YANAN FABRİKA, ŞÜPHELİ SİGORTALI

Kasten Çıkarılan Yangında Sigortacının Tazminat Borcu, İspat Yükü ve Ceza Yargılamasının Etkisi: Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 2025 Tarihli Kararı Işığında Bir Değerlendirme

GİRİŞ

Ekim ayının ilk haftasında basına yansıyan bir haber, sigorta hukukunun en eski sorularından birini yeniden gündeme taşıdı. Haberlere göre Gaziantep'te bir organize sanayi bölgesindeki tekstil fabrikasında 26 Ağustos 2026 gecesi çıkan yangının ardından başlatılan soruşturmada fabrika sahibi, yangını çıkarması için bir kişiyle anlaştığı ve vaat ettiği bedeli ödemeyince bu kişi tarafından şikâyet edildiği iddiasıyla "sigorta bedelini almak maksadıyla dolandırıcılık" ve "genel güvenliğin kasten tehlikeye sokulması" suçlarından tutuklanmıştır. Soruşturma sürmektedir; iddiaların doğruluğu yargılama sonunda belli olacaktır ve masumiyet karinesi herkes için geçerlidir. Bu yazının konusu olayın kendisi değil, olayın ortaya koyduğu hukuki sorulardır.

Bir sanayi tesisinde yangın çıktığında sigortacının önünde iki ihtimal vardır: Yangın ya teminat altındaki bir rizikodur ya da sigortalının kastıyla çıkarılmıştır. İlk ihtimalde tazminat ödenir, ikincisinde sigortacı borcundan kurtulur. Ne var ki uygulamadaki sorun bu ikisi arasındaki gri alanda doğar: Yangın raporu "şüpheli" der, savcılık soruşturma başlatır, ceza davası yıllar sürer. Bu süre boyunca sigortacı ödemeyi durdurabilir mi? "Şüphe" tazminat talebini reddetmeye yeter mi? Ceza davası beraatle biterse ne olur, mahkûmiyetle biterse ne olur? Tazminat ödendikten sonra kastın anlaşılması hâlinde ödenen para nasıl geri alınır? Ve belki en önemlisi: Yangını gerçekten kendisi çıkarmamış dürüst sigortalı, uzun bir ceza süreci boyunca haklarını nasıl korur?

Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 12.02.2025 tarihli kararı bu soruların önemli bir kısmına doğrudan cevap vermiştir. Aşağıda önce kanuni çerçeve ortaya konmakta, ardından ispat yükü, ceza soruşturmasının ödeme borcuna ve zamanaşımına etkisi, ceza kararının hukuk yargılamasındaki yeri, ödemeden sonra ortaya çıkan kast ve ceza hukuku boyutu sırasıyla incelenmektedir.

I. KANUNİ ÇERÇEVE: KAST, TEMİNATIN KESİN SINIRIDIR

6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (TTK) 1429. maddesinin birinci fıkrası iki kural koyar. İlk cümleye göre sigortacı, aksine sözleşme yoksa, sigorta ettirenin, sigortalının, lehtarın ve bunların fiillerinden sorumlu oldukları kişilerin ihmallerinden kaynaklanan zararları tazmin etmekle yükümlüdür. İkinci cümle ise sınırı çizer:

"Sigorta ettiren, sigortalı ve tazminat ödenmesini sağlamak amacıyla bunların hukuken fiillerinden sorumlu oldukları kişiler, rizikonun gerçekleşmesine kasten sebep oldukları takdirde, sigortacı tazminat borcundan kurtulur ve aldığı primleri geri vermez." (TTK m. 1429/1)

