıtay 11. Ceza Dairesinin 2026/818 sayılı kararı, kilometre kaydının herkese açık olmasını dolandırıcılık iddiasını baştan kapatan bir gerekçe olarak kabul etmiyor. Kararın mesajı şudur: "Bir sorguyla öğrenebilirdi" savunması ancak teknik bilirkişi, eksper beyanı, piyasa değeri ve kayıt zinciriyle doğrulanırsa bir anlam taşır.

Ceza Genel Kurulu'nun hileyi mağdurun durumuna göre değerlendiren ölçütü de bu sonucu destekliyor. Mevzuatın muayene istasyonunu kilometre bilgisinin doğruluğundan sorumlu tutmaması da aynı yöne işaret ediyor. Hukuk tarafında ise ağır kusurlu satıcının iki yıllık zamanaşımından ve sorumsuzluk kaydından yararlanamayacağı hatırlanmalıdır. Kilometre farkını fark eden alıcı için en büyük risk, hakkının olmaması değil, ceza ve hukuk yollarındaki kısa süreleri birbirine karıştırmaktır.

Yararlanılan Kaynaklar

· Yargıtay 11. Ceza Dairesi, E.2026/818, K.2026/6815, T.22.06.2026 (kanun yararına bozma).

· Yargıtay 11. Ceza Dairesi, E.2025/762, K.2025/12295, T.29.09.2025.

· Yargıtay 11. Ceza Dairesi, E.2022/986, K.2025/11834, T.18.09.2025.

· Yargıtay Ceza Genel Kurulu, E.2019/97, K.2022/437, T.14.06.2022.

· Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E.2025/4122, K.2026/1094, T.25.02.2026.

· 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu, m.157, m.158.

· 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu, m.173, m.253, m.309.

· 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu, m.36, m.39, m.221, m.223, m.225, m.231.

· Araç Muayene İstasyonlarının Açılması, İşletilmesi ve Araç Muayenesi Hakkında Yönetmelik (RG 06.01.2021, 31356), m.17 (28.04.2023 değişikliği).

· Araç Muayene İstasyonlarının Açılması, İşletilmesi ve Araç Muayenesi Hakkında Yönetmelikte Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik (RG 09.10.2026, 33395).