Sermaye Piyasası Kurulu tarafından 17 Eylül 2026 tarihinde alınan karar, çok sayıda yatırım fonu yatırımcısını doğrudan ilgilendiren önemli bir hukuki süreci başlatmıştır. SPK’nın 2026/60 sayılı Bülteni kapsamında Tera Portföy, Pusula Portföy, Hedef Portföy, Atlas Portföy, A1 Portföy, Pardus Portföy ve Bulls Portföy tarafından kurulan ve TEFAS’ta işlem gören yatırım fonları hakkında alım-satım kısıtlamaları getirilmiş; kararda ayrıca bültende belirtilen fonların Kurul tarafından belirlenecek yöntemle tasfiye edilmesi kararlaştırılmıştır. Kararın hukuki dayanağı olarak 6362 sayılı Sermaye Piyasası Kanunu’nun 96. maddesi gösterilmiştir.
Yatırımcıların değerlendirmeye başlamadan önce iki ayrımı netleştirmesi gerekir. Birincisi, karar kapsamındaki bütün fonlar aynı hukuki durumda değildir: bir kısmı hakkında tasfiye kararı verilmiş, bir kısmı ise yalnızca işleme kapatılmıştır. İkincisi, fonun hukuki durumu ile fonu kuran portföy yönetim şirketinin hukuki durumu birbirinden farklıdır. Bu nedenle her yatırımcının ilk işi, sahibi olduğu fonun bülten ekindeki listelerde hangi grupta yer aldığını tespit etmek olmalıdır.
Bunun ardından iki temel soru gelmektedir: Fonun tasfiye edilmesi yatırımcının parasını kaybettiği anlamına mı gelir? Tasfiye sonucunda ciddi bir zarar ortaya çıkarsa yatırımcı bu zararı kimden ve hangi hukuki yollarla talep edebilir? Bu iki soru birbirinden ayrılarak değerlendirilmelidir.
1. Fonun Tasfiye Edilmesi, Katılma Payından Doğan Hakları Ortadan Kaldırmaz
Öncelikle yatırım fonunun işleme kapatılması veya tasfiye sürecine alınması ile yatırımcının fon kapsamındaki haklarının ortadan kalkması birbirinden tamamen farklı hukuki sonuçlar doğuran durumlardır. Bu nedenle kamuoyunda yer alan “fon kapatıldı, yatırımcıların parası kayboldu” şeklindeki değerlendirmeler, sermaye piyasası mevzuatında yatırım fonları için öngörülen hukuki yapı ile bağdaşmamaktadır.
Burada terim yönünden bir açıklama yapmak gerekir. Sermaye Piyasası Kanunu’nun 52. maddesinin birinci fıkrası uyarınca yatırım fonu, tasarruf sahipleri hesabına inançlı mülkiyet esaslarına göre işletilen ve tüzel kişiliği bulunmayan bir malvarlığıdır. Aynı maddenin üçüncü fıkrası uyarınca portföy yönetim şirketi, fona ait varlıklar üzerinde kendi adına ve fon hesabına tasarrufta bulunmaya yetkilidir. Dolayısıyla yatırımcının fon portföyündeki varlıklar üzerinde doğrudan bir mülkiyet hakkı bulunmamakta; hakları, sahibi olduğu katılma payından doğmaktadır.
Yatırım fonu katılma payı, Yatırım Fonlarına İlişkin Esaslar Tebliği (III-52.1) m.3/1-(l) uyarınca yatırımcının sahip olduğu hakları taşıyan ve fona katılımını gösteren, kayden izlenen bir sermaye piyasası aracıdır. Katılma paylarının kaydi sistem içerisinde hak sahipleri bazında izlenmesi nedeniyle, fonun alım ve satıma kapatılması yatırımcının katılma payları üzerindeki hak sahipliği sıfatını kendiliğinden ortadan kaldırmaz. Nitekim Merkezi Kayıt Kuruluşu nezdinde katılma payları hak sahipleri adına kayden izlenmekte olup yatırımcılar, sahip oldukları katılma paylarını ve hesaplarındaki portföy durumunu e-YATIRIMCI sistemi üzerinden takip edebilmektedir.
Yatırım fonlarına ilişkin hukuki yapının yatırımcı bakımından en önemli güvencesi ise fon malvarlığının kurucunun malvarlığından ayrılığı ilkesidir. Bu ilke, yalnızca Tebliğ’de değil, doğrudan Kanun’da düzenlenmiştir.
