Not: Bu yazımın ilk bölümü yine bu köşede yayınlanan 22/5/2025 günlü yazımda belirttiğim gibi; 2025 yılında Haluk Levent'e verilen bir ödül töreninde yaptığı konuşmalar ve o dönemdeki gözlemlerim esas alınarak kaleme alınmıştır. Yazı, son dönemde kamuoyuna yansıyan gelişmeler ve sivil toplum kuruluşlarına ilişkin tartışmalar üzerine yeniden gözden geçirilmiş; yardım kültürü, kurumsal güven, şeffaflık ve denetimin önemi bakımından güncellenmiştir. Yazımın Haluk Levent anıları ile ilgili kısımları özetle şöyleydi:

Tüm depremlerde ve zor zamanlarında halkın yardımına koşan, halkıyla dayanışma içinde olan Haluk Levent bu ödül töreninde birkaç bestesiyle ilgili açıklama da yaptı. Haluk Levent kendisini en çok etkileyen şarkılarından birinin "Elfida şarkısı" olduğunu söyledi ve bu şarkının öyküsünü şöyle özetledi:

Beyzanur adındaki 4 yaşlarındaki küçük kızın amansız bir hastalığı vardı ve onun yaşam savaşına destek olmak için incirli semtinde bir ev kiralayıp emekçi olan aileye de yardımcı olmak istedim. Fırsat buldukça Cerrahpaşa Tıp Fakültesine gidiyor, doktorlarla görüşüyordum.

Bir gün yine gittiğimde doktoru ile görüştüm. Doktor bana "bu kızı gözden çıkarın" dedi. Konuşmamızı yanımda bulunan arkadaşım Emrah Aydoğdu'da duydu. Emrah bana; "Gözden çıkartılmanın anlamı Osmanlıca ‘da Elfida." dedi. Gözyaşlarımızı tutamadık. Sonra şarkıyı yazdım. Olayı benimle yaşayan müzisyen arkadaşım Emrah'ta yardımcı oldu. Küçük Beyzanur'u çok seviyordum. Şarkıyı Beyzanur'a da okuyordum fakat Beyzanur, Elfida'nın kendisi olduğunu bilmiyordu.

O dönem benim için çok sorunluydu ve şirketlerim iflas etmiş, batmıştı. Şarkının sözlerindeki: "Omzumda iz bırakma, yüküm dünyaya yakın" şunu ifade etmek içindi: Ya zaten dünya kadar batmışım, sıkıntılıyım. Beyzanur’umum, ne olur bari sen gitme demek içindi. Beyzanur'un hep yağmurlu gözleri vardı. Hayata tutunmaya çalışan... O dönemde hastane personeline Bakırköy'de bir konser verdim. Beyzanur'a iyi baksınlar diye onların gecesine katıldım. O gece evden başka bir yere kaldırılan Beyzanur'u kaybettik.

Unutamadığım olaylardan biri de Bosna ve Kosova'da verdiğim bir konserdi. Sırpların saldırısına uğrayan Arnavut Türklerinin sorunlarına karşı çok duyarlıydım ve kaçak yollardan oraya gitmiştim. Almanya ve benzeri yerlerde verdiğim konserlerde dinleyiciler de Türk olduğu için ortak bir dilimiz vardı. Bosna ve Kosova da ise böyle bir ortak dilimiz yoktu. Henüz Akdeniz Akşamları şarkısının albümünü yapmamıştım. Ancak oralarda radyocu Ali adlı biri benim şarkılarımı tanıtmış. Sonra da Kral Tv yayınları ile tanınmışım. Konser 100 bin kişilik stadyumdaydı, çimlerin üzerinde gaziler vardı. "Akdeniz Akşamları" şarkısını okuyacaktım. Ben Akdeniz deyince salondaki tüm dinleyiciler Akşamları diye şarkıyı sürdürdüler... Hayretler içinde kaldım. Tüylerim diken diken oldu. Orkestrayla bakıştık. Meğerse beni ulusal kahraman yapmışlar benim haberim yok... Her sanatçı bu olayı yaşamalı. Sanki Türkiye'yi, Türkleri buraya taşımışlardı.

Haluk levent bu söyleşisinde kendisine rol model olan kahramanın babası değil, kuzeni olduğunu da belirti.

30 Eylül 2019 günlü gazete duvarda "Tuba Ünsal ve çocuk hakları" adlı yazımda konu edindiğim benim de ilgilendiğim bir kadın cinayeti vardı. Duruşmalarına dinleyici olarak Tüketici Konfederasyoncu Başkanı sayın Aydın Ağaoğlu ile katılmıştık.

Tuba adlı kadın küçük çocuğu ile evdeyken arkadaşı ile gelen katil, arkadaşına çocuğu parka çıkar diyor. Almira adlı 4-5 yaşlarındaki çocuk parka çıkarılıyor ve katil çocuğun annesini tabanca ile yaralıyor, kadın birkaç gün sonra ölüyor.

