I. GİRİŞ

Yabancıların ülkeye kabulü, ülkede kalışı ve ülkeden çıkışı devletlerin egemenlik yetkisiyle yakından bağlantılıdır. Türk hukukunda da 6458 sayılı Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu (YUKK) kapsamında kamu düzeni, kamu güvenliği ve kamu sağlığı gerekçeleriyle yabancılar hakkında ülkeye giriş yasağı ve diğer idari tedbirler uygulanabilmektedir.

YUKK'un 9. maddesinin birinci fıkrasında, Türkiye dışında olup kamu düzeni veya kamu güvenliği ya da kamu sağlığı açısından Türkiye'ye girmesinde sakınca görülen yabancıların ülkeye girişinin yasaklanabileceği düzenlenmiştir. Aynı maddenin üçüncü fıkrasında giriş yasağının süresinin en fazla beş yıl olduğu; kamu düzeni veya kamu güvenliği açısından ciddi tehdit bulunması hâlinde bu sürenin en fazla on yıl daha artırılabileceği öngörülmüştür.[1]

Bu düzenleme idareye önemli bir önleyici yetki vermektedir. Ancak “millî güvenlik”, “kamu güvenliği” veya “kamu düzeni” kavramlarının kullanılması, idari işlemi kendiliğinden hukuka uygun hâle getirmez. Anayasa'nın 125. maddesi uyarınca idarenin işlem ve eylemleri yargısal denetime tabidir. Dolayısıyla güvenlik gerekçeli giriş yasaklarının da yetki, şekil, sebep, konu ve maksat unsurları yönünden etkili biçimde denetlenmesi gerekir.

Özellikle son yıllarda risk analizleri, sosyal medya hesapları ve dijital veriler yabancılar hakkında yapılan güvenlik değerlendirmelerinde daha görünür hâle gelmiştir. Bu durum; paylaşımın gerçekten mevcut olup olmadığı, kişiye aidiyetinin nasıl belirlendiği, imzasız mülakat formlarının ispat değeri, dijital verilerin hangi yöntemle elde edildiği ve uzun süreli giriş yasaklarının temel haklar üzerindeki etkileri gibi yeni hukuki sorunları gündeme getirmektedir.

II. ÜLKEYE GİRİŞ YASAĞI, TAHDİT KODLARI VE İDARİ İŞLEMİN SEBEP UNSURU

G-82 tahdit kodu uygulamada millî güvenlik aleyhine faaliyette bulunan veya bulunduğu değerlendirilen yabancılar bakımından karşımıza çıkmaktadır. Anayasa Mahkemesinin Bilal Padalı Chasanoglou kararında da başvurucunun, hakkında bulunan “G-82 (Millî Güvenlik Aleyhine Faaliyette Bulunan veya Bulunduğu Şüphesi Olan)” tahdit kodu sebebiyle Türkiye'ye girişine izin verilmediği belirtilmiştir.[2]

Ç-184 kodu ise uygulamada kamu güvenliği sebebiyle kabul edilmeyen/INAD yolcular bakımından karşılaşılabilen kayıtlardandır. Bununla birlikte bir tahdit kodunun idari sistemde mevcut olması ile bu kodun tesisine yol açan maddi olgunun hukuka uygunluğu birbirinden ayrılmalıdır.

“G-82 kaydı vardır; o hâlde kişi millî güvenlik bakımından sakıncalıdır.” biçimindeki yaklaşım, tahdit kodunun varlığını yine tahdit kodunun hukuka uygunluğunun gerekçesi hâline getirir. Oysa yargısal denetimde asıl soru, kodun tesis edilmesine neden olan somut olay, bilgi, belge veya faaliyetin ne olduğudur.

İdari işlemin sebep unsuru tam da bu noktada önem taşır. Giriş yasağı gibi ağır ve uzun süreli sonuçlar doğurabilen bir işlemde sebebin, yargısal denetime elverişli ölçüde belirlenebilir olması gerekir.