Sermaye Piyasası Kanunu m.53/1 uyarınca fonun malvarlığı, portföy yönetim şirketinin ve portföy saklama hizmetini yürüten kuruluşun malvarlığından ayrıdır. Aynı maddenin ikinci fıkrası uyarınca fon malvarlığı; fon hesabına olması ve fon içtüzüğünde hüküm bulunması şartıyla kredi almak, türev araç işlemleri, açığa satış işlemleri veya fon adına taraf olunan benzer nitelikteki işlemlerde bulunmak haricinde teminat gösterilemez ve rehnedilemez. Bu hükmün mevcut süreç bakımından en kritik bölümü ise şudur: fon malvarlığı, portföy yönetim şirketinin veya portföy saklayıcısının yönetiminin ya da denetiminin kamu kurumlarına devredilmesi hâlinde dahi başka bir amaçla tasarruf edilemez; kamu alacaklarının tahsili amacı da dâhil olmak üzere haczedilemez, üzerine ihtiyati tedbir konulamaz ve iflas masasına dâhil edilemez. Aynı yöndeki düzenleme Tebliğ m.5/4’te yer almaktadır.
Bu düzenlemelerin doğal sonucu olarak, fonu kuran veya yöneten portföy yönetim şirketinin mali durumunun bozulması, borçlarını ödeyemez hâle gelmesi yahut hakkında idari veya hukuki tedbirler uygulanması, fon malvarlığının söz konusu şirketin borçlarından sorumlu hâle gelmesine yol açmaz. Başka bir ifadeyle portföy yönetim şirketinin alacaklıları, şirketten olan alacaklarını tahsil etmek amacıyla yatırım fonunun malvarlığına başvuramazlar.
Aynı ayrılık ilkesi gereğince, Kanun m.53/4 uyarınca portföy yönetim şirketlerinin üçüncü kişilere olan borç ve yükümlülükleri ile yatırım fonlarının aynı üçüncü kişilerden olan alacaklarının birbirine karşı mahsup edilmesi de mümkün değildir.
Dolayısıyla bir fonun TEFAS üzerinden alım ve satıma kapatılması veya tasfiyesine karar verilmesi, yatırımcının katılma payından kaynaklanan haklarının sona erdiği ya da fon malvarlığının portföy yönetim şirketinin borçlarının karşılanmasında kullanılabileceği anlamına gelmemektedir. Tasfiye kararının hukuki sonucu; fonun olağan faaliyetinin sona erdirilerek fon malvarlığının mevzuatta öngörülen usule göre tasfiye edilmesi ve oluşacak tasfiye bakiyesinin katılma payı sahiplerine payları oranında dağıtılmasıdır.
Bu noktada önemle belirtilmelidir ki söz konusu hukuki koruma, yatırımcının başlangıçta yatırdığı anaparanın aynen veya eksiksiz şekilde geri ödeneceği yönünde bir garanti teşkil etmemektedir. Fon malvarlığının şirket alacaklılarından korunması ile fon portföyündeki varlıkların piyasa değerindeki değişikliklerden kaynaklanan yatırım riski birbirinden farklı meselelerdir.
2. Tasfiye Nasıl İşler, Fondaki Para Nasıl Ödenir?
Tebliğ m.28, yatırım fonlarının sona ermesine ve tasfiyesine ilişkin usul ve esasları düzenlemektedir. Maddenin birinci fıkrasında fonun sona erme sebepleri sayılmış; (d) bendinde fonun kendi mali yükümlülüklerini karşılayamaz durumda olması ve benzer nedenlerle fonun devamının yatırımcıların yararına olmayacağının Kurulca tespit edilmiş olması hâli de bir sona erme sebebi olarak öngörülmüştür.
Maddenin ikinci fıkrası uyarınca fon malvarlığı, içtüzük ve izahnamede yer alan ilkelere göre tasfiye edilir ve tasfiye bakiyesi katılma payı sahiplerine payları oranında dağıtılır. Tasfiye durumunda yalnızca katılma payı sahiplerine ödeme yapılabilir; aynı kural Kanun m.53/3’te de yer almaktadır. Fesih ihbarından sonra yeni katılma payı ihraç edilemez; tasfiye anından itibaren ise hiçbir katılma payı ihraç edilemez ve geri alınamaz.
Burada yatırımcı bakımından kritik olan husus şudur: dağıtılacak olan, fon portföyünün brüt değeri değil tasfiye bakiyesidir. Tebliğ m.3/1-(g)’de fon toplam değeri, portföydeki varlıkların değerlenmesi neticesinde bulunan portföy değerine varsa diğer varlık ve alacakların eklenmesi ve borçların düşülmesi suretiyle ulaşılan değer olarak tanımlanmıştır. Fonun kredi, repo, yönetim ücreti ve benzeri yükümlülükleri bulunuyorsa, yatırımcıya yapılacak ödeme bu yükümlülükler karşılandıktan sonra kalan tutar üzerinden hesaplanacaktır. “Yalnızca katılma payı sahiplerine ödeme yapılabilir” kuralı, fonun kendi borçlarının tasfiye sırasında karşılanmayacağı anlamına gelmez; bu kural, fon malvarlığının kurucunun alacaklılarına tahsis edilmesini engeller.
