Bir sabah işe gitmek üzere aracınıza binerken hiç beklemediğiniz bir trafik kazası yaşarsınız. Araç ağır hasar alır, çekiciyle servise götürülür ve günlerce eksper raporunun çıkmasını beklersiniz. Aklınızdaki tek soru şudur: "Aracım tamir edilecek mi, yoksa pert mi sayılacak?"

Bir süre sonra sigorta şirketinden veya servisten beklediğiniz haber gelir. Size, aracın "pert total" olduğu ya da "ekonomik tam ziya" kapsamına girdiği söylenir. Günlük hayatta sıkça duyulan bu ifade, en basit anlatımla; aracın onarım masrafının ekonomik açıdan makul görülmediği ve bu nedenle tamir edilmesi yerine aracın piyasa değeri üzerinden işlem yapılmasının daha uygun olduğu anlamına gelmektedir.

Peki gerçekten her ağır hasarlı araç pert midir?

Aracın tamir masrafının yüksek çıkması tek başına yeterli midir?

Üstelik araç daha sonra onarılarak yıllarca trafikte kullanılmaya devam ediyorsa, buna rağmen "onarımı ekonomik değildir" denilebilir mi?

Daha da önemlisi, mahkemenin karar verirken dayandığı bilirkişi raporunda sadece "araç perttir" sonucunun yazılması yeterli midir; yoksa bu sonucun hangi teknik hesaplamalara ve hangi piyasa araştırmalarına dayandığının ayrıntılı şekilde açıklanması mı gerekir?

İşte uygulamada en çok uyuşmazlık doğuran nokta tam olarak burasıdır.

Çünkü birçok kişi bilirkişi raporunun kesin doğruyu ortaya koyduğunu düşünmektedir. Oysa hukuk sistemimizde bilirkişi, uyuşmazlığı çözen kişi değil; yalnızca hâkime teknik konuda yardımcı olan uzmandır. Hazırladığı raporun da sırf bir bilirkişi tarafından düzenlenmiş olması, onu otomatik olarak doğru veya bağlayıcı hâle getirmez.

Gerçekten de uygulamada bazı bilirkişi raporlarında; aracın piyasa değerinin nasıl belirlendiği açıklanmamakta, onarım bedelini oluşturan parça ve işçilik kalemleri gösterilmemekte, kullanılan fiyatların hangi kaynaklardan alındığı belirtilmemekte ve tarafların teknik itirazları cevapsız bırakılmaktadır. Böyle durumlarda rapor, yalnızca bir sonuç cümlesinden ibaret kalmakta; ne tarafların ne de mahkemenin bu sonuca nasıl ulaşıldığını denetleyebilmesi mümkün olmamaktadır.

Bu noktada şu sorular önem kazanmaktadır:

- Bir aracın pert sayılabilmesi için hangi kriterler birlikte değerlendirilmelidir?

- Bilirkişi raporunda hangi teknik açıklamaların bulunması zorunludur?

- Aynı dosyada düzenlenen raporlar birbiriyle çelişiyorsa hangisine itibar edilmelidir?

- Aracın kazadan sonra fiilen onarılarak trafikte kullanılmaya devam etmesi pert değerlendirmesini etkiler mi?

- Eksik ve gerekçesiz bilirkişi raporuna dayanılarak mahkeme karar verebilir mi?

İşte bu sorular, yalnızca sigorta hukukunu değil; adil yargılanma hakkını ve maddi gerçeğin ortaya çıkarılmasını da yakından ilgilendirmektedir. Nitekim Yargıtay ve Bölge Adliye Mahkemelerinin yerleşik uygulamaları da, hükme esas alınacak bilirkişi raporlarının bilimsel verilere dayalı, ayrıntılı, gerekçeli ve denetlenebilir olması gerektiğini açıkça ortaya koymaktadır.

Öncelikle belirtmek gerekir ki, bilirkişinin görevi yalnızca bir sonuca ulaşmak değildir. Mahkemenin ara kararıyla kendisine verilen teknik incelemeyi ayrıntılı biçimde yapmak, kullandığı verileri açıklamak ve ulaştığı sonucun hangi teknik hesaplamalara dayandığını ortaya koymak zorundadır.