III. MİLLÎ GÜVENLİK VE KAMU DÜZENİ ALANINDA İDARENİN TAKDİR YETKİSİNİN SINIRLARI

Yabancılar hukukunda idareye geniş bir değerlendirme alanı tanınması, güvenlik tehditlerinin önleyici nitelikte ele alınabilmesi bakımından anlaşılabilir bir tercihtir. Bununla birlikte takdir yetkisi keyfîlik anlamına gelmez.

Anayasa Mahkemesi A.G. başvurusunda, Türkiye'ye giriş yasağının aile hayatı üzerindeki etkisini incelerken idarenin soyut istihbarat bilgisine dayanmasını ve derece mahkemesinin millî güvenlik argümanını yeterli bir somutlaştırma yapmadan kabul etmesini yeterli görmemiştir. AYM, kamu güvenliği açısından nasıl bir tehdit oluştuğuna ilişkin değerlendirme yapılmamasını ve başvurucunun aile hayatı ile kamusal menfaat arasında dengeleme kurulmamasını ihlal gerekçeleri arasında değerlendirmiştir.[3]

Bu yaklaşım, idari yargının güvenlik makamlarının yerine geçerek yeni bir güvenlik değerlendirmesi yapmasını gerektirmez. Ancak mahkemenin; ileri sürülen olgunun mevcut olup olmadığını, kişiyle bağlantısının nasıl kurulduğunu, işlem ile maddi vakıa arasında makul bir ilişki bulunup bulunmadığını ve müdahalenin somut etkilerini incelemesini gerektirir.

IV. ANAYASA MAHKEMESİNİN BILAL PADALI CHASANOGLOU KARARI VE “YETERLİ VE CİDDİ BİLGİ” ÖLÇÜTÜ

Anayasa Mahkemesinin Birinci Bölümünün Bilal Padalı Chasanoglou [1. B.], B. No: 2021/14332, 28.01.2026 tarihli kararı, G-82 tahdit kodu ve Türkiye'ye giriş yasağının yargısal denetimi bakımından güncel ve önemli bir içtihattır.[2]

Yunanistan vatandaşı başvurucu, 13.03.2018 tarihinde Pazarkule Kara Hudut Kapısı'ndan Türkiye'ye giriş yapmak istediğinde G-82 tahdit kodu nedeniyle ülkeye alınmamıştır. Başvuru, Türkiye'ye giriş yasağı nedeniyle aile hayatına saygı hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir ve AYM ihlal sonucuna ulaşmıştır.

Kararın temel ölçütlerinden biri, kamu makamlarının kişinin millî güvenliği tehlikeye atacak nitelikte faaliyetlerde bulunduğuna ilişkin “yeterli ve ciddi bilgileri” yargı mercilerine sunması gerektiğidir.[2] Bu ifade, giriş yasağı uyuşmazlıklarında iki uç yaklaşım arasında denge kurmaktadır.

Bir taraftan, millî güvenlik amacıyla önleyici tedbir alınabilmesi için mutlaka kesinleşmiş bir ceza mahkûmiyeti bulunması şart değildir. Diğer taraftan, kesinleşmiş mahkûmiyet aranmaması hiçbir somut maddi dayanak aranmaması anlamına da gelmez. AYM'nin benimsediği ölçüt, kişinin güvenlik tehdidi oluşturduğuna ilişkin bilginin yeterli ve ciddi nitelikte olması ve bu bilginin yargısal denetime sunulabilmesidir.

Kararda, G-82 kaydının dayanaklarından birinin MİT Başkanlığının gizli yazısı olduğu görülmekle birlikte, kişinin millî güvenlik aleyhine nasıl bir faaliyet gösterdiğine ilişkin somut tespitin bulunmaması ve yeterli-ciddi bilgi standardının yargılamada tartışılmaması önemsenmiştir. Bu nedenle bir istihbari kayıt veya güvenlik değerlendirmesinin bulunması, yargısal denetimi sona erdiren değil; denetimin konusunu oluşturan bir unsurdur.

