Öncelikle; son zamanlarda aralarında bağlantı olduğundan bahisle istinafta kesinleşen veya bozulan mahkumiyet kararları ile beş yıldan fazla hapis cezasını içeren kararlar yönünden birlikte temyiz yoluna başvurulmakta ise de, bu konuda uygulamada yeknesaklığın olmadığı ve özellikle istinafta bozulan dosyalar yönünden yapılacak bir şeyin de bulunmadığı, dosyanın bu kısmının bölge adliye mahkemesi ceza dairesi tarafından yeniden yargılama yapılması için ilk derece mahkemesine gönderildiği, bunun da ciddi sakıncalarının olduğu ve mağduriyetlere yol açtığı, kararlar arasında çelişki doğduğu, yine örneğin cinsel suçlarda “bağlantılı suç” kavramının öne çıktığı, hürriyeti tahdit ile nitelikli cinsel saldırı suçlarının birlikte işlenebildiği, bu durumda bir suç yönünden istinafta karar kesinleşirken, diğer suç yönünden cezanın üst haddi dikkate alındığında, dosyanın Yargıtay’a temyiz incelemesi için gidebildiği, ancak aralarında bağlantı olduğu halde hürriyeti tahdit suçunun istinaf aşamasında kaldığı, tüm bu sebeplerle, yaşanan karışıklığı, farklı ve adaletsiz uygulamaları ortadan kaldırabilmek amacıyla, bağlantılı suçlar yönünden ayırıma gidilmeksizin, temyize giden dosyanın içinde hapis cezası süresine bakılmaksızın tüm dosyanın Yargıtay’a temyiz incelemesi amacıyla gidilmesi yönünde yasal değişikliğe gidilmesinin gerekli olduğu hususları dikkate alınmalıdır.

1. Sanığın Birden Fazla Suçu Arasında Bağlantı Sebebiyle Temyiz Yasağının Aşılması

Anayasa Mahkemesi Genel Kurulu; 02.06.2026 tarihli ve 33268 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan, 2020/39936 başvuru numaralı, 27.01.2026 tarihli Fatma İyitütüncü kararında, ceza davasında bağlantılı suçlardan birine ilişkin temyiz incelemesi devam ederken, diğer suçtan kurulan hükmün istinaf aşamasında kesinleşmesi ve kesinleşen hüküm yönünden infaz aşamasına geçilmesi meselesini adil/dürüst yargılanma hakkı bakımından ele alarak, bu kez doğrudan Kanundan kaynaklanan sorun hakkında oldukça önemli bir karara imza atmıştır.

Karara göre; “59. Yukarıda yer verilen açıklamalara göre eldeki başvuruda temel sorun 5271 sayılı Kanun'un 286. maddesinin (2) numaralı fıkrasının (a) bendi uyarınca bölge adliye mahkemelerince verilen bazı kararlara karşı temyiz kanun yolunun kapalı olmasından kaynaklanmaktadır. Zira bahsi geçen maddede hangi kararlara karşı temyiz kanun yoluna gidilemeyeceği sınırlı sayma yöntemiyle düzenlenmiş, bu kapsamda maddenin (2) numaralı fıkrasının (a) bendinde ilk derece mahkemelerince verilen beş yıl veya daha az hapis cezalarına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine dair bölge adliye mahkemesi kararlarının temyiz edilemeyeceği açıkça düzenlenmiştir. Diğer bir ifadeyle anılan mevzuat, aralarında yakın ilişki veya bağlantı bulunan suçların temyiz incelemesinin birlikte yapılmasının gerekli olup olmadığı noktasında istinaf merciine herhangi bir değerlendirme yapma imkanı vermemektedir. Nitekim başvurucu hakkında dolandırıcılık suçundan verilen hapis cezası süresinin beş yıldan az olması nedeniyle bu suç yönünden istinaf başvurusunun esastan reddine dair karar temyiz edilememiştir. Bununla birlikte dolandırıcılık suçuna ilişkin mahkumiyet gerekçesinin bağlantılı olduğu terör örgütüne üye olma suçu beş yıldan fazla süre hapis cezası gerektirdiğinden temyiz edilebilmiş ve temyiz incelemesi sonucunda anılan suçun işlendiğine dair delil bulunmadığı gerekçesiyle hükmün bozulmasına karar verilmiştir (bkz. § 20). Mahkemece hem istinaf aşamasında kesinleşen dolandırıcılık hem de terör örgütü üyesi olma suçundan mahkumiyete esas alınan maddi vakıaların (sınav sorularının önceden alınması) aynı olduğu gözetildiğinde dolandırıcılık ve terör örgütüne üye olma suçlarından aynı maddi vakıa hakkında istinaf ve temyiz mercilerince farklı yönde değerlendirmeler yapıldığı anlaşılmaktadır.

