Son aylarda Türkiye'ye ilişkin ihlal kararları arka arkaya geldi. AİHM Büyük Dairesi 25 Ağustos 2026'da Kavala (2) kararında, Türkiye'nin Osman Kavala'yı derhal serbest bırakması ve mahkûmiyetinin sonuçlarını ortadan kaldırması gerektiğine hükmetti. Bu, aynı dosyada verilen üçüncü karar. Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi de 15-16 Eylül'deki toplantısında Türkiye'den, Kavala'nın tahliyesi için attığı veya atacağı somut adımları 14 Ekim'e kadar bildirmesini istedi. Komite, dosyanın ceza hukukunun muhaliflere, gazetecilere ve hak savunucularına karşı kullanılması, terörle mücadele mevzuatının geniş yorumlanması ve yargı bağımsızlığı eksikliği gibi daha geniş sorunları gösterdiğini de vurguladı.

Yalçınkaya devamı dosyalarda da tablo netleşiyor. AİHM 23 Haziran 2026'da verdiği Kılıçarslan, Dönmez ve Çalı kararlarıyla Yalçınkaya içtihadını sürdürdü ve sorunun münferit değil, ByLock'a dayalı üyelik mahkûmiyetlerinin tamamını potansiyel olarak etkileyen yapısal bir sorun olduğunu bir kez daha teyit etti. İç hukukta da önemli bir kırılma yaşandı: Anayasa Mahkemesi Genel Kurulu, 24 Şubat 2026 tarihli ve 19 Haziran'da Resmî Gazetede yayımlanan Ramazan Çakır kararında Yalçınkaya kararını dikkate aldı; yerel mahkemenin ByLock'un örgütsel amaçla kullanılıp kullanılmadığını somut olarak tartışmadığını tespit etti.

Kararlar geliyor. Asıl soru şu: Uygulanıyor mu?

Karar yetmez, icra gerekir

Hukuk devletinin en temel göstergesi, mahkeme kararlarının yalnızca verilmesi değil, etkili biçimde uygulanmasıdır. AİHM ve AYM'nin ihlal kararları bireysel mağduriyeti gidermenin ötesinde, sistemin hatasını düzeltmeyi ve benzer ihlallerin tekrarını önlemeyi amaçlar. Uygulanmadıklarında ihlal sürer, yargıya güven aşınır ve hukuk devleti içi boş bir kavrama dönüşür.

Türkiye'de bu risk teorik değil. Yalçınkaya kararının ardından yeniden yargılamayı yapan ağır ceza mahkemesi, Büyük Daire kararını tanımayarak aynı mahkûmiyet hükmünü yeniden kurdu. AYM de kendi ihlal kararlarının uygulanmadığı dosyalarda ikinci kez ihlal kararı vermek zorunda kaldı; örneğin derece mahkemesinin yeniden yargılamayı başlatmak yerine talebi reddettiği bir dosyada, ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılmadığını tespit etti.

Kararların uygulanmasının "kendiliğinden" değil, ısrarlı takip ve hukuki baskıyla gerçekleştiği böyle bir ortamda avukatın rolü tali değil, merkezidir. Bu rolü dört başlıkta somutlaştırmak mümkün.

1. Kararı anmak değil, dosyaya uygulamak

"AİHM ihlal verdi" demek yeterli değildir. Avukatın ilk görevi, ihlalin hangi maddi unsurdan, hangi usul güvencesinin eksikliğinden, hangi ispat standardından ya da hangi öngörülebilirlik sorunundan kaynaklandığını yerel mahkeme önünde açıkça ortaya koymaktır. Yeniden yargılama dilekçesi, ihlal kararının gerekçesiyle somut dosyanın eşleştirildiği bir metin olmalıdır.

Mahkemelerin yerleşik kabullerini koruma eğilimi bilinen bir gerçektir. Sistematik ve ısrarlı bir avukat müdahalesi olmadığında, AİHM kararları kolayca gerekçelerde anılan ama sonucu değiştirmeyen sembolik referanslara dönüşür.

2. Uygulamayı kayda geçirmek ve denetime taşımak

Yerel mahkeme ihlal kararını görmezden geliyor, eksik uyguluyor ya da eski yaklaşımı yeni gerekçelerle tekrarlıyorsa, bu yalnızca bir iç hukuk sorunu olarak bırakılmamalıdır.

Bakanlar Komitesi, kararların gerçekten uygulanıp uygulanmadığını görmek için ilk derece mahkemelerinden örnek kararlar, alınan özel tedbirler ve ek bilgi talep ediyor. Mahkemelerin AİHM standartlarını fiilen uygulayıp uygulamadığı, icra sürecinin temel verisidir. Bu veriyi üreten aktörlerin başında avukatlar gelir.

