SİGORTA TAZMİNATI ALACAĞININ TEMLİKİ VE HASAR DANIŞMANLIĞI
5684 Sayılı Sigortacılık Kanunu Ek Madde 6'nın Kapsamı, Zaman Bakımından Uygulanması ve Avukatlık Tekeli ile İlişkisi Üzerine Bir Değerlendirme
GİRİŞ
Eylül 2026'nın son haftasında, trafik kazası sonrası tazminat süreçlerini kullanan yapılanmalara yönelik bir soruşturma kamuoyuna yansımıştır. Basına yansıyan bilgilere göre Sigortacılık ve Özel Emeklilik Düzenleme ve Denetleme Kurumunun tespitleri adli mercilere iletilmiş, yüzlerce kişi hakkında soruşturma başlatılmış, aralarında hukuk bürolarının da bulunduğu çok sayıda adreste arama yapılmıştır. İddialar; kaza mağdurlarının kişisel verilerinin hukuka aykırı biçimde "hasar danışmanı" sıfatıyla çalışan kişi ve şirketlere aktarılması, mağdurlara yüksek tazminat vaadiyle ulaşılması ve aynı hasarın birden fazla kez tazmin ettirilmesi üzerinde yoğunlaşmaktadır.
Soruşturmanın ceza hukuku boyutu yargı mercilerinin değerlendirmesindedir ve kimse hakkında kesinleşmiş bir yargı bulunmadıkça masumiyet karinesi geçerlidir. Bu çalışma ise olayın özel hukuktaki karşılığına odaklanmaktadır: Sigorta tazminatı alacağının üçüncü kişilere devri. Uygulamada hasar danışmanlığı faaliyetinin hukuki aracı çoğu zaman alacağın temlikidir; zarar gören, sigortacıdan olan alacağını bir şirkete devreder, şirket alacağı kendi adına talep eder ve dava eder. 2020 yılında Sigortacılık Kanunu'na eklenen bir hüküm bu modeli doğrudan hedef almıştır. Aşağıda bu hükmün kapsamı, yargı kararlarındaki uygulaması ve gerçek zarar gören bakımından sonuçları incelenecektir.
I. EK MADDE 6'NIN İÇERİĞİ
22.07.2020 tarihinde kabul edilen ve 28.07.2020 tarihinde Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 7251 sayılı Kanun'un 57. maddesiyle 5684 sayılı Sigortacılık Kanunu'na eklenen Ek Madde 6 üç fıkradan oluşmaktadır. Birinci fıkraya göre, bu Kanun uyarınca sigortacılık yapan kurum veya kuruluşlardan ya da Güvence Hesabından talep edilecek tazminat alacağı ancak alacaklı tarafından bizzat, alacaklının kanuni temsilcisi veya kanuni temsilcinin bizzat vekâlet verdiği avukat vasıtasıyla ya da alacaklının bizzat vekâlet verdiği eşi, çocukları, annesi, babası, kardeşleri veya avukatı vasıtasıyla takip edilebilir. Takip yetkisi, sigortacı ve Hesap nezdinde yapılacak işlemleri de kapsar. İkinci fıkra en keskin kuralı koyar:
"Tazminat alacağı, sadece hak sahibine veya avukatına ödenir ve birinci fıkrada belirtilen kişiler de dâhil olmak üzere hiç kimseye devredilemez."
Üçüncü fıkra ise uygulamaya ilişkin usul ve esasların Kurumca belirleneceğini öngörmektedir.
Hüküm, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu (TBK) m. 183'teki genel kuralın istisnasıdır. TBK m. 183'e göre alacaklı, kanun, sözleşme veya işin niteliği engel olmadıkça alacağını borçlunun rızasını aramaksızın devredebilir. Ek Madde 6, sigorta tazminatı alacakları bakımından bu "kanuni engeli" oluşturmaktadır. Yasağın iki dikkat çekici yönü vardır. Birincisi, devir yasağı avukatı da kapsamaktadır: avukat, alacağı vekil sıfatıyla takip edebilir ve ödemeyi vekil olarak alabilir, ancak alacağı kendi adına devralamaz. İkincisi, takip yetkisi yalnız yargı yolunu değil, sigortacıya yapılacak başvuruyu da kapsar; yani alacaklının yakınları ve avukatı dışındaki kişilerin vekâletle dahi sigortacı nezdinde takip yapması hükmün lafzına aykırıdır.
