GİRİŞ VE USULÎ İLİŞKİ

Türk aile hukukunda boşanma davası ile eşler arasındaki mal rejiminin tasfiyesine ilişkin dava, kanuni dayanakları, hukuki mahiyetleri, ispat kuralları ve tabi oldukları usul hükümleri bakımından birbirinden tamamen bağımsız iki ayrı dava türüdür. Türk Medeni Kanunu (TMK) sistematiğinde evlilik birliğinin temelinden sarsılması (TMK m. 166) veya diğer özel boşanma sebeplerine dayalı olarak ikame edilen davalarda uyuşmazlığın merkezinde; eşlerin ortak hayatı sürdürme iradelerinin sona ermesi, kusur durumunun tayini ve buna bağlı olarak TMK m. 174 uyarınca talep edilen maddi-manevi tazminat ile yoksulluk ve iştirak nafakaları gibi boşanmanın fer’î sonuçları yer almaktadır. Buna karşılık mal rejiminin tasfiyesi davası, boşanmanın doğrudan fer’î niteliğinde bir uzantısı olmayıp, nispi harca tabi, eşlerin evlilik süresince edindikleri malvarlığı değerlerinin hukuki akıbetini konu edinen bağımsız bir şahsi alacak davasıdır.

TMK m. 225/2 hükmü uyarınca; mahkemece evliliğin iptal veya boşanma sebebiyle sona erdirilmesine karar verilmesi hâllerinde, mal rejimi boşanma davasının açıldığı tarihten geçerli olmak üzere geçmişe etkili olarak sona erer. Bu kanuni düzenleme uyarınca, mal rejiminin tasfiyesinden doğan değer artış payı ve katılma alacağı haklarının talep edilebilir (muaccel) bir nitelik kazanması, ancak ve ancak evlilik birliğini ve dolayısıyla mal rejimini sona erdiren boşanma hükmünün kesinleşmesiyle vuku bulur. Bu sebeple mal rejiminin sona ermiş olması, tasfiye davasında bir dava şartı ve görülebilirlik ön koşuludur.

Uygulamada boşanma davası ile mal rejiminin tasfiyesi davasının birlikte açılması veya boşanma davası derdest iken bağımsız bir tasfiye davası ikame edilmesi sıkça karşılaşılan bir durumdur. Bu aşamada Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK) hükümlerinin ve bilhassa HMK m. 30'da tanzim edilen usul ekonomisi ilkesinin nasıl işletileceği büyük bir önem arz etmektedir. Boşanma davası henüz derdest iken açılan mal rejiminin tasfiyesi davasında mahkemelerin davanın görülebilirlik ön koşulu henüz gerçekleşmediği gerekçesiyle davanın usulden reddine karar vermesi usul ve yasaya aykırıdır. HMK m. 165/1 uyarınca, bir davanın incelenmesi ve sonuçlandırılması başka bir mahkemede görülmekte olan bir davanın karara bağlanmasına bağlı ise mahkemece o davanın sonuçlanması bekletici mesele yapılmalıdır.

Nitekim Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E. 2023/6050, K. 2024/6103, T. 19.09.2024 sayılı kararında bu hususu açık ve bağlayıcı ilkelerle ortaya koymuştur. İlgili içtihatta vurgulandığı üzere; mal rejiminin tasfiyesi ile alacak hakkında bir karar verilebilmesi için eşler arasındaki mal rejiminin sona ermesi gerekmekte olup, bu durum katkı payı, değer artış payı ve artık değere katılma alacağı davalarının görülebilirlik ön koşuludur. Yüksek Mahkeme; mal rejimini sona erdiren boşanma davasının derdest olduğunun anlaşılması durumunda HMK m. 30 gereğince usul ekonomisi gözetilerek HMK m. 165/1 uyarınca bekletici mesele yapılması gerektiğini; mahkemece dava şartı noksanlığı davanın esasına girilmesinden önce fark edilmemiş veya hüküm anında bu noksanlık giderilmişse HMK m. 115/3 gereğince davanın başlangıçtaki dava şartı noksanlığından ötürü usulden reddedilemeyeceğini içtihat etmiştir. Dolayısıyla derdest boşanma davasının kesinleşmesi beklenmeli, kesinleşme sağlandıktan sonra işin esasına girilerek tasfiye hesabı yapılmalıdır.

