Kasko İkame Araç Teminatı ile Haksız Fiil Sorumluluğundaki Araç Mahrumiyeti Farkı ve Mahsup Sorunu

GİRİŞ

Karşı aracın tam kusuruyla hasar gören üst segment bir otomobil yetkili servise girer. Araç sahibi kasko poliçesindeki ikame araç hakkını kullanır ve yedi gün boyunca kendi aracından birkaç sınıf aşağıda bir otomobil kullanır. Onarım ise üç hafta sürer. Araç sahibi kusurlu sürücü ve işleten aleyhine mahrumiyet davası açtığında cevap dilekçesinde çoğu kez şu cümleyle karşılaşır: “Kaskodan ikame araç aldın, artık araç mahrumiyeti isteyemezsin.”

“Serviste Bekleyen Aracın Bedeli” başlıklı önceki yazımızda onarım süresinin uzamasından kimin sorumlu olduğunu incelemiştik. Bu yazı aynı zincirin başka bir halkasına bakıyor: Kasko sigortacısının verdiği ikame araç, zarar verenin borcunu ne ölçüde etkiler?

Tezimiz şudur: Bu savunma, birbirinden ayrı üç soruyu tek cümlede birleştirmektedir. Ortada kaç gün için fiilî bir ikame vardır, verilen araç zarar görenin aracıyla aynı nitelikte midir ve bu vakıaları kim ispat edecektir? Dürüst olmak gerekirse savunma bütünüyle asılsız değildir. Fiilen kullanılan ve muadil olan ikamenin karşılık geldiği günlerde mahkemeler mahsup yapabilmektedir. Ancak bu sonuç, savunmanın ileri sürdüğü gibi talebin tamamını ortadan kaldırmaz. Yazıda hem bu savunmayı zayıflatan hem de güçlendiren kararlara yer veriyoruz.

I. AYNI ZARAR, ÜÇ AYRI KANAL

Tartışmanın karışmasının ilk nedeni, mahrumiyet zararının üç ayrı hukuki ilişkide farklı sonuçlar doğurmasıdır.

Kasko sigortası bakımından kural, kazanç kaybının sözleşmede aksine hüküm yoksa teminat dışında kalmasıdır (TTK m. 1453/2). Yargıtay da değer kaybı ve araç mahrumiyeti taleplerinin kasko teminatına girmediğini, ancak poliçenin tam metni getirtilerek özel kloz bulunup bulunmadığına bakılması gerektiğini belirtmiştir (Yargıtay 17. HD, E. 2015/16948, K. 2016/3484, T. 21.03.2016). Özel kloz bulunmayan bir poliçede ikame araç bedeli sigortacıya yüklenememiştir (Yargıtay 4. HD, E. 2022/8390, K. 2022/15267, T. 23.11.2022). Demek ki kaskodaki ikame araç, kanundan doğan bir tazminat değil, sözleşmeyle kurulan ve şartları klozda yazılı bir edimdir.

Klozun sınırları da poliçeden gelir. Yargıtay'ın incelediği bir poliçede ikame aracın “poliçe vadesi süresince yılda 2 defa ve olay başına en fazla 7 gün süre ile” verileceği yazılıdır. Daire, hizmetin sağlanıp sağlanmadığının araştırılmasını, sağlanmadıysa onarım süresi içinde emsal nitelikteki aracın ikame bedelinin bilirkişiyle tespitini istemiştir (Yargıtay 17. HD, E. 2015/14767, K. 2016/3574, T. 21.03.2016). Başka bir dosyada bilirkişi, riziko başına 15 günlük ikame teminatından söz etmiş; aracın gasp edilip hiç onarıma girmediği bu dosyada onarım süresine bağlı klozun işlemeyeceği kabul edilmiştir (Ankara BAM 21. HD, E. 2023/1374, K. 2025/1705, T. 18.12.2025; temyiz yolu açık). Poliçe bu yönüyle kendi sınırlarını çizer. Poliçedeki 7 veya 15 gün, sigortacının edim sınırıdır; aracın ne kadar sürede onarılabileceği hakkında teknik bir tespit değildir.