Örneğin mahkeme, bilirkişiden "kaza tarihindeki parça, malzeme, işçilik ve montaj bedelleri dikkate alınarak aracın onarımının ekonomik olup olmadığının değerlendirilmesini" istemişse; raporda sadece "onarım bedeli ... TL'dir" şeklinde tek cümlelik bir tespitin bulunması yeterli değildir. Hangi parçaların değişeceği, hangilerinin onarılacağı, işçilik sürelerinin nasıl belirlendiği, kullanılan fiyat listelerinin hangi objektif kaynaklardan alındığı ve hesaplamanın hangi yöntemle yapıldığı açıkça gösterilmelidir.

Aksi hâlde mahkeme de taraflar da raporun doğruluğunu denetleyemeyecek, bilirkişinin ulaştığı sonucun hangi teknik gerekçelere dayandığını anlayamayacaktır.

Nitekim Bölge Adliye Mahkemeleri de bu konuda aynı doğrultuda kararlar vermektedir.

Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 35. Hukuk Dairesi 2022/3 Esas 2022/22 Karar sayılı kararında;

"Bu durumda Yargıtay 17.Hukuk Dairesi'nin yerleşik içtihatları dikkate alınarak kaza tarihindeki serbest piyasa koşullarına göre vasıtanın kazadan önceki rayici ile onarım sonrası değeri arasındaki farkın araç değer kaybı olarak belirlenmesi gerekmekte olup, mahkemece hükme esas alınan bilirkişi raporunda değer kaybı hesabının Genel Şartlardaki hükümler uyarınca yapıldığı anlaşılmaktadır.

Kural olarak araçta meydana gelen "değer kaybı" (istikrar kazanan yerleşik Yargıtay uygulamalarına göre); aracın serbest piyasa koşullarına göre kaza tarihi itibariyle önceki kazalar araştırılarak niteliği ve etkisi göz önüne alınarak, tartışılarak hasarsız haldeki ikinci el rayiç değeri ile aracın yaşı, modeli, özellikleri, hasar miktarı ve hasarlı kısımların özelliği dikkate alınarak kazadan sonraki tamir edilmiş halinin rayiç değeri tespit edilip bu iki miktar arasındaki azalmadan ibarettir. Daha somut bir ifade ile aracın kaza tarihindeki hasar görmemiş piyasa değeri ile onarılmış haldeki piyasa değeri arasındaki fark kriteri esas alınmalıdır. (Yargıtay 17. HD'nin 2016/16876 E - 2017/12161 K sayılı, 27/12/2017 tarihli ve 2015/5301 E - 2017/11098 K sayılı, 28/11/2017 tarihli kararları) Anayasa Mahkemesi iptal kararından sonra genel şartlar ile ekindeki formüllere göre yapılan tazminat hesabının yasal dayanağı kalmamıştır.

Açıklanan nedenlerle, davacıya ait araçta meydana gelen hasar ve değer kaybının belirlenmesi için mahkemece öncelikle dava konusu kaza nedeniyle davacıya ait araçta meydana gelen hasar bedelinin ve hasarlı parçaların belirlenmesi için hasar dosyası, ekspertiz raporu, servis onarım belgeleri ile kaza tarihinden önceki hasarlarının aracın piyasa değerine etkisinin belirlenmesi için önceki hasarlara ilişkin belgelerinin getirilmesi, ondan sonra aracın modeli, yaşı ve özelliklerine göre 2. el hasarlı ve hasarsız değerinin ve buna göre değer kaybının Yargıtay tarafından belirlenen uygulamaya uygun olarak belirlenmesi için gerekçeli, ayrıntılı ve denetime elverişli rapor alınarak sonucuna göre karar verilmesi gerektiği halde denetime uygun olmayan bilirkişi raporuna göre hüküm kurulması doğru görülmemiştir."

Karardan da açıkça görüldüğü üzere, yüksek yargı uygulaması bakımından önemli olan yalnızca ulaşılan sonuç değil; o sonuca hangi bilimsel yöntemlerle ulaşıldığının ayrıntılı şekilde ortaya konulmasıdır.

