Yargılamanın makul sürede sonuçlandırılması, adil yargılanma hakkının temel unsurlarından biridir. Bir uyuşmazlığın veya ceza soruşturmasının yıllarca belirsizlik içinde devam etmesi yalnızca usule ilişkin bir problem olmayıp kişilerin hukuki güvenliğini, özel ve mesleki hayatını ve adalete duyduğu güveni doğrudan etkileyebilmektedir.
Nitekim Anayasa’nın 36. maddesi ile Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 6. maddesi kapsamında güvence altına alınan adil yargılanma hakkı, yargılamaların makul bir süre içerisinde sonuçlandırılmasını da gerektirmektedir.
Türk hukukunda uzun süren yargılamalar nedeniyle ortaya çıkan hak ihlallerinin giderilmesi bakımından önemli değişiklikler yapılmış; 6384 sayılı Tazminat Komisyonunun Görevleri ile Çalışma Usul ve Esasları Hakkında Kanun kapsamında Adalet Bakanlığı İnsan Hakları Tazminat Komisyonu, makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasıyla yapılan manevi tazminat başvurularını incelemekle görevlendirilmiştir.
1) Makul Sürede Yargılanma Hakkının Önemi
A. Birey Yönünden Önemi
Makul sürede yargılanma hakkı, bireyin adalete yalnızca hukuken doğru bir kararla değil, aynı zamanda zamanında ulaşmasını güvence altına almaktadır. Zira yargılamanın gereğinden uzun sürmesi, kişi açısından uyuşmazlığın kendisinden bağımsız olarak yeni bir mağduriyet yaratabilmekte; bireyin yıllarca hukuki belirsizlik içerisinde kalmasına neden olabilmektedir. Bu belirsizlik, özellikle ceza yargılamalarında kişinin uzun süre suç isnadı altında bulunmasına, hukuk ve idari yargılamalarda ise kişinin hakkına veya alacağına fiilen ulaşmasının gecikmesine yol açmaktadır.
Uzun süren yargılamaların etkileri yalnızca hukuki alanla da sınırlı değildir. Yıllarca devam eden bir dava veya soruşturma kişinin ekonomik, mesleki, ailevi ve sosyal hayatını etkileyebilmekte; yargılama sürecinin yarattığı belirsizlik ve sonuç beklentisi birey üzerinde ciddi bir manevi yük oluşturabilmektedir. Özellikle kişinin özgürlüğünü, çalışma hayatını, aile ilişkilerini, mülkiyet hakkını veya ekonomik geleceğini doğrudan etkileyen uyuşmazlıklarda zaman faktörü, verilen kararın kendisi kadar önemli hâle gelebilmektedir. Nitekim gecikerek sağlanan hukuki koruma, bazı durumlarda hakkın fiilen kullanılmasını güçleştirebilmekte veya verilecek kararın kişi açısından taşıdığı faydayı önemli ölçüde azaltabilmektedir.
Bu nedenle makul sürede yargılanma hakkı, yalnızca yargılamanın belirli bir hızda yürütülmesine ilişkin usulî bir ilke olarak değil; bireyin hukuki güvenliğinin, adalete erişiminin ve yargıya duyduğu güvenin korunmasına hizmet eden temel bir güvence olarak değerlendirilmelidir. Adaletin etkinliği, yalnızca doğru karar verilmesine değil, bu kararın hakkın anlamını yitirmesine neden olmayacak bir süre içerisinde verilmesine de bağlıdır.
B. Devlet ve Yargı Sistemi Yönünden Önemi
Makul sürede yargılanma hakkı yalnızca bireyin menfaatlerini koruyan bir güvence olmayıp devletin etkin, verimli ve sürdürülebilir bir yargı sistemi oluşturması bakımından da önem taşımaktadır. Bir dosyanın gereğinden uzun süre yargı sistemi içerisinde kalması; mahkemelerin iş yükünün artmasına, aynı dosya üzerinde uzun yıllar boyunca işlem yapılmasına ve hâkim, savcı, adliye personeli ile diğer kamusal kaynakların gereğinden fazla kullanılmasına neden olabilmektedir.
Uzayan yargılama süreci; tebligat, duruşma, bilirkişi incelemesi, keşif, yazışma, arşivleme ve diğer usul işlemleri nedeniyle devlet açısından ilave mali ve idari yük de doğurmaktadır. Bir dosyanın makul süre içerisinde sonuçlandırılamaması yalnızca o uyuşmazlığın maliyetini artırmamakta, yargı mercilerinin sınırlı insan ve zaman kaynağının uzun süre aynı dosyalara tahsis edilmesi nedeniyle diğer uyuşmazlıkların görülme hızını da etkileyebilmektedir. Bu nedenle yargılamaların gereksiz gecikmelerden arındırılması, mahkemelerin iş yükünün azaltılması ve kamu kaynaklarının etkin kullanılması bakımından da önemlidir.
