Vesayet, velayetten yararlanamayan küçükler ile kanunda belirtilen kısıtlılık sebeplerinden dolayı, kendini ve malvarlığını yönetme ehliyetinden yoksun olan ergin kişilerin ihtiyaç duydukları bakım, gözetim, hukukî koruma ve temsil edilme imkânlarını sağlamak amacıyla devlet tarafından oluşturulan bir kurumdur. Vesayet kurumu ile vesayet altına alınan kişinin; vasisi tarafından yasal olarak temsil edilebilmesi, bakımını, eğitimini, hak ve menfaatlerinin korunmasını mümkün olabildiğince zarara uğramadan sağlayabilmesi amaçlanmaktadır. Vesayet sisteminin temel amaçlarından biri de vesayet altına alınan kişinin malvarlığının korunmasıdır.

Bir kişi hakkında kısıtlama kararı verilebilmesi için TMK 405-408’de belirtilen sebeplerden en az biri olmalıdır. Kısıtlı kişiler, Türk Medeni Kanunu 405. Maddesi gereği malvarlıklarının yönetimi konusunda karar alma hakları ellerinden alınmış olan kişilerdir.

TMK 403. maddesine göre, vasi vesayet altındaki küçüğün veya kısıtlının kişiliği ve malvarlığı ile ilgili bütün menfaatlerini korumak ve hukuki işlemlerde onu temsil etmekle yükümlüdür.

Kısıtlı kişilerin mallarının yönetimi vasi tarafından yapılır. Vasi, kısıtlı malları üzerinde sadece kısıtlı yararına tasarrufta bulunabilir. Kanun, vasiye kısıtlının malları üzerinde istediği gibi tasarruf hakkı vermez. Vasi, kısıtlılık kararı veren makamdan izin talebinde bulunur, makam izin kararı verirse, kısıtlı kişinin malları üzerinde işlem yapabilir. Vasi, tasarrufun kısıtlı yararına olduğunu Sulh Hukuk Mahkemesine ispat etmek zorundadır.

Vasi, bu malları TMK’da belirlenen sıkı kurallar çerçevesinde yönetir. Vesayet altındaki bir bireyin taşınmaz varlıklarının veya bu varlıklar üzerindeki paylarının satışı, TMK ve ilgili mevzuat uyarınca sıkı usul ve kurallara bağlanmış olup, özel bir süreç şeklinde gerçekleşir. Bu süreçte kısıtlının hak ve menfaatlerinin korunması amaçlanır.

Vesayet organları; TMK 396. maddesinde, vesayet daireleri, vasi ve kayyım olarak belirtilmiştir. Vesayet daireleri, kamu vesayeti ve özel vesayetten oluşur. Kamu vesayeti, vesayet makamı olan Sulh Hukuk Mahkemesi ve bu makamın, vesayetle ilgili aldığı kararları denetleyen, denetim makamı olan Asliye Hukuk Mahkemesinden oluşur.

Kısıtlı kişinin malları üzerinde tasarrufta bulunmak isteyen vasi, vesayet makamı olan Sulh Hukuk Mahkemesi’ne, bu mallar üzerinde nasıl bir tasarrufta bulunmak istediğini, gerekçelerini ve bu tasarrufun kısıtlıya ne gibi fayda sağlayacağını bir dava dilekçesi ile belirtmelidir. Bu dilekçede satışın gerekçesi, kısıtlının bu satıştan elde edeceği menfaati, taşınmaza ilişkin bilgiler detaylı bir şekilde belirtilmelidir. Bu dava dilekçesine; vasi atama kararı, kısıtlıya ait taşınmazın tapu kaydı, satışın gerekçesini destekleyen belgeler (Örneğin kısıtlının sağlık raporları, borç belgeleri vb), dava bir avukat aracılığı ile takip ediliyorsa, vekaletname eklenmelidir. Sulh Hukuk Mahkemesi, sunulan belgeleri ve vasinin talebini, gerekçeleriyle ve fiili durumla birlikte inceleyip değerlendirerek, tasarrufta bulunulabilecek miktarı belirlemek için kısıtlının malları üzerinde kıymet değerlemesi yaparak kararı buna göre verir. Vesayet makamı satışına izin verdiği malların taşınır- taşınmaz fark etmeksizin, bilirkişi tarafından kıymetini belirler ve satışın bu bedelin altında olmaması sağlanır. Mahkeme, kısıtlının sürece katılmasına özen gösterir. Zihinsel engeli bile olsa kısıtlının görüşünün alınması büyük önem arz eder. Konuyla ilgili bilirkişi görevlendirir. Satışı talep edilen taşınmazın yerinde bilirkişi keşfi yapılır ve taşınmazın değeri tespit edilir. Bu durum raporla ilgili mahkemeye sunulur. Bu rapor mahkeme kararında önemli bir rol oynar. Mahkeme gerekli görürse, vasinin ve diğer ilgililerin görüşlerini da alabilir. Yargıtay kararlarında da vurgulandığı üzere, mahkemenin satış izni verebilmesi için satışın kısıtlının menfaatine olduğunun somut delillerle, açık ve kesin olarak ortaya konulması şarttır. Vesayet makamı, kısıtlı vasisinin taleplerini yerinde görür, talebin kısıtlının yararına olacağına, somut delillerle birlikte kanaat getirirse, talebi kısmen ya da tamamen kabul ederek bir karar verir.