Bültende tasfiyenin “Kurul tarafından belirlenecek yöntemle” yapılacağının belirtilmesi ile Tebliğ m.28/2’deki “içtüzük ve izahnamede yer alan ilkelere göre tasfiye” ölçütü birlikte değerlendirilmelidir. Kanun m.54/1-(a) Kurul’a fonların sona ermesi ve tasfiyesine ilişkin usul ve esasları belirleme yetkisi tanımaktadır. Tasfiyenin hangi takvimle, hangi değerleme esasıyla ve hangi sırayla yürütüleceği, Kurulca açıklanacak ayrıntılı usul ile netleşecektir. Yatırımcıların bu açıklamaları yakından takip etmesi gerekir.
Ayrıca Tebliğ m.29/1 uyarınca kurucunun iflası veya tasfiyesi hâlinde Kurul, fonu uygun göreceği başka bir portföy yönetim şirketine tasfiye amacıyla devreder. Dolayısıyla tasfiye işlemlerinin mutlaka mevcut kurucu eliyle yürütülmesi zorunlu değildir.
3. Tasfiye Kararı Verilmeyen, Yalnızca İşleme Kapatılan Fonlarda Durum Farklıdır
Karar kapsamındaki fonların bir kısmı hakkında tasfiye kararı verilmiş olmakla birlikte, yalnızca TEFAS’ta işleme kapatılan ve tasfiye listesinde yer almayan fonlar da bulunmaktadır. Bu ayrım yatırımcı açısından önemlidir.
Tasfiye kararı verilmeyen fonlarda Tebliğ m.28/2’deki “tasfiye anından itibaren katılma payı geri alınamaz” kuralı henüz uygulanmaz. Buna karşılık fon fiilen işleme kapalı olduğu için iade talepleri karşılanamayabilir. Bu fonlarda, katılma payı iade ödemelerinde gecikme veya temerrüt bulunup bulunmadığı, iade esaslarında yakın tarihte yapılan değişiklikler, muacceliyetin hangi anda doğduğu ve temerrüt faizinin başlangıcı ayrıca değerlendirilmelidir. Fonu bu gruba giren yatırımcıların, tasfiye sürecine ilişkin genel açıklamalarla yetinmeyip kendi fonlarının KAP açıklamalarını ayrıca takip etmeleri gerekir.
4. “Param Güvende” Demek “Yatırdığım Paranın Tamamını Alacağım” Demek Değildir
Yatırımcı açısından önem taşıyan temel ayrım, katılma payından doğan hakların korunması ile yatırılan anaparanın korunmasının aynı hukuki sonucu ifade etmemesidir. Yatırımcının katılma payları üzerindeki hak sahipliği devam etmekle birlikte, tasfiye sonucunda başlangıçta yatırılan tutarın aynen iade edileceğine ilişkin bir garanti bulunmamaktadır. Tasfiye sonucunda ödenecek tutar, esas itibarıyla fonun tasfiye sürecindeki malvarlığı değerine bağlıdır.
Bu noktada sıkça sorulan bir hususa da değinmek gerekir. Kanun m.82 uyarınca yatırımcıların tazmini, yatırım kuruluşlarının sermaye piyasası faaliyetinden kaynaklanan nakit ödeme veya sermaye piyasası araçları teslim yükümlülüklerini yerine getirememesi hâline ilişkindir. Bu mekanizma, bir yatırım fonunun portföyündeki değer kaybının karşılanmasını sağlayan bir sigorta niteliğinde değildir.
Bu nedenle ekonomik yatırım zararı ile hukuken tazmini mümkün zarar birbirinden ayrılmalıdır. Fon değerinde piyasa koşulları ve olağan yatırım riskleri nedeniyle meydana gelen kayıplar tek başına hukuki sorumluluk doğurmaz. Buna karşılık zararın olağan piyasa riskinden değil; sermaye piyasası mevzuatına, fon içtüzüğüne, izahnameye veya ilan edilen yatırım stratejisine aykırı işlemlerden kaynaklandığının tespit edilmesi hâlinde, yatırımcının uğradığı zararın tazmini ve sorumluların hukuki sorumluluğu gündeme gelebilecektir.
5. Serbest Fon Yatırımcıları İçin Ölçüt Farklıdır
Karara konu fonların önemli bir bölümü serbest fon niteliğindedir. Serbest fonlar için Tebliğ farklı bir rejim öngördüğünden, yatırımcının önce kendi fonunun türünü tespit etmesi gerekir.