60. Somut olayda dolandırıcılık ve terör örgütüne üye olma suçları yönünden söz konusu olduğu gibi kesinleşen ve incelemesi devam eden yargılamalar arasında sübuta veya hukuk kurallarının uygulanmasına ilişkin maddi vakıalar yönünden yakın ilişki, bağlantı ya da bütünlük olması durumlarında istinaf aşamasında kesinleşen bu tür bir mahkumiyete rağmen temyiz incelemesi sonucunda verilecek olası bir bozma kararının, kesinleşen ve bu nedenle infazına başlanan belki de infazı tamamlanan hükümle telafisi imkansız bir çelişkinin ortaya çıkmasına neden olacağı açıktır. Bu tür bir durumun ise hukuk güvenliği ilkesine vereceği zararın gözetilmesi gerektiği izahtan varestedir. (…)

65. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir”.

Genel Kurulun Fatma İyitütüncü kararı, bağlantılı suçlarda kanun yolu incelemesine ilişkin olarak ortaya çıkan sorunlara kalıcı bir çözüm sunması açısından oldukça önemli bir karardır. AYM’nin hukuki güvenlik ilkesi çerçevesinde yaptığı değerlendirmelere ve suçsuzluk/masumiyet karinesi ile gerekçeli karar hakkı bakımından dikkat çektiği hususlara tamamen katıldığımızı belirmek isteriz.

Yukarıda değerlendirdiğimiz AYM Genel Kurulu’nun İyitütüncü kararında özetle; “Nitekim başvurucu hakkında dolandırıcılık suçundan verilen hapis cezası süresinin beş yıldan az olması nedeniyle bu suç yönünden istinaf başvurusunun esastan reddine dair karar temyiz edilememiştir. Bununla birlikte dolandırıcılık suçuna ilişkin mahkumiyet gerekçesinin bağlantılı olduğu terör örgütüne üye olma suçu beş yıldan fazla süre hapis cezası gerektirdiğinden temyiz edilebilmiş ve temyiz incelemesi sonucunda anılan suçun işlendiğine dair delil bulunmadığı gerekçesiyle hükmün bozulmasına karar verilmiştir. Mahkemece hem istinaf aşamasında kesinleşen dolandırıcılık hem de terör örgütü üyesi olma suçundan mahkumiyete esas alınan maddi vakıaların (sınav sorularının önceden alınması) aynı olduğu gözetildiğinde dolandırıcılık ve terör örgütüne üye olma suçlarından aynı maddi vakıa hakkında istinaf ve temyiz mercilerince farklı yönde değerlendirmeler yapıldığı anlaşılmaktadır.” gerekçesiyle, bağlantıyı istinafta kesinleşen dolandırıcılık ve temyizi mümkün terör örgütü üyeliği bakımından değerlendirirken, Yargıtay 6. Ceza Dairesi’nin aşağıda yer vereceğimiz 11.06.2026 tarihli kararında bu defa konu, suç veya terör örgütü yöneticiliği veya üyeliği suçu ile örgütün faaliyeti kapsamında işlenen bir suç arasında bağlantı yönünden tartışılmayıp, birden fazla sanığın suçlandığı nitelikli yağma suçu yönünden bağlantı tartışmasının gündeme getirildiği anlaşılmaktadır.