Hükmün üç unsuru özellikle önemlidir. Birincisi, ölçüt kusur değil kasttır. Ağır ihmal, dikkatsizlik ya da önlem almamak, sözleşmede aksine bir hüküm bulunmadıkça teminatı ortadan kaldırmaz; yalnızca kasıt kaldırır. İkincisi, kastın bizzat sigortalıdan gelmesi şart değildir. Sigortalının fiillerinden hukuken sorumlu olduğu kişilerin kastı da, "tazminat ödenmesini sağlamak amacıyla" hareket etmeleri koşuluyla, aynı sonucu doğurur. Haberdeki iddia gibi yangını çıkarması için başka birinin tutulduğu durumlarda sigortalı zaten kendi kastıyla hareket etmiş olur. Tüzel kişi sigortalılarda ise yöneticinin ya da yetkilinin kastı şirketin kastı olarak değerlendirilecektir. Üçüncüsü, kanun koyucu yaptırımı ağırlaştırmıştır: Sigortacı yalnızca tazminattan kurtulmakla kalmaz, aldığı primi de iade etmez.

Yangın Sigortası Genel Şartları'nın B.7 maddesi de aynı yönde düzenleme içerir. Sigorta ettirenin ya da sigortalının rizikonun gerçekleşmesine kasten sebebiyet vermesi veya zarar miktarını kasten artırıcı eylemlerde bulunması hâlinde poliçeden doğan hakları düşer. Genel Şartlar'ın "zarar miktarını kasten artırma" hâlini ayrıca sayması önemlidir. Kendiliğinden çıkan bir yangını büyütmek ya da söndürülmesini engellemek de aynı sonuca yol açar.

Kundaklama dosyalarında sıkça karşılaşılan bir başka olgu, yangından kısa süre önce sigorta bedelinin olağan dışı biçimde artırılmasıdır. TTK m. 1463/2 uyarınca sigorta ettirenin mali çıkar sağlamak amacıyla kötüniyetle yaptığı aşkın sigorta sözleşmesi geçersizdir. Bu hüküm kundaklamayı ispatlamaz; ancak sigortacının kast iddiasını destekleyen karinelerden birini oluşturur ve ayrı bir savunma imkânı yaratır.

II. İSPAT YÜKÜ: ŞÜPHE, İSPAT DEĞİLDİR

TTK m. 1409/2'ye göre sözleşmede öngörülen rizikolardan herhangi birinin teminat dışında kaldığını ispat yükü sigortacıya aittir. Sigortalı, teminat kapsamındaki bir rizikonun, yani yangının gerçekleştiğini ve zararını ispatlar; yangının kasten çıkarıldığını ise sigortacı ispatlamak zorundadır. Kast, sigortacının ileri sürdüğü bir teminat dışılık hâlidir ve yükü ona aittir. İtfaiye raporunda yangının çıkış nedeninin "tespit edilemedi" ya da "şüpheli" olarak yazılması bu yükü karşılamaz. Çıkış nedeni belirlenemeyen bir yangın, kasten çıkarılmış bir yangın demek değildir.

Ne var ki uygulamada bu ayrım her zaman korunmamaktadır. Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin 21.10.2024 tarihli bir kararında, kasko sigortalı aracın yoldan çıkarak tamamen yandığı bir olayda sigortacının araştırma raporunda "aracın kasten yakıldığı şüphesinin oluştuğu ancak bu hususu doğrulayacak herhangi bir delile ulaşılamadığı" belirtilmiştir. Daire çoğunluğu buna rağmen olayın poliçe teminatı kapsamında meydana gelen bir trafik kazası olduğunun sübuta ermediği gerekçesiyle davanın reddi gerektiğine hükmetmiştir (Y. 4. HD, E. 2022/11217, K. 2024/9975, 21.10.2024). Kararın karşı oy yazısı ise sorunu açıkça ortaya koymaktadır: TTK m. 1409 uyarınca ispat külfeti sigortacıdadır ve sigortacının kendi araştırma raporu dahi şüpheyi doğrulayan delil bulunmadığını söylemektedir.

