Mahkemeye Erişim Hakkının Kanuni Güvencesi

Bir önceki “Hak Düşürücü Süreler Takvimle Değil Kanunla Uzatılır” başlıklı yazımızda, hak düşürücü sürelerin kanunda açık bir düzenleme bulunmadıkça resmî tatil nedeniyle uzatılamayacağını değerlendirmiştik. Bu değerlendirme doğal olarak şu soruyu gündeme getirmektedir: Madem hak düşürücü süreler resmî tatil nedeniyle uzamamaktadır, o hâlde usul hukukunda süreler neden uzamaktadır?

Bu sorunun cevabı, usul hukuku ile maddi hukuk arasındaki temel nitelik farkında yatmaktadır.

Hukukta süreler yalnızca takvimin gösterdiği günlerden ibaret değildir. Bir davanın açılabileceği son gün, bir istinaf veya temyiz başvurusunun yapılabileceği son tarih ya da bir usul işleminin tamamlanması için öngörülen süre, çoğu zaman hakkın kaderini belirler. Bu nedenle usul hukukunda süreler, yalnızca yargılamanın düzenli yürütülmesini sağlamak için değil, aynı zamanda bireyin hak arama özgürlüğünü güvence altına almak amacıyla düzenlenmiştir.

Bu nedenle Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 93. maddesi ile İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 8. maddesi, sürenin son gününün resmî tatile rastlaması hâlinde sürenin tatili izleyen ilk çalışma gününün mesai saati sonunda sona ereceğini açıkça hükme bağlamıştır. Benzer düzenlemeler diğer usul kanunlarında da yer almaktadır.

İlk bakışta bu düzenleme, kişilere tanınmış teknik bir kolaylık gibi görülebilir. Oysa gerçekte bu kuralın temelinde, Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan hak arama özgürlüğü ile onun ayrılmaz bir parçası olan mahkemeye erişim hakkı bulunmaktadır.

Hak arama özgürlüğü, yalnızca teorik olarak dava açabilme hakkının tanınması değildir. Bu hakkın fiilen kullanılabilmesini sağlayacak usul kurallarının da bulunması gerekir. Mahkemeye erişim hakkı ancak uygulanabilir olduğu ölçüde gerçek bir haktır.

Nitekim Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi de mahkemeye erişim hakkını adil yargılanma hakkının temel unsurlarından biri olarak kabul etmekte; bireyin mahkemeye ulaşmasını aşırı derecede güçleştiren usul kurallarını hak ihlali olarak değerlendirmektedir.

İşte resmî tatil nedeniyle sürelerin uzatılması da bu anlayışın doğal sonucudur.

Çünkü mahkemelerin kapalı olduğu bir günde dava açılması, istinaf veya temyiz başvurusu yapılması ya da kanunun öngördüğü bir usul işleminin gerçekleştirilmesi fiilen mümkün değildir. Hukuk düzeni, kişiden imkânsız olanı yerine getirmesini bekleyemez.

Daha da önemlisi, devlet mahkemelerini resmî tatil nedeniyle hizmete kapatırken, aynı gün süreyi işlemeye devam ettiremez. Aksi hâlde kendi organizasyonundan kaynaklanan bir engeli bireyin aleyhine hukuki sonuç doğuracak şekilde kullanmış olur. Hukuk devleti ilkesi, devletin kendi oluşturduğu fiilî engelin sonucunu vatandaşa yüklemesine izin vermez.

Bu nedenle resmî tatil nedeniyle usul sürelerinin uzaması, kişilere tanınmış bir ayrıcalık değil; devletin adil yargılanma hakkına ve mahkemeye erişim hakkına saygı göstermesinin zorunlu sonucudur.

Burada gözden kaçırılmaması gereken önemli bir ayrım vardır.

Usul hukukundaki süreler ile maddi hukuka ilişkin hak düşürücü süreler aynı hukuki niteliğe sahip değildir.

Usul süreleri, bireyin mahkemeye başvurma veya yargılama sırasında usul işlemlerini gerçekleştirme hakkını korur. Bu sürelerin uzaması yeni bir hak veya yetki oluşturmaz; yalnızca mevcut hakkın fiilen kullanılabilmesini sağlar.

Hak düşürücü süreler ise tamamen farklı bir amaca hizmet eder. Bunlar, belirli bir sürenin sonunda hak veya yetkinin kendiliğinden sona ermesini sağlayan maddi hukuk süreleridir. Dolayısıyla usul hukukunda kabul edilen resmî tatil kuralının, hak düşürücü sürelere kıyas yoluyla uygulanması mümkün değildir. Çünkü burada korunması gereken değer mahkemeye erişim hakkı değil; hukuki güvenlik, belirlilik ve kanunilik ilkeleridir.

Kanun koyucu da bu ayrımı bilinçli olarak gözetmiştir. Usul kanunlarında resmî tatil nedeniyle sürelerin uzayacağını açıkça düzenlemiş; buna karşılık hak düşürücü süreler bakımından genel bir uzatma kuralı kabul etmemiştir. Bunun nedeni, iki süre türünün farklı hukuki işlevlere sahip olmasıdır.

Sonuç olarak, resmî tatil nedeniyle usul sürelerinin uzaması takvime tanınmış bir ayrıcalık değildir. Bu düzenleme, bireyin mahkemeye erişim hakkının etkin biçimde kullanılmasını sağlayan anayasal bir güvencedir.

Devletin kapalı tuttuğu mahkeme nedeniyle bireyin hak kaybına uğraması, hukuk devletiyle bağdaşmaz. Bu nedenle usul hukukunda uzayan şey yalnızca süre değildir; korunan, bireyin hak arama özgürlüğüdür. Resmî tatilin uzattığı şey takvim değil, mahkemeye erişim hakkıdır.