Nafakayı değil, boşanma sistemini tartışmanın zamanı geldi
Türkiye, uzun yıllardır yoksulluk nafakasını tartışıyor.
Tartışmanın iki tarafı da oldukça keskin.
Bir tarafta, kısa süreli bir evlilik sonrasında yıllarca nafaka ödemek zorunda kaldığını söyleyenler var. Diğer tarafta ise yıllarını evine, eşine ve çocuklarına vermiş; çalışma hayatından uzaklaşmış ve boşanma sonrasında ekonomik olarak korunmaya ihtiyaç duyan insanlar bulunuyor.
Ancak kanaatimce yıllardır yanlış soruyu soruyoruz:
“Nafaka süreli mi olmalı, süresiz mi?”
Asıl sorumuz şu olmalı:
Türkiye'de boşanmanın hukuki ve ekonomik sonuçlarını daha adil ve daha hızlı nasıl tasfiye edebiliriz?
Çünkü nafaka meselesi, Türkiye'deki boşanma hukukunun yaşadığı çok daha büyük yapısal problemin yalnızca bir parçasıdır.
ANAYASA MAHKEMESİ DENGELERİ DEĞİŞTİRDİ
Anayasa Mahkemesi 4 Haziran 2026 tarihinde, Türk Medeni Kanunu'nun 175. maddesinde yoksulluk nafakasının “süresiz olarak” istenebilmesine ilişkin düzenlemeyi oy çokluğuyla iptal etti. İptal hükmünün yürürlüğe girmesi dokuz ay ertelendi.
Bunun ardından aile hukukunda yapılacak düzenleme artık yalnızca siyasi veya toplumsal bir tartışma olmaktan çıktı.
Kanun koyucunun önünde cevaplandırılması gereken önemli bir hukuk problemi bulunuyor.
Nitekim Adalet Bakanı Akın Gürlek, geçtiğimiz günlerde süresiz nafaka konusunda ihtiyaç duyulan yasal düzenlemelerin ekim ayında gündeme gelecek paket kapsamında hayata geçirilmesinin planlandığını açıkladı.
Daha da önemlisi, açıklamalar yalnızca nafakayla sınırlı değil.
Boşanma davalarının hızlandırılması ve boşanma ile nafaka, velayet ve diğer fer'î sonuçların birbirinden ayrılması üzerinde de çalışılıyor. Bakan Gürlek'in kamuoyuna yansıyan açıklamasına göre hâkimin evliliğin artık sürdürülemeyeceği kanaatine ulaşması halinde boşanma yönünden karar verebilmesi; diğer uyuşmazlıkların ise ayrılarak görülmesi üzerinde duruluyor.
İşte kanaatimce asıl büyük değişiklik burada olacaktır.
BİR EVLİLİK BİTMİŞSE DEVLET TARAFLARI NEDEN YILLARCA EVLİ TUTSUN?
Yıllardır boşanma dosyalarının içerisinde bulunan bir avukat olarak şu gerçekle defalarca karşılaşıyoruz:
Bazen tarafların evliliklerinin fiilen sona erdiği konusunda hiçbir tereddüt bulunmuyor.
Taraflar ayrı yaşıyor.
Ortak hayat bitmiş.
Birbirleriyle yeniden aile olma iradeleri kalmamış.
Fakat kusur, tazminat, nafaka, velayet veya diğer talepler üzerindeki uyuşmazlıklar nedeniyle dava yıllarca devam edebiliyor.
Burada hukuk sisteminin kendisine şu soruyu sorması gerekir:
Bir evliliğin bittiği açıkça ortadayken, ekonomik ve fer'î uyuşmazlıklar nedeniyle insanları yıllarca hukuken evli tutmanın toplumsal faydası nedir?
Kanaatimce boşanma hukukunda yapılacak reformun merkezine bu soru yerleştirilmelidir.
Evliliğin sona ermesi ile evliliğin ekonomik sonuçlarının tasfiyesi gerektiğinde birbirinden ayrılabilmelidir.