Karşı oydaki görüşe katılmak gerekir. Çoğunluk kararı, sigortacının ispatlayamadığı kast iddiasını, sigortalının "rizikonun teminat kapsamında gerçekleştiğini ispat edemediği" kalıbına dönüştürmüştür. Bu yaklaşım yaygınlaşırsa her şüpheli yangında ispat yükü fiilen sigortalıya geçer ve TTK m. 1409/2 işlevsiz kalır. Rizikonun gerçekleştiğinin ispatı ile kastın bulunmadığının ispatı birbirinden ayrı tutulmalıdır. Yangının çıktığı, sigortalı mala zarar verdiği ve zararın miktarı sigortalının yüküdür. Yangının nasıl çıktığına ilişkin belirsizlik ise sigortacı aleyhine sonuç doğurmalıdır.

İspat yükünün yer değiştirdiği meşru bir hâl vardır: rizikonun gerçekleşmesine ilişkin ihbar yükümlülüğünün kasten ihlali. Yargıtay'ın yerleşik çizgisine göre sigortalı, doğru ihbar yükümlülüğünü kasten yerine getirmez veya iyiniyet kurallarına açıkça aykırı şekilde teminat dışındaki bir olayı teminat içindeymiş gibi bildirirse ve bu durum somut delillerle kanıtlanırsa, ispat külfeti yer değiştirir ve rizikonun teminat içinde kaldığını ispat yükü sigortalıya geçer (Y. 17. HD, E. 2016/8078, K. 2017/1168, 08.02.2017). İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 9. Hukuk Dairesi de araçta çıkan bir yangında yangın raporunun bulunmadığını, yangının çıkış sebebinin tespit edilemediğini ve hasar başvurusunun geç yapıldığını birlikte değerlendirerek ispat yükünün sigortalıya geçtiğini kabul etmiş ve ilk derece kararını kaldırmıştır (İstanbul BAM 9. HD, E. 2023/1553, K. 2026/1319, 03.06.2026). Bu içtihadın kanundaki dayanağının zayıf olduğunu da belirtmek gerekir. TTK m. 1446/2, bildirimin geç yapılmasını ancak tazminatta artışa yol açmışsa kusurun ağırlığına göre indirim sebebi sayar; ispat yükünü değiştiren bir yaptırım öngörmez. Bu nedenle yer değiştirme, en azından kasıtlı ve somut delille kanıtlanmış bir ihbar ihlaliyle sınırlı tutulmalıdır.

III. CEZA SORUŞTURMASI SÜRERKEN SİGORTACI ÖDEMEYİ DURDURABİLİR Mİ?

Haberdeki gibi bir olayda sigortacının ilk refleksi, ceza soruşturmasının sonucunu beklemek ve o zamana kadar ödeme yapmamaktır. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu bu refleksin sınırını çizmiştir. Bir depoda çıkan yangından sonra sigortacının "sigorta bedelini almak amacıyla dolandırıcılık" iddiasıyla sigortalı şirket yetkilisi hakkında şikâyette bulunduğu, ağır ceza mahkemesinin ise yangının kasten çıkarıldığına dair delil bulunmadığı gerekçesiyle beraat kararı verdiği olayda Genel Kurul şu tespiti yapmıştır:

"Sigortacı her ne kadar anılan Kanun hükmü uyarınca sigortalının kasten çıkarmış olduğu bir yangın nedeniyle oluşan zararı tazmin etmez ise de, rizikonun oluşmasından hemen sonra bu husus kesinlikle saptanamamışsa, sigortacının sigortalı hakkında sırf ceza davası açılmış olmasına dayanarak ödememe def'inde bulunması mümkün değildir." (YHGK, E. 2024/210, K. 2025/38, 12.02.2025)

Genel Kurul, ödenen paranın kastın ileride ispatlanması hâlinde geri alınamayacağından endişe eden sigortacıya bir yol da göstermiştir: Sigortacı tevdi yerinin belirlenmesini isteyerek temerrüdün sonuçlarından kurtulmalıdır. Karar mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu döneminde gerçekleşen bir olaya ilişkin olup Genel Kurul o Kanun'un 91. maddesine atıf yapmıştır.