2. Farklı Sanıkların Aynı Suçtan Birlikte Yargılanmaları Halinde Temyiz Yasağının Aşılması

Yargıtay 6. Ceza Dairesi’nin 11.06.2026 tarihli, 2026/3312 E., 2026/4995 K. sayılı kararına göre; nitelikli yağma suçundan dört sanığın yargılandığı, düzeltilerek istinaf başvurusunun esastan reddedildiği, tüm sanıkların mahkumiyet kararlarını temyiz ettiklerinin anlaşıldığı, sanıklardan üçü yönünden yapılan temyiz başvurusunun esastan reddi suretiyle mahkumiyet kararlarının onandığı, ancak bir sanık yönünden yapılan temyiz incelemesinde AYM Genel Kurulu’nun 27.01.2026 tarihli ve 2020/39936 başvuru numaralı ve Daire kararının yazıldığı dönemde henüz gerekçesi yazılmadığı söylenen İyitütüncü kararına atıf yapıldığı,

Ceza davasında bağlantılı suçlardan birisine ilişkin temyiz incelemesi devam ederken, diğer suçtan kurulan hükmün istinaf aşamasında kesinleşmesinin ve kesinleşen hüküm yönünden infaz aşamasına gelinmesinin, Anayasanın 36. maddesi uyarınca adil/dürüst yargılanma hakkının ihlal edileceğine AYM tarafından karar verildiği,

Sayın Dairenin karar gerekçesinin devamında; CMK m.8’de düzenlenen bağlantı kavramına ve madde hükmüne atıf yaparak, davalar arasında bağlantı ile ilgili açıklamalarda bulunduğu, bağlantılı suç nedeniyle birlikte görülen davada aynı suçtan aynı dosyada bağlantı nedeniyle birlikte yargılanan sanıklardan bazıları bakımından kararlar istinaf aşamasında kesinleşirken, bağlantılı diğer sanığın temyiz incelemesine gönderilmesinin hukuka aykırılık teşkil edeceği, bu nedenle sanık Mert yönünden mağdura yönelik nitelikli yağma fiilinin de temyiz kapsamında kaldığının değerlendirildiği, bu gerekçeden hareket eden dairenin sanık Mert ile ilgili esastan yaptığı temyiz incelemesinde toplanan delillere göre “şüpheden sanık yararlanır” ilkesinin de gözönünde bulundurularak, nitelikli yağma suçundan beraati yerine yazılı şekilde mahkumiyetine karar verilmesinin açıkça hukuka aykırı, bu nedenle de kararın bozulması gerektiği sonucuna vardığı,

Görülmektedir.

6. Ceza Dairesinin kararı incelendiğinde;

Dosyanın örgüt yöneticiliği veya üyeliği suçu ile örgütün faaliyeti kapsamında işlenen suçlarla ilgisi olmadığı gibi, esasen sanık hakkında bağlantılı iki suçtan açılan davanın birisinin istinafta kesinleşip, diğerinin temyiz incelemesi için Yargıtay’a gönderilmesi gibi bir durumun da bulunmadığı, konunun esasen “Hükmün bozulmasının diğer sanıklara etkisi” başlıklı CMK m.306’da ele alınmasının gerektiği, buna da “lehe bozulan hükmün diğer sanıklara sirayeti” ilkesi denildiği,

Somut olayda dört sanığın bulunduğu, bu sanıklardan üçünün cezasının temyiz incelemesi sınırında olduğu, fakat dördüncü sanığın mahkumiyet hükmünün beş yıl hapis cezası olduğu, bu nedenle istinaftan temyize gönderilme yasağı kapsamına girdiği, Sayın Dairenin bu sanık yönünden yapılan temyiz başvurusunu değerlendirmesi sırasında, sanığın müdafii tarafından CMK m.308/A kapsamında Bölge Adliye Mahkemesi Cumhuriyet Başsavcılığına yapılan başsavcılık itirazı talepli başvurunun, kanun yolunda yanılma olarak kabul edilerek, bu başvurunun temyiz başvurusu olarak değerlendirildiği,

Sayın Dairenin atıfta bulunduğu 27.01.2026 tarihli AYM Genel Kurulu kararının CMK m.8/1 kapsamında ilgisi olsa dahi, bu konunun aynı sanığın birden fazla suçta dosyalarının birleştirilerek aynı mahkemede yargılanması olarak nitelendirilen “Geniş bağlantı sebebiyle birleştirme” başlıklı CMK m.11 kapsamında ele alınamayacağı, esasen konunun AYM kararında geçen aynı sanığın en az iki suçtan yargılanması ile de ilgisinin bulunmadığı, çünkü tüm sanıkların aynı nitelikli yağma suçundan yargılandığının anlaşıldığı,