Serbest fonlar, Tebliğ m.25/1 uyarınca Tebliğ’in 17 ila 24. maddelerinde yer alan portföy ve işlem sınırlamalarına tabi değildir; bu fonlar, fonun KAP sayfasında ilan edilen yatırım stratejileri ve limitleri dâhilinde yatırım yapabilir. Dolayısıyla serbest fonlarda “yatırım sınırlamalarının ihlali” incelemesi, Tebliğ’deki genel oranlara göre değil, fonun KAP sayfasında ilan edilmiş strateji ve limitlere göre yapılır.
Serbest fonların izahnamesinde yalnızca sınırlı unsurlara yer verilir; yatırım stratejisi, limitler ve fon yönetim ücreti gibi bilgiler KAP sayfasında ilan edilir. Tebliğ m.25/14 uyarınca kurucu, bu bilgilerin Kurul düzenlemelerine uyumundan, içtüzük ve izahname ile tutarlılığından, içeriğinin doğruluğundan, güncelliğinin sağlanmasından ve yanlış, yanıltıcı veya eksik bilgilerden kaynaklanan zararlardan sorumludur. Tebliğ m.25/16 uyarınca yatırım stratejisi, yatırım sınırlamaları, riskler, katılma paylarının alım satımı ve risk limitlerinin artırılmasına ilişkin KAP’ta ilan edilen bilgilerdeki değişikliklerin, yürürlük tarihinden en az 30 gün önce ilan edilmesi zorunludur. Bu süreye uyulup uyulmadığı, somut olayda incelenmesi gereken bir husustur.
Ayrıca serbest fonların katılma payları yalnızca nitelikli yatırımcılara satılabilir (Tebliğ m.6/1-(d)). Tebliğ m.25/4 uyarınca katılma payı satışını yapacak kuruluşlar, satışların yeterli bilgi ve deneyime sahip satış personeli tarafından gerçekleştirilmesini temin etmek ve satış yapılan yatırımcıların nitelikli yatırımcı vasfını haiz olduklarına dair bilgi ve belgeleri temin edip düzenli olarak tutmakla yükümlüdür. Bu nedenle serbest fon katılma payını bir banka veya aracı kurum üzerinden edinen yatırımcılar bakımından, kurucu portföy yönetim şirketinin yanında satışa aracılık eden kuruluşun yükümlülüklerini yerine getirip getirmediği de ayrıca değerlendirilmelidir.
Son olarak serbest fonlarda pay fiyatının en az ayda bir kez hesaplanması ve yatırımcılara bildirilmesi yeterlidir (Tebliğ m.25/9); katılma paylarının fona iadesi için de daha uzun süreler belirlenebilir (m.25/11). Bu husus, aşağıda 10. başlıkta açıklanan “son açıklanan değer ile ödenen tutar arasındaki fark” değerlendirmesini doğrudan etkiler.
6. Yatırımcı Hangi Durumlarda Zararının Tazminini İsteyebilir?
Hukuki uyuşmazlıkların asıl yoğunlaşacağı alanın burası olacağı kanaatindeyiz. Bir yatırımcının “fonum değer kaybetti” demesi tek başına tazminat için yeterli değildir. Ancak zararın; mevzuata aykırı portföy yönetimi, ilan edilen yatırım stratejisinden sapılması, ilan edilmiş yatırım limitlerinin ihlali, gerçeğe aykırı veya eksik bilgilendirme, fon malvarlığının hukuka aykırı biçimde kullanılması yahut diğer kusurlu işlemlerden kaynaklandığı ortaya çıkarsa sorumluluk hükümleri gündeme gelebilir.
Bu değerlendirmede dayanılacak başlıca hükümler şunlardır:
• Kanun m.52/3 ve Tebliğ m.9/1: Portföy yönetim şirketi fonu, katılma payı sahiplerinin haklarını koruyacak şekilde temsil eder, yönetir veya yönetimini denetler; fonun faaliyetlerinin içtüzük ve izahname hükümlerine uygun yürütülmesinden sorumludur.
• Kanun m.52/4 ve Tebliğ m.9/3: Şirket ile katılma payı sahipleri arasındaki ilişkilere, Kanun’da, ilgili mevzuatta ve içtüzükte hüküm bulunmayan hâllerde Türk Borçlar Kanunu’nun vekâlet sözleşmesine ilişkin 502 ilâ 514. maddeleri kıyasen uygulanır. Bu atıf, şirketin özen ve sadakat yükümlülüğünün hukuki temelini oluşturur.
