I. Barolar, hâkimlerin mesleki performansını izleyen bağımsız bir değerlendirme sistemi kurmalıdır
Bir mahkeme salonunda hâkimin mesleki performansını en yakından gözlemleyen kişilerden biri avukattır. Avukat; hâkimin dosyaya hazırlanıp hazırlanmadığını, duruşmaya zamanında başlayıp başlamadığını, tarafları gerçekten dinleyip dinlemediğini, savunma hakkına ne ölçüde saygı gösterdiğini ve yargılamayı ne kadar düzenli yürüttüğünü doğrudan görür.
Buna rağmen Türkiye'de avukatların bu gözlemlerini düzenli, ölçülebilir ve kurumsal bir biçimde aktarabilecekleri bir sistem bulunmamaktadır. Hâkimlerin mesleki performansına ilişkin değerlendirmeler büyük ölçüde kurum içi veriler, teftiş sonuçları, dosya sayıları, kararların kanun yolu incelemesindeki durumu ve idari makamların gözlemleri üzerinden yapılmaktadır. Yargılamanın günlük işleyişine doğrudan tanıklık eden avukatların deneyimi ise terfi ve atama süreçlerine sistematik biçimde yansımamaktadır.
Halbuki farklı ülkelerde hâkimlerin mesleki performansını ölçmek amacıyla avukatların, mahkeme personelinin ve bazı sistemlerde yargılamanın diğer katılımcılarının görüşlerine başvurulan modeller bulunmaktadır. Bu modellerin bir kısmı baro anketlerine dayanır. Iowa Barosu, iki yılda bir yaptığı değerlendirmede hâkimleri iki ana başlık altında ölçmektedir: mesleki yeterlilik (hukuk bilgisi ve uygulaması, maddi olayı kavrama, dikkat, duruşma yönetimi, karar verme hızı) ve duruşma tutumu (kişisel yorumlardan kaçınma, kararı hukuka ve olguya dayandırma, nezaket ve sabır, kendini temsil eden taraflara adil davranma, herkese eşit muamele). Nebraska Barosu da iki yılda bir avukat görüşlerine dayanan bir değerlendirme yürütmekte ve sonuçları kamuoyuyla paylaşmaktadır.
Burada bir farkı en baştan belirtmek gerekir: Iowa ve Nebraska örneklerinde hâkimler belirli aralıklarla halkoyuna sunulmakta, baro değerlendirmeleri de öncelikle seçmeni bilgilendirmek amacıyla yapılmaktadır. Türkiye'de ise böyle bir seçim mekanizması yoktur; dolayısıyla bu modeller doğrudan aktarılamaz, ancak ölçüt ve yöntem bakımından yol göstericidir.
Kariyer sistemine daha yakın bir örnek İtalya'dadır. 17 Haziran 2022 tarihli 71 sayılı Kanunla yargı konseylerinde (consigli giudiziari) avukat üyelere, hâkim ve savcıların mesleki yeterlilik değerlendirmelerinde oy hakkı tanınmıştır. Bu oy sınırsız değildir: yalnızca baronun önceden, mesleki yeterliliği etkileyen somut olumlu veya olumsuz olgulara ilişkin bir bildirimde bulunmuş olması hâlinde kullanılabilir. Yani avukat görüşü genel bir kanaat olarak değil, belgelenebilir olgulara bağlı biçimde sisteme girmektedir.
Türkiye'de de benzer bir sistemin kurulması tartışılmalıdır.
II. Kararın sonucu değil, yargılamanın niteliği değerlendirilmelidir
Avukatların hâkimleri değerlendirmesi önerildiğinde ilk itiraz genellikle şudur: "Davasını kaybeden avukat, hâkime düşük puan vermez mi?"
Elbette böyle bir risk mevcuttur; ancak doğru tasarlanmış bir sistemin amacı hâkimin verdiği kararın avukatı memnun edip etmediğini ölçmek değildir. Avukata "Kararı beğendiniz mi?" diye sorulmamalıdır. Değerlendirilmesi gereken husus, hâkimin yargılama görevini hangi mesleki standartlarla yerine getirdiğidir ve bu amaca yönelik somut veriler toplanmalıdır.