Zorunlu trafik sigortasında ise mahrumiyet, dolaylı zarar sayılarak teminat dışında bırakılmaktadır. Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, aynı gerekçeyle verilen tahkim kararını yakın tarihte, ihtiyari mali sorumluluk sigortası yönünden de oy çokluğuyla onamıştır. Karşı oy, işletenin genel hükümlere göre sorumlu olduğu bu kalemin ihtiyari sigorta teminatına girmesi gerektiğini savunmaktadır (Yargıtay 4. HD, E. 2025/3559, K. 2026/4465, T. 20.04.2026). Sonuç olarak talep, uygulamada kusurlu sürücü ve işletene yöneltilmektedir.

Üçüncü kanal olan haksız fiil sorumluluğunda ise poliçe sınırı yoktur; ölçü gerçek zarardır. Yargıtay, zarar görenin araç kiraladığını belgelemesini de şart saymamaktadır. Kanun yararına bozma kararında, kiralama belgesi sunulmasa dahi hâkimin TBK m. 50/2 uyarınca zararı belirleyebileceği, makul tamir süresi ve bu süredeki ikame bedelinin bilirkişiyle saptanması gerektiği açıkça ifade edilmiştir (Yargıtay 4. HD, E. 2021/26777, K. 2022/11236, T. 29.09.2022). Aynı çizgi önceki kararlarda da vardır (Yargıtay 17. HD, E. 2016/2482, K. 2016/5946, T. 16.05.2016; Yargıtay 17. HD, E. 2015/3064, K. 2015/11169, T. 26.10.2015). Fiilî kiralama belgesi aranmayan bu zararın kasko klozuyla ilişkisi, asıl sorunun düğüm noktasıdır.

II. UYGULAMADAKİ ÜÇ ÇİZGİ

Bölge adliye mahkemesi kararlarını incelediğimizde, “ikame aldın” savunmasının üç farklı karşılık bulduğunu görüyoruz.

Birinci çizgi gün mahsubudur. Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 26. Hukuk Dairesinin incelediği dosyada kasko sigortacısı yedi gün ikame araç verildiğini bildirmiş, bilirkişi de makul onarım süresini yedi gün olarak belirlemiştir. İlk derece mahkemesi zarar kalmadığı sonucuna varmış; davacının, onarımın iki ay sürdüğü ve 45 gün araç kiraladığı yönündeki itirazı reddedilmiştir (Ankara BAM 26. HD, E. 2025/317, K. 2026/1213, T. 26.06.2026). Bu karar, savunmanın en güçlü dayanağıdır; fakat iki özelliğine dikkat etmek gerekir. Hüküm, faturalı 45 günlük kiralamaya rağmen makul sürenin yedi günle sınırlı görülmesine dayanmaktadır. Ayrıca Daire, ikamenin mahsup edilebilirliğini ayrıca tartışmamış, istinaf sebeplerini süre yönünden değerlendirmiştir.

İkinci çizgi, ikameyi hesaba katmakla birlikte sorumluluğu sona erdiren bir neden saymayan yaklaşımdır. Konya Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesinin onadığı kararda kasko sigortacısı, poliçe gereği 30 gün ikame araç verdiğini ve başkaca sorumluluğu kalmadığını savunmuştur. İlk derece mahkemesi bu savunmayı haksız bulmuş; 30 günlük ikameyi gözeterek kalan gecikme süreleri için sigortacıyı ve servisi ayrı ayrı sorumlu tutmuş, Daire de istinaf başvurularını reddetmiştir (Konya BAM 3. HD, E. 2026/358, K. 2026/1139, T. 20.05.2026). Dava, kasko sigortacısı ile servise karşı açıldığı için doğrudan işleten sorumluluğuna ilişkin değildir. Yine de karar, sınırlı süreli bir ikamenin kalan zararı ortadan kaldırmadığını ve ikame süresinin hesapta bir kalem olarak ele alınması gerektiğini göstermektedir.

Üçüncü çizgi ise savunmanın ayrıca tartışılmadığı kararlardır. Davalının, kasko sigortacısının ikame araç temin etmesi hâlinde araçtan mahrum kalma doğmayacağı yönünde savunma yaptığı dosyada Bursa Bölge Adliye Mahkemesi, 20 günlük süre ve emsal kira bedeli üzerinden kurulan hükmü onamıştır (Bursa BAM 13. HD, E. 2023/1558, K. 2024/1923, T. 17.10.2024). Benzer bir kalem ayrımı Antalya Bölge Adliye Mahkemesinin kararında da görülür: Sigortacının hasar bedeli için yaptığı ödeme, mahrumiyet ve kazanç kaybı talepleri bakımından zarar vereni kurtarmamıştır (Antalya BAM 13. HD, E. 2024/345, K. 2025/297, T. 27.03.2025). Bu kararlar savunmanın tek başına yetmediğini göstermekle birlikte, sorunu ilke düzeyinde çözmemektedir. Taradığımız kararlar arasında, fiilen kullanılan ikame günlerinin de zarar verenden istenebileceğini açıkça söyleyen bir Yargıtay kararına rastlamadık.

