Bir sabah elinize tebligat geçer; yıllardır süren davanızda beklenen bilirkişi raporu mahkemeye sunulmuştur. Raporu açarsınız, ancak gördüğünüz şey ne hukuki bir mantığa ne de somut verilere dayanmaktadır. Sadece birkaç satırlık soyut ifadelerle haklı olduğunuz dava adeta tek kalemde harcanmıştır. Hakimlerin "uzman gözü" olarak güvendiği bu raporlar gerçekten hatasız mıdır? Ya da daha kötüsü; haklı itirazlarınız bir kenara itilip, aynı hatalı rapor ek rapor adı altında önünüze yeniden konulduğunda hakkınızı nasıl arayacaksınız?
İşte uygulamada en çok mağduriyet yaratan ve adil yargılanma hakkını zedeleyen nokta tam olarak burasıdır.
Hukuk sistemimizde bilirkişi, uyuşmazlığı çözen hakim değil; yalnızca hâkime teknik konuda yardımcı olan bir uzmandır. Hazırladığı raporun sırf bir bilirkişi tarafından imzalanmış olması, onu otomatik olarak doğru veya bağlayıcı hâle getirmez. Ancak uygulamada sıkça karşılaşıldığı üzere, kök rapora karşı yapılan haklı ve somut itirazlar ne yazık ki her zaman teknik bir değerlendirmeyle karşılanmamakta; ek raporlar adeta ilk raporun kopyala-yapıştır yapılarak savunulduğu soyut metinlere dönüşmektedir.
Peki, taraf itirazlarını karşılamayan, denetime elverişsiz ve çelişkiler barındıran bir ek rapor mahkeme hükmüne esas alınabilir mi? Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK) m. 279 ve 281 ne diyor? Yüksek yargı bu konuda hangi net sınırları çiziyor? Gelin, davalı vekili olarak sunduğumuz itirazlar ve Yargıtay'ın bu haksızlığa karşı koyan yerleşik içtihatları eşliğinde bu sorunun yanıtını birlikte arayalım.
HMK M. 279 ve 281 Kapsamında Bilirkişi Raporunun Niteliği
Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 279 ve 281. maddeleri uyarınca bilirkişi raporlarının gerekçeli, bilimsel, denetlenebilir ve tarafların itirazlarını karşılayacak nitelikte olması zorunludur. Bilirkişi, mahkemenin ara kararıyla kendisine verilen teknik incelemeyi ayrıntılı biçimde yapmak, kullandığı verileri açıklamak ve ulaştığı sonucun hangi teknik hesaplamalara dayandığını ortaya koymak zorundadır.
Oysa uygulamada bazı ek raporların; taraflarca dilekçelerde sorulan somut teknik soruları (örneğin kullanılan emsallerin neden seçildiğini, aradaki farklılıkların hangi objektif kriterlerle değerlendirildiğini) yanıtsız bıraktığı, yalnızca "Tüm emsaller göz önünde bulundurulmuştur" veya "Uygun olduğu kanaatindeyiz" şeklindeki soyut ifadelerle yetindiği görülmektedir. Oysa bilirkişinin görevi sadece kendi kanaatini açıklamak değil; ulaştığı sonuca hangi bilimsel yöntem ve objektif verilerle ulaştığını somut olarak ortaya koymaktır.