• Tebliğ m.9/2: Portföy yöneticiliği hizmeti dâhil olmak üzere dışarıdan sağlanan hizmetlerden yararlanılması, kurucunun sorumluluğunu ortadan kaldırmaz.
• Tebliğ m.5/2: Fon malvarlığının, fonun yönetim stratejisi doğrultusunda ve mevzuatta aranan niteliklere sahip portföy yöneticileri tarafından, yatırımcı lehine ve yatırımcının çıkarını gözetecek şekilde yönetilmesi zorunludur.
• Tebliğ m.12/1: Kurucu; yatırımcı bilgi formunun içtüzük ve izahname ile tutarlılığından, içeriğinin doğruluğundan, güncelliğinden ve formda yer alan yanlış, yanıltıcı veya eksik bilgilerden kaynaklanan zararlardan sorumludur. Serbest fonlarda bu sorumluluk, yukarıda açıklandığı üzere m.25/14 çerçevesinde KAP sayfasında ilan edilen bilgiler bakımından doğar.
• Tebliğ m.31/4: KAP’ta ilan edilmesi gereken bilgi ve belgelerin eksiksiz yayımlanması, doğruluğu ve güncel tutulması kurucunun sorumluluğundadır.
Bu çerçevede her yatırımcı açısından şu soruların ayrı ayrı incelenmesi gerekir:
• Fon, izahnamede ve yatırımcı bilgi formunda (serbest fonlarda KAP sayfasında) ilan edilen stratejiye uygun şekilde mi yönetildi?
• Portföydeki varlıkların yoğunlaşması ve risk düzeyi, fon için geçerli olan limitlere uygun muydu? Özellikle kurucu ile aynı gruba dâhil ihraççıların paylarına yapılan yatırımın oranı nedir?
• Yatırımcıya açıklanan risk ile fiilen alınan risk arasında önemli bir farklılık bulunuyor muydu?
• Portföydeki varlıkların değerlemesi mevzuata uygun şekilde gerçekleştirildi mi? Likiditesi düşük varlıklar gerçeğe uygun değerle mi taşındı?
• Yatırımcıların kararını etkileyebilecek önemli bilgiler zamanında ve doğru biçimde kamuya açıklandı mı? Strateji ve limit değişiklikleri için öngörülen ilan sürelerine uyuldu mu?
• Fonun uğradığı zarar olağan piyasa riskinden mi, yoksa mevzuata aykırı bir işlem veya yönetim faaliyetinden mi kaynaklandı?
Tazminat talebinin hukuki başarısı bakımından esas mesele, “ne kadar zarar edildiğinden” önce “zararın neden meydana geldiğinin” ortaya çıkarılmasıdır.
7. Sorumluluğu Gündeme Gelebilecek Kişiler
Bu soruya bütün yatırımcılar bakımından tek bir cevap vermek doğru olmaz. Somut olayın niteliğine göre birden fazla kişinin hukuki konumu ayrı ayrı incelenmelidir.
• Kurucu portföy yönetim şirketi ve yönetici: Yukarıda 6. başlıkta açıklanan hükümler çerçevesinde, fonun mevzuata, içtüzüğe, izahnameye ve ilan edilen stratejiye aykırı yönetilmesinden doğan zarar bakımından ilk muhatap kurucudur.
• Portföy saklayıcısı: Kanun m.56/1 uyarınca portföy saklama hizmeti; katılma paylarının ihraç ve itfa işlemlerinin mevzuata ve içtüzüğe uygunluğunun, birim pay değerinin değerleme esaslarına göre hesaplanmasının, şirket talimatlarının mevzuata aykırı olmamak şartıyla yerine getirilmesinin ve fonun varlık alım satımları ile portföy yapısının mevzuata ve içtüzüğe uygunluğunun sağlanmasını kapsar. Kanun m.56/2 uyarınca saklayıcı, yükümlülüklerini yerine getirmemesi nedeniyle katılma payı sahiplerine verdiği zararlardan sorumludur; m.56/3’te pay sahiplerinin dava açma hakkının saklı olduğu ayrıca belirtilmiştir. Saklamanın başka bir kuruluş nezdinde yapılması hâlinde ise m.56/4 uyarınca müteselsil sorumluluk söz konusudur.
• Katılma payı satışına aracılık eden kuruluş: Serbest fonlar bakımından Tebliğ m.25/4’teki nitelikli yatırımcı ve satış personeli yükümlülükleri ile katılma payı alım satımına aracılık eden kuruluşun tabi olduğu diğer yükümlülüklere uyulup uyulmadığı incelenmelidir.
• Yöneticiler ve ilgili gerçek kişiler: Hukuka aykırılıkta sorumluluğu tespit edilen yöneticiler bakımından idari ve cezai sürecin yanında, genel hükümler çerçevesinde hukuki sorumluluk da ayrıca değerlendirilebilir.
