Ticaret Bakanlığının internet sitesinde yayınlanan istatistiklere göre 2025 yılında 01 Ocak ile 31 Aralık tarihleri arasında Tüketici Hakem Heyetlerine yapılan başvuru sayısı 907.515, verilen karar sayısı ise 849.143. Tüketici mahkemelerinde açılan dava sayısını ise buna ilişkin elimizde net bir veri olmadığı için bilemiyoruz. Ancak Tüketici Hakem Heyetlerine yapılan başvuru sayısı ile karşılaştırıldığında bu sayının çok küçük kalacağı kesin. Bunun nedeni ise Tüketici Hakem Heyetine başvuruda parasal sınırların çok yüksek olmasıdır. 2025 yılında 149.000 TL olan parasal sınır 2026 yılında 186.000 TL’ye arttırıldı. Yani 186.000 TL’ye kadar olan uyuşmazlıklar için Tüketici Hakem Heyetine, 186.000 TL’nin üzerindeki uyuşmazlıklar içinse Tüketici Mahkemelerine başvurmak zorunludur.

Tüketici Hakem Heyetine bu kadar fazla başvuru yapılması, Tüketici Hakem Heyetlerinin bu kadar çok başvuruda karar vermesi, 186.000 TL gibi yüksek miktardaki uyuşmazlığın hakim kararı ile değil de Tüketici Hakem Heyetinin vereceği kararla sonuçlandırılmasının hukuki boyutu uzun zamandır tartışılmaktadır. Bunun nedeni ise 5 üyesi bulunan hakem heyetinin üyelerinin illerde Ticaret İl müdürü ya da görevlendireceği bir memur (ilçelerde kaymakam ya da görevlendireceği bir memur), belediye tarafından görevlendirilen bir üye, baro tarafından görevlendirilen bir üye, tüketici örgütlerinin kendi aralarında seçeceği bir üye, Ticaret Odası ya da Esnaf ve Sanaatkar Odası tarafından seçilecek bir üyeden oluşmasıdır. Görüleceği üzere miktar ve değeri son derece yüksek uyuşmazlıkların çözüm yeri olan Tüketici Hakem Heyetlerinin üyeleri yargı mensubu olmayan kişilerden oluşmaktadır. Kaldı ki uyuşmazlığın hukuki boyutunun yalnızca parasal ölçütlerle değerlendirilmesi de mümkün değildir. Bu nedenle, yargı mensubu olmayan kişilerden oluşan kurullar aracılığıyla hukuki uyuşmazlıkların çözümlenmesi, adil yargılanma ilkesi bakımından tartışılması gereken önemli bir mesele olarak ortaya çıkmaktadır. Ancak bu konu çok daha kapsamlı olarak ele alınması gereken bir husus olup yazımız Tüketici Mahkemelerinde asgari miktar belirtilerek açılan davalarda Tüketici Hakem heyetine başvuru zorunluluğunun talep artırımı ile aşılıp aşılamayacağı olduğu için Tüketici Hakem Heyetinin yapısal sorunlarına ve bunun hukuki boyutuna ilişkin tartışmayı burada noktalıyoruz.

Tüketici Hakem Heyeti ile Tüketici Mahkemesi Arasındaki Görev Ayrımı Nasıl Belirlenir ?

Her ne kadar teknik anlamda Tüketici hakem heyetleri ile Tüketici Mahkemeleri arasındaki ilişki Tüketici Mahkemesinde dava açılabilmesi için tüketilmesi zorunlu olan bir özel dava şartı ilişkisi olsa da gerek mevzuatta gerekse Yargıtay içtihatlarında sıklıkla "Tüketici Hakem Heyetinin görev sınırı" veya "görev alanı" tabirleri kullanıldığında biz de başlıkta görev tabirini kullanmayı tercih ettik.

Tüketici hakem heyetleri ile tüketici mahkemeleri arasındaki görev ayrımı öncelikli olarak uyuşmazlığın parasal değerine göre belirlenmektedir. Kanun koyucu, belli bir miktarın altında kalan uyuşmazlıklar bakımından tüketici hakem heyetine başvuruyu zorunlu bir dava şartı olarak öngörmüştür.