V. YARGISAL DENETİMİN ŞEKLÎ DEĞİL ETKİLİ OLMASI GEREĞİ

Tahdit kodlarına ilişkin uyuşmazlıklarda mahkemenin yalnızca “güvenlik birimlerince sakıncalı görülmüştür”, “istihbari bilgi bulunmaktadır” veya “G-82 kaydı mevcuttur” ifadeleriyle yetinmesi, işlemin sebep unsurunun denetimini zayıflatabilir.

Bilal Padalı Chasanoglou kararından çıkan temel sonuçlardan biri, tahdit kodunun kendisinin değil tahdit kodunun sebebinin incelenmesi gerektiğidir. Etkili yargısal denetim; gizlilik gerektiren alanlarda dahi, en azından işlemin dayanağının varlığını, ciddiyetini ve kişiyle bağlantısını değerlendirebilecek bir incelemeyi gerektirir.

Bu denetimin amacı idarenin güvenlik politikasını belirlemek değil; idarenin sahip olduğu yetkinin hukuk sınırları içinde kullanılıp kullanılmadığını tespit etmektir.

VI. SOSYAL MEDYA PAYLAŞIMLARININ GİRİŞ YASAĞINA DAYANAK OLMASI

Sosyal medya içerikleri somut olayın özelliklerine göre güvenlik değerlendirmesinde dikkate alınabilir. Ancak bu verinin idari işleme dayanak yapılması en az iki aşamalı bir inceleme gerektirir.

İlk aşama, iddia edilen içeriğin gerçekten mevcut olup olmadığı ve ilgili kişiye ait bulunup bulunmadığıdır. İkinci aşama ise mevcut ve kişiye ait olduğu belirlenen içeriğin bağlamı, niteliği ve etkisi itibarıyla millî güvenlik veya kamu düzeni bakımından ilgili tedbiri haklı gösterecek ağırlıkta olup olmadığıdır.

Bir paylaşımın hukuki niteliğine geçmeden önce paylaşımın varlığının ve aidiyetinin ortaya konulması gerekir. Somut olayın özelliklerine göre kullanıcı adı, hesap bilgileri, paylaşım tarihi, URL, ekran görüntüsü, fotoğraf veya video, içeriğin tam hâli ve hesabın kişiye aidiyetini ortaya koyan kayıtlar bu değerlendirmede önem taşıyabilir.

Risk analiz formunda yalnızca kişinin sosyal medya hesabında belirli nitelikte paylaşımlar bulunduğunun yazılması, paylaşımın gerçekten mevcut olup olmadığının yargısal olarak incelenmesini gereksiz hâle getirmez.

VII. SOSYAL MEDYA İÇERİĞİNİN VARLIĞI, AİDİYETİ VE BAĞLAMI

İdarenin sosyal medya içeriğine dayandığı bir işlemde paylaşımın ekran görüntüsü, bağlantısı, tarihi veya başka bir doğrulanabilir dijital kaydı bulunmuyorsa ispat bakımından önemli bir sorun ortaya çıkar.

Bu durumda paylaşımın hangi tarihte, hangi hesaptan ve hangi biçimde yapıldığı; hesabın ilgili kişiye ait olduğunun nasıl belirlendiği; içeriğin kişinin kendi sözü mü, üçüncü bir kişinin paylaşımının yeniden aktarılması mı, yoksa yalnızca bir beğeni mi olduğu araştırılmalıdır.

Anayasa Mahkemesi Hakan Aygün kararında, sosyal medya paylaşımları nedeniyle uygulanan tutuklama tedbirini incelerken paylaşımların kamu düzeni açısından ne şekilde somut tehlikeye sebep olduğunun ortaya konulmasına önem vermiştir.[4] Ceza muhakemesinde tutuklama ile yabancılar hukukundaki giriş yasağı aynı hukuki rejime tabi değildir. Bununla birlikte AYM'nin somutlaştırma yaklaşımı, sosyal medya içeriğinin bağlamdan koparılmadan ve doğurduğu sonuçla bağlantısı kurulmadan değerlendirilmemesi gerektiğini göstermesi bakımından yol göstericidir.

Dolayısıyla hukuki sorun, sosyal medya paylaşımının hiçbir durumda güvenlik tedbirine dayanak olamayacağı değildir. Asıl sorun; hangi içeriğin, hangi delille, hangi bağlamda ve hangi somut güvenlik gerekçesiyle işleme dayanak yapıldığıdır.