Boşanmanın şartları oluşmuşsa mahkeme evlilik birliğini sona erdirmeli; nafaka, tazminat ve diğer ekonomik uyuşmazlıkların çözümü gerekiyorsa ayrı şekilde devam edebilmelidir.
Böylelikle ekonomik uyuşmazlık, insanların medeni durumlarının yıllarca askıda kalmasına sebep olmamalıdır.
“SÜRESİZ NAFAKA” KAVRAMINI DA DOĞRU TARTIŞMALIYIZ
Kamuoyunda zaman zaman yoksulluk nafakasının sanki boşanan her eşe otomatik olarak ve ömür boyunca verilen bir ödeme olduğu yönünde yanlış bir algı oluşmaktadır.
Türk Medeni Kanunu'nun 175. maddesinin temelinde ise boşanma yüzünden yoksulluğa düşecek olan ve kusuru daha ağır olmayan tarafın korunması düşüncesi bulunmaktadır.
Bu nedenle nafakayı yalnızca matematiksel bir süre tartışmasına indirgemek doğru değildir.
Bir yıl sürmüş, çocuksuz bir evlilik düşünelim.
Bir de yirmi beş yıl sürmüş bir evlilik düşünelim.
İkinci evlilikte eşlerden biri yıllarca çocukların bakımını üstlenmiş, çalışma hayatından uzaklaşmış ve mesleki kariyerini geliştirememiş olabilir.
Bu iki boşanmanın ekonomik sonuçlarını aynı formülle çözmek gerçekten adaletli olabilir mi?
Kanaatimce olamaz.
Çünkü aile hukukunda eşitlik ile hakkaniyet her zaman aynı şey değildir.
BİR GÜN EVLİ KALANLA OTUZ YIL EVLİ KALANI AYNI KURALA BAĞLAYAMAYIZ
Yeni düzenlemeye ilişkin açıklamalarda da bu sorun açıkça görülmektedir.
Adalet Bakanı, bir veya iki gün evli kalan kişinin ömür boyu nafaka ödemesinin adaletsiz olabileceğini belirtirken üzerinde çalışılan modelde hâkime tarafların sosyal ve ekonomik durumlarını ve somut olayın şartlarını değerlendirerek nafakayı sınırlandırabilme imkânı verilmesinin düşünüldüğünü açıkladı.
Aynı açıklamada, gerekli koşulların bulunması halinde hâkimin yine süresiz nafakaya hükmedebilmesinin öngörüldüğü de ifade edildi.
Kanaatimce doğru tartışma zemini tam olarak burasıdır:
Otomatik süresiz nafaka da otomatik süreli nafaka da her olay bakımından adaleti sağlamaz.
Çünkü her boşanmanın hikâyesi farklıdır.
NAFAKAYI KALDIRMAK KOLAY, NAFAKAYA İHTİYACI ORTADAN KALDIRMAK ZORDUR
Meselenin en az konuşulan taraflarından biri de budur.
Elli yaşında boşanan bir kadın düşünelim.
Yirmi beş yıl boyunca çocuklarını büyütmüş, evin bakımını üstlenmiş ve bu nedenle çalışma hayatından uzaklaşmış olsun.
Bu kişiye:
“Evliliğiniz sona erdi, üç yıl nafaka alabilirsiniz; sonra kendi hayatınızı kurun.”
demek kolaydır.
Fakat elli yaşından sonra bu kişinin işgücü piyasasına hangi şartlarda dönebileceği, hangi gelirle yaşayabileceği ve yıllarca üstlendiği ücretsiz aile emeğinin ekonomik karşılığının ne olacağı sorularını da cevaplamak gerekir.
Şimdi tersinden bakalım.
Altı ay veya bir yıl devam etmiş, tarafların genç olduğu, çocuk bulunmayan ve her iki eşin de ekonomik bağımsızlığını sürdürebildiği bir evlilik düşünelim.