III. YARGITAY'IN EN YAKIN KARARI: YEDİ GÜN ARTI ON ÜÇ GÜN

Konuya en yakın Yargıtay kararı, 17. Hukuk Dairesinin 2016 tarihli bozma kararıdır. Davacı, aracın 20 gün tamirde kaldığını, yedi gün kasko sigortacısının araç tahsis ettiğini ve kalan 13 gün için zararı bulunduğunu ileri sürmüştür. Mahkeme, makul tamir süresini bir hafta olarak kendisi takdir etmiş, bu sürede kasko aracı bulunduğu için talebi reddetmiştir. Daire kararı bozmuş; makul tamir süresinin özel ve teknik bilgi gerektirdiğini, bu süre ile ikame bedelinin denetlenebilir bir bilirkişi raporuyla belirlenmesi gerektiğini belirtmiştir (Yargıtay 17. HD, E. 2015/18700, K. 2016/4193, T. 04.04.2016).

Bu karardan iki sonuç çıkarılabilir. Birincisi, kasko ikamesinin varlığı talebi kendiliğinden düşürmemekte, kaskonun karşılamadığı günlere ilişkin talep incelenmek zorunda kalmaktadır. İkincisi, poliçedeki ikame süresi makul onarım süresine dönüştürülemez. Yedi günlük kasko klozuna bakarak “makul süre de yedi gündür” denilemez; bu tespit bilirkişi işidir.

Kararın sınırını da belirtmek gerekir. Davacı yedi günü zaten talep dışında bırakmıştır. Bu nedenle Daire, ikame verilen günlerin mahsup edilip edilmeyeceğini tartışmamıştır. Karar, “kaskodan ikame alan da o günlerin mahrumiyetini isteyebilir” şeklinde okunamaz. Ankara BAM kararıyla karşılaştırıldığında fark daha da belirginleşir: İki dosyada da ortada yedi gün vardır. Yargıtay kararında makul süre hakkında teknik bir tespit bulunmadığı için hüküm bozulmuş, Ankara dosyasında ise makine mühendisi raporu ile kasko ekspertiz raporu aynı doğrultuda olduğu için talep reddedilmiştir. Dolayısıyla bu tür davalar çoğu zaman mahsup tartışmasından önce makul süre tespitinde kazanılır veya kaybedilir.

IV. SEGMENT FARKI: MUADİL OLMAYAN İKAME

Yargıtay'a göre mahrumiyet bedeli, makul süre içinde zarar görenin “aynı nitelikteki araç için (ikame araç) ödemesi gereken bedel”dir (Yargıtay 17. HD, E. 2016/2072, K. 2018/11712, T. 04.12.2018). Kararlarda “emsal nitelikteki araç” ölçüsü tekrar edilmektedir (Yargıtay 17. HD, E. 2016/2482, K. 2016/5946; Yargıtay 17. HD, E. 2015/14767, K. 2016/3574). Pert araçta da zarar, aynı nitelikte (emsal) yeni bir aracın satın alınması için gerekli makul süreye göre belirlenir (Yargıtay 4. HD, E. 2021/10248, K. 2023/10491, T. 10.10.2023). Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 26. Hukuk Dairesi de “aynı özelliklere sahip başka bir aracın” kiralama bedelini esas almaktadır (Ankara BAM 26. HD, E. 2024/270, K. 2025/1595, T. 12.12.2025).

Ölçü zararın hesabında “aynı nitelik” ise, zararın giderildiği iddiası da aynı ölçüyle sınanmalıdır. Lüks bir aracın yerine alt segment bir araç verildiğinde ulaşım ihtiyacı karşılanmış olabilir; fakat aynı nitelikteki kullanım imkânı karşılanmamıştır. Sınıf farkının ekonomik bir değer taşıdığını poliçeler de göstermektedir. Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 21. Hukuk Dairesinin incelediği poliçede “Onarım Süresince - Üst Segment - Pert Dahil” başlıklı ayrı bir teminatla, azami 15 gün için “D sınıfı” ikame araç ve motor hacmine göre araç grubu öngörülmüştür (Ankara BAM 21. HD, E. 2020/1232, K. 2022/1059, T. 22.09.2022; oy çokluğu, temyiz yolu açık). Sigortacı ikamenin sınıfını sözleşmede ayrıca tanımlıyorsa, her ikamenin birbirine denk olduğu söylenemez.