Bu kapsamda hâkimler şu ölçütler üzerinden değerlendirilebilir:
• Duruşmalara zamanında başlama ve zamanı etkili kullanma,
• Dosyaya ve uyuşmazlığın hukuki çerçevesine önceden hazırlanma,
• Taraflara ve avukatlara eşit söz hakkı tanıma,
• İddia ve savunmaları kesmeden, dikkatle ve sabırla dinleme,
• Avukatlara, taraflara, tanıklara ve mahkeme personeline karşı saygılı davranma,
• Yargılamayı gereksiz yere uzatmama,
• Usul hükümlerini öngörülebilir ve tutarlı biçimde uygulama,
• Kararlarını anlaşılır ve yeterli gerekçeyle açıklama,
• Tarafsızlık konusunda güven veren bir tutum sergileme,
• Dosyanın insani boyutunu gözetme ve ölçülü davranma,
• Baskı altında çalışabilme, kararlılık ve mesleki özen gösterme.
Bu ölçütlerin hiçbiri kararın hangi taraf lehine verildiğiyle ilgili değildir. Bir avukat davayı kaybettiği hâlde hâkimin dosyayı bildiğini, tarafsız, nazik ve özenli davrandığını söyleyebilir. Aynı şekilde davayı kazanan bir avukat da yargılamanın hazırlıksız, özensiz veya savunma hakkını zedeleyen bir şekilde yürütüldüğünü gözlemleyebilir.
Bu ayrım uluslararası ölçütlerle de örtüşmektedir. Avrupa Konseyi bünyesindeki CEPEJ'in hâkimlerin çalışmasının niteliğinin değerlendirilmesine ilişkin kılavuzu, değerlendirmenin tek tek kararların hukuki isabetine değil, hâkimin işini yürütürken izlediği yönteme odaklanması gerektiğini vurgulamaktadır. Kararın içeriğini denetleyecek olan kanun yoludur; değerlendirme sistemi değildir.
Dolayısıyla değerlendirilmek istenen, kararın sonucu değil; adalete ulaşılırken izlenen yolun kalitesidir.
III. Avukatın bilgisi kişisel yakınlıktan değil, doğrudan gözlemden kaynaklanır
Avukatlar hâkimlerin amiri değildir. Hâkimler de avukatların beğenisini kazanmak zorunda değildir. Bununla birlikte yargı bağımsızlığı, hâkimlerin mesleki performanslarının hiçbir biçimde değerlendirilemeyeceği anlamına gelmez.
Bağımsızlık, hâkimin karar verirken siyasi, idari, ekonomik veya kişisel baskı altında kalmamasının güvencesidir. Hazırlıksızlığın, nezaketsizliğin, keyfî duruşma yönetiminin ya da savunmayı dinlememenin güvencesi değildir.
Avukat, hâkimin verdiği kararın dışında kalan fakat adil yargılanma bakımından son derece önemli olan davranışları doğrudan gözlemleyebilir. Bir hâkimin dosyayı ilk kez duruşma sırasında incelediğini, taraflardan birine karşı sabırlı davranırken diğerine sürekli müdahale ettiğini, mazeretleri tutarsız biçimde değerlendirdiğini veya duruşmaları alışkanlık hâlinde saatlerce geciktirdiğini tespit etmenin en güvenilir yolu sahada bulunan avukatların gözlemlerini almak ve bu konuda işlevsel bir sistem kurmaktır.
Bu bilgi bugün adliye koridorlarında konuşulmakta, fakat kurumsal bir veriye dönüşmemektedir. Sonuç olarak aynı hâkim hakkında yıllarca tekrarlanan mesleki sorunlar, ölçülebilir bir değerlendirme sistemine yansımadan kalabilmektedir.
Kurulacak sistem, adliye koridorlarındaki dağınık kanaatleri nesnel ölçütlere bağlayarak görünür hâle getirebilir.
Öte yandan, nasıl ki günün sonunda hakimlerin doğru karar vereceği varsayımıyla bir sistem kurulmuşsa, aynı şekilde yargının üç ayağından biri olan avukatların da hakimlerle ilgili doğru değerlendirme üzerinde ittifak edeceği varsayılmalıdır.
IV. Yeni terfi ve atama sistemi önemli bir fırsattır
Hâkimler ve Savcılar Kurulu (HSK), Nisan 2026'da hâkim ve savcıların derece yükselmesi esaslarına ilişkin ilke kararını değiştirerek terfi hesabında uygulanan yüzdelik barajı kaldırdı; değişiklik Ağustos 2026 terfi döneminden itibaren uygulanmaya başladı.
