Suçta tekerrür, ceza adaleti sisteminde failin topluma uyum sağlama derecesini ve suç işleme iradesindeki ısrarını gösteren en önemli kurumlardan biridir. 765 sayılı mülga Türk Ceza Kanunu döneminde tekerrür, cezanın doğrudan doğruya artırılmasına yol açan asli bir maddi ceza hukuku nedeni iken; 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu (TCK) sisteminde bu anlayış radikal bir biçimde değiştirilmiştir. Yeni sistemde tekerrür, cezada bir artırım sebebi olarak değil, tehlikeli faillerin ıslahını ve topluma kazandırılmasını amaçlayan özel bir infaz rejimi modeli ve güvenlik tedbiri olarak yapılandırılmıştır. Bu çalışmada, TCK'nın 58. maddesi ışığında suçta tekerrürün hukuki niteliği, uygulanma şartları, kapsam dışı bırakılan durumlar, infaz hukukuna yansıyan ağırlaştırılmış sonuçları doktrin ve güncel Yargıtay içtihatları çerçevesinde detaylıca incelenmiştir.

Ceza Hukuku’nun temel amacı suç işlenmesini önlemek, kamu düzenini korumak ve suçluyu ıslah etmektir. İlk kez suç işleyen bir kişi ile ceza almasına rağmen suç işlemeye devam eden bir kişinin hukuki durumu ogrenilip toplumsal tehlikeliliği aynı ölçüde değerlendirilemez. Suçta tekerrür, kişinin daha önce işlediği bir suçtan dolayı hakkında verilen mahkûmiyet hükmü kesinleştikten sonra, kanunun öngördüğü süreler içerisinde yeniden suç işlemesi durumunu ifade eder. Kanun koyucu, suç işlemedeki bu inat ve ısrarı ceza politikasının bir gereği olarak daha sıkı ve caydırıcı tedbirlere tabi tutmuştur.

5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun kabulüyle birlikte tekerrürün hukuki mahiyetinde köklü bir paradigma değişimi yaşanmıştır. 765 sayılı eski TCK sisteminde mükerrir faillere verilen cezalar belirli oranlarda artırılmaktaydı. Ancak yürürlükteki TCK'nın 58. maddesinde tekerrür, bir ceza artırım sebebi olarak düzenlenmemiştir. Kanun koyucu tekerrürü, cezanın infaz biçimini ve denetim sürecini ağırlaştıran bir 'infaz rejimi kurumu' ve 'güvenlik tedbiri' olarak tasarlamıştır. Dolayısıyla, tekerrür hükümlerinin uygulanması durumunda failin temel cezası artırılmaz; ancak fail cezasını 'mükerrirlere özgü infaz rejimi' çerçevesinde daha uzun süre cezaevinde kalarak ve infaz sonrasında denetimli serbestliğe tabi tutularak çeker. Yargıtay içtihatlarında भी vurgulandığı üzere, tekerrürün ceza artırımı olmaktan çıkarılması, failin kusuruna göre ceza tayini ilkesini korurken, tehlikelilik durumuna göre infazın kişiselleştirilmesini amaçlamaktadır.

TCK MD. 58 UYARINCA TEKERRÜRÜN UYGULANMA ŞARTLARI VE YARGITAY UYGULAMASI

Bir sanık hakkında suçta tekerrür hükümlerinin ve mükerrirlere özgü infaz rejiminin uygulanabilmesi için kanunda öngörülen belirli şartların kümülatif olarak gerçekleşmesi zorunludur. Yargıtay kararları bu şartların uygulanmasında oldukça katı normlar geliştirmiştir:

· Önceki Mahkumiyetin Kesinleşmiş Olması

Tekerrürün en temel şartı, failin ilk işlediği suçtan dolayı verilen mahkûmiyet hükmünün ikinci suçun işlendiği tarihten önce kesinleşmiş olmasıdır. İlk cezanın infaz edilmiş (çekilmiş) olması şart değildir; hükmün kesinleşmesi tekerrürün oluşması için yeterlidir. Ancak ilk suçun cezası henüz kesinleşmeden ikinci suç işlenirse tekerrür değil, 'gerçek içtima' hükümleri uygulanır. Yargıtay içtihatlarına göre, uyarlama yargılaması yapılması durumunda mahkumiyetin kesinleşme tarihi değişse bile, ilk suçun asıl kesinleşme tarihi tekerrür değerlendirmesinde esas alınır. Ayrıca, uzlaşma kapsamına giren ve uzlaşma neticesinde davanın düşmesine karar verilen eski mahkumiyetler artık tekerrüre esas alınamaz.

