Yargıtay 6. Hukuk Dairesinin 15.06.3026 tarihli (2026/2794 E, 2026/2586 K), davalıdır şerhine ilişkin ara kararlara karşı istinaf yolunun açık olduğu yönündeki yaklaşımı, ilk bakışta hak arama özgürlüğünü genişleten bir yorum olarak görülebilir. (Kararın tam metni için TIKLAYINIZ).
Kararda Anayasa’nın 36. maddesi ile Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nde güvence altına alınan adil yargılanma hakkına dayanılmıştır. Ancak kanaatimizce bu gerekçe, somut olay bakımından yeterli değildir.
Hak arama özgürlüğü, her usul işleminin mutlaka kanun yoluna tabi tutulmasını gerektirmez. Kanun yolları, hak arama özgürlüğünün sınırsız bir yansıması değil; kanun koyucunun belirlediği usul sistemi içerisinde hukuki yararın gerçekleşmesini sağlayan usul güvenceleridir. Bir ara kararın istinafa konu edilebilmesi için, bu kararın tarafların hukuki durumunu doğrudan ve somut biçimde etkilemesi gerekir. Oysa davalıdır şerhi, esas itibarıyla mevcut bir davanın varlığını tapu siciline yansıtan, açıklayıcı ve bildirici nitelikte bir tasarruftur. Bu şerh yeni bir ayni hak oluşturmadığı gibi mevcut hakları da ortadan kaldırmaz.
Daha önemlisi, davalıdır şerhinin asıl amacı dava taraflarını değil, taşınmazla sonradan hukuki ilişkiye girecek üçüncü kişileri korumaktır. Şerh sayesinde üçüncü kişiler taşınmazın dava konusu olduğunu öğrenebilmekte ve buna göre işlem yapabilmektedir. Dolayısıyla şerhin koruma alanı büyük ölçüde üçüncü kişilere yöneliktir.
İşte tam da bu noktada kararın ortaya çıkardığı çelişki dikkat çekmektedir. Çünkü davaya taraf olmayan üçüncü kişiler ne davaya müdahil olabilmekte ne de davalıdır şerhine karşı herhangi bir kanun yoluna başvurabilmektedir. Buna rağmen, yalnızca dava taraflarına ara karara karşı istinaf hakkı tanınması, şerhin korumayı amaçladığı üçüncü kişilerin hukuki güvenliğini güçlendirmemekte; aksine belirsizliği artırmaktadır.
Kararın en zayıf yönü ise, istinaf yolunun açık olmasının sağlayacağı somut hukuki yararın ortaya konulamamış olmasıdır. Gerçekten de istinaf mahkemesi hangi hukuki denetimi yapacaktır? İncelemenin özü, büyük ölçüde “Bu taşınmaz dava konusu mudur, değil midir?” sorusundan ibaret olacaktır. Dava konusu olduğu açık olan bir taşınmaz bakımından davalıdır şerhinin kaldırılması hukuken mümkün olmayacağı gibi, dava konusu olmayan bir taşınmaz hakkında da zaten böyle bir şerh konulamayacaktır. Dolayısıyla istinaf incelemesinin uyuşmazlığın çözümüne sağlayacağı ilave bir hukuki katkı veya tarafların hukuki durumunu değiştirecek somut bir sonuç bulunmamaktadır.
Usul hukukunda kanun yollarının amacı, yargılamayı gereksiz yere uzatmak değil, maddi hukukun doğru uygulanmasını sağlamaktır. Ara kararların bağımsız olarak kanun yoluna konu edilebilmesi, ancak telafisi güç veya imkânsız zarar doğurabilecek yahut tarafların hukuki durumunu doğrudan etkileyebilecek hâllerde anlam taşır. Davalıdır şerhi ise dava sonunda verilecek nihai kararın etkisini güvence altına alan, açıklayıcı ve bildirici nitelikte bir sicil işlemidir. Bu nedenle tek başına bağımsız bir istinaf incelemesine konu edilmesi, usul ekonomisi ilkesiyle de bağdaşmamaktadır.
Hak arama özgürlüğü elbette hukuk devletinin vazgeçilmez unsurlarındandır. Ancak bu özgürlük, her ara kararın mutlaka ayrı bir kanun yolu denetimine tabi tutulacağı anlamına gelmez. Aksi yaklaşım, yargılamaların gereksiz şekilde uzamasına, istinaf mahkemelerinin iş yükünün artmasına ve usul ekonomisinin zedelenmesine neden olabilir.
Sonuç olarak, davalıdır şerhine ilişkin ara kararlarda istinaf yolunun açık olmasını gerektirecek somut bir hukuki yarar ortaya konulamamıştır. Üstelik bu yaklaşım, kanun yollarının işlevi ve usul ekonomisi ilkesi bakımından da ikna edici değildir. Hak arama özgürlüğünün etkin korunması ile usul hukukunun sistematiği arasında kurulması gereken denge, her ara karara bağımsız bir kanun yolu tanınmasıyla değil; gerçekten hak ihlaline yol açabilecek işlemlerin etkili biçimde denetlenmesiyle sağlanabilir.
Bu itibarla, Yargıtay’ın hak arama özgürlüğünü esas alan yaklaşımı, davalıdır şerhinin hukuki niteliği, kanun yollarının fonksiyonu ve hukuki yarar ilkesi birlikte değerlendirildiğinde yeniden gözden geçirilmeye muhtaç görünmektedir.