Kalabalık Ceza Davalarında Bireysel Savunmanın Görünmezleşmesi

Ceza muhakemesinde bazı dosyalar vardır; suçun ağırlığından önce dosyanın ağırlığı hissedilir. Yüzlerce sanık, binlerce sayfalık iddianame, yüz binlerce sayfa ek, HTS kayıtları, MASAK raporları, dijital materyaller, gizli tanık ve etkin pişmanlık ifadeleri, aylarca süren duruşmalar... Dosya büyüdükçe ortaya yalnız teknik bir inceleme güçlüğü çıkmaz. Daha önemli bir tehlike belirir: bireysel savunma kalabalığın içinde görünmez hâle gelir.

Ceza sorumluluğunun şahsiliği tartışmasız bir ilkedir. Ne var ki yüzlerce kişinin aynı iddianamede bir araya getirildiği büyük davalarda teorik olarak tartışmasız olan bu ilkenin pratiğe geçirilmesi sanıldığı kadar kolay değildir. Bir süre sonra kişiler değil “yapı”, fiiller değil “sistem”, ayrı ayrı deliller değil dosyanın bütünü konuşulmaya başlanır. Sanığın kim olduğu, ne yaptığı ve bu fiilin hangi delille kanıtlandığı sorusu; büyük hikâyenin içerisinde geriye düşer.

Oysa ceza muhakemesinde dosya ne kadar büyürse büyüsün cevaplanması gereken soru küçüktür: Bu sanık ne yaptı ve bunu hangi hukuka uygun delil kanıtlıyor? Kalabalık davaların en büyük tehlikesi bu basit soruyu unutturmasıdır.

Kalabalık Dosyanın Görünmez Baskısı

Dört yüz kişinin yargılandığı bir davayla dört kişinin yargılandığı dava arasında yalnız nicelik farkı yoktur. Nicelik belirli bir noktadan sonra muhakemenin niteliğini de değiştirmeye başlar. Mahkeme yüzlerce sanığı dinleyecektir. Savcılık yüzlerce kişi hakkındaki delili birlikte sunacaktır. Müdafiler yüzlerce farklı itiraz ileri sürecektir. Duruşmanın fiziki şartlarından süresine, söz alma düzeninden delillerin tartışılmasına kadar her şey kalabalığın gereklerine göre şekillenmeye başlar.

İşte bu noktada dosyayı yönetme ihtiyacı ile adil yargılama arasında sessiz bir gerilim doğar. Mahkemenin davayı makul sürede bitirmesi gerekir; fakat hızlandırılan her usul işleminin bedelini savunmanın ödememesi gerekir. Duruşma disiplininin sağlanması zorunludur; fakat “düzen” gerekçesi bireysel savunmayı törpülememelidir. Dosyaların birleştirilmesi maddi gerçeğin ortaya çıkmasına hizmet edebilir; ancak bağlantı kavramı yüzlerce kişinin birbirinin delilleri altında ezilmesine yol açmamalıdır.

Sorun kalabalık yargılamanın kendisi değildir. Palermo’da 1986’da başlayan tarihî Maxi Davası’nda 475 civarında sanık ve yaklaşık 200 müdafi aynı yargılama içinde yer almıştı. İtalya bu yargılama için özel bir duruşma salonu dahi inşa etmişti. Kalabalık dava, tek başına adil olmayan dava demek değildir. [1] Asıl mesele, kalabalığın bireyi yutmamasıdır.

Birlikte Yargılama Her Zaman Birlikte Savunma Demek Değildir

Karşılaştırmalı hukukta bu tehlikenin fark edildiğini gösteren önemli mekanizmalar vardır. Amerikan Federal Ceza Muhakemesi Kurallarının 14. maddesi, birlikte yargılamanın sanık bakımından ciddi bir zarara yol açması hâlinde mahkemeye sanıkların davalarını ayırma veya adaletin gerektirdiği başka tedbirleri alma yetkisi vermektedir. [2] Bunun arkasındaki düşünce basittir. Usul ekonomisi önemlidir ama savunma ekonomiye feda edilemez.