· Yeni Bir Suçun İşlenmesi

Failin kesinleşen ilk hükümden sonra, kanunda öngörülen süre sınırları içerisinde kasıtlı veya taksirli (istisnalar saklı kalmak kaydıyla) yeni bir suç işlemiş olması gerekir. Yeni suçun ilk suçla aynı türden olması şart değildir; ancak suç tiplerinin birbiriyle olan ilişkisi tekerrürün oluşumunu etkiler.

· Belirli Sürelerin Geçmemiş Olması (Tekerrür Süreleri)

TCK md. 58/2 uyarınca, tekerrür hükümlerinin uygulanabilmesi için önceki mahkûmiyetin infaz edildiği tarihten itibaren belirli bir sürenin geçmemiş olması gerekir. Eğer önceki mahkûmiyet beş yıldan fazla hapis cezası ise beş yıl; beş yıl veya daha az hapis cezası ya da adli para cezası ise üç yıl içinde yeni bir suç işlenmelidir. Burada dikkat edilmesi gereken ve Yargıtay Ceza Genel Kurulu kararlarına da sıkça konu olan kritik husus şudur: Tekerrürün oluşması için infaz şart değilken, tekerrür sürelerinin (3 ve 5 yıllık zamanaşımı benzeri sürelerin) işlemeye başlaması için ilk cezanın tamamen infaz edilmiş olması şarttır. Ceza infaz edilmeden ikinci suç işlenirse süre koşulu aranmaksızın tekerrür hükümleri doğrudan uygulanır.

YARGITAY İÇTİHATLARIYLA ŞEKİLLENEN KRİTİK ESASLAR

Ek Savunma Hakkı Zorunluluğu

Yargıtay Ceza Genel Kurulu ve daire kararlarına göre, sanık hakkında tekerrür hükümlerinin uygulanabilmesi için adil yargılanma hakkı bağlamında CMK'nın 226. maddesi uyarınca ek savunma hakkı tanınması kritik bir usul kuralıdır. Eğer iddianamede veya duruşma aşamasındaki mütalaada TCK md. 58'in uygulanması açıkça talep edilmemişse, sanığa ek savunma hakkı verilmeden tekerrür hükümleri uygulanamaz. Ancak Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun yerleşik içtihatlarına göre (örneğin CGK 2013/103 ve 2013/134 sayılı kararları), adli sicil kaydı duruşmada sanığa okunup diyecekleri sorulmuş ve sanık bu kayda karşı beyanda bulunmuşsa, ek savunma hakkı fiilen kullanılmış sayılır ve ayrıca bir ek savunma süresi verilmesine gerek kalmaz. Sabıka kaydı okunmadan veya beyanı alınmadan tekerrür uygulanması ise mutlak bozma nedenidir.

Birden Fazla İlam Durumunda En Ağır Cezanın Esas Alınması

Sanığın adli sicil kaydında tekerrüre esas olabilecek birden fazla kesinleşmiş mahkumiyet ilamı bulunması halinde, mahkemenin hangi ilamı tekerrüre esas aldığını hüküm fıkrasında açıkça belirtmesi gerekir. Yargıtay içtihatları ve 5275 sayılı Kanun'un 108/2. maddesinin emredici hükmü uyarınca, koşullu salıverilme süresine eklenecek miktar bakımından failin aleyhine en az zararı doğuracak, yani adli sicildeki en ağır cezayı içeren mahkumiyet ilamının tekerrüre esas alınması zorunludur. Eğer mahkemece bu husus belirtilmemişse, infaz aşamasında en ağır cezayı içeren ilamın esas alınması gerektiği kabul edilmektedir. Ancak fail hakkında daha önce tekerrür hükümleri uygulanmışsa ve 'ikinci defa tekerrür' söz konusu ise, en ağır ceza içeren ilam değil, daha evvel tekerrür uygulanan ilamın esas alınması gerekir.