Yetim kalan Almira'nın eğitimi için Aydın Ağaoğlu beyle bir okula görüşmeye gittik. Haluk Levent-Ahbap temsilcisi olarak genç bir hukukçuda bizim yanımızdaydı. Özetle Haluk levent-Ahbap yalnız deprem, yangın gibi felaketlerde değil kadın cinayetlerinde de gereken özveriyi gösteriyor çocukları kucaklıyordu…

Aynı zamanda çevre sorunlarına karşı duyarlılığıyla ön plana çıkan sanatçı, hemen hemen her albümünde çevre bilincini aşılama yolunda şarkılara yer verdi. Türkiye'nin değişik bölgelerinde çevreye zarar verdiği söylenen projeler aleyhine davalar açtı ve açılan davalara müdahil oldu.

Türkiye'de en çok konser veren sanatçıların başında gelen Haluk Levent, bu konserlerin çok önemli bir kısmından para almamış, konserin gelirini ihtiyacı olan hastalara vakfetmiştir. "Yardımsever Rock'çı" tanımının yakıştırılması bu sebeptendir.

Haluk Levent, 2023 yılında Time Dergisinin Dünyanın En Etkili 100 Kişisi listesinde yer aldı. Elif Şafak'ın kaleme aldığı bir yazıda "Eğer 'ses yok' ifadesi umutsuzluğun sembolüyse, Haluk Levent de umudun sembolüdür" ifadelerine yer verilmişti...”

Yukardaki yazımda gördüm ki, yardım yalnızca doğal afetlerde değil; geride kalan çocukların geleceğine, kadın cinayetlerine, çevre sorunlarına da sahip çıkabilmektir.

Ancak son dönemde Haluk Levent ve sivil toplum kuruluşları hakkında kamuoyuna yansıyan bazı tartışmalar hem bizleri hem de birçok yardımseveri üzmüş ve güven duygusunu zedelemiştir.

Burada unutulmaması gereken önemli bir gerçek vardır.

Bir kişi ya da bir kurum hakkında ortaya çıkan tartışmalar, insanlığın en eski ve en yüce değerlerinden biri olan yardımlaşma duygusuna zarar vermemelidir.

İnsanlık tarihi, paylaşmanın ve dayanışmanın tarihidir.

Komşusunun kapısını çalan, aşını paylaşan, yetimin başını okşayan, afet zamanlarında elini uzatan insanlar sayesinde toplumlar ayakta kalmıştır.

Asıl korunması gereken de bu ortak vicdandır.

Elbette bunun sürdürülebilmesi için güven şarttır.

Toplumun güveni ise yalnızca iyi niyetle sağlanamaz.

Şeffaflık, hesap verebilirlik ve etkili denetim de en az yardım kadar önemlidir.

Bu nedenle çıkarılması gereken ders, insanların yardım etme isteğini azaltmak değil; sivil toplum kuruluşlarının daha güçlü kurumsal yapılar hâline gelmesini sağlamaktır.

Derneklerde yönetim kurulu üyeleri ve denetim kurulları, vakıflarda ise mütevelli heyetleri yalnızca isimden ibaret organlar değildir.

Onların görevi, başkanı yalnız bırakmak değil; kurumu korumak, işlemleri denetlemek, gerektiğinde uyarmak ve hukuka aykırı uygulamaların önüne geçmektir.

Kurumsal sadakat, kişilere değil; hukuka, etik ilkelere ve kamu yararına bağlılıktır.

Bunun yanında kamu otoritelerine de önemli görevler düşmektedir.

Dernekler ve vakıflar toplumun güveniyle faaliyet gösteren kuruluşlardır. Bu nedenle denetim yalnızca sorunlar büyüdükten sonra değil, ilk belirtiler ortaya çıktığında etkin biçimde işletilmelidir.

Yangın yerinden ilk duman yükselmeye başladığında görevin gereği, alevlerin bütün binayı sarmasını beklemek değildir.

Erken yapılan denetim, kimi zaman yalnızca bir kurumu değil; binlerce bağışçının güvenini, yardım bekleyen insanların umudunu ve toplumun dayanışma kültürünü de korur.

Hukuk devletinde denetimin temel amacı yalnızca hukuka aykırılıkları tespit edip cezalandırmak değildir. Asıl amaç, olası yanlışları zamanında önlemek, kamu güvenini korumak ve zararların büyümesini engellemektir. Önleyici denetim, cezalandırıcı denetim kadar, hatta çoğu zaman ondan daha değerlidir.

Atatürk'ün çağdaş devlet anlayışı da yalnızca güçlü kurumlar kurmayı değil, o kurumların hukuk içinde, şeffaf ve hesap verebilir biçimde işlemesini gerektirir.

Yardımlaşma kültürü bu ulusun en değerli hazinelerinden biridir.

Hiçbir tartışma, hiçbir kişi ve hiçbir kurum bu büyük mirası gölgelememelidir.

Yapılması gereken, insanların yardım etme heyecanını kırmak değil; güveni güçlendirecek şeffaflığı, hesap verebilirliği ve etkin denetimi zamanında hayata geçirmektir.

Unutulmamalı ki toplumları ayakta tutan emanet edilen her değerin hukuk devleti güvencesi altında korunduğuna duyulan inançtır.

Güven varsa yardım büyür; yardım büyüdükçe de toplum güçlenir.