Nitekim bu hususun Sayın 6. Ceza Dairesinin 11.06.2026 tarihli kararına Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı tarafından CMK m.308 kapsamında yapılan Başsavcı itirazının içeriğinden de anlaşıldığı, bu başvurunun Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından 25.06.2026 tarihli ve 6-2026/32435 sayılı itiraz olduğu, sanık Mert’e beş yıl hapis cezası verildiği, bu nedenle temyiz yolunun kapalı olduğunun anlaşıldığı, yoksa sanık Mert’in bağlantılı iki ayrı suçtan yargılanıp da bunlardan birisinin istinafta kesinleşmediği, bu yönüyle konunun 27.01.2026 tarihli AYM Genel Kurulu kararı ile benzerliğinin bulunmadığı,

Sayın Daire bu benzerlik varmış gibi açıklamada bulunduktan sonra, aynı suçtan aynı dosyada bağlantı nedeniyle birlikte yargılanan bazı sanıklar hakkında verilen kararların istinaf aşamasında kesinleştirilirken, bağlantılı diğer sanıkların hükümlerinin ve dosyalarının temyiz incelemesine gönderilmesinin hukuka aykırı olduğuna işaret ettiği ve bu nedenle de somut olayda sanık Mert’in şikayetçiye yönelik nitelikli yağma fiilinin temyiz kapsamında kalması gerektiğine işaret ettiği, oysa “bağlantı” kavramının aynı sanık yönünden birden fazla suçtan yapılan yargılama yerine, birden fazla sanıklar arasında CMK m.8 nedeniyle bağlantı olduğundan bahisle genişletilmesinde, öncelikle CMK m.306’nın aşılmasının gerektiği, bu aşılmadan esasında temyiz yasağı bulunan bir hükümden dolayı mahkumiyeti kesinleşen sanığın CMK m.308/A yaptığı başvuruyu kanun yolunda yanılma olarak kabulle temyiz başvurusu saymak suretiyle incelemenin, bu defa aynı sanıkla ilgili bağlantılı suçlardan birisinin istinafta kesinleşmesi ile diğeri arasında bağlantılı olması ve diğerinin temyize gitmesinden dolayı birlikte temyiz incelemesinin yapılmasını mümkün kılan bir hukuki imkanı CMK m.306 gibi bir hüküm olmadığından sağlanamayacağı için temyiz yolunun açılması ile hükmün sanık lehine bozulması suretiyle bu hususların temyiz isteminde bulunmayan diğer sanıklara uygulama olanağının olduğu durumda, bu sanıkların da temyiz isteminde bulunmuş gibi hükmün bozulmasından yararlanmasının birbirine karıştırılmaması gerektiği, bu nedenle Yargıtay 6. Ceza Dairesi’nin bozma kararının hatalı olduğu,

AYM Genel Kurulu’nun ihlal kararında aynı sanık tarafından işlenen iki suçla ilgili verilmesinden dolayı emsal niteliğinin bulunmadığı, bir an için emsal niteliği olacaksa da bunun gerekçesinin farklı şekilde ele alınmasının uygun olacağı, ancak CMK m.306’yı aşabilecek bir gerekçenin ortaya koyulması gerektiği, aksi halde istinaf kanun yolu başvurusunun ve bu başvurunun sınırlarına ilişkin yasal düzenlemeler ile CMK m.306’nın bir anlamının bulunmayacağı, bunun da ceza hakiminin kanun koyucunun yerine geçmesi olarak değerlendirilebileceği, zaten aynı sanıkla ilgili bağlantılı suçlarda açılan yolun sanığın iki suç arasında birbirini etkileyen gerçek bağlantıdan kaynaklandığı, bağlantı olmayan durumda kanun yolu değerlendirmelerinin ayrı ayrı yapılmasının gerektiği,

6. Ceza Dairesinin 11.06.2026 tarihli bozma kararına karşı Başsavcı itirazı yoluna gidildiği, bu itirazın 6. Ceza Dairesi tarafından 01.07.2026 tarihinde, 2026/4507 E., 2026/5621 K. sayılı kararında değerlendirildiği, Sayın Başsavcılığın sanık hakkında verilen hapis cezasının beş yıl olması sebebiyle bu mahkumiyet kararına karşı temyiz yoluna gidilemeyeceğinden, CMK m.298 uyarınca temyiz talebinin reddine karar verilmesi gerektiğini söylediği, buna karşı Sayın Dairenin farklı sanıklar bakımından CMK m.8/1’i dikkate almak suretiyle “bağlantı” kavramı üzerinde durduğu, “hukuk güvenliği” ilkesinin gözetilmesi, ayrıca adil/dürüst yargılanma hakkının temel olarak yargılanma sürecinin ve usulünün hakkaniyete uygun olarak yürütülmesinin teminat altına alınmasının değerlendirilmesinin gerektiğini, bu nedenle hukuk sisteminde farklı kararlar verilmesine sebebiyet veren yargılama süreçlerine müsaade edilmemesinin bunun aksi uygulamaların da yargılamanın hakkaniyetinin zedeleyeceğini, bir sanığın mahkumiyet için masumiyet karinesinin ayrılmaz parçası olan “şüpheden sanık yararlanır” ilkesinin aksini gösteren durumun sübuta ermesinin aranacağını, bu konuda kuşkunun kalmaması gerektiğini belirttiği,