Türk ceza muhakemesinde de bağlantılı davaların birleştirilmesi mümkündür. Fakat bağlantı nedeniyle aynı salona giren kişiler arasında ceza sorumluluğu bakımından görünmez bir dayanışma yaratılmış olmaz. Bir sanığın telefonu, ötekinin banka hesabı; üçüncünün sözü, dördüncünün kastı yerine geçmez. Kalabalık dosyada mahkemenin yapması gereken zihinsel işlem bu nedenle iki aşamalıdır: Önce bütünü görmek, sonra mutlaka tekrar bireye dönmek.

İkinci aşama yapılmadığında “örgüt dosyası” giderek “örgütün içinde bulunan herkesin dosyası” gibi algılanmaya başlayabilir. Oysa örgütün varlığının kanıtlanması ile belirli bir sanığın o örgütün üyesi olduğunun kanıtlanması aynı şey değildir. Aynı çevrede bulunmak, aynı kişilerle görüşmek, aynı şirkette çalışmak, aynı siyasi yapının içinde yer almak veya aynı insanlarla telefon irtibatında olmak da tek başına üyeliği göstermeye yetmez. Kişinin örgütün hiyerarşik yapısına bilerek ve isteyerek dâhil olduğunu ortaya koyan bireyselleştirilmiş delilin ayrıca gösterilmesi gerekir.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Ne Diyor?

Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 6. maddesi sanığa savunmasını hazırlamak için yeterli zaman ve kolaylıklara sahip olma hakkı tanımaktadır. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi bu güvencenin yalnız takvimde birkaç gün verilmesinden ibaret olmadığını; sanığın savunmasını uygun biçimde organize edebilmesini ve mahkemenin sonucunu etkileyebilecek savunma argümanlarını gerçekten ortaya koyabilmesini gerektirdiğini kabul etmektedir. Mahkeme, sürenin yeterliliği değerlendirilirken özellikle davanın karmaşıklığının dikkate alınması gerektiğini de açıkça belirtmektedir. [3] Bu konuda Türkiye bakımından tanıdık bir örnek Öcalan/Türkiye kararıdır. AİHM; dosyanın olağanüstü hacmi, avukatların dosyaya geç ulaşması ve yargılamanın hızlı yürütülmesini birlikte değerlendirerek savunmanın yeterli zaman ve imkâna sahip olması bakımından ihlal sonucuna ulaşmıştır. [4]

Buradan kalabalık davalar bakımından önemli bir sonuç çıkmaktadır. Bir dosyanın çok büyük olması, savunma hakkının sınırlandırılmasının gerekçesi değildir. Tam tersine, dosya büyüdükçe savunmaya tanınması gereken imkânın da büyümesi gerekir. Yüz klasörlük dosyaya, beş klasörlük dosyanın savunma koşullarını uygulamak eşitlik değildir.

İmamoğlu Davası: Kalabalık Yargılamanın Güncel Bir Örneği

İstanbul Büyükşehir Belediyesine ilişkin ve kamuoyunda İmamoğlu davası olarak bilinen yargılama, bu sorunları yeniden tartışılır hâle getirmiştir. İlk celselerde sanık sayısı daha düşük rakamlarla anılmış olmakla birlikte, 1 Ekim 2026 tarihli son tutukluluk incelemesini aktaran haberlerde yargılamada 435 sanığın bulunduğu belirtilmektedir. Aynı tarihte dört kişinin tahliyesine, Mehmet Pehlivan’ın da aralarında bulunduğu 53 sanığın ise tutukluluğunun devamına karar verilmiştir. [5]

Bu yazının amacı davadaki suçlamaların esası hakkında hüküm vermek değildir. Suçlamaların haklı veya haksız olduğuna mahkeme karar verecektir. Fakat yüzlerce kişinin aynı büyük anlatının içerisinde yargılanmasının savunma bakımından ortaya çıkardığı problemleri tartışmak için bu dava son derece öğreticidir.

Hele bir sanık vardır ki onun konumu tartışmayı başka bir boyuta taşımaktadır: Ekrem İmamoğlu’nun avukatı Mehmet Pehlivan.

Savunmanın Sanıklaştırılması: Mehmet Pehlivan Örneği

Mehmet Pehlivan’ın durumunda yalnızca kalabalık içinde kaybolan bir sanık savunmasıyla karşı karşıya değiliz. İddia makamı, İmamoğlu’nun avukatlığını yapan kişiyi de aynı dosyanın sanıklarından biri olarak yargılamaktadır.