Kararın ilk tespiti isabetlidir ve uygulamaya yön verecek niteliktedir. Ceza soruşturması bir şüphenin araştırılmasıdır. Şüpheyi ispatlanmış kast gibi değerlendirmek hem TTK m. 1409/2'yi hem de TTK m. 1427'deki muacceliyet düzenini anlamsız kılar. TTK m. 1427/2'ye göre sigorta tazminatı, sigortacının araştırmaları bitince ve her hâlde rizikonun ihbarından kırk beş gün sonra muaccel olur. Bu süre yalnızca "sigortacıya yüklenemeyen bir kusurdan dolayı inceleme gecikmiş ise" işlemez. Fıkra üç ay içinde tamamlanamayan araştırmalarda en az yüzde elli oranında avans ödenmesini de öngörür (m. 1427/3). Kanun koyucunun amacı sigortalıyı belirsiz bir bekleyişe mahkûm etmemektir. Sigortacı ceza soruşturmasını, kendi araştırmasını bitirmeme gerekçesine dönüştüremez.

Genel Kurulun önerdiği çözüm ise uygulamada aynı ölçüde işlevsel görünmemektedir. Tevdi, kural olarak alacaklının temerrüdüne bağlı bir kurumdur. Bugünkü düzenlemede de TBK m. 106 ve 107 tevdi hakkını alacaklının kendisine gereği gibi önerilen edimi haklı bir sebep olmaksızın kabul etmemesine bağlamaktadır. Tazminatını bekleyen sigortalının ödemeyi reddetmesi beklenemez. TBK m. 111'deki alacaklının kimliğinde duraksama hâli ise rehinli alacaklı ya da haciz gibi durumlara uygundur; kast şüphesi alacaklının kim olduğuna değil, alacağın varlığına ilişkin bir tereddüttür. Bu nedenle sigortacının önündeki gerçekçi seçenek, somut delil yoksa ödemeyi yapmak, ödemeyi ihtirazi kayıtla yapmak ve kastın sonradan ispatı hâlinde geri isteme yolunu açık tutmaktır. Ödemeyi yalnızca soruşturmaya dayanarak durduran sigortacı, beraat hâlinde temerrüt faizinin tüm yükünü üstlenmeyi de kabul etmiş olur.

IV. UZAYAN CEZA SÜRECİ VE ZAMANAŞIMI

Aynı karar, dürüst sigortalı açısından daha da önemli bir tespit içermektedir. Olayda ilk derece mahkemesi ve bölge adliye mahkemesi, iki yıllık zamanaşımı süresinin dolduğu gerekçesiyle davayı reddetmişti. Genel Kurul ise sigortacının kast iddiasını tahkim yargılaması sürerken yaptığı şikâyetle ileri sürdüğünü, yangının kasten çıkarılıp çıkarılmadığına ilişkin maddi vakıanın ancak yıllar sonra beraat kararıyla netleştiğini ve sürecin bu şekilde gelişmesinde davacıya atfedilebilecek bir kusur bulunmadığını belirterek zamanaşımı def'inin dürüstlük kuralı (TMK m. 2) çerçevesinde değerlendirilmesi gerektiğine hükmetmiş ve direnme kararını bozmuştur.

Bu tespit, kast iddiasıyla ödeme yapmayan sigortacının, kendi şikâyetiyle uzayan ceza sürecini daha sonra zamanaşımı savunmasına dönüştüremeyeceği anlamına gelir. Karar oy çokluğuyla verilmiştir ve somut olayın özelliklerine dayanır. Bu nedenle sigortalıların bu korumaya güvenerek beklemesi doğru olmaz. TTK m. 1420'ye göre sigorta sözleşmesinden doğan istemler alacağın muaccel olduğu tarihten itibaren iki yılda, tazminat ve bedel istemleri her hâlde rizikonun gerçekleştiği tarihten itibaren altı yılda zamanaşımına uğrar. Ceza soruşturması sürse de sigortalı tahkim başvurusunu ya da davasını süresi içinde yapmalı, gerekirse ceza yargılamasının sonucunun bekletici sorun yapılmasını (HMK m. 165) talep etmelidir. Böylece zamanaşımı tartışması baştan ortadan kalkar.