VIII. RİSK ANALİZ MÜLAKAT FORMLARI VE İMZA SORUNU

Ülkeye giriş kontrollerinde yabancılar risk analiz birimleri tarafından mülakata alınabilmekte ve görüşme sonrasında çeşitli formlar düzenlenebilmektedir. Bu formlarda kişiye ait olduğu belirtilen beyanların daha sonra güvenlik değerlendirmesine esas alınması mümkündür.

Ancak form ilgili kişi tarafından imzalanmamış ve kişi daha sonra kendisine atfedilen beyanları açıkça reddetmişse, bu itirazın yargısal denetimde karşılanması gerekir. Bir belgenin yalnızca imzasız olması her durumda hükümsüz olduğu anlamına gelmez; fakat işlem esas itibarıyla bu beyan üzerine kurulmuşsa, beyanın kişiye aidiyetinin başka verilerle doğrulanması önem kazanır.

Bu kapsamda mülakatın kimler tarafından gerçekleştirildiği, hangi dilde yapıldığı, tercüman kullanılıp kullanılmadığı, beyanların ne şekilde kaydedildiği, kişiye okunup okunmadığı, imzanın neden alınmadığı, ses veya görüntü kaydı bulunup bulunmadığı ve formdaki değerlendirmeyi destekleyen bağımsız bilgi veya belge olup olmadığı incelenebilir.

Özellikle imzasız mülakat formunda sosyal medya hesabında belirli paylaşımların bulunduğu yazılı olduğu hâlde, dosyada bu içeriklere ilişkin ekran görüntüsü, fotoğraf, video, URL veya başka bir doğrulanabilir kayıt yoksa formun tek başına belirleyici hâle getirilmesi sebep unsuru bakımından daha sıkı bir incelemeyi gerektirir.

IX. DİJİTAL VERİLERİN ELDE EDİLME YÖNTEMİ

Sosyal medya veya diğer dijital verilerin varlığı kadar hangi yöntemle elde edildiği de önemlidir. Kamuya açık bir sosyal medya hesabındaki içeriğin açık kaynak araştırmasıyla görülmesi ile kişinin cep telefonunun alınarak özel hesaplarına, mesajlarına, fotoğraflarına veya cihaz içindeki diğer verilere erişilmesi aynı hukuki nitelikte değildir.

İkinci durumda Anayasa'nın 20. maddesinde güvence altına alınan özel hayata saygı ve kişisel verilerin korunmasını isteme hakkı; haberleşme içeriklerine erişim söz konusuysa Anayasa'nın 22. maddesinde düzenlenen haberleşme hürriyeti gündeme gelebilir.

Somut olayın özelliklerine göre kişinin telefonuna fiilen el konulup konulmadığı, cihaz kilidinin açtırılıp açtırılmadığı, uygulamalara cihaz üzerinden erişilip erişilmediği, özel mesajların incelenip incelenmediği, verilerin kopyalanıp kopyalanmadığı, kişinin açık rızasının bulunup bulunmadığı ve işlemin hangi kanuni yetkiye dayandığı araştırılmalıdır.

Burada ceza muhakemesine özgü arama ve el koyma hükümlerinin her idari güvenlik kontrolüne otomatik olarak uygulanacağını ileri sürmek yerine, daha temel bir hukuki soru sorulmalıdır: Kişinin özel dijital alanına gerçekleştirilen müdahalenin kanuni dayanağı nedir?

X. HUKUKA AYKIRI ELDE EDİLEN DİJİTAL VERİNİN İDARİ İŞLEME DAYANAK YAPILMASI

Anayasa'nın 38. maddesinin altıncı fıkrasında kanuna aykırı olarak elde edilmiş bulguların delil olarak kabul edilemeyeceği düzenlenmiştir. Bu anayasal ilke karşısında kişinin özel dijital alanına hukuki dayanak bulunmaksızın erişilerek elde edilen verilerin, daha sonra uzun süreli ülkeye giriş yasağı gibi ağır sonuçlar doğuran bir idari işleme esas alınması ayrıca hukuka uygunluk denetimine tabi tutulmalıdır.