Pehlivan hakkındaki isnatların tamamı elbette avukatlık faaliyetinden ibaret değildir. Savcılık; delilleri gizleme veya değiştirme, bazı şüphelilerin davranışlarını yönlendirme ve örgütsel faaliyetlere katılma gibi suç oluşturabilecek somut eylemler de ileri sürmektedir. Bunların doğru olup olmadığı yargılamanın konusudur. Fakat iddianamede avukat temin edilmesi, sanıklarla görüşülmesi, sözleşme süreçlerine katılınması ve savunmaya ilişkin temaslar gibi normal şartlarda avukatlık faaliyeti içerisinde kalabilecek davranışlara da örgütsel anlam yüklenmesi, hukuken çok daha hassas bir sınır problemini gündeme getirmektedir.

Bir avukatın müvekkiline avukat bulması suç değildir. Müvekkiliyle gizli görüşmesi de suç değildir. Savunma stratejisini konuşması, sözleşme hazırlaması veya hukuki riskleri anlatması da değildir. Buna karşılık avukat sahte belge düzenleyebilir, delil yok edebilir, tanığı tehdit edebilir veya suçun devamına bilinçli biçimde yardım edebilir. Cübbe hiç kimseye ceza hukuku bakımından dokunulmazlık sağlamaz. Sorun tam olarak burada düğümlenir:

Avukatlık faaliyeti nerede biter, suç fiili nerede başlar?

Bu sınır savcının faaliyete verdiği isimle belirlenemez. Bir müvekkil görüşmesini “örgütsel görüşme”, avukat tavsiyesini “örgütsel talimat”, hukuki koordinasyonu “örgütün hukuk yapılanması” olarak adlandırmak tek başına yeterli değildir. Hukuka uygun görünen mesleki faaliyeti suç faaliyetine dönüştüren ek olgunun ve suç kastının somut delille gösterilmesi gerekir.

Türkiye Barolar Birliği Pehlivan hakkındaki sürece ilişkin açıklamalarında ve Anayasa Mahkemesine sunduğu üçüncü taraf görüşünde, isnat edilen faaliyetlerin avukatlık mesleğiyle bağlantısına ve Avukatlık Kanunu’nun 58 ve devamı maddelerindeki özel güvencelere dikkat çekmiştir. TBB’nin değerlendirmesi yargısal bir hüküm değildir; ancak savunma mesleğinin bağımsızlığı bakımından ortaya çıkan sorunu göstermektedir. [6]

Anayasa Mahkemesi de Burcu Gökdağ kararında avukatların görevlerinden doğan veya görev sırasında işlendiği ileri sürülen suçlar bakımından Avukatlık Kanunu’nun 58 ila 61. maddelerindeki özel soruşturma rejimini ayrıntılı şekilde incelemiştir. [7]

Buradaki güvence avukatın şahsına tanınmış bir imtiyaz olarak okunmamalıdır. Avukat, yaptığı her görüşmenin ileride kendisine yöneltilecek bir suç isnadının parçasına dönüşmesinden korkarsa bunun sonucunu yalnız avukat yaşamaz. Müvekkilin savunma hakkı da bundan etkilenir. Avukatın korunmasının sebebi avukat değildir. Savunmanın korunmasıdır.

Pehlivan Savunmasından Çıkan Asıl Ders

Mehmet Pehlivan savunmasına 22 Nisan 2026’da başladı ve daha sonra devam etti. Savunmasının dikkat çekici yanı yalnız siyasi veya hukuki eleştirilerinin sertliği değildir. Asıl öğretici taraf, iddianamenin büyük anlatısını küçük ve denetlenebilir parçalara ayırma biçimidir. [8]

“Örgütün hukuk ayağını yönetti” gibi büyük bir cümleyi aynı büyüklükte başka bir cümleyle karşılamak yerine şu sorular sorulmaktadır:

• Toplantıya katıldığı söyleniyor; HTS ne gösteriyor?

• Şu tarihte belli bir tedbir kararından söz ettiği iddia ediliyor; o karar gerçekte hangi tarihte verildi?