Sayın Dairenin masumiyet karinesi ve “şüpheden sanık yararlanır” ilkesi ile ilgili olarak, Avanos Asliye Ceza Mahkemesi’nin CMK m.250’de düzenlenen seri muhakeme usulü yönünden itiraz yoluyla yaptığı iptal başvurusu üzerine somut norm denetimi yapan AYM tarafından verilen 31.03.2021 tarihli, 2020/35 E., 2021/26 K. sayılı kararlarının 52. ve 53. paragrafları ile Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 06.12.2023 tarihli, 2023/376 E., 2023/644 K. sayılı kararlarına, yine Sayın Dairenin, AYM’nin 31.03.2021 tarihli kararına atıfta bulunduğu, buna göre Anayasa Mahkemesi’nin, denetimin olay bazlı yapılması gerektiğini, sanık veya nitelendirme bazlı yapılamayacağını, bunun açıkça Anayasaya aykırı olduğunu kabul ettiğinden bahisle karar verdiği, tüm bu nedenlerle sanıklardan bazıları hakkındaki kararların istinaf aşamasında kesinleştirilirken, bağlantılı diğer sanığın başvurusunun temyize gönderilmesinin Anayasa ve Ceza Muhakemesi Kanunu’nun amir hükümlerine aykırı olduğundan bahisle Başsavcı itirazının reddine karar verdiği,

Bu nedenle dosyanın Yargıtay Ceza Genel Kurulu’na gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’na tevdi edildiği,

Görülmektedir.

Yargıtay 6. Ceza Dairesi’nin kararına konu olayda; sanıklardan temyiz yolu kapalı olan diğer sanıklar yönünden “bağlantı” kavramı esas alınmak suretiyle temyiz yolunun açıldığı, aynı sanık bakımından bağlantılı suçlarla ilgili temyize kapalı olan mahkumiyet yönünden temyiz yolunun açılması makul görüldüğü halde, sanıkların farklı olduğu durumun CMK m.306’da “Hükmün bozulmasının diğer sanıklara etkisi” başlığı altında düzenlendiği, bununla birlikte kararda temyiz yolu kapalı olan sanığı etkileyecek şekilde diğer sanıklar hakkında bozma kararı verilmediği, “sanıklar arasında bağlantı” kavramının ise sırf mahkumiyet kararına karşı temyiz yolu kapalı olan sanığın mahkumiyet kararının temyiz incelemesinin yapılabilmesi için vasıta kılındığı, bu sanık bakımından verilen bozma kararı incelendiğinde sanık Mert bakımından maddi vaka incelemesi yapıldığı, sonuçta “şüpheden sanık yararlanır” ilkesine dayanıldığı, bizce burada CMK m.308/A’da öngörülen Bölge Adliye Mahkemesi Cumhuriyet Başsavcılığının itiraz yolunun denenmesi gerektiği, ancak “bağlantı” kavramı üzerinden hareket edildiğinde, sanık Mert’in diğer sanıklardan İbrahim’le olan ilişkilerinin dikkate alındığı, bu iki sanığın ve şikayetçinin sıcağı sıcağına kollukta alınan beyanlarına itibar edildiği, bu yönü ile sanıklar arasında bağlantının bulunduğu, zaten birden fazla sanığın şikayetçiye karşı nitelikli yağma suçunu işlediklerinin iddia edildiği, tüm bunlara rağmen somut olayda CMK m.306’dan hareket edilmesinin gerektiği, bu mümkün değilse de zaten bir olağanüstü kanun yolu olarak CMK m.308/A’nın düzenlendiği kanaatindeyiz.

