KİRALIK ARAÇLA YAPILAN KAZADA HUSUMET
Uzun Süreli Kiralamada İşleten Sıfatı, Malikin Kurtuluş İspatı ve HMK m. 124/4 Uyarınca Taraf Değişikliği Bakımından Yargıtay ve Bölge Adliye Mahkemesi Uygulaması
GİRİŞ
Trafik kazasında aracı zarar gören kişinin önündeki ilk usul sorusu, davanın kime açılacağıdır. Kaza tespit tutanağında sürücünün adı, aracın plakası ve trafik sigortacısı yer alır; karşı aracın kime ait olduğu ise trafik sicilinden öğrenilir. Zarar gören, olağan olarak davasını sürücüye ve sicilde malik görünen kişiye yöneltir.
Son yıllarda şirket araçlarının önemli bir bölümü, filo kiralama şirketlerinden uzun süreli sözleşmelerle temin edilmektedir. Bu araçlarda sicil kaydı kiralama şirketini gösterirken aracı fiilen kullanan, ondan ekonomik yarar sağlayan ve sürücüyü istihdam eden kiracı şirkettir. Uygulamada karşılaşılan tipik tablo şudur: park hâlindeki bir araca, bir işletmenin kullandığı hafif ticari araç manevra sırasında çarpar; zarar gören, değer kaybı ve araç mahrumiyeti tazminatı için sicildeki malik kiralama şirketine dava açar; kiralama şirketi cevap dilekçesinde uzun süreli kira sözleşmesini sunarak işleten olmadığını ve davanın husumetten reddi gerektiğini savunur.
Bu noktada iki ayrı soru ortaya çıkar. Birincisi maddi hukuka ilişkindir: sicilde malik görünen kiralama şirketi, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu (KTK) anlamında işleten midir? İkincisi usul hukukuna ilişkindir: malik işleten değilse, zarar gören davasını kaybetmeden ve yeni bir dava açmak zorunda kalmadan gerçek işletene nasıl yöneltir, bu arada yargılama giderlerini kim üstlenir? Bu çalışmada her iki soru, Yargıtay ve bölge adliye mahkemelerinin güncel kararları ışığında ele alınacaktır.
Konunun pratik önemi özellikle araç mahrumiyeti ve teminat limitini aşan zararlar bakımından belirgindir. Zorunlu mali sorumluluk sigortası (ZMSS) teminatı dışında kalan zararlar için zarar görenin muhatabı doğrudan işletendir; işletenin yanlış belirlenmesi, zararın bu bölümünün tahsilini fiilen imkânsız hâle getirebilir.
I. İŞLETEN KAVRAMI: SİCİL KAYDI VE FİİLİ HÂKİMİYET
KTK m. 85/1 uyarınca bir motorlu aracın işletilmesi bir kimsenin ölümüne, yaralanmasına ya da bir şeyin zarara uğramasına sebep olursa, bu zarardan aracın işleteni sorumludur. Sorumluluğun muhatabı "malik" değil "işleten"dir. İşletenin kim olduğu ise Kanun'un 3. maddesinde şöyle tanımlanmıştır:
"İşleten: Araç sahibi olan veya mülkiyeti muhafaza kaydıyla satışta alıcı sıfatıyla sicilde kayıtlı görülen veya aracın uzun süreli kiralama, ariyet veya rehni gibi hallerde kiracı, ariyet veya rehin alan kişidir. Ancak ilgili tarafından başka bir kişinin aracı kendi hesabına ve tehlikesi kendisine ait olmak üzere işlettiği ve araç üzerinde fiili tasarrufu bulunduğu ispat edilirse, bu kimse işleten sayılır."
Tanım iki ölçütü bir arada barındırır. Şekli ölçüte göre sicilde malik görünen kişi işletendir. Maddi ölçüte göre ise belirleyici olan sicil kaydı değil; araç üzerindeki fiili hâkimiyet, araçtan ekonomik yarar sağlama ve işletmenin masraf ve rizikolarına katlanmadır. Bölge adliye mahkemeleri, işletenin belirlenmesinde doktrin ve Yargıtay'ın kabul ettiği görüşün maddi ölçüt olduğunu açıkça vurgulamaktadır (Ankara BAM 26. HD, E. 2022/1020, K. 2024/661, 10.05.2024; Ankara BAM 21. HD, E. 2019/813, K. 2021/926, 05.07.2021).