II. HANGİ SİGORTALAR? KAPSAM SORUNU
Hüküm, "bu Kanun uyarınca sigortacılık yapan kurum veya kuruluşlardan" talep edilecek tazminat alacağından söz etmekte, zorunlu ve ihtiyari sigortalar arasında bir ayrım yapmamaktadır. Uygulamada yasağın yalnız zorunlu trafik sigortasında kötüye kullanımı önlemeye yönelik olduğu, ihtiyari sigortalara uygulanmaması gerektiği ileri sürülmüştür. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 17. Hukuk Dairesi bu görüşe itibar etmemiştir. İş kazasında ölen işçinin mirasçılarına grup ferdi kaza sigortası kapsamındaki bedeli kendisi ödeyen işverenin, mirasçılardan noterde aldığı temlike dayanarak sigortacıya yönelttiği takip ve dava, temliknamenin 28.07.2020 tarihinden sonra düzenlenmiş olması nedeniyle geçerliliği bulunmadığı gerekçesiyle reddedilmiş; ilk derece mahkemesinin temliki kanunun emredici hükmüne aykırılık nedeniyle kesin hükümsüz saydığı karar isabetli bulunarak istinaf başvurusu esastan reddedilmiştir (İstanbul BAM 17. HD, E. 2026/516, K. 2026/617, 22.04.2026). Bu karar, yasağın ihtiyari sigortaları ve meblağ sigortalarını da kapsadığını göstermesi bakımından önemlidir.
Bununla birlikte, kapsam sorununun yargı kararlarında tümüyle çözüldüğü söylenemez. Leasing "all risk" poliçesine ilişkin bir tahkim dosyasında İtiraz Hakem Heyeti, tüzel kişiler arasında gerçekleşen temlikin Ek Madde 6 kapsamında olmadığını kabul etmiş; karar Yargıtay 11. Hukuk Dairesince, bu noktayı ayrıca tartışmayan bir gerekçeyle onanmıştır (Yargıtay 11. HD, E. 2022/7056, K. 2023/6602, 09.11.2023). Hükmün lafzı karşısında tüzel kişilere yönelik bir istisna kabul etmek kanaatimizce güçtür; ancak bu karar, kapsam tartışmasının sürdüğünü göstermektedir.
III. YASAĞA AYKIRI TEMLİKİN SONUCU: KESİN HÜKÜMSÜZLÜK VE DAVA EHLİYETİ
TBK m. 27'ye göre kanunun emredici hükümlerine aykırı sözleşmeler kesin olarak hükümsüzdür. Yasağa aykırı temlik alacağı temlik alana geçirmediğinden, temlik alanın sigortacıya karşı talep ve dava hakkı doğmaz. Aktif dava ehliyeti dava şartı olduğundan (6100 sayılı HMK m. 114/1-d) mahkeme bu eksikliği yargılamanın her aşamasında resen gözetir (HMK m. 115/1).
Yasağın ne kadar geniş uygulandığını gösteren bir örnek Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 26. Hukuk Dairesinin kararıdır. Bu dosyada davacı şirket, ilk derece mahkemesinin hükmünden sonra, hüküm altına alınan tazminat alacağını 18.10.2022 tarihli noter sözleşmesiyle bir gerçek kişiye devretmiştir. Daire, devrin yasağın yürürlüğünden sonra yapıldığını, temlik alanın taraf sıfatı bulunmadığını belirterek temlik alanın istinaf başvurusunu reddetmiştir (Ankara BAM 26. HD, E. 2025/502, K. 2026/385, 03.03.2026). Görüldüğü üzere yasak, ilamla belirlenmiş alacaklar bakımından da uygulanmaktadır.