3. Temyiz İsteminde Bulunamayanlar Yönünden Temyizin Sirayeti

Yargıtay 16. Ceza Dairesi’nin 12.09.2019 gün, 2019/7004 E. ve 2019/5220 K. sayılı kararının bir bölümünün hükmün bozulmasının diğer sanıklara etkisi, yani temyizin sirayeti ile ilgili olduğu, kararda CMK m.306’nın anlatıldığı ve gerekçesine yer verildiği, bu nedenle çalışmamızı ilgilendiren kararın incelenmesinin gerektiği,

CMK m.306’nın gerekçesine göre; bu maddenin tatbiki için aynı mahkeme tarafından aynı kararla ilgili birden çok sanık hakkında hüküm verilmesinin ve bu sanıkların fiilinde CMK m.8’de tanımlanan nitelikte bağlantının bulunması, hükmün Cumhuriyet savcısı, katılan veya sanıklardan bir veya birkaçı tarafından ve sanıkların tümünü kapsamayacak şekilde temyiz edilmesi, hükmün cezanın belirlenmesinde hukuka aykırılık nedeniyle sanık yararına bozulması ve bu bozmanın, hükmü temyiz etmeyen veya kendileri ile ilgili temyiz bulunmayan sanıklara da uygulanmaya imkanının varlığı gerekmektedir. Suçun unsurlarının oluşmaması, fiilin suç olmaması, cezanın azaltılmasını veya ortadan kaldırılmasını gerektiren nedenler de cezanın belirlenmesinde hukuka aykırılık olarak kabul edilmiştir.

CMK m.306’nın gerekçesinde; “temyiz etmeyen” deyiminden, temyiz yoluna hiç başvurmayanın, süresinden sonra başvuranın veya temyiz istemi reddedilenlerin anlaşılması gerektiği, gerekçede istinaf mahkemesi tarafından verilen kararın temyiz yasağı nedeniyle temyiz edemeyeni kapsayacak bir açıklamanın bulunmadığı, çünkü CMK m.306’nın lafzının “temyiz isteminde bulunmamış olan” dediği, ancak bizce kanun koyucunun bu yolla temyiz yoluna gidemeyen sanıkları kapsama aldığı, maddenin bu konuda sanık aleyhinde işletilmeye müsait de olmadığı, kanun koyucunun kendi isteği ile gitmeyeni kapsama alırken, gidemeyeni kapsam dışı bırakması sonucuna varılamayacağı,

Nitekim şu an kapalı olan ve Yargıtay 3. Ceza Dairesi olarak görevine devam eden Yargıtay 16. Ceza Dairesi’nin kararında temyiz kanun yolunu düzenleyen CMK m.286’da, beş yıl ve altında kalan hapis cezaları yönünden de CMK m.306’nın uygulanması gerektiğinin belirtildiği,

“Temyiz etmeyen veya temyiz talebinde bulunmayan” deyiminden; dar yorum yapılarak yalnızca temyiz hakkı olup da temyiz kanun yoluna başvurmayanın anlaşılmayacağı, bu ibarelerin geniş düşünülmesi gerektiği, Sayın Dairenin doktrin görüşleri ile yargı kararlarına atıf yaptığı, CMK m.306’nın lafzı bakımından gerekçesine bakıldığında, “temyiz etmeyenler” deyiminin, “temyiz istemi reddedilenler” olarak anlaşılması gerektiği, CMK m.298/1’de temyiz talebinin hangi hallerde reddedileceğinin tartışmaya yer bırakmayacak şekilde açıklandığı ve “hükmün temyiz edilemez olma” halinin de bu kapsama girdiği, dolayısıyla istinaf mahkemesinde kesinleşen hükümler bakımından koşulların bulunması halinde lehe olarak sirayet hükümlerinin uygulanabileceği sonucuna varıldığı,

Anlaşılmaktadır.

Prof. Dr. Ersan Şen

Av. Ertekin Aksüt

(Bu makale, sayın Prof. Dr. Ersan ŞEN tarafından www.hukukihaber.net sitesinde yayınlanması için kaleme alınmıştır. Kaynak gösterilse dahi makalenin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan makalenin bir bölümü, aktif link verilerek kullanılabilir. Yazarı ve kaynağı gösterilmeden kısmen ya da tamamen yayınlanması şahsi haklara ve fikri haklara aykırılık teşkil eder.)