Yargıtay'ın yerleşik ifadesiyle trafik kaydı, işleteni kesin olarak gösteren bir karine değil, onun kim olduğunu belirleyen güçlü bir kanıttır; kayda rağmen işletenliğin üçüncü bir kişi üzerinde bulunmasını engelleyen bir yasa hükmü yoktur (Yargıtay 4. HD, E. 2023/2411, K. 2026/1845, 18.02.2026). Başka bir deyişle sicil, ispat yükünü belirler; sorumluluğun sahibini tek başına belirlemez. Zarar gören davasını sicil maliki aleyhine açmakla yükümlülüğünü yerine getirmiş olur; işleten olmadığını ispat yükü malike geçer.
II. UZUN SÜRELİ KİRALAMADA İŞLETEN SIFATININ KİRACIYA GEÇMESİ
Yargıtay'a göre araç maliki, aracı herhangi bir sebeple yararlanılmak üzere başkasına devrettiğinde (kısa bir süre için kiralanmaması kaydıyla) artık üzerinde fiili hâkimiyeti ve ekonomik yararlanma olanağı kalmıyorsa, kaza sırasında aracı fiili hâkimiyeti altında bulunduran ve ondan iktisaden yararlanan kişi işleten sıfatıyla sorumlu tutulmalı, malik sorumlu tutulmamalıdır. Kiracının işleten sayılabilmesi için üç unsurun birlikte bulunması aranır: kira sözleşmesinin uzun süreli olması, araç üzerinde fiili hâkimiyetin kiracıya geçmesi ve ekonomik yararlanmanın kiracıya ait olması (Yargıtay 4. HD, E. 2024/13052, K. 2025/13662, 07.10.2025).
Otuz altı ay süreli, kira bedelleri e-faturalarla belgelenmiş ve kaza tarihini kapsayan bir kiralama bu unsurları karşılayan tipik örnektir. Yargıtay, böyle bir sözleşme karşısında kazaya sebebiyet veren aracın kaza tarihindeki işleteninin kiracı şirket olduğunun kabul edilmesi gerektiğini belirtmiştir (Yargıtay 4. HD, E. 2022/2704, K. 2022/9996, 12.09.2022).
"Uzun süre" kavramı ise kanunda tanımlanmamıştır ve uygulamada en çok tartışılan unsurdur. Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 21. Hukuk Dairesi, adi yazılı biçimde düzenlenmiş bir aylık ve üç aylık kira sözleşmelerini hem ispat bakımından yetersiz hem de kaza tarihi itibarıyla uzun süreli sayılamayacak nitelikte görmüştür (E. 2019/813, K. 2021/926, 05.07.2021). Buna karşılık Yargıtay 4. Hukuk Dairesi yakın tarihli bir kararında, bölge adliye mahkemesinin kira süresinin 48 gün olduğunu ve bir yılın altındaki sözleşmelerin kısa süreli kabul edildiğini belirterek malikin sorumluluğuna hükmettiği bir dosyada, kira sözleşmesindeki bedellerin faturalandırıldığını, yasal sürede işletme defterine kaydedildiğini ve tutarların birbiriyle örtüştüğünü esas alarak malikin işleten sıfatının kalmadığına karar vermiş ve kararı bozmuştur (E. 2023/2411, K. 2026/1845, 18.02.2026).
Bu iki karar birlikte okunduğunda şu sonuca varmak mümkündür: Süre, tek başına belirleyici bir eşik değildir. Yargıtay'ın odak noktası, fiili hâkimiyetin ve ekonomik yararlanmanın gerçekten kiracıya geçip geçmediği ve bunun üçüncü kişileri bağlayacak güçte belgelerle ispatlanıp ispatlanamadığıdır. Kısa süreli bir kiralama bile belgelerle güçlü biçimde desteklendiğinde malikin sorumluluktan kurtulmasına yol açabilmektedir. Bu nedenle zarar görenin vekili, "sözleşme kısa süreli" itirazına güvenmekle yetinmemeli, sözleşmenin ispat gücünü de sorgulamalıdır.