Bu durumda da nafaka yükümlüsünü hiçbir süre değerlendirmesi yapılmadan belirsiz bir ekonomik yükümlülük altında bırakmak hakkaniyet sorununa dönüşebilir.
İşte aile hukukunun güçlüğü buradadır.
Adalet bazen herkese aynı şeyi vermek değil, farklı durumda olanları farklı değerlendirebilmektir.
ÇÖZÜM: HÂKİME REHBERLİ TAKDİR YETKİSİ
Kanaatimce yeni nafaka sistemi hazırlanırken tek bir süre belirlemekten kaçınılmalıdır.
“Evlilik süresinin yarısı kadar nafaka”, “en fazla beş yıl nafaka” veya benzeri otomatik matematiksel formüller ilk bakışta kolay uygulanabilir görünse de aile hukukunun gerçekleriyle her zaman örtüşmeyebilir.
Bunun yerine hâkimin önüne objektif kriterler konulmalıdır.
Hâkim;
evliliğin süresini,
tarafların yaşlarını,
çalışma ve gelir elde etme kapasitelerini,
çocukların yaşlarını ve bakım ihtiyaçlarını,
eşlerden birinin evlilik nedeniyle çalışma hayatından uzaklaşıp uzaklaşmadığını,
mesleki kariyer kaybını,
tarafların mevcut malvarlıklarını,
boşanma sonrasında ekonomik bağımsızlık kazanma ihtimalini
ve somut olayın diğer özelliklerini değerlendirmelidir.
Bunun sonucunda bazı dosyalarda kısa süreli nafaka;
bazılarında daha uzun süreli nafaka;
bazı özel durumlarda ise sürekli ekonomik koruma gündeme gelebilmelidir.
Bunun yanında toptan ödeme gibi alternatiflerin de daha etkin biçimde değerlendirilmesi gerekir.
Böyle bir sistem hâkime sınırsız bir takdir yetkisi vermek anlamına gelmemelidir.
Tam tersine kanun, hangi kriterlerin dikkate alınacağını açıkça göstermeli; Yargıtay içtihatlarıyla da zaman içerisinde öngörülebilir standartlar oluşturulmalıdır.
BOŞANMA DAVALARINDA ASIL REFORM
Fakat nafakadan daha büyük problemimiz hâlâ önümüzde duruyor:
Yargılamaların süresi.
Adalet Bakanlığı da yeni dönemde hedef süre uygulamasının önemini vurgularken, ekim ayında gündeme gelmesi planlanan pakette boşanma davalarının uzamasını önlemeye yönelik tedbirlerin bulunacağını açıklıyor.
Bu yaklaşım, 2025–2029 Yargı Reformu Stratejisi'ndeki yargının etkinliği ve makul sürede yargılama hedefleriyle de birlikte değerlendirilmelidir.
Ancak hız uğruna adil yargılanmadan vazgeçilemez.
Aile mahkemelerinin amacı sadece insanları hızlı boşamak değildir.
Amaç;
bitmiş bir evliliği gereksiz yere sürdürmemek, devam edebilecek bir aileyi de hukuk eliyle aceleyle dağıtmamak olmalıdır.
İşte reformun en hassas dengesi budur.
Yine kanatşmce insanaların genel dava sebebine göre açtık davalar da iki tarafında boşanmayı istediği durumlar da mahkemeler ivedi ve en fazla 2 duruşma içerisinde boşanmaya karar vermesi gerektiğini düşünmekteyim. Çünkü yıllarca sürecek yargılama tarafların dava boyunca sadakat yükümlülüğü ve bir daha evlenebilme ve evlat sahibi olabilme ihtimallerini katlayarak düşürdüğü her kesimce aşikardır.
BOŞANMANIN KENDİSİ İLE HESAPLAŞMASINI AYIRMAK GEREKİR
Uzun yıllardır boşanma davalarında gördüğüm bir başka problem de kusur tartışmasının zaman zaman evliliğin neden bittiğini tespit etmekten çıkarak tarafların geçmişlerinin tamamının yargılandığı bir hesaplaşmaya dönüşmesidir.
