1980’lerdeki Bankerler Krizi ile 1994 ve 2001 yıllarındaki kitlesel banka iflasları ve tasfiyelerini yaşamıştık.

Çünkü 1980 yılındaki 24 Ocak Kararları ile faiz oranlarının serbest bırakılması denetimsiz bir finansal pazar yarattı. "Banker’ler bankaların mevduat sertifikalarını pazarlayarak küçük yatırımcıların birikimlerini astronomik faiz vaatleriyle topladılar.

Dönemin en büyük bankeri olan Kastelli; Cüneyt Arkın, Fikret Hakan ve Selma Güneri gibi ünlü isimleri reklamlarında oynatarak halkın güvenini kazandı. Yaklaşık 100 milyar liraya yakın para toplayan Kastelli, bankaların mevduat sertifikası satmayı durdurmasıyla Haziran 1982'de battı ve yurt dışına kaçtı.

Diğer bankerlerde iflas ettiler. Küçük birikimi olan yatırımcılar “Bankerzede” diye anıldı. Bunlardan intihar edenler de oldu.

Bu banker iflaslarını bankalarda da yaşadık.

Daha sonra Kasım 2000 ve Şubat 2001 krizleri yaşandı. Hortumlanan veya mali yapısı tamamen çöken 24 banka Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu'na (TMSF) devredildi ya da kapatıldı.

57.Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti döneminde, finansal sistemi korumak amacıyla bankalar ve mevduat sahipleri yeni yasal düzenlemelerle güvence altına alınmıştır.

Bu dönemde Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu kurulmuş, Tam mevduat güvencesi getirilmiş, batık bankalar Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu'na (TMSF) devredilmişti. Sermaye Piyasası Kurulu (SPK) finansal piyasalardaki gelişmeleri dikkate alarak, “sermaye piyasalarının güvenilir, şeffaf, istikrarlı bir ortamda işleyişinin sağlanması ile yatırımcıların hak ve yararlarının korunmasını teminen” yedi kurumun bazı fonlarının tasfiye ettirilmesine karar verdiğini duyurdu.

Yukarıda özetlediğim olaylar bugün karşımıza değişik bir tablo olarak çıktı. Yaklaşık 550 bin yatırımcı dimyata pirince giderken evdeki bulgurdan oldu. Sermaye Piyasası Kurulu (SPK) 17 Eylül 2026'da katılma payları Türkiye Elektronik Fon Alım Satım Platformu’nda (TEFAS) işlem gören tüm bazı yatırım fonlarının TEFAS’ta alım ve satım yönünde işleme kapatılmasına ve bazı yatırım fonlarının Kurulca tayin edilecek yöntem ile tasfiye ettirilmesine karar verdi.

Yani 1980 yılında yaşananların bir benzeri bir karşımıza çıktı ve yaşandı.

Söz konusu fonlar bir şirketin borsadaki hissesine sürekli alım yaparak önce şişiriyordu. Siz de fonunuzun yükseldiğini görüyordunuz. Sizin yüksek kazancınızı görenlerde fona yatırım yapıyordu. Sonradan ödeme güçlüğü başlayınca, herkes çıkmaya çalışıyor ve fon çökmeye başlıyordu.

Küçük ya da nitelikli yatırımcı daha fazla kazanmak için yüksek getirili gördüğü fonlara girebilirler. Banka faizi, günlük banka fonları, döviz vs gibi gelirlerin çok üzerinde getirilere risk alarak yatırım yapanlar olur. Yüksek kazanç ölçüsünü bilen, riskleri hesap eden ve soğukkanlılıkla düşünenler dışında her insanın iştahını kabartabilir.

Sonuç olarak kamu otoritesi söz konusu fonlara el atarak çalışmaları durduruldu ve tasfiyelerine karar verildi.

Şimdi zarar gören fon yatırımcıları birikimlerini nasıl, ne zaman ve hangi miktarda alabileceğini düşünüyorlar.

Elbette ki fazla kazanmak isteyenler büyük kazançlar elde edebilecekleri gibi, büyük kayıplarda yaşayabilirler. Bireysel kayıpların bedelinin kamu geliri ile karşılanması, risk almak isteyenleri cesaretlendirebilir.

Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, Kasım 2025 açıklamasında sermaye piyasalarında manipülasyonla mücadelenin “olmazsa olmaz” olduğunun altını çizerek; “Bazı fonlar üzerinden manipülasyonların yapıldığını biliyoruz. O alanda da düzenleme eksiklikleri var.” Demişti. Ancak aradan yaklaşık on ay geçtiği halde bu eksiklikler giderilmemiş ve sonra SPK’nın 7 portföy yönetim şirketine yönelik 130 fonun tasfiye sürecine gidilmişti.

Aylar önce bu fon yöneticilerinin manipülasyon yaptığı söylendiği halde bu işlemlere seyirci kalan otoritenin ihmali sorumluluk kapısının tartışılmasını gündeme getirmez mi?