Uygulamada bu tür uyuşmazlıklarda belirleyici olan unsur bilirkişi incelemesidir. Fon davası niteliğinde olmamakla birlikte, portföy yönetim faaliyetinden kaynaklanan benzer uyuşmazlıklarda yargı; şirketin müşterinin risk profili ve sözleşme kapsamı dışına çıkarak işlem yapmasını özen yükümlülüğünün ihlali saymış, SPK tarafından uygulanan idari yaptırımı da ihlalin delili olarak değerlendirmiştir (Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2020/6040, K. 2021/4503, 27.05.2021; İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 43. Hukuk Dairesi, E. 2020/536, K. 2022/112, 02.02.2022). Bu nedenle açılacak davalarda en önemli delillerden biri, fonun geçmiş dönemdeki portföy kompozisyonunun ve gerçekleştirilen işlemlerin bilirkişi marifetiyle incelenmesi olacaktır.
8. SPK’nın 96. Madde Kapsamında Karar Alması Neden Önemli?
Kararın 6362 sayılı Kanun’un 96. maddesine dayandırılması hukuken dikkat çekicidir. Çünkü bu madde, Kurul’a genel bir piyasa düzenleme yetkisi vermemekte; sermaye piyasası kurumlarının mevzuata, Kurulca belirlenen standartlara, esas sözleşmeye veya fon içtüzüğüne aykırı faaliyetlerinin tespit edilmesi hâlinde uygulanabilecek tedbirleri düzenlemektedir.
Madde, Kurul’a önce aykırılıkların belirlenecek bir sürede giderilmesini isteme; bunun yanında doğrudan faaliyetlerin kapsamını sınırlandırma veya geçici olarak durdurma, tamamen ya da belirli faaliyetler itibarıyla yetkileri iptal etme veya gerekli gördüğü diğer her türlü tedbiri alma yetkisi tanımaktadır. Aykırılığın giderilmesi için süre verilmesi yerine doğrudan işleme kapatma ve tasfiye yoluna gidilmesi, tespit edilen aykırılıkların niteliği bakımından değerlendirilmeye değer bir husustur.
Maddenin ikinci fıkrası ise yöneticilere ilişkindir: Kurul, sorumluluğu tespit edilen yönetici ve çalışanların lisanslarını geçici veya sürekli olarak iptal etmeye, haklarında suç duyurusunda bulunulması kararından itibaren yargılama sonuçlanıncaya kadar imza yetkilerini sınırlandırmaya veya kaldırmaya yetkilidir. Bu yönde alınmış kararlar, aşağıda 13. başlıkta açıklanan ceza süreci ile birlikte değerlendirilmelidir.
Kanun’un 97. maddesi ise farklı bir hâli, sermaye piyasası kurumunun mali durumunun bozulmasını düzenlemektedir ve sonuçları m.96’dan önemli ölçüde farklıdır. Bu nedenle her yatırımcının, kendi fonuna ilişkin kararın hangi maddeye dayandırıldığını bültenden teyit etmesi yerinde olur.
Bununla birlikte Kurul’un tedbir almış olması, tek başına her yatırımcının zararının hukuka aykırı işlemden kaynaklandığını veya belirli bir kişi ya da şirketin yatırımcının tüm zararından sorumlu olduğunu ispatlamaz. Zarar, sorumluluğun hukuki sebebi ve fiil ile zarar arasındaki illiyet bağı, somut yatırımcı ve somut fon yönünden ayrıca değerlendirilmelidir.
9. Gerçekleşmeyen veya İptal Edilen İade Talimatları
Kapatma kararı öncesinde iade (satış) talimatı vermiş olduğu hâlde talimatı gerçekleşmeyen veya iptal edilen yatırımcılar bakımından ayrı bir inceleme gerekir. Tebliğ m.28/2 uyarınca tasfiye anından itibaren katılma payı geri alınamaz; bu nedenle talimatın tasfiye anından önce mi sonra mı hüküm ifade ettiği belirleyicidir.
Tebliğ m.14/5 uyarınca alım satım emirleri, kural olarak emrin verilmesini takip eden ilk hesaplamada bulunacak pay fiyatı üzerinden yerine getirilir. Serbest fonlarda ise fiyat açıklama ve iade süreleri farklı belirlenebilir (m.25/9 ve m.25/11). Bu nedenle yatırımcıların; talimatın verildiği tarih ve saati, ilgili fon için geçerli işlem saati sınırını, talimatın hangi gün fiyatı üzerinden karşılanması gerektiğini ve iptal işleminin gerekçesini yazılı olarak tespit ettirmeleri önem taşır.