• Bir kişiye avukat gönderdiği söyleniyor; o avukatla söz konusu kişi arasında daha önce vekâlet ilişkisi var mı?

• Sahte olduğu ileri sürülen belge nedir; kim hazırladı, kim verdi, nerede bulundu?

• Bir kişinin anlatımı zaman içerisinde değişmişse ilk beyanıyla sonraki beyanı arasındaki fark nedir?

Bu yöntem, yalnız Pehlivan dosyası için değil bütün kalabalık davalar için önemlidir. Çünkü büyük dosyanın psikolojik üstünlüğü vardır. Binlerce sayfalık iddianame masaya konulduğunda insanda kaçınılmaz olarak “bu kadar şey varsa mutlaka bir şey vardır” duygusu yaratabilir. Ceza muhakemesi ise böyle çalışmaz. Bin tane ilgisiz delil, bir tane ilgili delil etmez.

Kalabalık Dosyada Savunma Nasıl Kurulmalı?

1. Büyük dosyanın içinden müvekkilin dosyası çıkarılmalıdır

İlk yapılması gereken bütün iddianamenin özetini hazırlamak değildir. Müvekkilin kişisel iddianamesini çıkarmaktır.

Hangi suç isnat ediliyor? Hangi somut hareket suç kabul ediliyor? Tarihi ve yeri belli mi? Bu fiili hangi delil doğruluyor? Delilin kaynağı kim? Başka bir delille destekleniyor mu? Aynı olay hakkında lehe delil bulunuyor mu? İsnat edilen hareket suç tipinin hangi unsurunu karşılıyor? Binlerce sayfalık dosyanın içinden bazen müvekkille gerçekten ilgili yirmi sayfa çıkar. Savunma oradan başlar.

2. Sıfatlar fiile çevrilmelidir

“Örgütün yöneticisi”, “finans ayağından sorumlu”, “hukuk yapılanmasının başı”, “örgütsel savunmayı organize eden kişi”... Bunların tamamı sonuç cümlesidir.

Savunma ise fiili sormalıdır. Hangi parayı aldı? Kime verdi? Hangi talimatı verdi? Hangi belgeyi değiştirdi? Kimin ifadesine müdahale etti? Nerede, ne zaman, nasıl? Ceza hukukunda sıfatın fiilin yerini almasına izin verilmemelidir.

3. Kronoloji ayrı bir delil gibi kullanılmalıdır

Kalabalık dosyalarda tarihlerin birbirine karışması çok kolaydır. Oysa bazen onlarca tanık anlatımını tek bir tarih çökertir. Bu yüzden önemli her isnat için ayrı kronoloji kurulmalıdır. Olay, telefon görüşmesi, toplantı, para hareketi, arama, yakalama, ifade, etkin pişmanlık, tutuklama ve tahliye tarihleri yan yana getirildiğinde anlatının kendi içinde mümkün olup olmadığı görülebilir. Bazen iyi savunma yüz sayfa değil, iyi hazırlanmış bir zaman çizelgesidir.

4. Beyana karşı mümkün olduğunca objektif delil aranmalıdır

“Tanık yalan söylüyor” savunması zayıftır. “Tanığın anlattığı tarihte müvekkilin bulunduğu yer teknik kayıtlarla farklıdır” savunması başka bir şeydir.

HTS, kamera görüntüsü, banka kaydı, giriş-çıkış kaydı, dijital zaman damgası, uçuş veya araç geçiş bilgisi insan hafızasının ve menfaat ilişkilerinin karşısına mümkün olduğu ölçüde konulmalıdır.

Ama teknik delile de kutsallık atfedilmemelidir. HTS bir görüşmenin içeriğini göstermez; aynı baz istasyonu aynı odada bulunulduğunu kanıtlamaz. Teknik veri ancak kanıtlamak istediği olguyla ölçülü biçimde kullanılmalıdır.

5. Etkin pişmanlık beyanının yalnız içeriği değil tarihi de sorgulanmalıdır

İlk ifadede sanığın adı var mıydı? İkinci ifadede ne eklendi? Üçüncü ifadeden sonra tahliye oldu mu? Anlatım hangi noktalarda değişti? Yeni anlatımı doğrulayan bağımsız bir delil bulunuyor mu? Bu soruların amacı etkin pişmanlık kurumunu değersizleştirmek değildir. Beyanın güvenilirliğini sınamaktır.