EDİNİLMİŞ MALLARA KATILMA REJİMİNDE MALVARLIĞI AYRIMI

01.01.2002 tarihinde yürürlüğe giren 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu ile yasal mal rejimi olarak benimsenen edinilmiş mallara katılma rejiminde, tasfiye sürecinin doğru kurgulanabilmesi mülkiyet rejimine tabi malvarlığı değerlerinin hukuki tasnifine bağlıdır. Kanun koyucu malvarlığını kesin çizgilerle edinilmiş mallar ve kişisel mallar olmak üzere iki ana gruba ayırmıştır.

Edinilmiş mallar, TMK m. 219 uyarınca her eşin bu mal rejiminin devamı süresince karşılığını vererek elde ettiği malvarlığı değerleridir. Bir eşin edinilmiş malları özellikle; çalışmasının karşılığı olan edinimler, sosyal güvenlik veya sosyal yardım kurum ve kuruluşlarının personele yaptığı ödemeler, çalışma gücünün kaybı nedeniyle ödenen tazminatlar, kişisel malların gelirleri ile edinilmiş malların yerine geçen ikame değerlerdir.

Kişisel mallar ise TMK m. 220 hükmünde tahdidi olarak sayılmıştır:

1. Eşlerden birinin yalnız kişisel kullanımına yarayan eşya,

2. Mal rejiminin başlangıcında eşlerden birine ait bulunan veya bir eşin sonradan miras yoluyla ya da herhangi bir şekilde karşılıksız kazanma yoluyla elde ettiği malvarlığı değerleri,

3. Manevi tazminat alacakları,

4. Kişisel malların yerine geçen ikame değerler.

İspat yükü ve kanuni karineler bakımından TMK m. 222 özel bir düzenleme getirmektedir. Belirli bir malın eşlerden birine ait olduğunu iddia eden kimse, iddiasını ispat etmekle yükümlüdür. Eşlerden hangisine ait olduğu ispat edilemeyen mallar onların paylı mülkiyetinde sayılır. En kritik yasal karine ise şudur: Bir eşin bütün malları, aksi ispat edilinceye kadar edinilmiş mal kabul edilir. Bu yasal karine gereği, evlilik birliği içerisinde edinilen bir malın kişisel mal olduğunu, miras yoluyla intikal eden bir parayla veya bağışla alındığını iddia eden eş, ispat yükü altında olup bunu somut kayıt, banka dekontu ve resmi evrak ile tevsik etmek mecburiyetindedir.

TASFİYE ALACAKLARININ HESAPLANMASI VE EKLENECEK DEĞERLER

Tasfiye neticesinde hak sahibi eş lehine hükmedilebilecek talepler iki temel başlık altında şekillenmektedir:

1. Değer Artış Payı Alacağı (TMK m. 227): Eşlerden biri diğerine ait bir malın edinilmesine, iyileştirilmesine veya korunmasına hiç ya da uygun bir karşılık almaksızın katkıda bulunmuşsa, tasfiye sırasında bu malda ortaya çıkan değer artışı için katkısı oranında alacak hakkına sahip olur. Bu alacak o malın tasfiye sırasındaki değerine göre hesaplanır; değer kaybı söz konusu olduğunda ise katkının başlangıçtaki değeri esas alınır.

2. Artık Değere Katılma Alacağı (TMK m. 236/1): Her eş veya mirasçıları, diğer eşe ait artık değerin yarısı üzerinde hak sahibidir. Artık değer; eklenmeden ve denkleştirmeden elde edilen miktarlar da dâhil olmak üzere her eşin edinilmiş mallarının toplam değerinden bu mallara ilişkin borçlar çıkarıldıktan sonra kalan miktardır (TMK m. 231).

Tasfiye hesabında alacaklı eşin katılma alacağını güvence altına almak ve kötü niyetli tasarruflarla malvarlığının boşaltılmasını engellemek amacıyla TMK m. 229 hükmüyle eklenecek değerler kurumu ihdas edilmiştir. Madde uyarınca;

• Eşlerden birinin mal rejiminin sona ermesinden önceki bir yıl içinde diğer eşin rızası olmadan, olağan hediyeler dışında yaptığı karşılıksız kazandırmalar,

• Bir eşin mal rejiminin devamı süresince diğer eşin katılma alacağını azaltmak kastıyla yaptığı karşılıklı veya karşılıksız devirler,

fiziki olarak mülkiyetten çıkmış olsalar dahi edinilmiş mallara değer olarak eklenir. Kanun koyucu burada katılma alacağını azaltma kastı bulunan devirler için bir yıllık bir hak düşürücü süre öngörmemiş, mal rejiminin devamı süresince yapılmış olmayı yeterli görmüştür.