10. İcra Takibi Konusunda Dikkat Edilmesi Gereken Husus
Süreçte sıkça sorulan bir diğer konu, doğrudan icra takibi başlatılıp başlatılamayacağıdır. Burada iki sınırlama birlikte dikkate alınmalıdır. Birincisi, yukarıda açıklandığı üzere fon malvarlığı Kanun m.53/2 uyarınca haczedilemez ve üzerine ihtiyati tedbir konulamaz. İkincisi, Kanun m.97/2 ve m.97/3 uyarınca yetkileri sürekli olarak kaldırılan veya faaliyetleri geçici olarak durdurulan sermaye piyasası kurumlarının malvarlıkları bakımından yapılmış hacizler ve uygulanmış ihtiyati tedbirler düşer, tüm icra ve iflas takipleri kendiliğinden durur.
Bu nedenle sürecin başında aceleyle başlatılacak icra takipleri çoğu hâlde sonuç doğurmayacaktır. Bunun yerine, muacceliyet ve temerrüt bakımından hukuki durumun ihtarname ile tespit edilmesi ve delillerin güvence altına alınması öncelikli olmalıdır.
11. Yatırımcılar Şimdi Hukuken Ne Yapmalı?
Şu aşamada yatırımcıların doğrudan ve aceleyle dava açmasından önce delillerini güvence altına almaları çok daha önemlidir. Özellikle aşağıdaki belgelerin saklanması gerekir:
• MKK / e-YATIRIMCI kayıtları ve yatırım hesabı ekstreleri,
• fon alış tarihleri ve maliyetleri, sahip olunan katılma payı miktarı ve fon kodu,
• geçmiş alım-satım emirleri ile varsa gerçekleştirilemeyen veya iptal edilen iade emirlerine ilişkin ekran görüntüleri ve kayıtlar,
• banka veya aracı kurum ile yapılan yazışmalar, talimat iptallerine ilişkin yazılı gerekçeler,
• yatırım yapıldığı tarihte yürürlükte bulunan izahname ve yatırımcı bilgi formu,
• serbest fonlarda, yatırım tarihindeki ve sonrasındaki KAP fon sayfası içeriği (yatırım stratejisi, limitler, alım satım esasları) ile bunlarda yapılan değişikliklere ilişkin duyurular,
• fonun KAP’taki geçmiş açıklamaları, periyodik raporları, portföy dağılım ve performans sunuş raporları ile ilan edilen birim pay fiyatları.
Bu belgelerin önemi şuradan kaynaklanmaktadır: ileride ortaya çıkabilecek bir uyuşmazlıkta yalnızca tasfiye tarihindeki değer değil, yatırımcının fonu satın aldığı tarihte kendisine hangi bilgilerin sunulduğu ve fonun daha sonra nasıl yönetildiği de belirleyici olacaktır.
12. SPK’ya Başvuru Yapılabilir mi?
Yatırımcı, somut olarak mevzuata aykırı bir işlem bulunduğunu düşünüyorsa SPK’ya şikâyet veya ihbar niteliğinde başvuruda bulunabilir. Ancak burada önemli bir ayrım vardır: SPK’nın idari denetim ve yaptırım yetkisi ile yatırımcının özel hukuk kapsamında zararının tazmini aynı süreç değildir.
SPK’nın inceleme yapması, idari yaptırım uygulaması veya sorumlular hakkında başka hukuki süreçlerin başlatılması, yatırımcının bireysel zararının kendiliğinden hesabına ödeneceği anlamına gelmez. Bireysel tazminat talebi bakımından ayrıca özel hukuk yollarının değerlendirilmesi gerekir. Bununla birlikte Kurul incelemesi sonucunda ortaya çıkacak tespitler, açılacak davalarda önemli bir delil kaynağı oluşturabilir.
13. Ceza Soruşturması Açılırsa Yatırımcı Ne Yapabilir?
Sermaye piyasası işlemleri nedeniyle ayrıca bir ceza soruşturması yürütülmesi hâlinde yatırımcının durumu, soruşturmanın kapsamına göre değerlendirilmelidir. Burada dikkat edilmesi gereken nokta şudur: bir portföy yönetim şirketi veya yöneticisi hakkında soruşturma yürütülmesi, yatırımcının uğradığı her zararın suçtan kaynaklandığını otomatik olarak göstermez.
Ancak soruşturma konusu eylemler ile yatırımcının zararı arasında doğrudan bağlantı bulunması hâlinde, yatırımcının soruşturma ve kovuşturma kapsamındaki hakları ayrıca değerlendirilmelidir. Bu nedenle özellikle yüksek miktarda zarar bulunan durumlarda ceza dosyası ile olası hukuk davası birbirinden bağımsız düşünülmemelidir.