Onlarca tanık.
Yüzlerce WhatsApp mesajı.
Sosyal medya kayıtları.
Fotoğraflar.
Banka hareketleri.
Yıllar önce söylenmiş sözler.
Ve sonunda mahkemeden beklenen cevap:
Bu evlilikte kim daha fazla hatalıydı?
Kusur, özellikle tazminat gibi sonuçlar açısından elbette hukuken önemlidir.
Fakat tarafların artık ortak hayatı sürdüremeyeceği açıkça anlaşılmışsa kusurun bütün ayrıntılarının araştırılmasının boşanma kararını yıllarca geciktirmesi yeniden düşünülmelidir.
İnsanların birbirlerinden ayrılabilmeleri için birbirlerinin hayatlarını mahkeme salonlarında yıllarca didik didik etmeleri gerçekten zorunlu mudur?
Yeni düzenlemenin cevaplaması gereken en önemli sorulardan biri budur.
AİLE HUKUKUNDA YENİ BİR DÖNEMİN EŞİĞİNDEYİZ
Önümüzdeki aylarda yapılması beklenen düzenleme yalnızca “nafaka düzenlemesi” olarak görülmemelidir.
Türkiye'nin önünde çok daha büyük bir fırsat bulunmaktadır:
Boşanma hukukunu yeniden düşünmek.
Fakat bunu yaparken iki uçtan da uzak durmalıyız.
Bir tarafta;
“Bir gün evli kaldı, ömür boyu nafaka ödeyecek.”
şeklindeki örnekleri bütün nafaka sisteminin özeti gibi sunmak doğru değildir.
Diğer tarafta;
“Mevcut sistemde hiçbir sorun yok.”
demek de uygulamadaki gerçekleri görmezden gelmek olur.
Aile hukukunda ideolojik değil, hakkaniyet merkezli bir reforma ihtiyacımız var.
Kadını erkeğe karşı, nafaka alacaklısını nafaka borçlusuna karşı konumlandıran bir hukuk tartışmasından da uzaklaşmalıyız.
Çünkü hukuk taraf seçmek için değil, bozulan dengeyi yeniden kurmak için vardır.
SON SÖZ
Türkiye'nin ihtiyacı boşanmayı kolaylaştıran bir sistem değildir.
Türkiye'nin ihtiyacı;
bitmiş bir evliliğin hukuki varlığını gereksiz yere sürdürmeyen,
boşanmanın ekonomik sonuçlarını hakkaniyetle tasfiye eden,
çocukların üstün yararını koruyan,
ekonomik olarak güçsüz tarafı korurken diğer tarafı ölçüsüz bir yükümlülük altına sokmayan
ve bütün bunları makul sürede gerçekleştirebilen bir aile hukuku sistemidir.
Bu nedenle bugün yalnızca;
“Süresiz nafaka kalkmalı mı?”
sorusunu tartışmakla yetinmemeliyiz.
Asıl sorumuz şudur:
“Türkiye'nin nasıl bir boşanma hukukuna ihtiyacı var?”
Ve bu sorunun cevabı uygulamaya vakıf sadece kürsüden seyreden tarafların iradesi ile değil geniş katılımlı toplum tabanlı çözümlerin tartışıldığı meclislerden uygulamacı hukukçuların olduğu fikir toplantıları ile mümkündür.
Aile mahkemeleri hakimlerinin de yargı daki yükü ve işinin önemi düşünüldüğünde evli ve belli bir yaşın üzerinde hayat tecrübesine sahip olması yargıya olan güveni artıracaktır.
Çünkü nafakanın süresini değiştirmek tek başına reform değildir.
Asıl reform; evlilik sona erdiğinde devletin, tarafların ve çocukların hayatında adaleti nasıl yeniden kuracağını baştan düşünmektir.
Next