Bakanlar Komitesi kurallarının 9. maddesi kapsamında yapılan bildirimlerin işlevi de budur: sahadaki uygulama ile resmî anlatı arasındaki farkı görünür kılmak. Bu çerçevede avukat, yalnızca müvekkilinin temsilcisi değil, uygulama gerçeğinin kaydedicisi ve takipçisidir. Bu kayıtların Adalet Bakanlığı İnsan Hakları Daire Başkanlığı ile de paylaşılması, icra sürecine iç hukukta da katkı sunar.

3. Bireysel dava ile yapısal sorun arasında köprü kurmak

Özellikle terör yargılamalarında hâkim ve savcıların yerleşik kabullerden kopamadığı görülüyor. Bu nedenle avukatın görevi yalnızca beraat ya da tahliye talep etmek değil, mahkemenin önüne "bu dosya neden yeniden ihlal üretir?" sorusunun somut cevabını koymaktır.

Binlerce benzer dosyanın bulunduğu ByLock yargılamaları bunun en açık örneğidir. Avukatlar süreci yalnızca bireysel düzeyde yürütürse sistem kendini yeniden üretir. Ortak dil, ortak standart ve sistematik kayıt oluşturulduğunda ise içtihadi baskı artar. AYM'nin Genel Kurul kararıyla Yalçınkaya içtihadına yönelmesi, bu baskının sonuç verebileceğini gösteriyor. Şimdi sıra, bu yaklaşımın ilk derece mahkemelerine ve Yargıtay'a yansıyıp yansımadığını izlemekte.

4. Kurumsal hafızayı diri tutmak

Burada kastedilen günlük medya gündemi değil, teknik ve kurumsal takiptir. Kavala dosyasında Bakanlar Komitesi'nin yıllardır aynı çağrıyı yinelemesi, takip edilmeyen bir kararın nasıl kolayca "rutin"e dönüşebileceğini de gösteriyor. Baroların, avukatların, insan hakları örgütlerinin ve akademinin dosyaları sürekli gündemde tutması, kararların uygulanması açısından önemli bir katkıdır. Barolar bu noktada, uygulanmayan kararları tek tek kaydeden ve düzenli olarak raporlayan bir izleme işlevi üstlenebilir.

Pratikte nelere dikkat edilmeli?

• Süreye dikkat edin. AİHM ihlal kararına dayalı yargılamanın yenilenmesi talebi, CMK m. 311/1-f uyarınca kararın kesinleşmesinden itibaren bir yıl içinde yapılmalıdır. AYM ihlal kararında ise derece mahkemesi talep beklemeksizin yeniden yargılamaya başlamakla yükümlüdür; bu yükümlülüğü mahkemeye açıkça hatırlatın.

• Gerekçeyi paragraf paragraf eşleştirin. Talep dilekçesinde ihlal kararının ilgili paragraflarını anın ve somut dosyadaki hangi delil, gerekçe veya usul eksikliğine karşılık geldiğini tek tek gösterin.

• Ret kararını yeni bir ihlal olarak ele alın. Mahkeme yeniden yargılama talebini reddeder ya da eski hükmü aynen kurarsa, kanun yollarını tüketerek AYM'ye kararın uygulanmadığı gerekçesiyle yeniden başvurun.

• Her şeyi belgeleyin. Ret kararlarını, tutanakları ve gerekçeleri saklayın; kişisel verileri çıkarılmış kısa bir özetle Bakanlar Komitesi'ne 9. kural kapsamında bildirimde bulunmayı değerlendirin.

Kararın ömrünü avukat belirler

AİHM ve AYM kararlarının gerçek etkisi, nasıl uygulandıklarıyla ölçülür. Koordineli bir hukuki takip yürütülmediğinde ihlal kararları zamanla arşivlik metinlere dönüşür. Güçlü, sistematik ve kolektif bir avukatlık pratiği ise bu kararları yalnızca bireysel davaların değil, hukuk düzeninin dönüşümünün aracı hâline getirebilir.

Önümüzdeki haftalarda Türkiye'nin Bakanlar Komitesi'ne Kavala dosyasında ne bildireceği, Ramazan Çakır kararının derece mahkemelerinde nasıl karşılık bulacağı ve AİHM’nin Yalçınkaya kapsamlı kararlarının yeniden yargılamalara nasıl yansıyacağı görülecek. Bu soruların cevabını büyük ölçüde duruşma salonlarındaki avukatların çabası belirleyecek.

Av. Lale DEMİRKAZAN