14. Tasfiye Sonucunda Beklenenden Çok Daha Az Ödeme Yapılırsa
Asıl hukuki mücadele muhtemelen bu aşamada başlayacaktır. Yatırımcının fonunun son açıklanan değeri ile tasfiye sonucunda kendisine ödenen tutar arasında olağan dışı bir fark ortaya çıkarsa bunun sebebi araştırılmalıdır.
Bu karşılaştırma yapılırken serbest fonlarda fiyatın günlük olarak açıklanmasının zorunlu olmadığı (Tebliğ m.25/9), dolayısıyla “son açıklanan değer”in güncel piyasa değerini yansıtmayabileceği göz önünde bulundurulmalıdır. Karşılaştırmanın hangi tarihli fiyat üzerinden yapıldığı ayrıca belirlenmelidir.
İncelenmesi gereken hususlar şunlardır: portföyde hangi varlıkların bulunduğu; bu varlıkların hangi tarihlerde ve hangi fiyatlardan alındığı; tasfiye sırasında hangi fiyatlardan satıldığı; fonun kendisi için geçerli yatırım limitlerine uyulup uyulmadığı; değerleme işlemlerinin mevzuata uygun olup olmadığı ve portföy saklayıcısının Kanun m.56/1-(c) ve (f) kapsamındaki denetim yükümlülüklerini yerine getirip getirmediği.
Bu inceleme sonucunda hukuka aykırı işlemler nedeniyle yatırımcının malvarlığında zarar meydana geldiği belirlenirse, zararın tazminine yönelik hukuki yollara başvurulması gündeme gelebilir. Burada talep edilecek zarar da basitçe “fona yatırılan para eksi tasfiye ödemesi” şeklinde kabul edilmemelidir. Tazmin edilebilir zararın kapsamı, ihlal ile zarar arasındaki nedensellik bağı dikkate alınarak somut olay özelinde hesaplanmalıdır.
15. Dava Yoluna Gidilmeden Önce Değerlendirilecek Usul Konuları
Dava açılmadan önce; talebin hukuki niteliğine göre görevli ve yetkili mahkemenin belirlenmesi, dava şartı olarak arabuluculuğun gerekip gerekmediği, zamanaşımı sürelerinin hangi andan itibaren işlemeye başladığı, zararın henüz kesinleşmediği aşamada delil tespiti yoluna gidilmesinin gerekip gerekmediği ve talebin belirsiz alacak davası olarak ileri sürülüp sürülemeyeceği ayrıca değerlendirilmelidir. Bu hususlar, yatırımcının sıfatına ve somut talebin dayanağına göre farklılık gösterebileceğinden, genel geçer bir yol haritası vermek doğru olmaz.
Sonuç: Yatırımcı İçin Bugün En Önemli Şey Delillerini Korumaktır
SPK’nın 17 Eylül 2026 tarihli kararı sonrasında yatırımcıların paniğe kapılarak “param tamamen kayboldu” sonucuna varmaları hukuken doğru değildir. Fon malvarlığı portföy yönetim şirketinin malvarlığından ayrıdır ve mevzuat tarafından özel olarak korunmaktadır. Tasfiye sonucunda ortaya çıkan bakiye, katılma payı sahiplerine sahip oldukları pay oranında dağıtılacaktır. Ancak bu güvence, yatırımcının başlangıçta yatırdığı paranın tamamının garanti edildiği anlamına gelmemektedir.
Bundan sonraki süreçte hukuken belirleyici olacak soru şudur: Yatırımcının uğradığı kayıp olağan yatırım riskinin sonucu mudur, yoksa fonun mevzuata, izahnameye, ilan edilen yatırım stratejisine veya yatırımcıyı koruma yükümlülüklerine aykırı şekilde yönetilmesinden mi kaynaklanmıştır?
İkinci ihtimal söz konusuysa, yatırımcının SPK nezdindeki başvuru yollarının yanında, somut olayın özelliklerine göre zararın tazminine yönelik hukuki başvuru yolları da gündeme gelecektir. Bu nedenle fonu söz konusu kararlardan etkilenen yatırımcıların, bugünden itibaren kayıtlarını eksiksiz biçimde muhafaza etmeleri ve tasfiye süreci ile resmî açıklamalar sonucunda oluşacak tabloya göre hukuki durumlarını ayrıca değerlendirmeleri önem taşımaktadır.
Bu yazı genel hukuki bilgilendirme amacıyla hazırlanmış olup yatırım tavsiyesi niteliğinde değildir. Her somut olay kendi koşulları içinde ayrıca değerlendirilmelidir.
Av. Ceren KURT
Av. Mert YOL
Next