Belirtmek gerekir ki trafik kazası dosyalarında alt segment kasko ikamesindeki sınıf farkını doğrudan çözen bir karara rastlamadık. Bu nedenle aşağıdaki öneri yerleşik içtihat değil, görüşümüzdür. Bize göre en dengeli çözüm iki aşamalı hesaptır: İkamesiz günler tam emsal rayiçle, alt segment ikame kullanılan günler ise emsal rayiç ile verilen aracın rayici arasındaki farkla hesaplanmalıdır.

Yöntemi varsayımsal bir örnekle gösterelim. Makul onarım süresi 15 gün, aracın emsal günlük kira bedeli 5.000 TL, yedi gün kullanılan ikamenin günlük rayici 1.800 TL olsun. İkamesiz sekiz gün için 40.000 TL, ikameli yedi gün için 22.400 TL olmak üzere brüt zarar 62.400 TL'dir. Basit gün mahsubu yapılsaydı sonuç 40.000 TL olurdu. Rakamlar yalnız yöntemi göstermek içindir.

Yöntemin bir de zayıf noktası vardır. Hususi kullanımda mahkeme, ulaşım ihtiyacı giderildiği için sınıf farkını konfor kaybı olarak görüp hesaba katmayabilir. Temsil veya müşteri ulaşımı gibi aracın sınıfına bağlı bir kullanım gösterilebilen ticari dosyalarda bu itiraz zayıflar. Bu sebeple somut kullanım amacının dosyaya açıkça yansıtılması gerekir.

Son olarak hesaptan tasarruf indirilmelidir. Yargıtay, kaza olmasaydı da yapılacak yakıt gibi zorunlu giderlerin düşülmesini aramaktadır (Yargıtay 17. HD, E. 2016/2482, K. 2016/5946). Ancak zarar gören ikame aracın yakıtını kendisi karşılıyorsa, ikameli günlerde yakıt tasarrufu ayrıca düşülmemelidir.

V. AŞAN GÜNLER VE MAKUL SÜRE SINIRI

Kasko ikamesinin bitmesi, zarar verenin kalan süreyi otomatik olarak ödeyeceği anlamına gelmez. Zarar veren aracın serviste kaldığı süreden değil, makul onarım süresinden sorumludur. Yargıtay, “servis yoğunluğu nedeniyle onarımda geçen süre” gibi hususların davalıya yüklenemeyeceğini belirterek 81 günlük hesabı esas alan hükmü bozmuş, 20 iş gününü esas alan raporun uygulanmasını istemiştir (Yargıtay 4. HD, E. 2020/1587, K. 2020/4597, T. 23.12.2020). Ankara Bölge Adliye Mahkemesi de 46 gün serviste kaldığı ileri sürülen araçta, jant siparişi için beklenen süreyi makul süreye dâhil etmemiş ve 15 günlük hesabı onamıştır (Ankara BAM 26. HD, E. 2024/270, K. 2025/1595). Aynı Dairenin 45 günlük kiralama faturasına değer vermeyen kararı da aynı nedene dayanır.

Dolayısıyla doğru hesap “fiilî servis süresi eksi ikame” değil, “makul süre eksi makul süre içinde kullanılan ikame” şeklindedir. Burada sık gözden kaçan bir ayrıntı daha vardır. Bize göre mahsup yalnız iki sürenin çakıştığı günlerde mümkündür. Kasko ikamesi makul süre dolduktan sonra, örneğin parça beklenirken kullanılmışsa, zarar verenin hiç sorumlu olmadığı günleri kapsamaktadır ve makul süreden düşülmesi için neden yoktur. Bu yüzden ikamenin kaç gün verildiği kadar hangi tarihlerde verildiği de önemlidir. Bu noktada da doğrudan bir karara rastlamadık; değerlendirme görüşümüzdür.