Uygulamada karşılaşılan bir diğer önemli sorun ise aynı dosyada düzenlenen bilirkişi raporlarının kendi içinde çelişkili olmasıdır. Bazı dosyalarda ilk raporda belirlenen rayiç değer ile sonraki ek raporlarda kabul edilen rayiç değer birbirinden tamamen farklı olmasına rağmen, zarar hesabı hiçbir değişiklik yapılmaksızın tekrar edilmektedir.

Oysa rayiç değerin değişmesi; sovtaj bedelinden ödeme tarihindeki değere, sigorta ödemelerinden bakiye zarar hesabına kadar bütün hesap kalemlerini doğrudan etkilemektedir. Yeni bir rayiç değer kabul edildiği hâlde önceki hesaplamaların aynen korunması teknik açıdan açıklanabilir değildir. Böyle bir durumda rapor, matematiksel tutarlılığını kaybetmekte ve ulaşılan sonucun hangi hesap yöntemine dayandığı denetlenememektedir.

Bu noktada Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 281. maddesi büyük önem taşımaktadır. Anılan düzenleme uyarınca taraflar bilirkişi raporuna itiraz edebilir; eksik gördükleri hususların tamamlanmasını veya yeni bilirkişi incelemesi yapılmasını talep edebilirler. Bunun doğal sonucu olarak düzenlenen ek raporun amacı, önceki raporu tekrar etmek değil; tarafların ileri sürdüğü teknik itirazlara somut cevap vermektir.

Bilirkişi; rayiç değerin neden değiştiğini, hesap yönteminin neden farklılaştığını, hangi verilerin esas alındığını ve önceki rapordaki çelişkilerin nasıl giderildiğini açıklamak zorundadır. Bu açıklamalar yapılmadan hazırlanan raporların hükme esas alınması usul hukukunun temel ilkeleriyle bağdaşmayacaktır.

Nitekim İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 11. Hukuk Dairesi 2018/1897 Esas 2021/627 Karar sayılı kararında da aynı ilke benimsenmiştir.

"Mahkemece hükme esas alınan ATK raporunda, davacı aracının hasar bedeli, piyasa rayiç bedellerine ilişkin hiç bir inceleme ve araştırma yapılmadan dayanaksız, gerekçesiz olarak belirlendiği gibi aracın tamirinin ekonomik olup olmadığı, pert total işlemi yapılması gerekip gerekmediği hususlarında da Yargıtay içtihatlarına uygun şekilde aracın kaza tarihindeki ikinci el piyasa rayiç değeri tespit edilmeden aracın pert total işlemine tabi tutulmasının uygun görülmediği belirtilmiş olup, rapor bu haliyle yetersiz, eksik, denetime ve hüküm kurmaya elverişli değildir. Mahkemece alanında uzman bilirkişiden piyasa rayiç bedellerine ilişkin inceleme ve araştırma yapılması suretiyle hasar bedeli ve aracın kaza tarihindeki ikinci el piyasa rayiç değeri belirlenerek Yargıtay içtihatlarına uygun şekilde aracın tamirinin ekonomik olup olmadığı, şayet pert total işlemi yapılması gerekiyorsa sovtaj bedeli de tespit edilerek aracın kaza tarihindeki ikinci el piyasa rayiç değerinden sovtaj bedeli mahsup edilerek gerçek zarar miktarının belirlenmesine yönelik ayrıntılı, dayanaklı, gerekçeli ve denetime elverişli bilirkişi raporu alınması ve dosyadaki tüm deliller birlikte değerlendirilerek ortaya çıkacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken, dayanaksız, denetime ve hükme elverişsiz ATK raporu hükme esas alınarak karar verilmesi doğru bulunmamıştır.

Bu durumda, ilk derece mahkemesince uyuşmazlığın çözümünde etkili olabilecek ölçüde önemli deliller toplanmadan ve değerlendirilmeden karar verildiğinden, istinaf istemine konu karara yönelik denetim yapılması mümkün değildir."

Pert total değerlendirmesinde üzerinde durulması gereken bir başka önemli husus ise, incelemenin yalnızca matematiksel oran hesabına indirgenememesidir.