IV. ZAMAN BAKIMINDAN UYGULAMA: TEMLİK TARİHİ Mİ, DAVA TARİHİ Mİ?
Yasağın yürürlükten önce yapılmış temliklere uygulanıp uygulanmayacağı, kararlar arasında en belirgin ayrışmanın yaşandığı konudur. İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 11. Hukuk Dairesi, 17.06.2020 tarihli bir kazadan doğan alacağın 01.07.2020 tarihinde, yani yasağın yürürlüğünden önce temlik edildiği bir dosyada, davanın açıldığı 25.09.2020 tarihinde yürürlükte olan kanun değişikliğinin uygulanması gerektiğini kabul etmiş; temlik alanın tasarruf yetkisinin bulunmadığı ve aktif husumet ehliyetinin olmadığı gerekçesiyle davayı reddetmiştir (İzmir BAM 11. HD, E. 2021/1767, K. 2024/934, 08.05.2024). Aynı Dairenin, 2019 tarihli bir temlike ilişkin başka bir dosyada ise değişikliğin geçmişe uygulanamayacağını kabul ederek ilk derece mahkemesinin aktif husumet yokluğundan verdiği ret kararını kaldırdığı, sonraki istinaf kararında aktarılmaktadır (İzmir BAM 11. HD, E. 2025/191, K. 2025/996, 25.06.2025).
Yargıtay 4. Hukuk Dairesi ise ölçütü açıkça temlik tarihi olarak belirlemektedir. Daire, 14.07.2020 tarihli temliknameye ilişkin dosyada, kanunların geriye yürümezliği ilkesi gereği değişikliğin bu temlike uygulanamayacağını ve temliknamenin geçerli olduğunu belirterek kısmi temlik oranında aktif husumet değerlendirmesi yapılması için kararı bozmuştur (Yargıtay 4. HD, E. 2024/7028, K. 2025/11245, 03.07.2025). Aynı yaklaşım, 2019 tarihli temliknamelere dayanarak asli müdahil olan temlik alanlar lehine verilen bozma kararında da tekrarlanmış (Yargıtay 4. HD, E. 2023/2690, K. 2026/1324, 10.02.2026), yasağın yürürlüğünden önce, 24.03.2020 tarihinde yapılan temlike dayanan kabul kararı onanmıştır (Yargıtay 4. HD, E. 2022/13620, K. 2025/7139, 06.05.2025).
Kanaatimizce doğru olan Yargıtay'ın yaklaşımıdır. Temlik, yapıldığı anda hükmünü doğuran bir tasarruf işlemidir; geçerliliği, yapıldığı tarihte yürürlükte olan hukuka göre belirlenir. Davanın sonradan açılmış olması, o tarihte zaten temlik alanın malvarlığına geçmiş bulunan alacağı geriye dönük olarak sahibinden yoksun bırakmaz. Bununla birlikte, İzmir BAM'ın 2024/934 sayılı kararının miktar itibarıyla kesin olarak verildiği ve 2020 yılının ilk yarısında yapılan temliklere dayanan dosyaların hâlâ görülebildiği dikkate alındığında, geçiş dönemi uyuşmazlıklarında farklı sonuçların doğması ihtimali ortadan kalkmış değildir.
Geçiş dönemi temlikleri bakımından bir usul tuzağına da dikkat çekmek gerekir. Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 26. Hukuk Dairesi, alacağını davadan önce temlik etmiş olan kişinin kendi adına açtığı davada temlik alanın HMK m. 125 uyarınca davacının yerine geçemeyeceğini, çünkü bu hükmün yalnız dava açıldıktan sonraki devirlerde uygulanabileceğini belirtmiştir. Temlik alan ancak sigortacıya başvurduktan ve dava şartı arabuluculuk yoluna gittikten sonra, HMK m. 65 uyarınca asli müdahale yoluyla davaya katılabilecektir (Ankara BAM 26. HD, E. 2023/1044, K. 2025/1236, 17.10.2025).
V. HASAR DANIŞMANLIĞI VE AVUKATLIK TEKELİ
Ek Madde 6, 1136 sayılı Avukatlık Kanunu'nun iki hükmüyle birlikte okunmalıdır. Avukatlık Kanunu m. 35/1'e göre kanun işlerinde ve hukuki meselelerde mütalaa vermek, mahkeme, hakem veya yargı yetkisini haiz diğer organlar huzurunda gerçek ve tüzel kişilere ait hakları dava etmek ve savunmak, adli işlemleri takip etmek ve bu işlere ait evrakı düzenlemek yalnız baroda yazılı avukatlara aittir. Aynı Kanun'un 63. maddesinin üçüncü fıkrası ise avukatlık yapma yetkisini taşımadığı hâlde muvazaalı yoldan alacak devralarak avukatlara ait yetkileri kullananları bir yıldan üç yıla kadar hapis ve adli para cezasıyla cezalandırmaktadır.