V. CEZA KARARININ HUKUK YARGILAMASINA ETKİSİ

TBK m. 74'e göre hâkim, zarar verenin kusurunun bulunup bulunmadığına karar verirken ceza hâkimi tarafından verilen beraat kararıyla bağlı değildir. Ceza hâkiminin kusurun değerlendirilmesine ve zararın belirlenmesine ilişkin kararı da hukuk hâkimini bağlamaz. Yargıtay ise bu kuralın sınırını şöyle ifade etmektedir: Hukuk hâkimi kural olarak ceza hâkiminin belirlediği kusur oranıyla bağlı değildir, ancak kesinleşen maddi vakıa ile bağlıdır (Y. 4. HD, E. 2024/11600, K. 2026/1230, 09.02.2026). Bu ilkelerin yangın sigortasına yansıması iki yönlüdür.

Mahkûmiyet hâlinde, yangının sigortalı tarafından ya da onun azmettirmesiyle kasten çıkarıldığı kesinleşmiş bir maddi vakıa olarak hukuk yargılamasına taşınır ve sigortacının TTK m. 1429 savunması güçlü biçimde desteklenmiş olur. Beraat hâlinde ise sonuç sigortalı lehine otomatik değildir. Hukuk hâkimi kastı kendi delilleriyle değerlendirebilir. Daha önemlisi, beraat yalnızca kast meselesini kapatır; zararın varlığı ve miktarı ayrıca ispatlanmalıdır. Hukuk Genel Kurulu kararına konu dosyada bozmadan sonra verilen hükmü inceleyen Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, beraate rağmen bu kez zararın tespitini eksik bulmuştur. Yanan depoda bulunduğu iddia edilen emtianın satın alındığı şirketlerin bir kısmının sahte fatura düzenlediğine ilişkin vergi denetim raporları bulunmasına karşın mahkemenin tüm faturaları gerçek kabul ettiğini belirlemiştir. Bu nedenle tedarikçi şirketlerin vergi kayıtları, beyannameleri ve BA-BS formları getirtilerek uzman bilirkişi heyetinden rapor alınması gerektiği gerekçesiyle kararı bozmuştur (Y. 4. HD, E. 2025/12587, K. 2025/15332, 17.11.2025).

Kararın uygulamaya dönük mesajı açıktır. Kundaklama şüphesi taşıyan dosyalarda tartışma çoğu zaman kasttan zararın gerçekliğine kayar. Stokun gerçekten var olup olmadığı, faturaların gerçek ticari ilişkiye dayanıp dayanmadığı, kayıtların düzenli tutulup tutulmadığı belirleyici hâle gelir. Ceza dosyasından beraat eden sigortalı, hukuk dosyasında defter ve belgeleriyle ayrıca ikna etmek zorundadır.

VI. TAZMİNAT ÖDENDİKTEN SONRA KASTIN ANLAŞILMASI

Sigortacı şüpheye rağmen ödeme yapmış, kast ise sonradan ortaya çıkmış olabilir. Bu durumda sigortacı ödediği tazminatın iadesini isteyebilir. Ancak geri istemenin kime yöneltileceği ve hangi dayanağa yaslanacağı önemlidir. Yargıtay 17. Hukuk Dairesi, sigortalının ve olaya karışan diğer kişilerin "sigorta bedelini almak amacıyla dolandırıcılık" suçundan yargılandığı bir kasko dosyasında, sigortacının poliçenin tarafı olan ve tazminatı alan sigortalıya rücu imkânı bulunduğunu kabul etmiştir. Buna karşılık, sözleşmeden doğan istirdat talebinin poliçenin tarafı olmayan diğer davalılar yönünden de kabul edilmesini bozma sebebi saymıştır (Y. 17. HD, E. 2016/8078, K. 2017/1168, 08.02.2017).