Eylül 2026'da ise atama sisteminde daha kapsamlı bir adım atıldı. Resmî Gazete'de yayımlanan HSK Genel Kurulu kararlarıyla atamalarda "atama bazlı hizmet puanı" esasına geçildi; bu puan, her görev yerinde fiilen geçirilen hizmet süresinin o yer için belirlenen katsayıyla çarpılmasıyla hesaplanacak. Düzenlemeyi duyuran Adalet Bakanlığı, yeni sistemde terfi ve teftiş sonuçları ile liyakat ve mesleğe uygunluk göstergelerinin de puanlamaya yansıtılacağını belirtti. Sistem 2027 Yıllık Kararnamesi ile uygulanacak.
Bu yaklaşım doğru bir ihtiyaca işaret etmektedir: Hâkim ve savcıların mesleki ilerlemeleri mümkün olduğunca önceden belirlenmiş, denetlenebilir ve ölçülebilir ölçütlere dayanmalıdır.
Ancak değerlendirmenin yalnızca dosya sayısı, bitirme oranı, kıdem, kararların kanun yolundan geçme durumu ve teftiş raporlarıyla sınırlandırılması halinde önemli bir alan eksik kalacaktır. Zira, bir hâkimin çok sayıda dosya sonuçlandırırken tarafları dinlemeyen, duruşmaları özensiz yöneten veya gerekçeli kararlarında savunmanın esaslı iddialarını karşılamayan bir uygulama sergilemesi mümkündür. Niceliksel veriler hız hakkında bilgi verir; fakat yargılamanın, paydaşlarca nasıl tecrübe edildiğini belirlemez. Zira, adaletin tesis edilmesi tek başına yetmez, aynı zamanda tesis edildiği izleniminin de oluşması gerekir.
Bu nedenle avukat değerlendirmeleri, yenilenen sistemin tamamlayıcı unsurlarından biri olmalıdır. Avukatların verdiği puan, hâkimin terfisini tek başına belirlememeli; fakat hiçbir etkisi olmayan sembolik bir ankete de dönüştürülmemelidir. Nitekim CEPEJ kılavuzu da avukatlardan ve barolardan derlenen bilgiyi meşru bir kaynak saymakta, buna karşılık bu kaynağın rolünün "belirleyici değil, yalnızca yol gösterici" olması gerektiğini vurgulamaktadır. Yeterli katılımın sağlandığı ve güvenilirliği doğrulanan değerlendirmeler, belirli ve sınırlı bir ağırlıkla terfi incelemelerine yansıtılmalıdır. Öte yandan avukatlar tarafından yapılan değerlendirmeler, HSK teftişleri için önemli bir yol gösterici de olabilir.
Bir hâkim hakkında farklı dosyalarda görev yapan çok sayıda avukat, sürekli olarak hazırlık, tarafsızlık, nezaket veya duruşma yönetimi konusunda aynı soruna işaret ediyorsa bu bilgi görmezden gelinmemelidir. Aynı şekilde avukatların büyük çoğunluğunun bir hâkimi çalışkan, iyi hazırlanmış, sabırlı, adil ve saygılı bulması da o hâkimin mesleki başarısı olarak dikkate alınmalıdır.
Burada bir hukuki sınırı baştan kaydetmek gerekir: hâkim ve savcıların terfi ve atama ölçütleri Anayasa ve 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu çerçevesinde belirlenmektedir. Baroların kuracağı bir değerlendirme sistemi, mevzuat değişikliği yapılmadığı sürece terfi kararlarının doğrudan bir unsuru hâline gelemez. Bu nedenle sistem iki aşamalı düşünülmelidir: barolar önce yöntemi kurup güvenilirliğini ispatlamalı, mevzuat değişikliği bu birikimin üzerine gelmelidir.
V. Sistem nasıl kurulabilir?
Bu konuda ilk adımı atması gereken kurumlar barolardır. Özellikle baro seçimleri yaklaşırken aday gruplar yalnızca mesleki ücretler, staj sorunları, adliye koşulları ve avukatlara yönelik ihlaller hakkında değil, yargının niteliğini geliştirecek kurumsal projeler hakkında da konuşmalıdır.