Yargıtay Uygulamasında Denetlenebilir Rapor Kriterleri
Yüksek yargı kararlarında, hükme esas alınacak raporların taşıması gereken asgari standartlar net bir şekilde çizilmiştir. Örneğin Yargıtay 5. Hukuk Dairesi 2020/4130 E., 2021/4548 K. Sayılı ve 31.03.2021 tarihli kararında, "Hükme esas alınan bilirkişi raporunda dava konusu taşınmaz imar parseli, emsal alınan taşınmaz ise kadastro parseli olduğundan, dava konusu taşınmazın emsal ile kıyaslaması sonucunda değerlendirme tarihindeki değeri bulunduktan sonra, dava konusu taşınmaz imar parseline dönüştürülürken hangi oranda DOP kesilmişse, bu oranın ilave edilmesi gerekirken, emsal karşılaştırması sonucu tespit edilen metrekare birim fiyatından DOP kesintisi yapılması doğru olmadığı gibi, dava konusu taşınmazın diğer paydaşı tarafından açılan ve Dairemizin 2019/13391 E.- 2021/2331 K. sayılı dosyası ile denetiminden geçen … Bölge Adliye Mahkemesi 5. Hukuk Dairesinin 2018/1367 E – 2019/4270 K sayılı dava dosyasında imar uygulamasının tapuda tescil edildiği tarih değerlendirme tarihi olarak esas alınmak suretiyle taşınmaza 8,00-TL m² değer biçildiği ve Dairemizce uygun görüldüğü gözetildiğinde aynı değerlendirme tarihi itibariyle dava konusu taşınmaza 3,86 TL/m² değer belirleyen bilirkişi raporu inandırıcı görülmemiştir. Bu durumda taraflara, dava konusu taşınmaza yakın bölgelerden ve yakın zaman içinde satışı yapılan benzer yüzölçümlü satışları bildirmeleri için imkan tanınması, lüzumu halinde resen emsal celbi yoluna gidilmesi, dava konusu taşınmazın, değerlendirme tarihi itibariyle, emsal alınacak taşınmazların ise satış tarihi itibariyle imar ya da kadastro parselleri olup olmadığı ilgili Belediye Başkanlığı ve Tapu Müdürlüğünden sorulması, ayrıca dava konusu taşınmazın; imar planındaki konumu, emsallere olan uzaklığını da gösterir krokisi ve dava konusu taşınmaz ile emsal taşınmazların resen belirlenen vergi değerleri ve emsal taşınmazların satış akit tablosu getirtilerek, dava konusu taşınmazın değerlendirmeye esas alınacak emsallere göre ayrı ayrı üstün ve eksik yönleri ve oranları açıklanmak suretiyle yapılacak karşılaştırma sonucu değerinin belirlenmesi bakımından, yeniden oluşturulacak bilirkişi kurulu marifetiyle mahallinde keşif yapılarak alınacak rapor sonucuna göre hüküm kurulması gerektiğinin düşünülmemesi,
Davacı vekilinin temyiz itirazları yerinde olduğundan hükmün açıklanan nedenlerle H.U.M.K.nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA"
Benzer şekilde Yargıtay 5. Hukuk Dairesi 2022/9345 E. ve 2023/132 K. Sayılı kararında "2.Arsa niteliğindeki Konya ili, Selçuklu ilçesi, Musalla Bağları Mahallesi 13229 ada 5 parsel sayılı taşınmaza 2942 sayılı Kanun'un 11 inci maddesinin birinci fıkrasının (g) bendi uyarınca emsalin üstün ve eksik yönleri belirlenip kıyaslaması yapılarak; üzerindeki yapılara ise aynı Kanun'un (h) bendi uyarınca resmî birim fiyatları esas alınıp yıpranma payı düşülerek değer biçilmek suretiyle adil ve hakkaniyete uygun olarak tespit edilen bedelin davalı tarafa ödenmesine, dava konusu taşınmazın davalı adına olan tapu kaydının iptali ile idare adına tesciline karar verilmesi yerindedir." değerlemede emsal taşınmazların üstün ve eksik yönlerinin belirlenip kıyaslanması, gerekli adaptasyon tablolarının oluşturulması ve raporun matematiksel ve teknik olarak denetlenebilir olması gerektiği vurgulanmıştır.
Aynı doğrultuda Yargıtay 3. Hukuk Dairesi 2020/3561 E., 2020/7129 K. Sayılı kararında; "2- 6100 sayılı HMK'nın 279. maddesi hükmüne göre; bilirkişi, raporunu hazırlarken, dayandığı somut ve özel nedenleri bilimsel verilere uygun olarak göstermek zorundadır. Bilirkişi raporu, aynı zamanda denetime de elverişli olacak şekilde bilgi ve belgeye dayanan gerekçe ihtiva etmelidir. Ancak bu şekilde hazırlanmış raporun denetimi mümkün olup, hüküm kurmaya dayanak yapılabilir.