Yargısal denetim bu nedenle yalnızca “ne bulundu?” sorusuna değil, somut olay gerektiriyorsa “nasıl bulundu?” sorusuna da cevap aramalıdır. Verinin içeriğinin güvenlikle ilgili görülmesi, verinin elde edilme yöntemini yargısal denetimin dışında bırakmaz.

XI. UZUN SÜRELİ ÜLKEYE GİRİŞ YASAKLARININ TEMEL HAKLAR ÜZERİNDEKİ ETKİLERİ

YUKK'un 9. maddesine göre Türkiye'ye giriş yasağının süresi kural olarak en fazla beş yıldır. Kamu düzeni veya kamu güvenliği açısından ciddi tehdit bulunması hâlinde bu süre en fazla on yıl daha artırılabilir.[1] Dolayısıyla giriş yasağı, yalnızca sınır kapısında gerçekleşen anlık bir geri çevirme işlemi olmayıp kişinin Türkiye ile mevcut ilişkilerini uzun yıllar boyunca etkileyebilen bir tedbirdir.

Bu nedenle giriş yasağının hukuki denetiminde yalnızca kodun tesis sebebinin değil, yasağın süresi ve kişi üzerindeki somut etkilerinin de dikkate alınması gerekir.

XII. SEYAHAT VE TÜRKİYE'YE GİRİŞ İMKÂNI BAKIMINDAN DEĞERLENDİRME

Yabancının Türkiye'ye giriş imkânı ile vatandaşın kendi ülkesine girme ve seyahat özgürlüğünün anayasal konumu aynı değildir. Yabancıların Türkiye'ye mutlak ve koşulsuz bir giriş hakkı bulunduğu söylenemez. Ayrıca Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda seyahat hürriyeti, Anayasa ile Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin ortak koruma alanı bakımından ayrı sınırlamalara tabidir.

Bununla birlikte giriş yasağı, yabancının aile hayatı, özel hayatı, eğitimi veya sağlık hizmetlerine fiilî erişimi gibi başka anayasal menfaatler üzerinde sonuç doğurabilir. A.G. kararında AYM, Türkiye'de eşi ve çocukları bulunan başvurucu hakkında uygulanan giriş yasağını aile hayatına saygı hakkı kapsamında incelemiş ve idari/yargısal süreçte kamusal menfaat ile aile hayatı arasında yeterli dengeleme yapılmadığı sonucuna ulaşmıştır.[3]

Bu nedenle beş yıl gibi uzun bir giriş yasağının değerlendirilmesi yalnızca “yabancının Türkiye'ye giriş hakkı var mıdır?” sorusuna indirgenmemeli; işlemin kişinin somut yaşam ilişkileri üzerindeki etkileri de dikkate alınmalıdır.

XIII. SAĞLIK HİZMETLERİNE ERİŞİM BAKIMINDAN DEĞERLENDİRME

Uzun süreli giriş yasağının sonuçlarından biri, yabancının Türkiye'de sürdürdüğü veya Türkiye'den temin ettiği sağlık hizmetlerine erişiminin kesilmesi olabilir. Özellikle kişinin Türkiye'de devam eden tedavisinin bulunması, belirli bir sağlık kuruluşunda düzenli takip edilmesi veya sağlık hizmeti almak amacıyla Türkiye'ye düzenli biçimde gelmesi hâlinde, giriş yasağının fiilî sonuçları ağırlaşabilir.

Her giriş yasağının kendiliğinden sağlık hakkının ihlali sonucunu doğurduğu söylenemez. Ancak tedavinin kesilmesine veya ciddi biçimde aksamasına yol açabilecek uzun süreli bir yasakta, kişinin sağlık durumuna ilişkin somut iddiaların ve alternatif tedavi imkânlarının ölçülülük değerlendirmesinde göz önünde bulundurulması gerekir.