Yargıtay 3. Hukuk Dairesi'nin 06.11.2023 tarihli, 2023/1365 Esas ve 2023/3074 Karar sayılı kararında belirtildiği üzere: "Tüketici ile satıcı ve sağlayıcı arasında çıkan uyuşmazlıkların daha hızlı ve daha az masrafla çözümlenmesini sağlamak, aynı zamanda da tüketici mahkemelerinin … yükünün hafifletilmesi amacıyla tüketici sorunları hakem heyetleri kurulmuş" olup, kanun koyucunun düzenlemesi şu şekildedir: "Kanun koyucu Tüketici Hakem Heyetlerinin atıl duruma düşmesi engellenmek ve kaynakların daha hızlı ve etkin şekilde çalışmasını sağlamak amacıyla belli miktarın altında kalan uyuşmazlıklarda hakem heyetine başvurulmasını zorunlu kılmıştır. Kanun hükmü emredici mahiyette olup tüketiciye tercih hakkı tanımamıştır."

Bu zorunluluk ve tercih hakkının bulunmadığı hususu Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 08.06.2021 tarihli, 2017/2214 Esas ve 2021/711 Karar sayılı ilamında da aynen vurgulanmıştır: "Kanun koyucu tüketici hakem heyetlerinin atıl duruma düşmesini engellemek ve kaynakların daha hızlı ve etkin şekilde çalışmasını sağlamak için belli miktarın altında kalan uyuşmazlıklarda hakem heyetine başvurulmasını zorunlu kılmıştır. Söz konusu kanun hükmü emredici mahiyette olup tüketiciye tercih hakkı tanımamıştır"

Görevli merciin tayininde dava ve başvuru tarihi esas alınmaktadır. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 09.03.2021 tarihli, 2017/614 Esas ve 2021/232 Karar sayılı ilamında, "Kanun hükmü emredici mahiyette olup tüketiciye tercih hakkı tanımamıştır" ilkesi yinelenerek, "Görevli tüketici hakem heyetinin tespitinde başvuru tarihindeki parasal sınırlar dikkate alınır" kuralı ortaya konulmuş ve "Tüm bu açıklamalar ışığında somut olay incelendiğinde; 2.500,00TL’ye ilişkin uyuşmazlığın miktar itibari ile tüketici sorunları hakem heyetinin görev sınırı dâhilinde kaldığının kabulü gerekir" denilerek dava şartı yokluğu sebebiyle usulden ret gerekliliği hükme bağlanmıştır.

Tüketici Mahkemelerinde Asgari Miktar Belirtilerek Açılan Davalarda Tüketici Hakem Heyetine Başvuru Zorunluluğu Talep Artırımı/Islah İle Aşılabilir Mi ?

Tüketici Hakem Heyeti ile Tüketici Mahkemesi Arasındaki görev sorunu tam da burada ortaya çıkmaktadır. Şöyle ki : Asgari bir miktar belirtilerek açılan davalarda ıslah ya da talep arttırım yoluna başvurulabilmektedir. Ancak asgari olarak belirtilen miktar Tüketici Hakem Heyetinin parasal sınırına giriyorsa yani Tüketici Mahkemesinin parasal sınırının altında kalıyorsa ya da talep / dava konusu alacak değerinin dava veya başvuru sırasında belirlenmesi mümkün değilse yahut alacaklıdan bunu belirlemesinin beklenemeyeceği bir hâl söz konusu ise asgari miktar belirtilerek açılan davada Tüketici Mahkemesi görevli hale gelir mi ? Örnek verecek olursak aldığımız ayıplı üründe ayıp oranında indirim talep edeceğiz ancak ayıp miktarını bilmemiz mümkün değil. 10.000 TL olarak açtığımız davada bilirkişi tarafından bulunan bedel 2026 tarihi itibariyle 200.000 TL ise yani Tüketici Hakem Heyetinin parasal sınırını aşıyorsa bu durumda Tüketici Mahkemesinde açtığımız davada görev sorununu aşmış olur muyuz ? Güncel Yargıtay kararlarına göre aşmış olmayız ve bu davaya Tüketici Mahkemesi bakamaz. Yani her ne kadar alacak miktarını başlangıçta belirlememiz mümkün değil ve bu nedenle asgari olarak bir miktar belirterek dava açsak da burada asgari olarak belirlediğimiz miktar hakem heyeti parasal sınırı olarak değerlendirilmektedir. Asgari olarak belirlediğimiz miktar Tüketici Hakem Heyeti sınırındaysa Tüketici Hakem Heyetine, sınırın üzerindeyse yani Tüketici Mahkemesinin sınırına giriyorsa Tüketici Mahkemesinde dava açmak zorundayız.