Uygulamada zaman zaman onarım bedelinin rayiç değere oranı esas alınarak doğrudan "pert uygundur" sonucuna ulaşıldığı görülmektedir. Oysa bu yaklaşım eksik bir değerlendirme niteliğindedir. Çünkü teknik olarak onarılabilir durumda bulunan, güvenli biçimde kullanılabilen ve fiilen trafiğe çıkarılan bir aracın sırf belirli bir oran nedeniyle pert kabul edilmesi her somut olay bakımından doğru sonuç vermeyebilir.

Bu nedenle değerlendirme yapılırken; hasarın niteliği, onarımın teknik olarak mümkün olup olmadığı, onarım sonrasındaki güvenlik durumu, ikinci el piyasa değeri, sovtaj bedeli ve ekonomik onarım kriterleri birlikte incelenmelidir.

Özellikle aracın kazadan sonra onarılarak uzun süre trafikte kullanılmaya devam ettiğinin anlaşılması hâlinde, bilirkişinin bu olguyu ayrıca değerlendirmesi gerekir. Fiilen kullanılan bir araç bakımından "onarımı ekonomik değildir" sonucuna hangi teknik gerekçeyle ulaşıldığı ayrıntılı biçimde açıklanmalıdır. Aksi hâlde rapor, eksik incelemeye dayanmış olacaktır.

Bir başka önemli husus da kullanılan piyasa verilerinin objektifliğidir. Bilirkişinin yalnızca tek bir yetkili servisten alınan fiyat teklifini esas alarak onarım bedelini belirlemesi çoğu zaman yeterli kabul edilmemektedir. Gerçek piyasa koşullarının belirlenebilmesi için farklı servisler, yedek parça piyasası, emsal teklifler ve sektör verileri birlikte değerlendirilmelidir.

Nitekim İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 20. Hukuk Dairesi 2020/1894 Esas 2022/1945 Karar sayılı kararında;

"Davalı vekilinin bir diğer itirazı olan çekme/hurda belgesi ibraz edilmeden tazminatı ödeyemeyecekleri halde, mahkemece buna dikkat edilmediği hususu bakımından yapılan değerlendirmede; mahkemece ayrıntılı, gerekçeli ve denetime açık bilirkişi heyet raporu alındığı, bu konuda seçim hakkına sahip davacının araç hurdasının sigortacıya verilmesine dair bir talebinin bulunmadığı, bilirkişi raporunda hurda bedelinin aracın rayiç bedelinden düşülmesi ve kalan tutarın sigorta şirketince ödenmesi suretiyle gerçek zararın hesaplanmış olduğu anlaşılmıştır. Yine, rapordaki sovtaj değeri, maddi hasar tutarı ve aracın rayiç değerine yönelik saptamaların da aracın tramer kayıtları, piyasadaki emsalleri, oto galeriler, ikinci el satış yapan internet siteleri, yetkili bayiler ve hasarlı araç alım satım işi yapan firmalardan araştırılmak suretiyle gerekçeli olarak belirlenmesine göre, usul ve esas yönünden bir hukuka aykırılık saptanmayan mahkeme kararına yönelik istinaf itirazlarının esastan reddi gerekmiştir (Aynı yönde bknz. Yargıtay (kapatılan) 17 HD 2016/7680 E.-2017/1041 K., 2016/17736 E.-2017/9799 K.)."şeklindeki değerlendirmeyle, rayiç değer ve hasar hesaplamalarının geniş kapsamlı piyasa araştırmasına dayanması gerektiği açıkça vurgulanmıştır.

Son olarak uygulamada sıkça karşılaşılan bir diğer sorun, aynı bilirkişiden peş peşe ek rapor alınmasına rağmen önceki eksikliklerin giderilmemesidir. Tarafların teknik itirazlarının hiçbirine cevap verilmemesi, önceki raporun yalnızca sonuç kısmının tekrar edilmesi ve mahkemenin ara kararında belirtilen hususların yine açıklanmaması hâlinde artık aynı bilirkişiden yeniden rapor alınmasının dosyaya katkı sağlamayacağı açıktır.