Baro yönetimlerine aday olan gruplar, "Hâkim Mesleki Performans Değerlendirme Sistemi" kurulmasını seçim programlarına almalıdır. Ancak bu sistemin güvenilir olabilmesi için bazı temel güvenceler sağlanmalıdır:
• Değerlendirmeyi yapan avukatın kimliği hâkime ve kamuoyuna açıklanmamalı; buna karşılık kimlik, baro nezdinde doğrulanmış olmalıdır. Kimliği hiç kaydedilmeyen, tamamen açık bir anket manipülasyona da iftiraya da sonuna kadar açıktır.
• Avukat yalnızca duruşmasına katıldığı veya dosyasında görev yaptığı hâkimi değerlendirebilmeli; bu bağ UYAP kaydıyla doğrulanmalıdır.
• Tek bir avukatın ya da az sayıda kişinin verdiği puan üzerinden sonuç oluşturulmamalıdır.
• Bir hâkim hakkında değerlendirme yayımlanabilmesi için asgari katılım sayısı aranmalı; belirli bir hâkime yönelen örgütlü ve eşzamanlı puanlama kampanyalarını tespit edecek istatistiksel kontroller kurulmalıdır.
• Kararın avukatın müvekkili lehine veya aleyhine olduğu bilgisi, muhtemel sonuç yanlılığını ölçmek amacıyla anonim biçimde kaydedilmelidir.
• Ölçütler açık, mesleki ve gözlemlenebilir davranışlara dayanmalıdır.
• Hakaret, kişisel saldırı ve doğrulanması mümkün olmayan isnatlar değerlendirme dışında tutulmalıdır.
• Hâkime sonuçlar hakkında açıklama yapma ve değerlendirmeye cevap verme imkânı tanınmalıdır.
• Münferit puanlardan çok, belirli bir döneme yayılan eğilimler dikkate alınmalıdır.
• Kamuoyuna açıklanan raporlarla HSK'ya iletilecek ayrıntılı mesleki değerlendirmeler birbirinden ayrılmalıdır.
• Sistemin yöntemi, veri güvenliği ve istatistiksel güvenilirliği bağımsız uzmanlarca düzenli olarak denetlenmeli; kişisel verilerin işlenmesi bakımından 6698 Sayılı Kanunun gerektirdiği hukuki dayanak ve aydınlatma yükümlülükleri baştan karşılanmalıdır.
Anonimlik meselesi bu tasarımın en tartışmalı noktasıdır ve bunu saklamanın anlamı yoktur. CEPEJ kılavuzu, değerlendirmeye bilgi sağlayan kişinin kimliğinin belirlenebilir olmasını ve hâkime bildirilmesini, silahların eşitliği bakımından esaslı bir güvence saymaktadır. Buna karşılık Türkiye'de avukat ile hâkim arasındaki fiilî güç dengesizliği ve aynı hâkimin önüne yeniden çıkma zorunluluğu göz önüne alındığında, kimliği açık bir sistem katılımı büyük ölçüde caydıracaktır. Makul orta yol, kimliğin baro nezdinde doğrulanıp hâkime kapalı tutulması, hâkime ise değerlendirmenin içeriğine cevap verme ve düzeltme talep etme hakkının tanınmasıdır. Bu tercih açıkça savunulmalı, bir ayrıntı gibi geçiştirilmemelidir.
Bu güvenceler, değerlendirme sisteminin kişisel hesaplaşma veya baskı aracına dönüşmesini önler. Amaç hâkimi teşhir etmek değil; sorunları görünür kılmak, iyi uygulamayı teşvik etmek ve yargının mesleki kalitesini artırmaktır.
VI. Değerlendirme cezalandırma değil, gelişme aracıdır
Hâkimlere ilişkin değerlendirmelerin yalnızca terfi döneminde kullanılan bir puan tablosuna dönüşmemesi gerekir. Elde edilen sonuçlar, meslek içi eğitimin planlanmasında da kullanılabilir.
Örneğin belirli bir bölgede görev yapan hâkimlerin duruşma yönetimi, iletişim veya gerekçeli karar yazımı konusunda ortak sorunlar yaşadığı görülüyorsa buna yönelik eğitim programları hazırlanabilir. Bir hâkimin puanlarında zaman içinde iyileşme olup olmadığı izlenebilir. Başarılı hâkimlerin uygulamaları örnek hâline getirilebilir.
Bu yönüyle sistem yalnızca sorunlu davranışları tespit etmez; iyi hâkimliği de görünür kılar. Dosyasına hazırlanarak çıkan, tarafları sabırla dinleyen, avukatlara eşit davranan, kararını anlaşılır biçimde açıklayan ve mahkeme salonunda güven duygusu oluşturan hâkimlerin başarısı kayda geçer.
