Bir kez daha Selanik’te, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu ve ilk Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Atatürk’ün 1881 yılında dünyaya geldiği, bugün ise müze olarak kullanılan evdeyiz.
Müze evi yılda 50 binden fazla kişi ziyaret ediyor. Selanik Atatürk Evi’nin sade döşenmiş odaları kadar, bahçesinde bulunan ve Atatürk’ün babası Ali Rıza Efendi tarafından dikildiği söylenen tarihî nar ağacı da ziyaretçilerin büyük ilgisini çekiyor. Tarihî ve kültürel değeri nedeniyle bu ağaç, müzenin en dikkat çeken unsurlarından biri.
Apostolou Pavlou Caddesi üzerindeki müze ev, pazartesi günleri dışında her gün 10.00-17.00 saatleri arasında ziyaret edilebiliyor. Evin zemin katında “Atatürk ve Çocukluk Odası”, birinci katında “Selanik Odası” ve “Manastır Odası”, ikinci katında ise “İstanbul Odası” ile “Ankara Odası” bulunuyor. Katlarda, evin eski kullanımını yansıtan düzenlemeler ve canlandırmalar yer alıyor.
İkinci kattaki Ankara Odası’nda, Atatürk’ü koltuğunda otururken tasvir eden bir heykel ziyaretçileri karşılıyor. Selanik Odası’nda ise annesi Zübeyde Hanım’ın sedire oturmuş heykeli adeta ziyaretçilere gülümsüyor.
Müzenin üst katındaki anı defterine, herkes gibi ben de yüreğimden kopan şükran duygularımı, sevgi ve saygımı Mustafa Kemal Atatürk’e sundum.
Onun doğduğu evin tarihî atmosferini yaşamak, Ali Rıza Efendi’nin diktiği nar ağacının gölgesinde dinlenmek, Osmanlı’nın son yıllarında yaşanan acıları ve Kurtuluş Savaşı’nın sevincini düşünmek beni derin duygulara sürükledi.
Hep söylenir; Selanik’in kordon boyu İzmir’e çok benzer. Gerçekten de öyle.
Kordon boyunca yürürken başarılı rehberimiz Hüseyin Harmancı, şehrin simgelerinden biri olan heybetli Beyaz Kule’ye dikkat çekiyor.
Kanuni Sultan Süleyman döneminde bir Bizans yapısının temelleri üzerine inşa edilen kule, Osmanlı döneminde hapishane olarak kullanılmıştır. 1826 yılında II. Mahmud’un emriyle kulede bulunan yeniçerilerden oluşan mahkûmların tamamı kılıçtan geçirilmiş, bu olaydan sonra kule “Kanlı Kule” olarak anılmaya başlanmıştır. Balkan Savaşı sırasında Selanik’in Yunanlılara teslim edilmesinin ardından, Osmanlı izlerini silmek isteyen Yunan yönetimi kuleyi beyaza boyatarak bugünkü adını vermiştir.
Panoramik şehir turumuz sırasında Yunanistan’ın en büyük kiliselerinden Aya Dimitros Kilisesi’ni, Ayasofya Kilisesi’ni, Bey Hamamı’nı, Hamza Bey Camii’ni, Bedesten’i ve Döner Kule’yi ziyaret ediyoruz. Akşam ise Yunan ezgilerini dinlemek ve geleneksel dansları izlemek için gittiğimiz tavernada, geçmiş yıllardaki eğlence atmosferini bulamadığımı itiraf etmeliyim.
Yunanlılar birçok Türk yemeğini sahiplenmeye çalıştıkları gibi, sahil boyunca sıralanan kafelerde Türk kahvesini de “Yunan kahvesi” adıyla sunuyorlar.
Selanik’te neoklasik yapıların yanı sıra Osmanlı döneminden kalma cumbalı evleri görmek de mümkün.
Tarihin ilginç bir cilvesi olsa gerek; Osmanlı İmparatorluğu’nu 33 yıl yöneten Sultan Abdülhamid, 1909-1912 yılları arasında sürgün hayatını Selanik’teki tarihî Alatini Köşkü’nde geçirmiştir. Saltanatı kaldırıp Cumhuriyet’i kuran Mustafa Kemal Atatürk ise Selanik’te doğmuş, ilk eğitimini burada almıştır.
500 YILLIK TÜRK ŞEHRİ SELANİK’İN TEK KURŞUN ATILMADAN TESLİM EDİLMESİ
Hasan Tahsin Paşa, 1912 yılında Selanik’teki Osmanlı kolordusunun komutanıydı. Emrinde yaklaşık 26 bin asker bulunuyordu. Yunan kuvvetleri Selanik’i kuşattığında, Hasan Tahsin Paşa 8 Kasım 1912’de şehri Yunan Veliahdı Konstantin’in kuvvetlerine teslim etti.
Bu süreçte İttihat ve Terakki yönetiminin de gerekli direnci gösteremediği yönünde tarihçiler arasında yaygın değerlendirmeler bulunmaktadır. Bir yandan Bulgar birlikleri de Selanik’e doğru ilerliyordu; ancak Yunan kuvvetleri şehre daha önce ulaştı.
Şehrin teslim edilmesinden sonra Selanik’te yaşayan Türkler ağır baskılarla karşı karşıya kaldı. Binlerce aile evlerini, mallarını ve hatıralarını geride bırakarak Anadolu’ya göç etmek zorunda kaldı. Atatürk’ün annesi Zübeyde Hanım ile kız kardeşi Makbule Hanım da bu göçmenler arasındaydı.
Osmanlı yönetimi tarafından hain ilan edilen Hasan Tahsin Paşa, gıyabında idama mahkûm edildi. Daha sonraki yıllarda ise Yunanistan’da farklı bir tarihî değerlendirmeye tabi tutuldu ve kahraman olarak anıldı.
Trablusgarp’ta savaşmakta olan Kolağası Mustafa Kemal, Balkan Savaşı’ndaki yenilgiyi ve doğduğu şehir Selanik’in elden çıktığını öğrenince büyük üzüntü yaşadı. Ana vatanın tehlikede olduğunu görünce derhâl yurda döndü. Annesi ve kız kardeşini diğer göçmenlerin arasında, bir cami avlusunda buldu; onları İstanbul’da kiraladığı bir eve yerleştirdi.
Atatürk’ün bu tarihî kayıpla ilgili öne çıkan sözleri arasında şu ifadeler yer alır:
“Nasıl bıraktınız? O güzel Selanik’i düşmana nasıl teslim ettiniz? Hele bu kadar ucuza!”
Atatürk, Selanik’in savaşılmadan teslim edilmesine büyük tepki göstermiş, şehrin savunulabileceğini çeşitli vesilelerle dile getirmiştir.
“Ah Selanik, seni bir daha Türk olarak görebilecek miyim?”
Doğduğu şehrin kaybının acısını hayatı boyunca içinde taşıyan Atatürk’ün memleket hasreti, yakın çevresinin hatıralarına da yansımıştır.
Selanik bugün başka bir ülkenin sınırları içinde olabilir. Ancak bu şehir, Türk tarihinin, Osmanlı mirasının ve Cumhuriyet’in kurucusunun çocukluk hatıralarının ayrılmaz bir parçası olmaya devam ediyor. Selanik sokaklarında gezerken yalnızca bir şehri değil, kaybedilmiş bir vatan parçasının hüznünü ve Cumhuriyet’e uzanan büyük yürüyüşün ilk adımlarını da hissediyorsunuz. Bu yüzden Selanik, bizim için yalnızca bir kent değil; tarihin, hasretin ve anıların adıdır.