Bu açıklamalar ışığında somut olay incelendiğinde; hükme esas alınan 12/09/2014 tarihli bilirkişi raporu, hüküm vermeye yeterli değildir. Zira, alınan raporun düzenlendiği tarihte hesaplamaya esas alınması gerekli belgelerin tamamının dosya içerisinde yer almamakta olup, Dairece verilen 03/05/2017 tarihli bozma kararından sonra söz konusu evraklar dosya içerisine getirtilmiştir. Bundan ayrı, bilirkişi raporunda sadece yapılan ödemelerin listelenmesi suretiyle fazla ödeme yapıldığına ilişkin tespite yer verildiği anlaşılmaktadır.
O halde mahkemece; konusunda uzman bilirkişiden, taraf, mahkeme ve Yargıtay denetimine elverişli, tarafların itirazlarını da karşılayan rapor alınması ve ulaşılacak sonuca göre uyuşmazlığın esası hakkında bir karar verilmesi gerekirken, hüküm vermeye yeterli olmayan bilirkişi raporu esas alınarak yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir." HMK'nın 279. maddesi gereğince bilirkişinin raporunu hazırlarken dayandığı somut ve özel nedenleri bilimsel verilere uygun olarak göstermek zorunda olduğu, raporun denetime elverişli olacak şekilde bilgi ve belgeye dayanan gerekçe ihtiva etmesi gerektiği açıkça ifade edilmiştir.
Ek Raporun Kendi İçinde Çelişkili Olması ve Yargı Denetimi
Ek raporlarda sık rastlanan bir diğer sorun ise, raporun gerekçesi ile ulaştığı sonuç arasında çelişki bulunmasıdır. Örneğin taşınmazın merkezi konumda bulunduğu, belediye hizmetlerinden yararlandığı ve ticari saha içerisinde kaldığı kabul edildiği hâlde, bu üstün özelliklerin değere hangi oranda etki ettiği açıklanmaksızın ilk rapordaki değerin aynen korunması raporu tutarsız kılmaktadır.
Anayasa Mahkemesi de Adalet Bahadır ve Diğerleri Başvurusu (2017/28144 başvuru numaralı ve 2/12/2020 tarihli kararında) "51. Bozma kararından sonra alınan bilirkişi raporlarında, emsal taşınmaz yönünden belediyenin daha evvel dava tarihindeki emlak vergisine esas değeri hatalı olarak 129,87 TL/m² olarak bildirdiği ancak bu değerin gerçeği yansıtmadığı ve emsalin emlak vergisine esas değerinin 170 TL/m² olduğu belirtilmiştir. Emlak vergisine esas değerlerine göre de emsal taşınmazın dava konusu taşınmaza üstünlük oranı 2,83 olarak tespit edilmiştir. Ayrıca bilirkişi raporlarında yalnızca emlak vergisine esas değer üzerinden değerlendirme yapılamayacağına işaret edilmiş ve emsal karşılaştırması yapılarak taşınmaza değer biçildiği ifade edilmiştir. Yargılama süreci incelendiğinde alınan bütün bilirkişi raporlarında, emsal alınan taşınmazın ilçe merkezinde köşe başı parsel olduğuna, düz ve sağlam zemin niteliğinde olup imarda bitişik nizam beş kat yapılaşmaya müsait olduğuna, şehir merkezinde bankalar, ticaret borsası ve her türlü ticari, ekonomik ve kültürel merkezlerle iç içe olduğuna, buna karşın dava konusu taşınmazın ise ilçe merkezine yaklaşık iki, iki buçuk km uzaklıkta, Trabzon-Samsun devlet kara yoluna yaklaşık 170 m mesafede ve ön cepheli olduğuna, kuzeyden denize sıfır olup etrafında yazlık evler ile toplu konut inşaatları bulunduğuna vurgu yapılmıştır. Bilirkişiler kök ve ek raporlarında emsalin taşınmazdan 3,25-3,75 oranında daha değerli olduğunu belirtmiş ve bunun nedeninin taşınmazların konum ile özelliklerindeki farklılıktan kaynaklandığını ifade etmişlerdir. Mahkeme de emsalin taşınmazdan 3,25 oranında kıymetli olduğu değerlendirmesi yapan 17/4/2007 tarihli bilirkişi raporunu kararına esas alarak davayı kabul etmiştir.