Bugünkü sistemde kötü uygulamalar kadar iyi uygulamalar da çoğu zaman görünmez kalmaktadır.
Aynı ölçütün karşılıklı olması da tartışılmalıdır. Duruşmaya hazırlıksız gelen, usul sürelerine uymayan, mahkeme personeline karşı saygısız davranan avukatlar da bulunmaktadır ve mesleki özen tek taraflı bir beklenti değildir. Baroların hâkimleri değerlendiren bir sistem kurarken kendi meslektaşlarının duruşma performansına ilişkin bir geri bildirim mekanizmasını da gündemine alması, önerinin inandırıcılığını artırır.
VII. Baro seçimlerinde somut bir taahhüt
Baro seçimleri, yalnızca kimin başkan veya yönetim kurulu üyesi olacağının belirlendiği süreçler değildir. Bu seçimler, avukatların yargının işleyişi hakkında hangi kurumsal araçları oluşturacağının da tartışıldığı dönemler olmalıdır. Bu nedenle baro yönetimlerine aday olan gruplara somut bir soru yöneltilmelidir:
Göreve geldiğinizde, avukatların hâkimleri nesnel ölçütlerle değerlendirebildiği, sonuçları düzenli raporlanan ve HSK'ya sunulan bir sistem kuracak mısınız?
Bu çalışma başlangıçta pilot olarak belirli adliyelerde veya belirli mahkeme türlerinde uygulanabilir. Elde edilen sonuçlar akademisyenler, istatistikçiler, avukatlar ve emekli hâkimlerden oluşan bağımsız bir kurul tarafından değerlendirilebilir. Yöntem güvenilir hâle geldikten sonra sistem ülke genelindeki barolar arasında ortaklaştırılabilir.
Türkiye Barolar Birliği de ortak ölçütleri ve teknik altyapıyı oluşturarak değerlendirmelerin bütün ülkede aynı standartlarla yapılmasını sağlayabilir. Sonuçlar dönemsel olarak HSK'ya iletilmeli; gerekli mevzuat düzenlemesi yapılarak güvenilir avukat değerlendirmelerinin hâkimlerin terfi ve görev yeri kararlarında belirli ve sınırlı bir ağırlığa sahip olması sağlanmalıdır.
VIII. Netice: Yargıya güven, mahkeme salonunda başlar
Yargıya güven yalnızca kararların sonunda oluşmaz. İnsanlar adaletle ilk olarak mahkeme salonunda karşılaşır. Kendisine söz verilip verilmemesi, avukatının dinlenip dinlenmemesi, hâkimin dosyaya hazırlanıp hazırlanmaması ve duruşmanın saygılı bir ortamda yürütülüp yürütülmemesi, adalet algısını doğrudan etkiler.
Bu nedenle hâkimlerin performansı yalnızca kaç dosya bitirdikleriyle ölçülemez. Önemli olan, o dosyaları hangi mesleki özenle ve nasıl bir adalet anlayışıyla sonuçlandırdıklarıdır.
Avukatlar, bu gerçeğin en yakın tanıklarıdır. Avukatların sistematik gözlemini terfi süreçlerinin dışında bırakmak, yargının işleyişine ilişkin önemli bir bilgi kaynağından vazgeçmek demektir.
Baroların önümüzdeki seçim döneminde bu konuyu programlarına alması, meslek siyaseti bakımından somut ve kalıcı bir adım olacaktır. İyi tasarlanmış bir avukat değerlendirme sistemi hâkim bağımsızlığını zayıflatmaz. Tam tersine, mesleki yeterliliği görünür kılar, keyfî değerlendirmelerin alanını daraltır ve terfi süreçlerinin nesnel ölçütlere dayanmasına katkı sağlar.
Hâkimler verdikleri kararların içeriği nedeniyle avukatlara hesap vermemelidir. Ancak hazırlık, tarafsızlık, nezaket, çalışkanlık, duruşma yönetimi ve savunma hakkına saygı gibi mesleki ölçütler bakımından değerlendirilebilmelidir.
Zira bağımsız bir yargının gücü, yalnızca dış müdahalelere kapalı olmasından değil; kendi niteliğini ölçebilen, eksikliklerini görebilen ve daha iyisini teşvik eden bir sisteme sahip olmasından kaynaklanır.
Av. Enes Malik KILIÇ
Next