Bu bağlamda sağlık hizmetine erişim, giriş yasağının otomatik olarak hukuka aykırılığını doğuran bir unsur değil; işlemin kişi üzerindeki ağırlığını belirleyen ve somut olayda dengeleme yapılmasını gerektirebilen önemli bir faktördür.

XIV. EĞİTİM HAKKI BAKIMINDAN DEĞERLENDİRME

Anayasa'nın 42. maddesi eğitim ve öğrenim hakkını güvence altına almaktadır. Anayasa Mahkemesi Abeer Ahmed Nasser Al Radaei kararında, Anayasa'nın 42. maddesinde vatandaş-yabancı ayrımı yapılmaksızın herkesin eğitim hakkının güvence altına alındığını belirtmiştir.[5]

Bununla birlikte AYM aynı kararda, yabancı kişinin Türkiye'de öğrenci olmasının tek başına ülkede kalma hakkı vermediğini; meşru bir amaç doğrultusunda tesis edilen sınır dışı işleminin somut olayda eğitim hakkına doğrudan müdahale oluşturmadığını kabul ederek başvuruyu bu hak yönünden açıkça dayanaktan yoksun bulmuştur.[5]

Bu nedenle hukuki tartışma, Türkiye'de eğitim gören bir yabancı hakkında hiçbir koşulda giriş yasağı uygulanamayacağı şeklinde kurulamaz. Asıl mesele, giriş yasağının hukuka uygun ve somut bir güvenlik gerekçesine dayanıp dayanmadığı ile devam eden eğitimin kesintiye uğramasının somut olayın bütününde nasıl değerlendirilmesi gerektiğidir.

Tahdit kaydının maddi sebebi yeterli ve ciddi bilgilerle ortaya konulamıyorsa ve buna rağmen kişi uzun süre Türkiye'deki eğitimine erişemiyorsa, eğitim hayatı üzerindeki sonuçların işlemin ölçülülüğü ve yargısal denetimin etkinliği bakımından değerlendirilmesi gerekir.

XV. BEŞ YILLIK YASAK VE ÖLÇÜLÜLÜK SORUNU

Bir yabancının sınır kapısından bir defa geri çevrilmesi ile beş yıl boyunca Türkiye'ye girişinin engellenmesi aynı ağırlıkta sonuçlar doğurmaz. Uzun süreli bir yasak; somut olayın özelliklerine göre kişinin Türkiye'deki ailesinden uzak kalmasına, devam eden eğitimine erişememesine, sağlık hizmetlerinin kesilmesine, mesleki veya ticari ilişkilerinin sona ermesine ve uzun yıllara dayanan sosyal bağlarının kesintiye uğramasına neden olabilir.

Bu sonuçların ağırlığı arttıkça idari işlemin dayandığı maddi sebebin somutlaştırılması ve işlemin ölçülülüğünün denetlenmesi daha büyük önem taşır. Bilal Padalı Chasanoglou kararındaki “yeterli ve ciddi bilgi” ölçütü bu açıdan da işlevseldir.[2]

İdarenin önleyici tedbir alabilmesi için kesinleşmiş bir ceza mahkûmiyeti bulunması zorunlu değildir. Ancak kişinin yıllarca Türkiye'ye girişinin engellenmesine neden olan işlemin yalnızca ihtimallere, doğrulanmamış sosyal medya değerlendirmelerine veya maddi dayanağı gösterilemeyen kanaatlere dayanması da hukuk devleti ilkesiyle bağdaşmayabilir.

Bu nedenle uzun süreli giriş yasaklarında yargısal denetimin; tahdit kodunun maddi sebebi, bu sebebin yeterli ve ciddi bilgilerle desteklenip desteklenmediği, yasağın süresi ve yasağın kişinin aile, sağlık, eğitim ve diğer kişisel ilişkileri üzerindeki somut sonuçları birlikte değerlendirilerek yapılması gerekir.

XVI. SONUÇ

Devletin yabancıların ülkeye girişini denetleme, kamu düzenini ve millî güvenliği koruma yetkisi tartışmasızdır. Ancak hukuk devletinde asıl mesele, güvenlik tedbirinin varlığı değil; tedbirin hangi somut bilgiye dayanılarak, hangi hukuki usulle ve ne ölçüde uygulandığıdır.

