İcra takibine ilişkin yargılamalarda yalnızca sonunda doğru kararın verilmesi yetmez. Takibin devamı telafisi güç zararlara yol açabilecekse, hakkın karar verilinceye kadar da korunması gerekir.

Çünkü icra takibi ilerlerken yargılama sonucu beklenmez. Hesaplara bloke konulabilir, mallar haczedilebilir, ticari faaliyet aksayabilir; hatta henüz borcun gerçekten mevcut olup olmadığı kesin biçimde belirlenmeden kişi veya şirket ağır sonuçlarla karşılaşabilir.

Bu noktada icra takibinin tedbiren durdurulması önem kazanır.

İcra hukukunun temel amaçlarından biri, alacaklının hakkına mümkün olan en kısa sürede kavuşmasını sağlamaktır. Bu nedenle icra takiplerinin süratli ve etkili biçimde yürütülmesi gerekir. Ancak hız, tek başına adalet değildir. Takibin süratle ilerlemesi uğruna, sonradan borçlu olmadığı anlaşılan bir kişinin mal varlığına ve ekonomik hayatına ağır biçimde müdahale edilmişse sistem şeklen işlemiş olsa bile adalet tam olarak gerçekleşmiş sayılmaz.

Öte yandan, takibin her itiraz veya dava üzerine kolaylıkla durdurulması da doğru değildir. Böyle bir uygulama, takiplerin gereksiz yere uzamasına ve alacaklının hakkına ulaşmasının güçleşmesine yol açabilir.

Mesele, alacaklı ile borçludan birini mutlak biçimde korumak değil; iki tarafın hakları arasında adil bir denge kurabilmektir.

Bu sebeple icra takibinin ihtiyati tedbir yoluyla durdurulması genel ve sınırsız bir imkân değildir. İcra ve İflas Kanunu, açılan davanın türüne ve takibin hangi aşamada bulunduğuna göre farklı düzenlemeler öngörmektedir.

Örneğin menfi tespit davası icra takibinden önce açılmışsa, kanunda belirtilen teminat karşılığında takibin başlatılmaması yönünde ihtiyati tedbir kararı verilebilir. Buna karşılık dava, takip başladıktan sonra açılmışsa kural olarak ihtiyati tedbir yoluyla takibin durdurulması mümkün değildir. Bu durumda, kanundaki şartların gerçekleşmesi hâlinde icra veznesine giren paranın alacaklıya ödenmemesine karar verilebilir.

Bunun yanında takibin dayanağına, ileri sürülen itiraz veya şikâyetin niteliğine ve başvurulan hukuki yola göre takibin durdurulmasına ilişkin başka özel düzenlemeler de bulunmaktadır.

Dolayısıyla her uyuşmazlıkta yalnızca “tedbir talep edildi” denilerek icra takibinin durdurulması mümkün olmadığı gibi, “icra takibi başlamıştır” denilerek geçici hukuki koruma ihtiyacının bütünüyle göz ardı edilmesi de doğru değildir.

Mahkeme; ileri sürülen iddianın ciddiyetini, sunulan delilleri, tarafların uğrayabileceği zararları ve yargılama sonunda verilecek kararın etkisiz kalma tehlikesini birlikte değerlendirmelidir. Tedbirin kapsamı da korunmak istenen hak ve önlenmek istenen zararla ölçülü olmalıdır.

İhtiyati tedbir, uyuşmazlığı önceden sonuçlandıran bir karar değil; nihai karar verilinceye kadar hakkın tüketilmesini önleyen geçici bir güvencedir.

Çünkü yargılama sonunda borcun bulunmadığına veya takibin hukuka aykırı olduğuna karar verilmesi, aradan geçen sürede işletmenin faaliyeti durmuş, malları satılmış yahut ticari itibarı ağır biçimde zedelenmişse her zaman yeterli olmayabilir. Hukuken geri alınabilen bir işlem, ekonomik ve sosyal hayatta aynı kolaylıkla geri alınamaz.

Takibin devam etmesi hâlinde, karar verilinceye kadar haksız ve telafisi güç bir zararın meydana gelmesi kuvvetle muhtemelse, kanunun izin verdiği ölçüde ve ölçülülük ilkesi çerçevesinde icra takibi tedbiren durdurulmalı; bunun mümkün olmadığı hâllerde ise hakkı koruyacak uygun bir geçici hukuki koruma sağlanmalıdır. Bu koruma, kanunun teminatı zorunlu tuttuğu hâller saklı kalmak üzere, somut olayın özelliklerine göre teminatsız veya gerektiğinde uygun bir teminat karşılığında sağlanmalıdır.

Geçici hukuki korumanın amacı, yargılama sonunda verilecek kararın etkisiz kalmasını önlemek ve korunması gereken hakkı o zamana kadar güvence altında tutmaktır.

Bu nedenle icra takibinin tedbiren durdurulması, icra hukukunun işleyişine yöneltilmiş bir engel olarak görülmemelidir. Yerinde ve ölçülü kullanıldığında bu kurum, icra takibinin adaletle bağını korur.

Elbette takibin durdurulmasına ilişkin kararlar somut gerekçelere ve ciddi bir hukuki değerlendirmeye dayanmalıdır. Fakat gerekli olduğu yerde tedbir kararı verilmemesi de en az ölçüsüz bir tedbir kadar ağır sonuçlar doğurabilir.

Zira bazen adalet, yalnızca yargılama sonunda kimin haklı olduğuna karar vermek değildir.

Karar gelmeden zararın gelmesini önlemektir.