VI. İSPAT YÜKÜ, TBK m. 52 VE HALEFİYET

Zarar gören, zararını ve zarar verenin kusurunu ispatla yükümlüdür (TBK m. 50/1). Ancak zararı azaltan vakıa farklıdır. Genel kurala göre herkes hakkını dayandırdığı vakıayı ispat eder (TMK m. 6; HMK m. 190). Görüşümüzce zararın kasko ikamesiyle giderildiğini ileri süren davalı, bu vakıayı ispat etmelidir. “Davacı ikame almadığını ispatlasın” savunması doğru bir yük dağılımı içermemektedir.

Uygulamada sorun çoğunlukla dosyanın getirtilmesiyle çözülmektedir. Ankara BAM kararında ikame süresi, kasko şirketine yazılan yazının cevabından öğrenilmiştir (Ankara BAM 26. HD, E. 2025/317, K. 2026/1213). Yargıtay da kasko sigortacısına karşı açılan bir davada, hasar dosyaları getirtilerek ikame hizmetinin sağlanıp sağlanmadığının araştırılmasını istemiştir (Yargıtay 17. HD, E. 2015/14767, K. 2016/3574). Soyut “ikame almış olabilir” iddiası, bu araştırma yapılmadan sonuca esas alınmamalıdır.

Savunmanın bir başka biçimi, ikame hakkını hiç kullanmayan zarar görene yöneliktir. Bir davalı belediye, hakkını kullanmamanın bedelini dava konusu yapmanın kötüniyet olduğunu ileri sürmüş, ancak karar kusur incelemesi nedeniyle kaldırıldığından bu savunma tartışılmamıştır (Denizli BAM 4. HD, E. 2025/1201, K. 2025/1500, T. 25.09.2025). Davalı burada TBK m. 52'ye dayanabilir: Zarar gören, zararın “doğmasında ya da artmasında etkili olmuş” ise tazminat indirilebilir veya kaldırılabilir. Görüşümüz, kullanılmayan kloz hakkının tek başına bu kapsama girmediği yönündedir. Zarar görenin primini kendisinin ödediği bir sözleşmeden doğan imkânı, sırf zarar verenin borcunu azaltmak için kullanma yükümlülüğü kanunda düzenlenmemiştir. Burada iki ilişki de karıştırılmamalıdır: Klozda öngörülen operatöre başvurmayan sigortalının sigortacıdan ikame bedeli isteyemeyeceğine dair karar (Ankara BAM 21. HD, E. 2020/1232, K. 2022/1059) sigortacıya karşı talebe ilişkindir; zarar verenin borcunu belirlemez. Yine de konu yargı kararlarıyla netleşmiş değildir ve davalı tarafın bu yönde bir itirazı beklenmelidir.

Halefiyet ise aşan günler için en açık dayanağı sunar. TTK m. 1472/1'e göre sigortacı tazmin ettiği bedel kadar sigortalının yerine geçer. Aynı maddenin ikinci fıkrası ise şöyledir: “Sigortacı zararı kısmen tazmin etmişse, sigortalı kalan kısımdan dolayı sorumlulara karşı sahip olduğu başvurma hakkını korur.” Hizmet olarak verilen ikamenin bu anlamda bir tazmin sayılıp sayılmayacağı tartışılabilir. Ancak sayılsın veya sayılmasın sonuç değişmez: Kasko, en fazla karşıladığı kısım için zararı gidermiştir. Yedi günle sınırlı bir hizmet, on beş günlük zararın tamamını gideremez. Ayrıca mahsup edilen günler bakımından kasko sigortacısının rücu imkânı varsa zarar veren kurtulmuş olmaz, yalnızca alacaklısı değişir. Rücu da yapılmıyorsa sonuçta sigortalının ödediği primden zarar veren yararlanmış olur. Mahsup kabul edilse dahi bu sonucun hakkaniyet yönünden tartışmaya açık olduğunu düşünüyoruz.

VII. UYGULAMA NOTLARI

· Talep, zorunlu trafik sigortacısına değil kusurlu sürücü ve işletene yöneltilmelidir. Süre ve rayiç yargılamada netleşeceği için dava HMK m. 109 uyarınca kısmi dava olarak açılıp m. 109/4 uyarınca artırılmalıdır.

· İkame kullanılmışsa dilekçede saklanmamalıdır. Tarihler, gün sayısı ve aracın sınıfı baştan yazılmalı, talep buna göre kurulmalıdır. Sonradan müzekkere cevabıyla ortaya çıkan ikame, güven kaybettirir.