Hukuk Genel Kurulu'nun 04.03.2020 tarihli ve 2017/13-551 E., 2020/239 K. sayılı kararında, talep sonucunun asgari miktarının hakem heyeti sınırında kaldığı durumlara ilişkin açık ilke benimsenmiştir:

"Tüketicinin belirleyebildiği ve bu suretle dilekçesinde gösterdiği asgari miktar TKHK’nın 68., ilgili Yönetmelik’in 6. maddesinde düzenlenen parasal sınır dâhilindeyse başvurunun kanunun amacına uygun şekilde öncelikle tüketici hakem heyetleri nezdinde yapılması gerekir. Aksi yönde bir kabul, kanun koyucunun belli parasal sınırlar için zorunlu çözüm yeri olarak öngördüğü tüketici hakem heyetlerini işlevsiz hâle getirerek, belirsiz alacak davası olarak açıldığı belirtilen her ihtilâfın mahkemeler önüne getirilmesine ve bu suretle kanun koyucunun amacına aykırı şekilde mahkemelerin iş yükünün artmasına, uyuşmazlıkların daha geç çözümlenmesine yol açacaktır."

Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, 09.09.2024 tarihli ve 2023/3525 E., 2024/2105 K. ile 22.01.2024 tarihli ve 2023/3663 E., 2024/279 K.: Her iki kararda da "tüketicinin belirleyebildiği ve bu suretle dilekçesinde gösterdiği asgari miktar 6502 sayılı Kanun'un 68 inci, ilgili Yönetmelik’in 6 ncı maddesinde düzenlenen parasal sınır dâhilindeyse başvurunun Kanun'un amacına uygun şekilde öncelikle Tüketici Hakem Heyetleri nezdinde yapılması gerektiği" ve aksi uygulamanın kanun koyucunun amacını zedeleyeceği açıkça ifade edilmiştir.

Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, 22.04.2026 tarihli ve 2025/5221 E., 2026/2400 K.: Kararda, "Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 04.03.2020 tarihli ve 2017/13-551 E., 2020/239 K. sayılı ilamı ile 24.06.2021 tarihli ve 2017/(13)3-2234 E., 2021/830 K. sayılı ilamlarında belirtildiği üzere tüketicinin gerek dava açarken (HMK m.119/1-d) gerekse Tüketici Hakem Heyetlerine başvururken (Yön. m.22) talep sonucunun değerini göstermek zorunda olduğu" vurgulanmış; tüketicinin dava değerini hakem heyeti sınırı dâhilinde göstermesi sebebiyle "davacının dava değerini fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 5.000,00 TL olarak belirlediği belirsiz alacak davasında, Tüketici Hakem Heyetine başvuru yapılmadan doğrudan dava açılmış olduğunun bu nedenle dava şartı yokluğu nedeni ile davanın reddedilmesinin yerinde olduğunun anlaşılmasına göre" hüküm kurulmuştur.

31 Temmuz 2026 tarihinden önce açılmış derdest davalarda belirsiz alacak nitelendirmesi korunmakta olup yargı kararlarında geçen belirsiz alacak ifadeleri kararların tesis edildiği tarihteki hukuki durumu yansıtmaktadır. Ancak Hukuk Genel Kurulu ve daire içtihatlarında vurgulanan temel ilke uyarınca, ister belirsiz alacak ister kısmi dava olarak açılsın, dava dilekçesinde gösterilen asgari/kısmi miktar Tüketici Hakem Heyetinin görev sınırı dâhilindeyse öncelikle Tüketici Hakem Heyetine başvurulması zorunludur.

SONUÇ :

- Başlangıçta talep edilen ve dilekçede gösterilen asgari miktar Tüketici Hakem Heyetinin parasal sınırları içinde kalıyorsa, doğrudan Tüketici Mahkemesinde dava açılamaz.

- Sonradan ıslah veya talep artırımı yoluyla miktarın Tüketici Mahkemesinin görev sınırına çıkarılacak olması, dava açılışı sırasında Tüketici Hakem Heyetine başvurma zorunluluğunu ve bu zorunluluğun oluşturduğu dava şartını ortadan kaldırmaz.

- Bu şekilde doğrudan Tüketici Mahkemesinde açılan davaların, mahkemece işin esasına girilmeksizin dava şartı noksanlığı sebebiyle usulden reddedilmesi gerekmektedir.