Nitekim Anayasa’nın 141. maddesinde “Davaların en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması, yargının görevidir.” hükmüne yer verilerek yargılamanın süratli ve ekonomik biçimde yürütülmesi doğrudan anayasal bir görev olarak düzenlenmiştir. Dolayısıyla yargılamaların makul sürede sonuçlandırılması, yalnızca tarafların bireysel menfaatlerinin değil, yargı teşkilatının etkinliğinin ve usul ekonomisinin sağlanmasının da bir gereğidir.
Uzun süren yargılamalar ayrıca devlet bakımından tazminat yükümlülüğünün doğmasına neden olabilmektedir. Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edilmesi nedeniyle çok sayıda başvurunun yapılması ve başvurucular lehine manevi tazminata hükmedilmesi, ihlalin bireysel sonuçlarının yanı sıra kamu bütçesi üzerinde de mali bir yük meydana getirmektedir. Bu bakımdan devlet açısından esas hedef, uzun yargılama nedeniyle ortaya çıkan ihlalleri yalnızca sonradan tazmin etmek değil, yargı sistemini bu ihlallerin ortaya çıkmasını mümkün olduğunca önleyecek biçimde işletmek olmalıdır.
Bununla birlikte yargılamanın süratli sonuçlandırılması, adil yargılanmanın diğer güvencelerinden vazgeçilmesi anlamına gelmemektedir. Amaç davaların her koşulda mümkün olan en kısa zamanda bitirilmesi değil; gereksiz işlemlerin ve hareketsizlik dönemlerinin önlendiği, tarafların usulî haklarının korunduğu, adil, etkin ve ekonomik bir yargılama sürecinin sağlanmasıdır. Bu yönüyle makul sürede yargılanma hakkının korunması, hem temel hakların güvence altına alınmasına hem de daha etkin ve ekonomik işleyen bir adalet sisteminin oluşturulmasına hizmet etmektedir.
2. Ceza Yargılamalarında Süre Ne Zaman Başlar?
Ceza yargılamaları bakımından makul sürenin hesabı yalnızca ceza davasının mahkemede açıldığı tarihten itibaren yapılmaz.
Kişinin suç isnadından resmî olarak haberdar edildiği veya arama, gözaltı gibi bir tedbir nedeniyle isnattan esaslı biçimde etkilenmeye başladığı tarih sürenin başlangıcında dikkate alınabilir.
Bu nedenle uzun yıllar devam etmiş bir soruşturmanın ardından açılan ceza davasında yalnızca iddianamenin kabul edildiği tarihe bakılması her zaman doğru değildir. Soruşturma aşamasında geçen süre de somut olayın koşullarına göre toplam süre içerisinde değerlendirmeye alınabilir.
3. Tazminat Komisyonunun Görev Alanı Genişletildi
Makul sürede yargılanma hakkına ilişkin başvurular uzun yıllar boyunca doğrudan Anayasa Mahkemesinin bireysel başvuru incelemelerinde önemli bir yer tutmuştur.
Anayasa Mahkemesi, özellikle Nevriye Kuruç pilot kararında, uzun yargılama şikâyetlerinin yapısal bir sorun hâline geldiğini ve bu ihlaller bakımından Anayasa Mahkemesine bireysel başvurudan önce kullanılabilecek etkili bir hukuk yolunun oluşturulması gerektiğini ortaya koymuştur.
Bu süreç sonunda 2 Mart 2024 tarihli 7499 sayılı Kanun ile 6384 sayılı Kanunda önemli değişiklikler yapılmıştır.
Yeni düzenlemeyle İnsan Hakları Tazminat Komisyonuna; ceza hukuku kapsamındaki soruşturma ve kovuşturmalar ile özel hukuk ve idare hukuku kapsamındaki yargılamaların makul sürede sonuçlandırılmadığı iddiasıyla ileri sürülen manevi tazminat taleplerini inceleme yetkisi daimi olarak verilmiştir.
Böylelikle makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğini düşünen kişiler bakımından Tazminat Komisyonu, bireysel başvuru sisteminden önce başvurulması gereken temel iç hukuk yollarından biri hâline gelmiştir.
4. Dava Devam Ederken Tazminat Komisyonuna Başvurulabilir mi?
Bu konuda uygulamada karşılaşılan en önemli yanılgılardan biri, Tazminat Komisyonuna ancak dava kesinleştikten sonra başvurulabileceğinin düşünülmesidir.
