5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun hükümlü lehine yargılamanın yenilenmesi nedenlerini düzenleyen 311. maddesinin 1. fıkrasının (f) bendinde; “Ceza hükmünün, İnsan Haklarını ve Ana Hürriyetleri Korumaya Dair Sözleşmenin veya eki protokollerin ihlali suretiyle verildiğinin ve hükmün bu aykırılığa dayandığının, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin kesinleşmiş kararıyla tespit edilmiş olması” halinde, kararın kesinleştiği tarihten itibaren bir yıl içinde yargılamanın yenilenmesinin istenebileceği öngörülmektedir.

Bu hükümden anlaşılacağı üzere, İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi’nin bir hak veya hürriyetle ilgili ihlali tespit etmesi tek başına yargılamanın yenilenmesi için yeterli olmayıp, tespit edilen ihlalin ceza hükmünün verilmesiyle bağlantılı olması ve bu ihlalin hükmün esasını etkilediğinin İHAM kararından anlaşılması gerekmektedir. Nitekim sözkonusu düzenleme, İHAM tarafından tespit edilen hak ihlalinin yeniden yapılacak yargılama ile ortadan kaldırılmasına imkan sağlamayı amaçlamaktadır.

Yargılamanın yenilenmesi isteminin kabule değer olup olmadığına hükmü veren mahkemece duruşma yapılmaksızın karar verilmekte (CMK m. 318/1, 318/3), istemin reddine ilişkin kararlara karşı ise itiraz edilebilmektedir (CMK m. 319/3).

CMK m. 311/1-f’ye dayanan yenileme istemlerinin reddine dair kararlara karşı doğrudan, istemin kabul edilmesi halinde yeniden yapılan yargılama neticesinde verilen karara karşı ise olağan kanun yolları tüketildikten sonra Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuruda bulunmak mümkündür. Bu durumda AYM; İHAM tarafından incelenip karara bağlanan ihlal iddialarını yeniden değerlendirmemekte, yalnızca İHAM kararında tespit edilen ihlalin yeniden yapılan yargılamada giderilip giderilmediğini denetlemektedir.

İHAM’ın tespit ettiği ihlalin tam olarak giderilebilmesi için, kararda ortaya koyulan ihlal nedenlerinin yetkili mahkemece iyi tahlil edilmesi önem taşımaktadır. Örneğin; AYM tarafından karara bağlanan Sıddıka Dülek ve diğerleri (B. No: 2013/2750, 17/2/2016) vakasında, başvurucuların İHAM’ın tespit ettiği yaşam hakkı ihlaline dayanarak sundukları yenileme istemi reddedilmiş ve AYM, ret kararının gerekçesinde İHAM kararı ile örtüşmeyen kabul ve değerlendirmelerin bulunduğunu, bu durumda ihlal kararının gereğinin yerine getirildiğinin söylenemeyeceğini belirterek, ret kararı nedeniyle yaşam hakkının ihlal edildiğine karar vermiştir.

Azime Işık (B. No: 2020/3050, 11/6/2024) vakasında ise; İHAM tarafından tespit edilen adil/dürüst yargılanma hakkı ihlaline istinaden yargılamanın yenilenmesi talebinde bulunulmuş, talep kabul edilerek yeniden yargılama yapılmış, ancak İHAM’ın ihlal nedeni olarak kabul ettiği husus (müdafi hazır bulundurulmadan alınan ifadenin belirleyici delil olarak kullanılması) yeniden yapılan yargılamada da giderilmemiştir. AYM bu vakada, ihlal kararının gereğinin yerine getirilmediği gerekçesiyle müdafi yardımından yararlanma hakkı ile bağlantılı olarak hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiği sonucuna ulaşmıştır.

AYM, daha yakın tarihli Zülküf Murat Kahraman (B. No: 2022/80972, 1/7/2026) kararında ise; İHAM’ın ihlal kararının gereğinin yerine getirilmemesinin yanında, yargılamanın yenilenmesi isteminin makul sürede incelenmediği gerekçesiyle yeni bir ihlal kararı vermiştir. Karara konu olayda, katıldığı bir gösteri yürüyüşü nedeniyle Türk Ceza Kanunu m.220/6’da düzenlenen, terör örgütüne üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işleme suçundan mahkum olan başvurucu, iç hukuk yollarını tükettikten sonra İHAM’a bireysel başvuruda bulunmuştur.

İHAM önündeki süreç devam ederken ve bu suçtan verilen cezanın infazı tamamlanmadan, 11/4/2013 tarihli ve 6459 sayılı İnsan Hakları ve İfade Özgürlüğü Bağlamında Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’a istinaden uyarlama yargılaması yapılmış, bu kapsamda infazın durdurulmasına ve başvurucu hakkında ceza verilmesine yer olmadığına karar verilmiştir. Bu gelişmelerden sonra kararını açıklayan İHAM, TCK m.220/6’daki düzenlemenin kanunilik koşulunu sağlamadığı gerekçesiyle başvurucunun toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkının ihlal edildiğine karar vermiştir (Zülküf Murat Kahraman/Türkiye, B. No: 65808/10, 16/7/2019). İHAM kararında; infazın durdurulması kararı ile uyarlama yargılamasında başvurucunun toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkının ihlal edildiğine dair bir kabul bulunmadığını, bu nedenle başvurucunun mağdur sıfatının uyarlama yargılamasından sonra da devam ettiğini belirtmiştir.