III. MALİKİN KURTULUŞ İSPATI: KİRA SÖZLEŞMESİ TEK BAŞINA YETMEZ
Yargıtay, işletenliğin kayda rağmen başkasına geçtiğinin her zaman ispatlanabileceğini, ancak bu konuda getirilecek delillerin üçüncü kişileri bağlayabilecek nitelikte ve güçte olması, özellikle zarar görenlerin haklarını halele uğratacak bir sonuç yaratmaması gerektiğini vurgulamaktadır. Bu ölçüt, zarar görenin en önemli güvencesidir; çünkü kira sözleşmesi, kazadan sonra da kolaylıkla düzenlenebilecek bir belgedir.
Nitekim Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, malikin ibraz ettiği kiralama sözleşmelerinin her zaman tanzim edilebilecek nitelikte adi yazılı belgeler olduğunu, bu nedenle malikin işleten olmadığını geçerli delillerle ispatladığının kabul edilemeyeceğini belirterek, davayı husumetten reddeden kararı bozmuştur (E. 2014/4318, K. 2014/6027, 09.04.2014). Daha yakın tarihli bir kararda ise Daire, ilk derece mahkemesinin yapması gereken incelemeyi ayrıntılı biçimde sıralamıştır: taraflar arasında uzun süreli ve üçüncü kişileri bağlayacak güçte bir kira sözleşmesinin bulunup bulunmadığı, aracın fiilen teslim edilip edilmediği, ekonomik yararlanmanın kime ait olduğu, kira sözleşmesi ve kira bedelinin maliye ve vergi dairelerine bildirilip bildirilmediği ve gerektiğinde kiralayan ile kiracının ticari defterleri üzerinde bilirkişi incelemesi yaptırılarak sözleşmenin fatura, ruhsat ve cari hesap hareketleri gibi yan delillerle desteklenip desteklenmediği (E. 2024/13052, K. 2025/13662, 07.10.2025).
İspat bakımından sık gözden kaçan bir husus da sözleşmenin kaza tarihini kapsayıp kapsamadığıdır. Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 26. Hukuk Dairesi'nin incelediği bir dosyada malik kiralama şirketi, aracın uzun süreli kira sözleşmesiyle bir organizasyon şirketine kiralandığını savunmuş; ancak sunulan sözleşmenin bir aylık olduğu, aracın kazadan bir hafta önce iade edildiği ve kaza tarihini kapsayan bir sözleşmenin sunulamadığı anlaşılmıştır. Daire, bu durumda malikin işleten olarak sorumlu tutulmasında isabetsizlik bulunmadığına karar vermiştir (E. 2022/1020, K. 2024/661, 10.05.2024).
Bu kararlardan zarar gören vekili için somut bir kontrol listesi çıkmaktadır. Malik kira sözleşmesi sunduğunda şu sorular yöneltilmelidir: Sözleşme kaza tarihini kapsıyor mu? Araç teslim tutanağı var mı? Kira bedelleri faturalandırılmış ve deftere işlenmiş mi? Sözleşme vergi dairesine bildirilmiş mi? Kaza anındaki sürücü kiracının çalışanı mı? Bu sorulara verilen cevaplar zayıfsa, malikin husumet itirazı reddedilebilir ve dava malike karşı sürdürülebilir.
IV. DAVANIN MALİKE AÇILMASI "KABUL EDİLEBİLİR YANILGI"DIR
Malik, işleten olmadığını ispatladığında zarar görenin önündeki usul yolu, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK) m. 124'te düzenlenen iradi taraf değişikliğidir. Kural olarak taraf değişikliği karşı tarafın açık rızasına bağlıdır (m. 124/1). Ancak maddi bir hatadan kaynaklanan veya dürüstlük kuralına aykırı olmayan taraf değişikliği talebi, karşı tarafın rızası aranmaksızın hâkim tarafından kabul edilir (m. 124/3). Dördüncü fıkra ise doğrudan eldeki soruna cevap verir:
"Dava dilekçesinde tarafın yanlış veya eksik gösterilmesi kabul edilebilir bir yanılgıya dayanıyorsa, hâkim karşı tarafın rızasını aramaksızın taraf değişikliği talebini kabul edebilir. Bu durumda hâkim, davanın tarafı olmaktan çıkarılan ve aleyhine dava açılmasına sebebiyet vermeyen kişi lehine yargılama giderlerine hükmeder."