Kalabalık davalarda bir beyan matrisi oluşturmak son derece yararlıdır. Kimin hangi tarihte ne söylediği, sonraki anlatımda neyi değiştirdiği ve her anlatımı hangi bağımsız delilin desteklediği yan yana getirildiğinde ifadeler arasındaki ilişkiler çok daha görünür olur.

6. Lehe delil ayrı bir dosya olarak tutulmalıdır

Savunma sürekli aleyhe delillerin peşinden giderse iddia makamının kurduğu gündeme hapsolur. Bu nedenle ayrıca “lehe deliller” dosyası oluşturulmalıdır. Müvekkili olay yerinin dışında gösteren kayıt, onu suç hiyerarşisinin dışında bırakan tanık beyanı, para hareketinin meşru sebebini gösteren belge, bilirkişi raporundaki olumlu tespit, iddia makamının teorisiyle çelişen herhangi bir kayıt bu dosyada toplanmalıdır.

Savunma yalnız saldırıyı karşılamamalı, kendi anlatısını da kurmalıdır.

7. Ortak savunma ile bireysel savunma ayrılmalıdır

Yüzlerce sanığın olduğu dosyada ortak hukuki problemler vardır. Örgütün varlığı, arama ve el koymanın hukuka uygunluğu, dijital inceleme, gizli tanık, uzun tutukluluk veya mahkemenin yetkisi birlikte tartışılabilir. Fakat ortak savunma hiçbir zaman kişisel savunmanın yerine geçirilmemelidir.

“Ortada suç örgütü yoktur” denilebilir. Fakat mahkeme örgütün varlığını kabul ederse ne olacaktır? Bu nedenle mutlaka ikinci hat kurulmalıdır: “Mahkemeniz örgütün varlığını kabul etse dahi müvekkilin bu örgütün üyesi olduğuna ilişkin yeterli ve bireyselleştirilmiş delil bulunmamaktadır.” Savunma yedekli kurulmalıdır. Bir hattın düşmesi bütün savunmayı düşürmemelidir.

8. Savunmanın bir hafıza cümlesi olmalıdır

Dört yüz kişilik davada hâkimin her ayrıntıyı aynı yoğunlukla hatırlamasını beklemek gerçekçi değildir. Bu nedenle her sanığın savunmasının tek cümleye indirilebilen bir merkezi sorusu bulunmalıdır:

“Bu kişiyi örgütün hiyerarşisine bağlayan delil nedir?”

“Bu para hareketinin suç geliri olduğunu gösteren delil hangisidir?”

“Avukatlık faaliyetini suç faaliyetine dönüştüren ek olgu nedir?”

Mahkeme bütün savunmayı hatırlamasa bile o soruyu hatırlamalıdır.

Savunmanın Savunulması

Mehmet Pehlivan’ın durumu kalabalık davaların klasik sorunundan daha ileri bir noktaya işaret ediyor. Sanığın savunmasını yapan kişinin de aynı büyük anlatının içine alınması, yalnız o avukat bakımından tartışılmaz. Çünkü savunma makamı, ceza muhakemesinin süsü değildir. İddia ve hüküm makamıyla birlikte muhakemenin kurucu unsurudur.

Elbette avukat suç işleyebilir ve işlediğinde yargılanabilir. Hukuk devleti bunun tersini söylemez. Fakat hukuk devleti şunu da söylemek zorundadır: Savunma faaliyeti suç faaliyeti değildir. İkisi arasındaki sınır somut fiil, kast ve delille kurulmalıdır. Bu sınır gevşetildiğinde bir sonraki müdafi müvekkiline vereceği tavsiyeyi düşünürken hukukî doğruluğu kadar, bunun ileride kendisine karşı nasıl yorumlanabileceğini de düşünmeye başlar.

İşte o anda görünmeyen bir zarar doğar. Avukat henüz tutuklanmamıştır, savunma henüz yasaklanmamıştır, herhangi bir kanun maddesi de yürürlükten kaldırılmamıştır. Ama savunma ihtiyatlılaşmıştır. Savunmanın bağımsızlığını asıl tehdit eden şey bazen açık yasak değil, bu soğutucu etkidir.