52. Dolayısıyla taşınmazın değerinin düşük belirlendiğine ilişkin mülkiyet hakkına yönelik şikâyetlerin derece mahkemelerince değerlendirilerek kök ve ek raporlar alındığı, bu raporlarda da emsalin taşınmazdan 3,25 oranında değersiz olarak belirlenmesine ilişkin yeterli ve ilgili gerekçeye yer verildiği anlaşılmaktadır." yeterli kabul edilen bilirkişi raporlarında emsal taşınmazlarla dava konusu taşınmaz arasındaki farklılıkların hangi teknik verilerle ve hangi oranlar esas alınarak değerlendirildiğinin ayrıntılı biçimde gösterilmesi gerektiğini mülkiyet hakkı kapsamında incelemiştir.
Yine Yargıtay 6. Hukuk Dairesi 2013/16831 E., 2014/9139 K. Sayılı kararında, "Mahkemece yapılan yargılama sonucunda yeni dönemin kira parası, dosyaya sunulan bilirkişi raporu dikkate alınarak tespit edilmiştir. Yargılama sırasında davacı vekili tarafından emsal kira sözleşmesi ibraz edilmemiş, davalı vekili tarafında sunulan emsal kira sözleşmeleri ise bilirkişi raporunda değerlendirilmemiştir. Hükme esas alınan bilirkişi raporunda re’sen emsal araştırmasının da yapılmadığı anlaşılmaktadır. Bilirkişi raporunda genel ve soyut ifadelerle bilirkişilerin uzun zamandır kira tespiti konusunda bilirkişilik yaptıkları, taşınmazın bulunduğu yerdeki kira bedelleri konusunda fikir sahibi oldukları belirtilmek suretiyle kira tespiti yoluna gidilmiş olup bu şekilde hazırlanan bilirkişi raporu mahkemenin ve Yargıtay’ın denetimine elverişsizdir. Mahkemece yukarıda açıklanan yönleri içermeyen genel ifadeli bilirkişi raporuna itibar edilerek eksik inceleme ile hüküm kurulması doğru değildir." genel ve soyut ifadelerle hazırlanan, re'sen emsal araştırması içermeyen ve taraf itirazlarını karşılamayan raporların mahkemenin ve Yargıtay’ın denetimine elverişsiz olduğunu ve bu eksik incelemeye dayanılarak karar kurulamayacağını belirtmiştir.
Sonuç ve Yeni Bilirkişi Heyeti İncelemesi
Gelinen aşamada, aynı bilirkişi heyetinin kendi düzenlediği raporun doğru olduğunu savunmakla yetinmesi ve yeni bir teknik değerlendirme yapmaması hâlinde, aynı heyetten yeniden rapor alınması önceki kanaatin tekrarından öteye geçmeyecektir. Usul ekonomisi ilkesi ve adil yargılanma hakkı dikkate alındığında, dosyanın konunun uzmanı olan farklı bilirkişilerden (örneğin gayrimenkul değerleme uzmanı, menkul eşya değerleme uzmanı, sanat eksperi veya ilgili alanda uzman kişilerden) oluşturulacak yeni bir kurula tevdi edilmesi kaçınılmazdır.
Eksik incelemeye dayanan, tarafların teknik itirazlarını karşılamayan ve denetime elverişli olmayan raporların hükme esas alınması, maddi gerçeğin ortaya çıkarılmasına hizmet etmeyeceği gibi hukuki güvenlik ilkesini de zedeleyecektir. Bu nedenle mahkemelerce, Yargıtay içtihatlarına uygun, ayrıntılı, gerekçeli ve denetime elverişli yeni bir bilirkişi raporu alınması yargılamanın adil bir neticeye ulaşması açısından zorunludur.