Ek Madde 6'dan önce, alacağını devralan hasar danışmanlığı şirketi alacağı "kendi alacağı" olarak takip ettiğinden, Avukatlık Kanunu m. 63/3'ün uygulanması devrin muvazaalı olduğunun ispatına bağlıydı ve bu ispat çoğu dosyada güçtü. Ek Madde 6 bu güçlüğü ortadan kaldırmıştır: devrin gerçek mi muvazaalı mı olduğunu araştırmaya gerek kalmaksızın, sigorta tazminatı alacağı artık devredilemez. Böylece hüküm, avukatlık tekelinin sigorta alanındaki tamamlayıcısı işlevini görmektedir. Kanun koyucu, zarar görenin ancak kendisi, yakınları veya avukatı eliyle alacağını takip edebileceğini öngörerek, tazminat sürecini bir ticari faaliyet alanı olmaktan çıkarmayı amaçlamıştır.
Hasar danışmanlığı modelinin bir diğer ayağı kişisel verilerdir. Kaza mağdurlarına ulaşılabilmesi için kaza ve kimlik bilgilerinin bir yerden temin edilmesi gerekir. Bu verilerin rıza veya başka bir hukuka uygunluk sebebi bulunmaksızın üçüncü kişilere aktarılması 6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu kapsamında idari, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu m. 136 kapsamında ise cezai sorumluluk doğurabilir. Basına yansıyan soruşturmanın odak noktalarından birinin bu husus olması tesadüf değildir.
VI. GERÇEK ZARAR GÖREN BAKIMINDAN SONUÇLAR
Ek Madde 6'nın asıl amacı zarar göreni korumaktır; ne var ki yasağa aykırı bir temlik imzalamış olan zarar gören, uygulamada bu korumanın yan etkileriyle karşılaşabilir.
Birincisi, geçersiz temlik alacağı zarar görenin malvarlığından çıkarmaz. Alacak hâlâ zarar görene aittir ve kendisi veya avukatı tarafından sigortacıya ya da Sigorta Tahkim Komisyonuna taşınabilir. Temlik bedeli olarak zarar görene ödenmiş bir tutar varsa, bunun iadesi temlik alan ile zarar gören arasındaki iç ilişkiye ilişkin ayrı bir sorundur ve sigortacıya karşı ileri sürülemez.
İkincisi, sigortacının hak sahibi veya avukatı dışındaki birine yaptığı ödemenin hak sahibine karşı borcu sona erdirip erdirmeyeceği tartışmaya açıktır. Ek Madde 6/2'nin "sadece hak sahibine veya avukatına ödenir" şeklindeki emredici lafzı karşısında, bu ödemenin hak sahibine karşı ifa sonucunu doğurmadığı savunulabilir. Bu yorum, sigortacıları temlik belgesine dayanan taleplerde daha dikkatli davranmaya da yöneltecektir.
Üçüncüsü ve belki en önemlisi zamanaşımıdır. 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu m. 109 uyarınca motorlu araç kazalarından doğan maddi tazminat talepleri, zarar görenin zararı ve tazminat yükümlüsünü öğrendiği tarihten itibaren iki yılda zamanaşımına uğrar. Temlik alanın açtığı ve yıllar sonra aktif husumet yokluğundan reddedilen bir dava, zarar görenin kendi alacağına ilişkin zamanaşımını kesen bir işlem olarak değerlendirilmeyebilir. Bu durumda zarar gören, danışmana güvenip beklediği süre sonunda alacağının zamanaşımına uğradığı savunmasıyla karşılaşabilir. Temlik yoluyla takip edilen dosyalarda zarar görenin, sürelerini kendi adına korumaya yönelik işlemleri gecikmeden yapması bu nedenle hayati önemdedir.
VII. UYGULAMAYA YÖNELİK NOTLAR
· Sigorta tazminatı alacağına ilişkin her temlik belgesinde öncelikle tarih kontrol edilmelidir. 28.07.2020 ve sonrasındaki temlikler Ek Madde 6 karşısında geçersizdir; önceki temliklerde ise Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin temlik tarihini esas alan yaklaşımı ileri sürülmelidir.