Yargıtay, kiralık araç vakalarında davanın sicil malikine açılmasını istikrarlı biçimde kabul edilebilir yanılgı olarak nitelendirmektedir. 4. Hukuk Dairesi'ne göre kaza tarihinde aracın malik adına kayıtlı olduğu ve malikin aracı başka bir şirkete kiraladığı hususunun davanın açıldığı tarihte davacılarca tespit edilmesi mümkün değildir; bu hâliyle dava dilekçesinde tarafın yanlış gösterilmesi kabul edilebilir bir yanılgıya dayanmaktadır (E. 2021/21511, K. 2023/478, 16.01.2023). Aynı Daire, cevap dilekçesiyle sunulan otuz altı aylık kira sözleşmesi üzerine kiracı şirketin davaya alınmasını talep eden davacı bakımından mahkemenin, HMK m. 124 çerçevesinde yargılamaya gerçek hasımla devam etmesi ve kiracı şirket yönünden işin esasını incelemesi gerektiğini belirtmiştir (E. 2022/2704, K. 2022/9996, 12.09.2022).
Aynı kararda altı çizilmesi gereken bir usul uyarısı da yer almaktadır: Hukukumuzda "dahili dava" şeklinde bir müessese bulunmamaktadır ve davalı şirketler arasında zorunlu dava arkadaşlığı yoktur. Bu nedenle talebin "dahili davalı" olarak değil, açıkça HMK m. 124 kapsamında taraf değişikliği olarak nitelendirilmesi gerekir. İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 20. Hukuk Dairesi de davacının taraf değişikliği talebini dahili dava talebi olarak değerlendirip reddeden ilk derece kararını kaldırmış; davacının, aracın başka bir şirkete uzun süreli kiralanmış olduğunu bilmesinin kendisinden beklenemeyeceğini ve davayı ruhsat sahibi ile poliçede sigortalı görünen şirkete yöneltmesinde dürüstlük kuralına aykırı bir durum bulunmadığını belirtmiştir (E. 2020/2185, K. 2023/412, 15.03.2023).
Zincirleme kiralama hâlinde ne olacağı da uygulamada karşılaşılan bir sorudur. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 8. Hukuk Dairesi, birinci taraf değişikliğiyle davaya alınan kiracının da aracı alt kira ile üçüncü bir şirkete verdiğinin anlaşıldığı bir dosyada, bir davada yalnızca bir kez iradi taraf değişikliği yapılabileceğine dair bir hüküm bulunmadığını belirterek ikinci taraf değişikliği talebini reddeden kararı kaldırmıştır (E. 2021/1254, K. 2024/1882, 21.11.2024).
Kabul edilebilir yanılgının sınırı ise zarar görenin kolaylıkla erişebileceği kayıtlarla çizilmektedir. Yargıtay 17. Hukuk Dairesi, karşı aracın trafik sigortacısını TRAMER kayıtlarını araştırmaksızın yanlış gösteren davacının bu eksik araştırmasını dürüstlük kuralının ihlali olarak nitelendirmiş ve HMK m. 124'ün uygulanamayacağına karar vermiştir (E. 2016/3566, K. 2019/638, 24.01.2019). Bu iki çizgi birbirini tamamlar: Sorgulanabilir resmî kayıtlardan öğrenilebilecek bir bilgi yanlış gösterildiğinde yanılgı mazur görülmez; buna karşılık iki şirket arasındaki özel kira ilişkisi, zarar görenin dava öncesinde erişebileceği bir kayıt değildir.
V. YARGILAMA GİDERLERİ: KİM "SEBEBİYET VERMİŞTİR"?
HMK m. 124/4'ün son cümlesi, davanın tarafı olmaktan çıkarılan kişi lehine yargılama giderlerine ancak o kişi "aleyhine dava açılmasına sebebiyet vermemişse" hükmedileceğini öngörür. Kiralık araç vakalarında uyuşmazlığın asıl kırılma noktası buradadır ve içtihat tam olarak yeknesak değildir.
Yargıtay 4. Hukuk Dairesi'nin yaklaşımı açıktır: Aracın sicilde davalı adına kayıtlı olması nedeniyle davanın ona yöneltildiği durumda, taraf olmaktan çıkarılan malik lehine vekâlet ücretine hükmedilmesi usule aykırıdır (E. 2022/2704, K. 2022/9996, 12.09.2022; E. 2021/21511, K. 2023/478, 16.01.2023). İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 8. Hukuk Dairesi de aynı gerekçeyle malik lehine vekâlet ücretine hükmedilmesini hatalı bulmuştur (E. 2021/1254, K. 2024/1882, 21.11.2024).