6384 sayılı Kanun’un 5/A maddesine göre başvuru; “soruşturma, kovuşturma veya yargılama sürecinde ya da en geç bunların kesin bir kararla sonuçlandığının öğrenilmesinden itibaren bir ay içinde yapılır. ” yapılabileceği gibi, süreç kesin bir kararla sona erdikten sonra da yapılabilir.
Dolayısıyla örneğin yıllardır devam eden ve henüz kesinleşmemiş bir ceza davasında, sırf yargılama sonuçlanmadığı gerekçesiyle kişinin yıllarca daha beklemesi gerekmemektedir. Bu düzenleme özellikle uzun süredir derdest bulunan dosyalar açısından önem taşımaktadır.
5. Kesinleşen Dosyalarda Başvuru Süresi Ne Kadardır?
6384 sayılı Kanun’un 5/A maddesi uyarınca yargılama henüz devam ediyorsa süreç içerisinde Komisyona müracaat edilebilir.
Ancak soruşturma, kovuşturma veya yargılama kesin bir kararla sona ermişse başvuru; kesin bir kararla sonuçlandığının öğrenilmesinden itibaren en geç bir ay içerisinde yapılmalıdır. Bu süre hak kaybı yaşanmaması bakımından son derece önemlidir.
Haklı bir mazeret nedeniyle süresinde müracaat edemeyen kişiler bakımından ise Kanunda ayrıca bir imkân tanınmıştır. Buna göre kişi, mazeretin ortadan kalkmasından itibaren on beş gün içerisinde, mazeretini gösteren delilleri de sunarak başvuruda bulunabilir.
6. Başvuru Nasıl Yapılır?
Başvurunun bir dilekçeyle yapılması ve dilekçede başvurucunun açık kimlik ve adres bilgilerinin yanı sıra hak ihlaline neden olduğu ileri sürülen sürecin, uğranıldığı iddia edilen zararın niteliğinin ve talebin açıklanması gerekir.
Başvurunun dayanağı olan belgelerin de dilekçeye eklenmesi önemlidir. Komisyon, sunulan bilgi ve belgeleri yetersiz görürse eksikliklerin tamamlanması için başvurucuya bir aylık süre verir. Eksikliğin verilen süre içerisinde tamamlanmaması hâlinde müracaat reddedilebilir.
Kanun ayrıca başvuruların Cumhuriyet başsavcılıkları aracılığıyla veya belirlenen usuller çerçevesinde elektronik ortamda yapılabilmesine imkân tanımaktadır.
Makul sürede yargılanma hakkına ilişkin müracaatlar kapsamında düzenlenecek kâğıtlar damga vergisinden, yapılacak işlemler ise harçtan muaftır.
7. Her Uzun Yargılama Otomatik Olarak Tazminat Getirir mi?
Bir yargılamanın uzun sürmüş olması önemli olmakla birlikte tek başına otomatik olarak hak ihlali ve tazminat sonucunu doğurmaz. Komisyon değerlendirme yaparken Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin yerleşik içtihatlarını da dikkate almaktadır.
Örneğin çok sayıda tarafın bulunduğu, kapsamlı bilirkişi incelemeleri yapılan veya uluslararası delil toplama süreçleri bulunan karmaşık bir davanın uzun sürmesi ile herhangi bir önemli usul işlemi yapılmaksızın uzun süre hareketsiz bırakılmış bir dosya aynı şekilde değerlendirilemez. Başvurucunun yargılamayı geciktiren davranışları da değerlendirmede dikkate alınabilir.
Buna karşılık mahkemeden veya diğer kamu makamlarından kaynaklanan uzun hareketsizlik dönemleri, duruşmalar arasında açıklanamayan uzun sürelerin bulunması veya dosyanın niteliğinin gerektirmediği ölçüde uzaması ihlal değerlendirmesinde önem taşıyabilir.
8. Davayı Kazanmak Şart mıdır?
Makul sürede yargılanma hakkı, davanın esasından bağımsız bir güvencedir. Kişinin yargılama sonucunda davayı kazanmış veya kaybetmiş olması tek başına makul sürede yargılanma hakkının ihlal edilip edilmediğini belirlemez.
Örneğin bir ceza yargılamasının sonunda beraat kararı verilmiş olması, yargılamanın gereksiz şekilde on yıl sürmüş olması hâlinde geçen süreyi kendiliğinden hukuka uygun hâle getirmez.
Aynı şekilde hukuk davasını kaybeden bir taraf da, somut olayın şartları mevcutsa yargılamanın aşırı uzun sürmesi nedeniyle manevi tazminat talebinde bulunabilir.
Burada incelenen husus uyuşmazlığın kimin lehine sonuçlandığı değil, devletin yargılamayı makul süre içerisinde sonuçlandırma yükümlülüğünü yerine getirip getirmediğidir.