DEĞERLEME ESASLARI VE KARAR TARİHİNE EN YAKIN SÜRÜM DEĞERİ İLKESİ

Mal rejiminin tasfiyesinde uygulayıcıların ve yargı mercilerinin en sık tereddüde düştüğü alan, tasfiyeye konu malvarlığı unsurlarının "hangi tarihteki fiziki durumu" ile "hangi tarihteki parasal değeri" üzerinden hesaba katılacağı hususudur.

TMK m. 228/1 ve m. 235/1 hükümleri doğrultusunda; mal rejiminin sona erdiği sırada mevcut olan edinilmiş mallar tasfiye edilir. Eşlere ait kişisel ve edinilmiş mallar, mal rejiminin sona ermesi anındaki (boşanma dava tarihindeki) durumlarına (nitelik, seviye, imar durumu, kilometre, aşama vb.) göre değerlendirilir. Buna karşılık bu malların parasal değeri, TMK m. 232 gereğince tasfiye anındaki sürüm (rayiç) değerleri esas alınarak belirlenir. Yargıtay'ın kökleşmiş uygulamalarına göre tasfiye anı, yerel mahkemenin nihai karar tarihi olup; istinaf incelemesinde Bölge Adliye Mahkemesince yeniden esas hakkında karar verilmesi hâlinde karar tarihi, Bölge Adliye Mahkemesinin karar tarihidir.

Mal rejiminin devamı sırasında elden çıkarılan ve TMK m. 229 kapsamında eklenecek değer sayılan mallar yönünden değerlemenin nasıl yapılacağı da tasfiye adaletinin tesisinde hayati öneme sahiptir. TMK m. 235/2 uyarınca, edinilmiş mallara hesapta eklenecek olanların değeri belirlenirken, malın devredildiği tarihteki fiziki durumu ve nitelikleri dikkate alınır. Ancak bu malların parasal karşılığı hesaplanırken, devir tarihindeki satış bedelinin enflasyon veya endeksleme yoluyla güncellenmesi yöntemine başvurulamaz; malın devir tarihindeki vasıfları korunarak tasfiye (karar) tarihindeki güncel sürüm rayiç değerinin tespiti zorunludur.

Bu konudaki tereddütleri kesin biçimde bertaraf eden Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E. 2023/3557, K. 2024/4924, T. 27.06.2024 sayılı kararında ilkeyi açıkça çizmiştir: Tasfiyeye konu malların kural olarak tasfiye anındaki sürüm (rayiç) değerlerinin hesaba katılacağı, Yargıtay uygulamalarına göre tasfiye tarihinin karar tarihi olduğu hatırlatılmıştır. Kararda somut olarak; elden çıkarılan ve eklenecek değer olarak kabul edilen bir işletme/taşınmazın devir tarihindeki durumu (nitelik, seviye, aşama, özellikleri, piyasa durumu vb.) dikkate alınarak verilecek karar tarihine en yakın tarih itibarıyla sürüm (rayiç) değerinin belirlenmesi gerektiği; taşınmazın değil de salt devir bedelinin güncel karşılığı dikkate alınarak katılma alacağı hesaplanmasının usul ve kanuna aykırı olduğu hüküm altına alınmıştır. Bu içtihat uyarınca, devredilen mal sanki elden çıkarılmamış ve tasfiye anında malvarlığında mevcutmuş gibi kabul edilerek, devir anındaki niteliklerine göre karar tarihindeki rayici bilirkişiler marifetiyle hesaplanmalıdır.

BOŞANMA SEBEBİNİN KATILMA ALACAĞINA ETKİSİ

Edinilmiş mallara katılma rejiminde kural, boşanmaya sebep olan olaylardaki kusur derecesinin mal rejiminin tasfiyesine ve artık değere sirayet etmemesidir. Boşanma davasında eşlerden birinin ağır kusurlu kabul edilmesi (örneğin güven sarsıcı davranışlar, hakaret, fiziksel şiddet veya birlik görevlerini yerine getirmeme), kural olarak diğer eşin TMK m. 236/1 kapsamındaki kanuni artık değer payını ortadan kaldırmaz veya azaltmaz. Artık değer, evlilik süresince sarf edilen ortak emeğin bir karşılığı olarak görülür.

Bu temel kuralın Türk Medeni Kanunu'ndaki yegâne ve istisnai düzenlemesi TMK m. 236/2 hükmüdür: Zina (TMK m. 161) veya hayata kast (TMK m. 162) nedeniyle boşanma hâlinde hâkim, kusurlu eşin artık değerdeki pay oranının hakkaniyete uygun olarak azaltılmasına veya kaldırılmasına karar verebilir.