Seçenek Yaptırımların Belirlenmesinde Mecburiyet

TCK md. 58/3 uyarınca, tekerrür halinde, sonraki suça ilişkin kanun maddesinde seçimlik ceza olarak hapis veya adli para cezası öngörülmüşse, mahkeme adli para cezasını seçemez; zorunlu olarak hapis cezasına hükmetmek zorundadır. Yargıtay kararlarında vurgulandığı üzere, mükerrir sanık hakkında seçimlik yaptırımlardan hapis cezasının tercih edilmesi kanuni bir zorunluluktur. Bu hapis cezası hükmedildikten sonra artık TCK m. 50/1-a uyarınca yeniden adli para cezasına veya seçenek yaptırıma çevrilemez; doğrudan mükerrirlere özgü infaz rejimine tabi tutulur.

TEKERRÜRÜN İSTİSNALARI VE UYGULANAMAYACAĞI HALLER

Kanun koyucu ve Yargıtay içtihatları, ceza adaleti ve hakkaniyet ilkeleri gereği bazı durumlarda tekerrür hükümlerinin uygulanmasını mutlak surette engellemiştir:

• Fiili işlediği sırada on sekiz yaşını doldurmamış olan kişilerin (çocukların) işledikleri suçlar hiçbir şekilde sonraki suçlar için tekerrüre esas alınamaz (TCK md. 58/5).

• Kasıtlı suçlar ile taksirli suçlar arasında tekerrür hükümleri uygulanamaz. İlk suçu kasıtlı olan birinin ikinci suçu taksirli ise ya da tam tersi durumda tekerrür oluşmaz. Ancak kasıtlı suç kendi içinde, taksirli suç da kendi içinde tekerrüre esas olabilir (TCK md. 58/4).

• Sırf askeri suçlar ile adli suçlar arasında tekerrür ilişkisi kurulamaz.

• Doğrudan verilen veya seçenek yaptırıma çevrilen, miktar itibarıyla kanunen kesin nitelikte olan adli para cezaları tekerrüre esas alınamaz (Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 2020/334 sayılı kararı da bu doğrultudadır).

• Seri muhakeme usulü uygulanarak kesinleşen ilamlar, Yargıtay'ın güncel değerlendirmelerine göre olağan kanun yollarına tabi olmaması sebebiyle tekerrüre esas alınmamaktadır.

MÜKERRİRLERE ÖZGÜ İNFAZ REJİMİ VE HUKUKİ SONUÇLARI

Mahkemece fail hakkında tekerrür hükümlerinin uygulanmasına karar verildiğinde, bu durum cezanın çektirilmesi aşamasında failin aleyhine çok önemli sonuçlar doğurur. 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun'un (CGTİHK) 108. maddesi uyarınca mükerrirlerin koşullu salıverilme (yatar) oranları ağırlaştırılır. Normal şartlarda daha düşük olan koşullu salıverilme oranı, tekerrür halinde 2/3 (üçte iki) olarak uygulanır. Böylece mükerrir suçlu, cezaevinde ilk kez suç işleyen bir kişiye kıyasla daha uzun süre kalır.

Ayrıca, mükerrirlerin cezası infaz edildikten sonra, haklarında mutlaka denetimli serbestlik tedbiri uygulanır. Denetimli serbestlik süresi, hakim aksine karar vermedikçe en az bir yıl olarak belirlenir ve bu süre içinde failin toplumsal takibi devam eder. Son olarak, tekerrür halinde failin hak yoksunlukları ve denetim süreleri de bu statüye göre şekillenir.

Sonuç olarak; Türk Ceza Hukuku'nda tekerrür kurumu, suçta ısrar eden faillerin topluma arz ettiği tehlikelilik durumunu kontrol altına almayı hedefleyen dinamik bir araçtır. 5237 sayılı TCK ile benimsenen 'infaz rejimi' odaklı yaklaşım, faili doğrudan cezayı artırarak cezalandırmak yerine, infaz sürecini uzatarak ve infaz sonrasına denetim mekanizmaları ekleyerek toplumu korumayı amaçlamaktadır. Uygulamada hak kayıplarının önüne geçilmesi adına, adli sicil kayıtlarının analizi, yaş sınırı, kasıt-taksir ayrımı ve kanunda belirtilen 3 ve 5 yıllık sürelerin hesabı titizlikle ele alınmalı, sanığın ek savunma hakkı eksiksiz olarak kullandırılmalıdır. Yargıtay'ın istikrarlı içtihatları, bu müessesenin sanık aleyhine ölçüsüz bir hak kısıtlamasına dönüşmesini engellemekte ve ceza muhakemesinin güvence fonksiyonunu tahkim etmektedir.

Av. Serhat METİN