G-82 ve Ç-184 gibi yabancının hukuki durumunu ciddi biçimde etkileyebilen tahdit kayıtlarında “millî güvenlik”, “risk analizi”, “istihbari değerlendirme” veya “sosyal medya paylaşımı” ifadelerinin kullanılması tek başına yeterli kabul edilmemelidir. Anayasa Mahkemesinin Bilal Padalı Chasanoglou kararında ortaya koyduğu “yeterli ve ciddi bilgi” ölçütü, bu alandaki yargısal denetimin merkezinde yer alabilecek niteliktedir.

Bir kişinin sosyal medya hesabında belirli bir paylaşım bulunduğu ileri sürülüyorsa öncelikle paylaşımın gerçekten mevcut olduğu ve ilgili kişiye ait bulunduğu ortaya konulmalıdır. İddia edilen içeriğin doğrulanabilir kaydı bulunmuyor, kişi paylaşımın veya kendisine atfedilen beyanların varlığını reddediyor ve risk analiz formu da imza gibi doğrulayıcı unsurlardan yoksunsa, işlemin sebep unsuru daha dikkatli biçimde incelenmelidir.

Aynı şekilde dijital verinin nasıl elde edildiği yargısal denetimin dışında bırakılamaz. Kamuya açık sosyal medya içeriğinin incelenmesi ile kişinin özel dijital alanına erişilmesi aynı hukuki nitelikte değildir. Özel alandan elde edilen verilerin idari işleme dayanak yapılması hâlinde müdahalenin kanuni dayanağı ayrıca sorgulanmalıdır.

YUKK'un 9. maddesi uyarınca giriş yasağının kural olarak beş yıla kadar uygulanabilmesi ve ciddi kamu düzeni veya kamu güvenliği tehdidinde daha da uzatılabilmesi, işlemin sonuçlarının ağırlığını ortaya koymaktadır. Beş yıllık bir yasak somut olayın özelliklerine göre aile hayatını, sağlık hizmetlerine fiilî erişimi, devam eden eğitimi ve diğer kişisel ilişkileri uzun süre kesintiye uğratabilir. Bu nedenle müdahalenin ağırlığı arttıkça, idarenin dayandığı maddi sebebin somutluğu ve yargısal denetimin derinliği de önem kazanmaktadır.

Millî güvenliğin korunması ile hukuk devleti ilkesi birbirinin alternatifi değildir. Devlet gerekli önleyici tedbirleri alabilir; ancak bu tedbirlerin keyfîliğe dönüşmesini engelleyen temel güvence, işlemin somut, yeterli, ciddi ve yargısal denetime elverişli bilgi ve belgelere dayanmasıdır. Millî güvenlik ve kamu düzeni gerekçeleri yargısal denetimi ortadan kaldıran kavramlar değil; ağır ve uzun süreli sonuçlar doğuran müdahalelerin hukuka uygunluğunu açıklamayı ve denetlenebilir kılmayı gerektiren idari işlem sebepleridir.

Fırat Özgür Ürper

Av. Fırat Özgür ÜRPER

KAYNAKÇA

[1] 6458 sayılı Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu, m. 9; T.C. İçişleri Bakanlığı Göç İdaresi Başkanlığı, Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu.

[2] Anayasa Mahkemesi, Bilal Padalı Chasanoglou [1. B.], B. No: 2021/14332, 28.01.2026.

[3] Anayasa Mahkemesi, A.G. [2. B.], B. No: 2018/6143, 16.12.2020.

[4] Anayasa Mahkemesi, Hakan Aygün [1. B.], B. No: 2020/13412, 12.01.2021.

[5] Anayasa Mahkemesi, Abeer Ahmed Nasser Al Radaei [2. B.], B. No: 2018/15219, 16.11.2021.

Türkiye Cumhuriyeti Anayasası.

2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu.

T.C. İçişleri Bakanlığı Göç İdaresi Başkanlığı, Türkiye'ye Giriş ve Giriş Yasağına İlişkin Resmî Bilgilendirmeler.