İHAM’ın ihlal kararının ardından başvurucu, CMK m. 311/1-f uyarınca yargılamanın yenilenmesini talep etmişse de bu talep yetkili mahkemece reddedilmiştir. Ret kararının gerekçesinde, uyarlama yargılaması sonucunda TCK m. 220/6’da düzenlenen suçtan ceza verilmesine yer olmadığına karar verildiği, sözkonusu kararın adli sicile işlenmediği ve dolayısıyla yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmadığı belirtilmiştir.

Bu karara karşı yapılan bireysel başvuruyu inceleyen AYM ise; İHAM’ın uyarlama yargılamasının sonucunu da hesaba katarak yaptığı değerlendirmede başvurucunun mağdur sıfatının devam ettiğine karar verdiğini, yetkili mahkemenin İHAM tarafından yapılan bu tespiti dikkate almaksızın ceza verilmesine yer olmadığına dair kararı gerekçe göstererek istemi reddettiğini, bu koşullarda ihlal kararının gereğinin yerine getirilmediğinin açık olduğunu, ayrıca yargılamanın yenilenmesi istemi hakkında yaklaşık 2 yıl 3 ay gibi uzun bir sürede karar verildiğini, oysa bu tür taleplerin niteliği itibarıyla ivedilikle sonuçlandırılması gerektiğini belirterek, başvurucunun Anayasa m.34’de güvence altına alınan toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının ihlal edildiğine karar vermiştir.

AYM’nin bu kararlardaki yaklaşımının, bireysel başvuru yolunun amaç ve işlevi ile uyumlu olduğunu belirtmek gerekmektedir. Nitekim İHAM tarafından verilen bir ihlal kararının ardından yargılamanın yenilenmesi, şekli bir güvence olmayıp ihlalin ortadan kaldırılmasını ve giderim sağlanmasını amaçlamaktadır. Son örnekteki gibi infazın durdurulması veya uyarlama yargılaması sonucunda kişiye ceza verilmemesi yahut yeniden yapılan bir yargılamada başvurucu lehine bir karar verilmesi, başlı başına İHAM’ın tespit ettiği ihlalin giderildiği anlamına gelmemektedir. İHAM, ancak hak ihlalinin iç hukukta açıkça tanınması ve giderilmesi halinde kişinin mağdur sıfatının sona ereceğini kabul etmektedir. Bu koşullar sağlanmadıkça; başvurucuların ihlal iddialarının bireysel başvuru yolu kapsamında AYM tarafından incelenmesi, temel hak ve özgürlüklerin etkili şekilde korunması yükümlülüğünün gereğidir. Öte yandan AYM’nin; İHAM’ın ihlal kararının gereğinin yerine getirilip getirilmediğini incelemekle yetinmesi, aynı konuda iki Mahkeme arasında farklı yorumların ortaya çıkmasının önlenmesi açısından yerinde bir yaklaşımdır.

Bu tür ihlallerin yaşanmaması için, yeniden yargılama istemlerini değerlendiren mahkemelerin ihlal kararlarına salt şekilsel açıdan yaklaşmaması, bu kararlarda yer alan ihlal nedenlerini özenle tahlil etmesi ve meseleye temel hak ve özgürlükler ekseninde yaklaşması önemlidir. Aksi takdirde; yukarıdaki örneklerde sözkonusu olduğu gibi, İHAM’dan sonra AYM’nin de devreye girmesi kaçınılmaz olmaktadır. Bu durumda; bir yandan AYM’nin iş yükü artmakta, diğer yandan uzun yıllar sonra İHAM tarafından tespit edilen bir hak ihlalinin giderilmesi için fazladan birkaç yıl daha beklemek gerekmektedir. Bu duruma tek bir örnek vermek gerekirse, Zülküf Murat Kahraman vakasında başvurucu 2009 yılında mahkum edilmiş, 2010 yılında İHAM’a başvurmuş, İHAM’ın ihlal kararı 2019 yılında açıklanmış, başvurucu 2020 yılında yargılamanın yenilenmesi talebinde bulunmuş, bu talep 2022 yılında reddedilmiş, başvurucu bu kez AYM’ye başvurmuş, AYM ihlal kararını 2026 yılında açıklamış ve “yeniden yargılama yapılmasına” karar vermiştir.

Prof. Dr. Ersan Şen

Doç. Dr. Erkan Duymaz

(Bu makale, sayın Prof. Dr. Ersan ŞEN tarafından www.hukukihaber.net sitesinde yayınlanması için kaleme alınmıştır. Kaynak gösterilse dahi makalenin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan makalenin bir bölümü, aktif link verilerek kullanılabilir. Yazarı ve kaynağı gösterilmeden kısmen ya da tamamen yayınlanması şahsi haklara ve fikri haklara aykırılık teşkil eder.)