9. Komisyon Kararına Karşı İtiraz Edilebilir mi?
6384 sayılı Kanun uyarınca İnsan Hakları Tazminat Komisyonunun kararlarına karşı, kararın tebliğinden itibaren on beş gün içerisinde Komisyon aracılığıyla Ankara Bölge İdare Mahkemesine itiraz edilebilir. İtiraz öncelikli işlerden sayılmakta ve Kanunda üç ay içerisinde karara bağlanması öngörülmektedir.
Ankara Bölge İdare Mahkemesi Komisyon kararını yerinde görmezse yalnızca kararı kaldırmakla yetinmeyip işin esası hakkında karar verebilir. İtiraz üzerine verilen karar kesindir.
10. Tazminat Ne Zaman Ödenir?
Tazminata hükmedilmesi hâlinde ödeme, kararın kesinleşmesinden itibaren üç ay içerisinde Adalet Bakanlığı tarafından gerçekleştirilir. Ödemeye ilişkin işlemler de damga vergisi ve harçtan muaftır.
11. Tazminat Komisyonundan Sonra Anayasa Mahkemesine Başvurulabilir mi?
Tazminat Komisyonunun oluşturulmasının temel amaçlarından biri, makul sürede yargılanma hakkına ilişkin şikâyetlerin doğrudan Anayasa Mahkemesinin önüne gelmeden önce etkili bir iç hukuk mekanizması içerisinde giderilmesidir.
Bu nedenle makul sürede yargılanma hakkının ihlaline ilişkin şikâyetlerde doğrudan Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru yapılması yerine, kanunda öngörülen Tazminat Komisyonu ve devamındaki yargısal denetim yolunun tüketilmesi önem taşımaktadır.
Anayasa Mahkemesi de Tazminat Komisyonu yolunun ulaşılabilir ve yeterli giderim sağlama kapasitesine sahip etkili bir başvuru yolu olduğunu kabul eden kararlar vermiştir.
Komisyon kararı ve buna karşı öngörülen yargısal başvuru yolu tüketildikten sonra ise koşulları mevcutsa Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru gündeme gelebilir.
12. Manevi Tazminat Miktarı Nasıl Belirlenir?
Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edilmesi nedeniyle talep edilen manevi tazminatın miktarı yalnızca yargılamanın kaç yıl sürdüğüne göre matematiksel bir şekilde belirlenmez.
Toplam yargılama süresinin yanı sıra dosyanın niteliği, uyuşmazlığın başvurucu açısından taşıdığı önem, gecikmenin boyutu ve Anayasa Mahkemesi ile Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin benzer olaylarda benimsediği tazminat ölçütleri birlikte değerlendirilir.
Bu nedenle başvurunun yalnızca “davam uzun sürdü” şeklindeki genel bir iddiaya dayandırılması yerine, yargılamanın hangi dönemlerde ve hangi nedenlerle gereksiz biçimde uzadığının somutlaştırılması önem taşımaktadır.
Yargılamaların makul sürede sonuçlandırılması, hukuk devletinin ve adil yargılanma hakkının vazgeçilmez unsurlarından biridir. Adaletin yalnızca doğru karar verilmesiyle değil, aynı zamanda kararın makul bir zaman içerisinde verilmesiyle gerçekleştiği unutulmamalıdır.
7499 sayılı Kanun ile 6384 sayılı Kanunda yapılan değişikliklerin ardından, ceza soruşturması ve kovuşturmaları ile özel hukuk ve idare hukuku kapsamındaki yargılamaların makul sürede sonuçlandırılmadığı iddiaları bakımından Adalet Bakanlığı İnsan Hakları Tazminat Komisyonuna başvuru, iç hukukta önemli ve etkili bir tazmin mekanizması hâline gelmiştir.
Üstelik başvuru için yargılamanın sona ermesini beklemek zorunlu değildir. Yargılama devam ederken de başvuru yapılabilir. Yargılama kesin olarak sonuçlanmışsa, öğrenme tarihinden itibaren öngörülen bir aylık başvuru süresinin kaçırılmaması gerekir.
Uzun süren bir yargılama nedeniyle yapılacak başvuruda dosyanın yalnızca toplam süresinin değil; soruşturmanın başlangıcından itibaren geçirilen aşamaların, mahkemeden kaynaklanan bekleme dönemlerinin, bozma ve kanun yolu süreçlerinin ve başvurucunun gecikmeye herhangi bir katkısının bulunup bulunmadığının birlikte değerlendirilmesi gerekir.
Bu nedenle her dosya kendi koşulları içerisinde incelenmeli; makul süre ihlali iddiası somut olayın kronolojisi ve gecikmenin nedenleri ortaya konularak gerekçelendirilmelidir.
Av. Ceren KURT
Next