Sonuç: Dosyayı Değil İsnadı Küçültmek

Kalabalık ceza davalarında savunmanın en büyük hatası dosyanın büyüklüğüne teslim olmaktır. On binlerce sayfa varsa on binlerce sayfayla cevap vermek gerektiği düşünülür. Böylece savunma da iddianame kadar büyür, fakat büyüdükçe etkisini kaybeder.

Oysa yapılması gereken bunun tersidir. Dosyayı küçültmek gerekir. Önce sanığa, sonra fiile, sonra tarihe, sonra delile kadar küçültmek...

Ne yaptı?

Ne zaman yaptı?

Nerede yaptı?

Hangi delille sabit?

Delilin kaynağı güvenilir mi?

Başka bir delille doğrulanıyor mu?

Aksi yöndeki delil ne söylüyor?

Ve nihayet bu somut fiil, isnat edilen suçun hangi unsurunu karşılıyor?

Ceza yargılamasının bütün ihtişamlı kavramlarından sonra dönüp dolaşıp geleceğimiz yer burasıdır.

Dört yüz kişinin yargılandığı davada da dört kişinin yargılandığı davada da mahkûmiyetin meşru temeli aynı olmak zorundadır: sanığa ait somut fiil ve o fiili her türlü makul şüpheden uzak biçimde ortaya koyan hukuka uygun delil.

Dosyanın hacmi bunu değiştiremez. Hatta tam tersine, dosya büyüdükçe bireyselleştirme yükümlülüğü ağırlaşır; sanık sayısı arttıkça mahkemenin her sanık bakımından ayrı ayrı durup bakma sorumluluğu büyür.

Bu nedenle kalabalık davalarda savunmanın temel stratejisini tek cümleyle ifade etmek mümkündür: Dosya büyüdükçe savunmayı büyütmek değil, isnadı küçültmek gerekir. Çünkü adalet kalabalığa değil, insana hükmeder. Ve bazen savunulması gereken yalnız sanık değildir. Savunmanın kendisidir.

Kaynaklar

[1] RAI News - Maxi Processo’ya ilişkin tarihî değerlendirme - https://www.rainews.it/tgr/sicilia/articoli/2026/02/a-futura-memoria-lo-speciale-di-tgr-e-rai-sicilia-sul-maxiprocesso-a-cosa-nostra-dd67616f-79fd-4450-a736-c37923335de1.html

[2] Federal Rules of Criminal Procedure, Rule 14 - Relief from Prejudicial Joinder - https://www.uscourts.gov/sites/default/files/federal_rules_of_criminal_procedure_december_1_2022_0.pdf

[3] European Court of Human Rights - Guide on Article 6 (Criminal Limb) - https://ks.echr.coe.int/documents/d/echr-ks/guide_art_6_criminal_eng

[4] European Court of Human Rights - Öcalan v. Turkey - https://hudoc.echr.coe.int/ENG?i=002-5198

[5] 1 Ekim 2026 tarihli İBB davası tutukluluk incelemesine ilişkin haber - https://12punto.com.tr/adalet-hukuk/ibb-davasinda-4-sanik-tahliye-edildi-53-kisinin-tutuklulugu-devam-edecek-154102

[6] Türkiye Barolar Birliği - Av. Mehmet Pehlivan bireysel başvurusu hakkında üçüncü taraf görüşü - https://www.barobirlik.org.tr/Haberler/tbbnin-avukat-mehmet-pehlivan-bireysel-basvurusu-hakkindaki-gorusu-anayasa-mahkemesi-baskanligina--86073

[7] Anayasa Mahkemesi - Burcu Gökdağ Başvurusu, B. No: 2023/7631 - https://www.hukukihaber.net/aymnin-20237631-basvuru-numarali-karari

[8] Medyascope - Mehmet Pehlivan’ın 22 Nisan 2026 tarihli savunmasına ilişkin duruşma aktarımı - https://medyascope.tv/2026/04/22/mehmet-pehlivan-savunma-yapti-ibb-davasi-canli-blog/