Bu hükmün tatbiki son derece sıkı şekli ve maddi şartlara bağlanmıştır:

• Boşanma davası münhasıran veya terditli olarak zina (TMK m. 161) ya da hayata kast (TMK m. 162) özel sebeplerine dayandırılmış olmalıdır.

• Mahkemece boşanma kararı, genel sebep olan TMK m. 166/1 uyarınca değil, açıkça zina veya hayata kast vakıasının sabit görülmesi gerekçesiyle verilmiş ve kesinleşmiş olmalıdır. Tarafların zina eylemini gerçekleştirmiş olmalarına rağmen davanın evlilik birliğinin temelinden sarsılması sebebiyle kabul edilmesi ve bu hükmün kesinleşmesi durumunda, tasfiye mahkemesinde TMK m. 236/2 hükmü işletilemez ve kusurlu eşin katılma alacağı payı azaltılamaz.

• Hâkimin bu maddedeki yetkisi mutlak bir kaldırma zorunluluğu doğurmaz; hâkim olayın özelliklerine, evliliğin süresine ve hakkaniyet ölçüsüne göre payı tamamen kaldırabileceği gibi kısmen azaltma yoluna da gidebilir.

SONUÇ VE UYGULAMAYA YÖNELİK ÖNERİLER

Boşanma ve mal rejiminin tasfiyesi davaları, usul hukuku ile maddi hukukun iç içe geçtiği, teknik hesaplama parametreleri barındıran karmaşık uyuşmazlıklardır. Yargı kararları ve yasal mevzuat ışığında uygulayıcılar bakımından dikkat edilmesi gereken stratejik kontrol noktaları şunlardır:

1. Dava Açma Stratejisi ve Usul: Boşanma davası ile tasfiye davasının aynı dilekçeyle açılması durumunda tefrik kararı verilmesi talep edilmeli; bağımsız açılan tasfiye davalarında ise derdest boşanma davasının HMK m. 165/1 uyarınca bekletici mesele yapılması mahkemeye açıkça hatırlatılmalıdır. Boşanma kararı kesinleşmeden tasfiye davasında davanın esasına girilemeyeceği gibi, davanın usulden reddedilmesi de usul ekonomisine aykırılık teşkil eder.

2. Kişisel Mal İddialarının İspatı: TMK m. 222'deki karine sebebiyle edinilmiş mal savunması asıldır. Ziynet eşyalarının bozdurularak taşınmaz alımına yatırıldığı veya miras kalan paranın peşinata eklendiği yönündeki iddialar tanık beyanları yerine; banka kayıtları, tapu resmi senetleri ve altın satış makbuzları gibi kesin delillerle desteklenmelidir.

3. Değerleme Taleplerinin Kurgulanması: Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin güncel içtihatları doğrultusunda, dava açılırken veya ıslah aşamasında malların boşanma tarihindeki fiziki durumu sabit tutulmak kaydıyla, karar tarihine en yakın tarihteki sürüm (rayiç) değeri üzerinden hesaplama yapılması yönünde bilirkişi incelemesi talep edilmelidir. Özellikle elden çıkarılan mallarda devir bedelinin salt TÜİK endeksiyle güncellenmesi yönündeki bilirkişi raporlarına derhâl itiraz edilmeli; devredilen taşınmaz veya aracın devir tarihindeki nitelikleri korunarak güncel piyasa rayicinin belirlenmesi istenmelidir.

4. İhtiyati Tedbir İstemi: TMK m. 229 kapsamındaki muvazaalı devirlerin ve mal kaçırma girişimlerinin önüne geçilebilmesi adına, dava dilekçesiyle birlikte tasfiyeye konu malvarlıklarının üçüncü kişilere devrinin engellenmesi maksadıyla HMK m. 389 ve devamı uyarınca tapu, trafik ve banka kayıtlarına ivedilikle ihtiyati tedbir konulması talep edilmelidir.

5. Dava Sebebinin Seçimi: Aldatma veya cana kast vakıalarının bulunduğu uyuşmazlıklarda, mal rejiminin tasfiyesinde TMK m. 236/2 uyarınca karşı tarafın katılma alacağını bertaraf edebilmek amacıyla boşanma davasının mutlaka TMK m. 161 (zina) ve TMK m. 162 (hayata kast) maddelerine dayandırılarak yürütülmesi ve hükmün bu maddelerden kurulmasının sağlanması gerekmektedir.