Bu ayrım, kundaklamanın çoğu zaman birden fazla kişiyle işlendiği dikkate alındığında önemlidir. Sigortalıdan geri isteme sözleşmeye dayanır. Yangını çıkaran, organize eden ya da paraya ortak olan üçüncü kişiler bakımından ise talep haksız fiile (TBK m. 49) dayandırılmalıdır. Zamanaşımı bakımından da avantaj haksız fiil dayanağındadır. TBK m. 72/1'e göre tazminat istemi, ceza kanunlarının daha uzun bir zamanaşımı öngördüğü cezayı gerektiren bir fiilden doğmuşsa bu daha uzun süre uygulanır. Nitelikli dolandırıcılık ve genel güvenliği kasten tehlikeye sokma gibi suçlarda dava zamanaşımı, olağan iki yıllık sürenin çok üzerindedir.

VII. CEZA HUKUKU BOYUTU: SUÇ NE ZAMAN TAMAMLANIR?

TCK m. 158/1-k, dolandırıcılığın "sigorta bedelini almak maksadıyla" işlenmesini nitelikli hâl olarak düzenler. Bu hâlde hapis cezasının alt sınırı dört yıldan, adli para cezasının miktarı suçtan elde edilen menfaatin iki katından az olamaz. Yangının kişilerin hayatı, sağlığı veya malvarlığı bakımından tehlikeli olacak biçimde çıkarılması ayrıca TCK m. 170/1-a kapsamında genel güvenliğin kasten tehlikeye sokulması suçunu oluşturur. Haberde tutuklamanın bu iki suçtan yapıldığı aktarılmaktadır.

Dolandırıcılık suçu sigortacının aldatılarak ödeme yapmasıyla tamamlanır. Sigortacı ödeme yapmamışsa suç teşebbüs aşamasında kalır. Yargıtay 11. Ceza Dairesi, yeni kurulmuş bir şirketin kısa sürede piyasa fiyatının üzerinde büyük miktarda mal aldığını gösteren seri numaralı faturalar ve ticari hayatın olağan akışına aykırı diğer olgular karşısında sigortacının ödeme yapmadığı bir dosyada, "sigorta bedelini almak amacıyla dolandırıcılığa teşebbüs" suçunun sübut bulduğunu belirterek beraat kararını bozmuştur (Y. 11. CD, E. 2022/7252, K. 2024/2144, 22.02.2024). Bu karar, ceza yargılamasında da ticari kayıtların ve olağan akışa aykırılık karinelerinin belirleyici olduğunu göstermektedir. Ceza dosyasında toplanan bu deliller, hukuk dosyasında sigortacının kast ve zarar savunmalarının da omurgasını oluşturur.

VIII. DÜRÜST SİGORTALI VE ÜÇÜNCÜ KİŞİLER BAKIMINDAN UYGULAMA NOTLARI

Kundaklama tartışmaları çoğu zaman kötüniyetli sigortalı üzerinden yürür. Oysa sanayi yangınlarının büyük bölümü elektrik arızası, makine ısınması ya da ihmal kaynaklıdır ve şüphe altında kalan sigortalıların önemli bir kısmı yangını çıkarmamıştır. Bu sigortalılar için şu hususlar belirleyicidir:

· Yangından hemen sonra itfaiye raporu, kolluk tutanakları, kamera kayıtları, elektrik tesisatına ilişkin teknik incelemeler ve tanık bilgileri güvence altına alınmalıdır. Gerekirse sulh hukuk mahkemesinden delil tespiti istenmelidir.

· Stok ve demirbaş zararı için ticari defterler, faturalar, irsaliyeler, BA-BS formları ve banka ödemeleri eksiksiz hazırlanmalıdır. Beraat kararı zararın ispatını kendiliğinden sağlamaz.

· Ceza soruşturmasının sürmesi zamanaşımını durdurmaz. Tahkim başvurusu ya da dava süresinde yapılmalı, ceza dosyasının bekletici sorun yapılması talep edilmelidir.

· Sigorta tahkiminde verilen ret kararına karşı süresinde itiraz edilmelidir. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 45. Hukuk Dairesi, şüpheli yangın savunmasıyla reddedilen ve itiraz edilmeden kesinleşen tahkim kararının aynı yangına ilişkin sonradan açılan davada kesin hüküm oluşturduğunu kabul etmiştir (İstanbul BAM 45. HD, E. 2026/592, K. 2026/962, 01.07.2026; temyiz yolu açık).