Nitekim İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 11. Hukuk Dairesi 2019/946 Esas 2021/1581 Karar sayılı kararında "Somut olayda, davalı sigorta şirketleri , davaya konu kazanın şaibeli olduğunu gerçek kaza olmadığını, davaya konu kazadan önce aracın birden fazla kazaya karıştığı, 25/01/2015 tarihinde meydana gelen kazada, davacı aracının ağır hasarlandığı, bu kazada aracın parçalarının toplanarak çalışır vaziyete getirilmek sureti ile planlı kazaya dahil edildiği yönünde tespitler bulunduğu, kaza mizanseli yaratarak ve polis tutanağı düzenletilerek kazaya inandırıcılık kazandırıldığı iddia edildiği ve bu yöndeki savunmaların araştırılması için tramer kayıtları celp edildiği halde, ilk derece mahkemesince hükme esas alınan bilirkişi raporunda ; kazanın gerçek kaza olup olmadığı, davacı aracında davadan önce gerçekleşen kaza nedeniyle oluşan hasar, bu hasarın giderilmesi için hangi parçaların onarılması ve değiştirildiği, davaya konu kazada hangi hasarların oluştuğu, hasarın giderilmesi için hangi parçaların onarılması ve değiştirilmesi gerektiği detaylı açıklanarak ve karşılaştırılmak suretiyle, davalı savunmaların ayrıntılı olarak irdelenmediği, bilimsel verilere dayanmadan, eksik ve yetersiz düzenlendiği, ek raporda da eksikliğin giderilmediği, davalıların gerekçeli ayrıntılı itirazlarının karşılanmadan düzenlendiği, bu haliyle raporun hükme esas alınamayacağı, delil vasfına haiz olmadığı, ilk derece mahkemesinin , münhasır delilleri toplamadan, eksik ve hatalı değerlendirmeyle karar verdiği görülmektedir.

Karayolları Fen Heyetinden veya İTÜ de görevli 3 kişilik öğretim görevinden oluşturulan bilirkişi heyetinden, davaya konu kaza ile davacı aracında oluşan hasarın uyumlu olup olmadığı, önceki kazalarda araçta meydana gelen hasarlar ile davaya konu kazada meydana geldiği iddia olunan hasarlar karşılaştırılarak, önceki kazayla bağlantılı hasar iddiası olan ve olmayan hususlar raporda gösterilerek, davaya konu kaza nedeniyle oluşan hasar ile onarım bedelleri tespit edilerek, aracın piyasa rayiç değerine göre, aracın tamirinin ekonomik olup olmadığı, pert total işlemi yapılması gerekiyor ise sovtaj değeri, tamiri ekonomik ise önceki kazaların da değer kaybına etkisi tartışılarak araçtaki değer kaybının tespiti yönünde ve emsal araştırma sonuçlar ile dayanak belgelerin açıklandığı rapor alınmadan karar verilmesi hukuka uygun bulunmamakla, davalılar vekillerinin istinaf itirazları yerindedir."

Sonuç olarak; trafik kazalarından kaynaklanan maddi tazminat davalarında bilirkişi raporu çoğu zaman kararın en önemli dayanağını oluşturmaktadır. Ancak bilirkişi raporunun hükme esas alınabilmesi için yalnızca bir kanaat içermesi yeterli değildir. Raporun; bilimsel verilere dayanması, kullanılan hesap yöntemini açıklaması, tarafların teknik itirazlarını tek tek karşılaması, ulaşılan sonucun denetlenmesine imkân vermesi ve mahkemenin ara kararında belirtilen tüm hususları eksiksiz yerine getirmesi gerekir.

Eksik incelemeye dayanan, kendi içinde çelişkiler barındıran, hesap yöntemini açıklamayan veya objektif piyasa araştırmasına yer vermeyen bilirkişi raporları, maddi gerçeğin ortaya çıkarılmasına hizmet etmeyeceği gibi adil yargılanma hakkını da zedeleyecektir. Bu nedenle mahkemelerce, gerektiğinde farklı uzmanlık alanlarından oluşan yeni bilirkişi kurullarından ayrıntılı, gerekçeli ve denetime elverişli rapor alınması; hem usul ekonomisinin hem de hakkaniyet ilkesinin doğal bir gereğidir.