Buna karşılık bazı bölge adliye mahkemesi kararlarında farklı bir değerlendirme görülmektedir. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 40. Hukuk Dairesi, davanın uzun süreli kiraya veren malike açılmasının kabul edilebilir yanılgıya dayandığını kabul etmekle birlikte, davacının malik yararına hükmolunan vekâlet ücreti ve yargılama giderinden sorumlu tutulmasında isabetsizlik bulmamıştır (E. 2021/1363, K. 2023/1183, 14.09.2023). İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 20. Hukuk Dairesi ise taraf değişikliği talebinin gözardı edilemeyeceğini kabul ettiği aynı kararında, davadan önce malike yönelik bir başvuru bulunmadığını ve malikin işleten olmadığını ilk kez cevap dilekçesinde bildirdiğini gerekçe göstererek davacının bu davalıya karşı yargılama giderlerinden sorumlu olacağı sonucuna varmıştır (E. 2020/2185, K. 2023/412, 15.03.2023).
Kanaatimizce Yargıtay'ın yaklaşımı hükmün lafzına ve amacına daha uygundur. Kanun koyucu, kabul edilebilir yanılgıyla açılan davada davacıyı, bilmesi kendisinden beklenemeyecek bir olgu nedeniyle cezalandırmak istememiştir. Trafik sicilinde malik olarak görünen, zorunlu trafik sigortasını kendi adına yaptıran ve kiralama ilişkisini sicile yansıtmayan malik, zarar görenin davayı kendisine yöneltmesine yol açan görünümü bizzat yaratmıştır. Bu görünümün bedelinin, onu yaratmayan zarar görene yüklenmesi hakkaniyete uygun düşmemektedir. Bununla birlikte İzmir kararının işaret ettiği husus, uygulama bakımından göz ardı edilmemelidir: Dava öncesinde malike yazılı olarak başvurulmuş ve malik kiralama ilişkisini açıklamamışsa, "sebebiyet verme" tartışması davacı lehine kesin biçimde sonuçlanır.
VI. SİGORTACI BAKIMINDAN DURUM
İşleten tartışması, zorunlu trafik sigortacısının zarar görene karşı sorumluluğunu etkilemez. KTK m. 91 uyarınca işletenler, KTK m. 85/1'den doğan sorumluluklarının karşılanmasını sağlamak üzere zorunlu mali sorumluluk sigortası yaptırmakla yükümlüdür; uzun süreli kiralamada poliçe çoğunlukla kiralayan tarafından yaptırılır. Yargıtay 17. Hukuk Dairesi, sigortalının işleten sıfatını taşımamasının onunla kiracısı arasındaki iç ilişkiye ait bir sorun olduğunu ve sigortacının rücu bakımından muhatabının, aracın gerçek işleteni kim olursa olsun, sigorta sözleşmesinin tarafı olan sigorta ettiren olduğunu belirtmiştir (E. 2014/8994, K. 2014/8055, 22.05.2014).
Dolayısıyla teminat limiti içinde kalan hasar ve değer kaybı talepleri bakımından sigortacıya başvuru ve Sigorta Tahkim Komisyonu yolu, işletenin kim olduğundan bağımsız olarak işler. Husumet sorununun asıl önem kazandığı alan, araç mahrumiyeti gibi zorunlu trafik sigortası teminatı dışında kalan kalemler ile limiti aşan zararlardır. Bu kalemlerde doğru işletene ulaşılamaması, zararın karşılıksız kalması anlamına gelir.
VII. UYGULAMAYA YÖNELİK ÖNERİLER
Yukarıdaki içtihat çizgisinden zarar gören vekili bakımından şu uygulama önerileri çıkarılabilir:
· Dava öncesinde, karşı araç bir şirkete kayıtlı ise ve özellikle kaza tespit tutanağında sürücünün farklı bir işletmede çalıştığı anlaşılıyorsa, sicil malikine yazılı başvuru yapılarak aracın kaza tarihinde kiralanmış olup olmadığı sorulmalıdır. Bu başvuru, taraf değişikliği hâlinde yargılama giderleri tartışmasını baştan kapatır.