· Kasko sigortacısına yazılacak müzekkerede yalnız “ikame verildi mi?” diye sorulmamalı; kloz metni, teslim ve iade tarihleri, aracın marka, model ve sınıfı ile sigortacının ödediği kira bedeli de istenmelidir.

· Bilirkişiye makul onarım süresi, zarar görenin aracı için emsal günlük rayiç, verilen ikamenin rayici, ikamenin makul süreyle çakışan günleri ve tasarruf kalemleri ayrı ayrı sorulmalıdır. Kasko ekspertiz raporundaki süre, Ankara BAM kararında görüldüğü gibi aleyhe delil olabileceğinden ayrıca değerlendirilmelidir.

· Hususi araçta sınıf farkı talep edilecekse aracın kullanım amacını gösteren somut vakıalar dosyaya konulmalıdır.

· Davalı vekili yönünden etkili savunma, “ikame aldın, talebin düştü” değil; kasko kaydıyla desteklenen gün ve tarih mahsubu, muadillik tespiti ve makul süre itirazıdır.

SONUÇ

Kaskodan ikame araç alınması, zarar verene karşı mahrumiyet talebini başlı başına ortadan kaldırmaz. Kasko klozu, sigortacının sözleşmeyle üstlendiği sınırlı bir edimdir; haksız fiil sorumluluğunun ölçüsü ise makul süre boyunca aynı nitelikteki aracın kullanım bedelidir. Kaskonun karşılamadığı günler ve TTK m. 1472/2 uyarınca kalan zarar için zarar görenin başvurma hakkı devam eder.

Bununla birlikte aleyhe tablo da görmezden gelinmemelidir. Fiilen kullanılan ikame günlerinin makul süreden düşüldüğü kararlar vardır ve makul süre ikame süresine eşit bulunduğunda talep sonuçsuz kalabilmektedir. Alt segment ikamedeki sınıf farkı ile kullanılmayan kloz hakkı konusunda ise henüz yerleşmiş bir içtihat göremedik. Yargıtay'ın bu iki soruyu açıkça ele alması, benzer dosyalarda ortaya çıkan farklı sonuçların önüne geçecektir.

KAYNAKÇA

· 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu, m. 6.

· 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu, m. 49, 50, 52.

· 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu, m. 1453, 1472.

· 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu, m. 85.

· 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu, m. 109, 190.

· Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, E. 2025/3559, K. 2026/4465, T. 20.04.2026.

· Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, E. 2021/10248, K. 2023/10491, T. 10.10.2023.

· Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, E. 2022/8390, K. 2022/15267, T. 23.11.2022.

· Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, E. 2021/26777, K. 2022/11236, T. 29.09.2022.

· Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, E. 2020/1587, K. 2020/4597, T. 23.12.2020.

· Yargıtay 17. Hukuk Dairesi, E. 2016/2072, K. 2018/11712, T. 04.12.2018.

· Yargıtay 17. Hukuk Dairesi, E. 2016/2482, K. 2016/5946, T. 16.05.2016.

· Yargıtay 17. Hukuk Dairesi, E. 2015/18700, K. 2016/4193, T. 04.04.2016.

· Yargıtay 17. Hukuk Dairesi, E. 2015/14767, K. 2016/3574, T. 21.03.2016.

· Yargıtay 17. Hukuk Dairesi, E. 2015/16948, K. 2016/3484, T. 21.03.2016.

· Yargıtay 17. Hukuk Dairesi, E. 2015/3064, K. 2015/11169, T. 26.10.2015.

· Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 26. Hukuk Dairesi, E. 2025/317, K. 2026/1213, T. 26.06.2026.

· Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 26. Hukuk Dairesi, E. 2024/270, K. 2025/1595, T. 12.12.2025.

· Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 21. Hukuk Dairesi, E. 2023/1374, K. 2025/1705, T. 18.12.2025.

· Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 21. Hukuk Dairesi, E. 2020/1232, K. 2022/1059, T. 22.09.2022.

· Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi, E. 2024/345, K. 2025/297, T. 27.03.2025.

· Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi, E. 2023/1558, K. 2024/1923, T. 17.10.2024.

· Denizli Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesi, E. 2025/1201, K. 2025/1500, T. 25.09.2025.

· Konya Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesi, E. 2026/358, K. 2026/1139, T. 20.05.2026.

· Küçükcankurtaran, Melih: “Serviste Bekleyen Aracın Bedeli”, hukukihaber.net, 2026.