· Sigortacı vekilleri bakımından, temlik alanın açtığı davalarda aktif dava ehliyeti itirazı ilk fırsatta ileri sürülmeli; dava şartı olduğu için mahkemenin bunu resen gözetmesi gerektiği hatırlatılmalıdır.
· Yasak ilamlı alacaklar için de geçerlidir. Hüküm altına alınan tazminat alacağının dahi sonradan devri mümkün değildir.
· Grup ferdi kaza gibi ihtiyari sigortalarda ve meblağ sigortalarında da yasağın uygulandığı dikkate alınmalıdır; tüzel kişiler arası temliklere ilişkin farklı yorum ise henüz yerleşik değildir.
· Geçerli bir temlikten sonra temlik eden kişi adına dava açılmışsa, temlik alanın davaya HMK m. 125 yoluyla değil, ancak gerekli ön şartları tamamladıktan sonra asli müdahale yoluyla girebileceği unutulmamalıdır.
· Danışmanlık şirketiyle temlik ilişkisine girmiş zarar görene başvuran avukat, alacağın hâlâ zarar görene ait olduğunu tespit ederek zamanaşımını kesecek işlemleri ivedilikle yapmalıdır.
SONUÇ
5684 sayılı Kanun'un Ek Madde 6'sı, sigorta tazminatı alacağının takibini zarar görenin kendisine, yakınlarına ve avukatına bırakmış; alacağın hiç kimseye devredilemeyeceğini öngörmüştür. Yargı kararları yasağı zorunlu sigortalarla sınırlamamakta, ilamlı alacaklara da uygulamakta ve yasağa aykırı temliki kesin hükümsüz saymaktadır. Zaman bakımından ise Yargıtay 4. Hukuk Dairesi temlik tarihini esas alarak yürürlükten önceki temlikleri koruma altına almıştır; aksi yöndeki bölge adliye mahkemesi kararları geçiş dönemi dosyalarında farklı sonuçlar doğurmuştur.
Eylül 2026'da kamuoyuna yansıyan soruşturma, kanun koyucunun 2020 yılında tespit ettiği sorunun ortadan kalkmadığını göstermektedir. Ek Madde 6 alacağın devrini engellemiş, ancak danışmanlık modelinin vekâlet, kişisel veri ve yönlendirme gibi diğer araçlarını tek başına çözememiştir. Zarar görenin korunması bakımından asıl güvence, tazminat sürecinin hukuki yardım tekeline sahip avukatlar eliyle, meslek kuralları çerçevesinde yürütülmesidir. Üçüncü fıkrada öngörülen usul ve esasların ayrıntılı biçimde düzenlenmesi ve sigortacıların hak sahibi dışındaki kişilere yönelik ödeme ve yazışma pratiklerinin denetlenmesi, bu güvenceyi tamamlayacaktır.
KAYNAKÇA
· 5684 sayılı Sigortacılık Kanunu, Ek m. 6 (7251 sayılı Kanun m. 57 ile eklenmiştir).
· 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu, m. 27, 183.
· 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu, m. 65, 114, 115, 125.
· 1136 sayılı Avukatlık Kanunu, m. 35, 63.
· 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu, m. 109.
· 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu, m. 136; 6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu.
· Yargıtay 4. HD, E. 2023/2690, K. 2026/1324, 10.02.2026.
· Yargıtay 4. HD, E. 2024/7028, K. 2025/11245, 03.07.2025.
· Yargıtay 4. HD, E. 2022/13620, K. 2025/7139, 06.05.2025.
· Yargıtay 11. HD, E. 2022/7056, K. 2023/6602, 09.11.2023.
· İstanbul BAM 17. HD, E. 2026/516, K. 2026/617, 22.04.2026.
· Ankara BAM 26. HD, E. 2025/502, K. 2026/385, 03.03.2026.
· Ankara BAM 26. HD, E. 2023/1044, K. 2025/1236, 17.10.2025.
· İzmir BAM 11. HD, E. 2025/191, K. 2025/996, 25.06.2025.
· İzmir BAM 11. HD, E. 2021/1767, K. 2024/934, 08.05.2024.
Next