· Dava, sicil maliki ile birlikte sürücüye de yöneltilmelidir. Sürücü, işleten tartışmasından bağımsız olarak haksız fiil failidir ve davanın bir davalıya karşı sürmesini güvenceye alır.
· Malik cevap dilekçesinde kira sözleşmesi sunduğunda, sözleşmenin kaza tarihini kapsayıp kapsamadığı, teslim tutanağı, fatura, defter kaydı ve vergi dairesine bildirim yönünden denetlenmesi talep edilmeli; belgeler zayıfsa husumet itirazına karşı çıkılmalıdır.
· Belgeler kiracının işleten olduğunu gösteriyorsa, talep "dahili davalı" olarak değil, açıkça HMK m. 124/3 ve 124/4 kapsamında taraf değişikliği olarak ve gecikmeksizin ileri sürülmeli; yeni davalıya dava dilekçesi, tensip tutanağı ve taraf değişikliği dilekçesinin tebliği istenmelidir.
· Taraf değişikliği dilekçesinde, davanın malike yöneltilmesinin trafik sicili kaydına dayandığı, kira ilişkisinin dava öncesinde öğrenilmesinin mümkün olmadığı ve malikin davaya sebebiyet verdiği vurgulanarak, malik lehine yargılama gideri ve vekâlet ücretine hükmedilmemesi talep edilmelidir.
· Zincirleme kiralama ortaya çıkarsa, ikinci bir taraf değişikliği talebinden kaçınılmamalıdır; tek taraf değişikliği sınırı kanunda yer almamaktadır.
SONUÇ
Kiralık araçla yapılan kazalarda sorumluluğun muhatabı sicildeki malik değil, KTK m. 3 anlamında işletendir. Uzun süreli kiralamada işleten sıfatı; fiili hâkimiyet ve ekonomik yararlanmanın kiracıya geçmesi ve bunun üçüncü kişileri bağlayacak güçte belgelerle ispatlanması şartıyla kiracıya geçer. Yargıtay'ın güncel kararları süreyi tek başına belirleyici bir eşik olarak görmemekte, sözleşmenin fatura, defter ve teslim belgeleriyle desteklenip desteklenmediğini esas almaktadır.
Zarar görenin davayı sicil malikine açması ise Yargıtay'ın istikrarlı içtihadına göre kabul edilebilir bir yanılgıdır; zarar gören, davasını kaybetmeden HMK m. 124/4 uyarınca gerçek işletene yöneltebilir ve bu değişiklik zincirleme kiralamada birden fazla kez yapılabilir. Yargılama giderleri bakımından bölge adliye mahkemeleri arasında görülen ayrışma karşısında, dava öncesinde malike yapılacak basit bir yazılı başvuru, zarar görenin en etkili korunma aracıdır. Sicilin yarattığı görünüme güvenen zarar görenin, iki şirket arasındaki özel ilişkinin usul maliyetine katlanmaması gerekir.
KAYNAKÇA
· 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu, m. 3, 85, 91.
· 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu, m. 124.
· Yargıtay 4. HD, E. 2023/2411, K. 2026/1845, 18.02.2026.
· Yargıtay 4. HD, E. 2024/13052, K. 2025/13662, 07.10.2025.
· Yargıtay 4. HD, E. 2021/21511, K. 2023/478, 16.01.2023.
· Yargıtay 4. HD, E. 2022/2704, K. 2022/9996, 12.09.2022.
· Yargıtay 4. HD, E. 2014/4318, K. 2014/6027, 09.04.2014.
· Yargıtay 17. HD, E. 2016/3566, K. 2019/638, 24.01.2019.
· Yargıtay 17. HD, E. 2014/8994, K. 2014/8055, 22.05.2014.
· Ankara BAM 26. HD, E. 2022/1020, K. 2024/661, 10.05.2024.
· Ankara BAM 21. HD, E. 2019/813, K. 2021/926, 05.07.2021.
· İstanbul BAM 8. HD, E. 2021/1254, K. 2024/1882, 21.11.2024.
· İstanbul BAM 40. HD, E. 2021/1363, K. 2023/1183, 14.09.2023.
· İzmir BAM 20. HD, E. 2020/2185, K. 2023/412, 15.03.2023.
Next