Yangından zarar gören komşu işletmeler ise kendi sigortacılarına başvurur. Tazminatı ödeyen sigortacı TTK m. 1472 uyarınca ödediği bedel kadar sigortalısının yerine geçer ve yangını kasten çıkaran kişilere rücu eder. Kasten çıkarılan bir yangında, failin kendi sigortacısının teminat dışılık savunması komşuların zararını karşılıksız bırakmaz. Bu zararın muhatabı doğrudan yangını çıkaran kişiler ve onları azmettirenlerdir.

SONUÇ

Kast, sigorta teminatının kesin sınırıdır. Yangını kendisi çıkaran ya da çıkarttıran sigortalı TTK m. 1429 uyarınca tazminat hakkını kaybeder, ödediği primi de geri alamaz. Ancak kast ile şüphe arasındaki mesafe hukuken büyüktür ve bu mesafeyi kapatma yükü sigortacıdadır. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 2025 tarihli kararı bu ilkeyi açıkça teyit etmiştir. Sigortacı sigortalı hakkında yalnızca ceza davası açılmış olmasına dayanarak ödemeden kaçınamaz. Kendi şikâyetiyle uzayan ceza sürecini de zamanaşımı savunmasına dönüştüremez.

Buna karşılık Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin 2024 tarihli kararında görüldüğü gibi, sigortacının ispatlayamadığı kast şüphesinin "rizikonun teminat kapsamında gerçekleştiği ispatlanamadı" kalıbına dönüştürülmesi, ispat yükünü fiilen sigortalıya taşımaktadır. Bu eğilim TTK m. 1409/2 ile bağdaşmaz ve sınırlandırılmalıdır. İspat yükünün yer değiştirmesi yalnızca somut delille kanıtlanmış kasıtlı ihbar ihlaliyle sınırlı kalmalıdır.

Kanun koyucu bakımından da bir boşluk göze çarpmaktadır. Kast iddiasıyla ceza soruşturması başlatılan büyük hasarlarda sigortacının ödememe riski ile sigortalının yıllarca beklemesi arasında dengeli bir ara çözüm bulunmamaktadır. TTK m. 1427'ye, ceza soruşturması hâlinde tazminatın bilirkişice belirlenen kısmının teminat karşılığında ödenmesine veya bloke bir hesaba yatırılmasına imkân veren bir düzenleme eklenmesi, hem dürüst sigortalıyı hem de kötüniyetli taleplere karşı sigorta topluluğunu koruyacaktır. Haberdeki olay gibi dosyalarda asıl sınav ceza mahkemesinin vereceği karardan çok, o karar beklenirken tarafların hukuki konumlarının nasıl korunacağıdır.

KAYNAKÇA

· 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu, m. 1409, 1420, 1427, 1429, 1446, 1463, 1472.

· 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu, m. 49, 72, 74, 106, 107, 111.

· 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu, m. 158/1-k, 170/1-a.

· 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu, m. 165.

· Yangın Sigortası Genel Şartları, B.7.

· Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2024/210, K. 2025/38, T. 12.02.2025.

· Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, E. 2025/12587, K. 2025/15332, T. 17.11.2025.

· Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, E. 2022/11217, K. 2024/9975, T. 21.10.2024 (karşı oylu).

· Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, E. 2024/11600, K. 2026/1230, T. 09.02.2026.

· Yargıtay 17. Hukuk Dairesi, E. 2016/8078, K. 2017/1168, T. 08.02.2017.

· Yargıtay 11. Ceza Dairesi, E. 2022/7252, K. 2024/2144, T. 22.02.2024.

· İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 9. Hukuk Dairesi, E. 2023/1553, K. 2026/1319, T. 03.06.2026.

· İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 45. Hukuk Dairesi, E. 2026/592, K. 2026/962, T. 01.07.2026.