Denetim makamı olan Asliye Hukuk Mahkemesi, Sulh Hukuk Mahkemesi’nin kararlarını inceleyerek, menfaat unsurunun gereğince gözetilip gözetilmediğini kontrol eder. Vesayet makamının vermiş olduğu satışa izin kararı, Denetim Makamının onama kararı ile kesinlik kazanır ve kısıtlının mallarının mahkemenin belirlemiş olduğu oranda ve usulde satışının önü açılır. Satış işlemi, Vesayet Makamının görevlendireceği satış memuru aracılığı ile vasinin hazır olması durumunda gerçekleşir.

Menfaat unsuru gözetilmeden verilen satış izni, üst mahkeme tarafından bozulmakta; özellikle bilirkişi raporu olmadan verilen satış kararları Yargıtay tarafından geçersiz sayılmaktadır. Mahkeme satış kararı verirse, satışın hangi yöntemle yapılacağını açıkça belirtir. Türk Medeni Kanunu’na göre asıl olan satış yöntemleri, açık artırma ve pazarlık usulüyle satış olarak belirtilir. Açık artırma yoluyla satışta ilanlar, Basın İlan Kurumu aracılığıyla yerel gazetelerde, mahkeme panosunda ve gerektiğinde internet ortamında yayınlanır. İlanın usulsüz olması ihalenin fesih sebeplerindendir. Satış süreci, belirli kurallar çerçevesinde gerçekleşir. Satış izni kararı kesinleşmeden tapu devri yapılamaz.

Satış işlemi tamamlandıktan ve satış bedeli tahsil edildikten sonra, bu bedel kısıtlı adına açılmış olan özel bir banka hesabına, vasi tarafından yatırılır. Vasi, satıştan elde edilen gelirin nasıl kullanılacağını, bir raporla, vesayet makamına bildirmekle yükümlüdür. Paranın, kısıtlının ihtiyaçları ve menfaati doğrultusunda, mahkeme bilgisi ve onayı dahilinde kullanılması esastır. Doğrudan vasinin tasarrufuna bırakılamayan bu hesaplar vesayet şerhi ile açılır. Türk Medeni Kanunu 462/8. Maddesi uyarınca, kısıtlının malvarlığının nemalandırılması esastır. Para, vadeli hesapta tutulur veya devlet tahvili, hazine bonosu gibi güvenli yatırım araçlarınca değerlendirilir. Mahkeme, vasinin bu yükümlülüğünü yerine getirip getirmediğini her yıl denetler.

Yargıtay’ın yerleşik kararlarına göre satış yalnızca mevcut borçların ödenmesi amacıyla yapılmaz. Kısıtlıya daha yüksek fayda sağlayacak yatırımlar için de satış işlemi talebinde bulunulabilir. Örneğin düşük gelir getiren bir taşınmaz satılarak, kira getirisi yüksek bir daireye veya düzenli faiz getirisi olan bir mevduat hesabına dönüştürülebilir. Tüm bunların yanında, satış bedelinden, kısıtlının bakım, sağlık, eğitim, barınma gibi temel ihtiyaçları için yapılacak harcamalar da mahkemeden izin alınmasıyla gerçekleştirilebilir. Hayatın olağan akışında istisnai hallerle karşılaşılabilir. Kısıtlının hayati tehlike oluşturan bir hastalığı varsa, mahkeme en kısa sürede izin verebilir. Örneğin acil ameliyat, yoğun bakım giderleri ödemesi vb masrafların karşılanması için satış bedelinden ödeme yapılmasını ivedilikle onaylayabilir.

Vesayet altındaki kişi ile ilgili olarak Türk Medenî Kanunu’nda yer alan hükümlerin benimsediği amaç, kanun gereği koruma altında olan bu kişinin, kişisel menfaatlerin zarar görmeden muhafaza edilmesini sağlamak ve bu kişinin malvarlığının değer kaybetmesini önlemektir. Medenî Kanun’daki düzenlemeler ve Yargıtay kararları, malvarlığının yönetimi konusunda gerçekleştirilecek tüm işlemlerde, öncelikle vesayet altındaki kişinin menfaatlerinin göz önünde bulundurulması gerekliliğine işaret etmektedir. Vesayet altındaki kişiye ait olan taşınır ve taşınmazların satışının ancak onun menfaatinin gerektirdiği hallerde yapılabilmesi mümkündür.

Av. Sinem SADIK