I. Sky ECC Nedir?

Sky ECC; 2008 yılında Kanada Vancouver’da kurulan iletişim sağlayıcısı Sky Global tarafından şifreli mesajlaşma ağı olarak geliştirilmiş ve akıllı cep telefonlarına yüklenen uygulamanın şifrelenmesinde eliptik eğri kriptografisi kullanılmıştır. Sky ECC hakkında bazı açıklamalar, 30 Ocak 2025 tarihinde kaleme aldığımız “Sky ECC İletişim Sağlayıcısından Elde Edilen Delillerin Hukukiliği” başlıklı yazımızda yer almaktadır.

Açık kaynakta yer alan bilgilere göre; EncroChat gibi diğer kriptolu ağların kolluk tarafından çökertilmesinin ardından, suç örgütleri kitlesel olarak Sky ECC platformuna yöneldi. Mesajlaşma ağı, dünya çapında yaklaşık 70.000 aktif kullanıcıya ulaştı.

İddiaya göre Sky ECC; kokain ticareti, kara para aklama ve uluslararası uyuşturucu kartellerinin operasyonel yönetim merkezi haline geldi. Platformun sahibi olan Şirket, bu cihazları ve üyelik aboneliklerini çok yüksek fiyatlarla sadece referanslı kişilere elden dağıtıyordu.

Belçika, Fransa ve Hollanda kolluk kuvvetleri, uzun süren teknik takibin ardından 2021 yılının başlarında Sky ECC’nin Fransa’daki ana sunucularına sızmayı ve şifreleme algoritmasını çözmeyi başardı. Kolluk kuvvetleri; çok sayıda mesajı anlık olarak okuyarak, organize suçların sevkiyat planlarını, limanlardaki rüşvet ağlarını ve cinayet talimatlarını deşifre etti.

Açılan soruşturmalar kapsamında; Mart 2021’de Avrupa genelinde yüzlerce adrese eş zamanlı girildi, yüksek miktarda uyuşturucu, uyarıcı madde ile nakit para ele geçirildi. ABD tarafından; Sky ECC’nin sahibi olan Şirketin yöneticisi hakkında yakalama kararı çıkarıldı ve Sky Global’in web sitelerine elkoyularak, iletişim ağı tümü ile kapatıldı.

Sky ECC’den elde edilen dijital deliller başta Belçika ve Hollanda olmak üzere Avrupa tarihinin en büyük uyuşturucu ve uyarıcı madde ticareti dosyalarına ve mahkumiyet kararlarına zemin hazırladı.

Türkiye de dahil olmak üzere birçok ülkede yürütülen uluslararası uyuşturucu ve uyarıcı madde ticareti soruşturmalarında; Sky ECC uygulaması üzerinden gönderilen yazılı ve sesli mesajların çözülmesinden elde edilen bilgiler ve dijital deliller aktif olarak kullanılarak, çıkar amaçlı suç örgütlerinin lider ve yönetici kadrolarının ortaya çıkarılmasının ve kamu davaları açılmak suretiyle sanıkların cezalandırılmasının hedeflendiği görülmektedir.

Nitekim yurt dışından gönderilen Sky ECC mesaj içerikleri üzerinden Cumhuriyet başsavcılıklarında soruşturmalar başlatılmış ve bazı kamu davaları açılmıştır. Kamu davaları henüz derdest olup, sanıkların lehlerinde veya aleyhlerinde sonuçlanıp kesinleşen hükümler bulunmamaktadır.

Sky ECC mesaj uygulaması; anonim, dışarıdan erişime kapalı ve korumalı bir uygulamadır. Sky ECC’de yapılan müdahale ise; bireysel kullanıcıların iletişimlerinin anlık olarak izlenmesi ve dinlenmesi değil, kriptolu iletişim altyapısına yönelik yapılan teknik müdahale sonucunda sistem genelinde tutulan, iletilen veya kaydedilen verilerin ele geçirilmesidir.

Sky ECC eliptik eğri kriptografisi yöntemi ile şifrelenmiş ve kullanıcıları arasında mesajlaşma imkanı sağlayan uygulamaya işaret ederken, “Sky Phone” yalnızca bu uygulamanın kullanımına özgülenmiş akıllı cep telefonlarını, yani modifiye edilmiş, tehlike şifresi (panik butonu) özelliğine sahip, ancak kamera, mikrofon ve konum takibi yapılabilen GPS gibi özelliklerin tümü ile devre dışı bırakıldığı cihazları ifade etmektedir. Bu tarz kırılmış akıllı cep telefonlarından; telefon görüşmesi yapılabilmesi veya cep telefonundan beklenen diğer faydaların sağlanması beklenemez, bu telefonlar yalnızca EncroChat, Sky ECC, ANOM uygulamalarının kullanımına özgülenmiş cihazlardır.

Devam eden davalara konu olan iddianamelerden birisi incelendiğinde[1];

“Özellikle 2018 yılının ortalarından itibaren Amerika Birleşik Devletleri ve Avrupa ülkelerinin kolluk birimleri tarafından, başta uyuşturucu ticareti örgütleri olmak üzere suç organizasyonlarının kullandığı kriptolu iletişim sistemlerinin ele geçirilmeleri mümkün olmuştur. Akıllı cep telefonları üzerinden kullanıma sunulmuş ve yabancı ülke kanun uygulayıcıları ile kolluk birimleri tarafından EncroChat, Sky ECC ve ANOM gibi yazılımlar deşifre edilmişlerdir. Sky eliptik eğri kriptografi (Sky ECC); modifiye edilmiş Nokia, Google, Apple ve BlackBerry telefonlarında çalışan abonelik tabanlı bir mesajlaşma uygulamasıdır… diğer kriptolu telefonlar gibi Sky ECC’nin birincil amacı da güçlü şifreleme kullanılan uygulamalar aracılığıyla aboneler arasında güvenli iletişimi kolaylaştırmaktır. Kameralar, mikrofonlar ve GPS devre dışı bırakılarak, Sky ECC telefonuyla normal telefon görüşmeleri yapmak imkansız hale getirilmiştir.

Küresel ölçekte, Sky ECC aracılığıyla her gün yaklaşık üç milyon mesaj alışverişi yapılabilmiş ve 09.03.2021 tarihiyle de Fransız, Belçika ve Hollanda kolluk kuvvetlerinin müşterek çalışmalarıyla düzenlenen operasyonların ardından Sky ECC platformu kapatılmıştır…

Sky ECC telefonları; şifreli e-posta, anlık sohbetler, anlık grup sohbetleri, notlar, sesli mesaj, görüntüler ve belirli bir süre sonra otomatik olarak imha edilen mesajlar için işlev sunarken, aynı zamanda söz konusu cihazların tüm verileri uzaktan silmeye olanak tanıyan ‘tehlike şifresi (panik butonu)’ gibi özelliklere de sahip olduğu tespit edilmiştir.

‘Sky phone’ ile telefon görüşmesi yapmak mümkün değildir… Kullanıcıların, diğer Sky ECC kullanıcılarıyla iletişim kurabilmek için bu Sky-ID’leri rehber olarak kaydetmeleri gerekmektedir. Telefonlar tamamen anonim olarak ve sadece nakit karşılığında satılmakta olup, cihazların müşterilere yılda 2.200 Euro’ya ve 3 ayda bir 600 Euro’ya mal olduğu anlaşılmıştır.

2015 yılında Hollanda ve Fransız yetkili makamları; çok sayıda organize suç örgütü mensuplarının ve ciddi suçlar işleyen kişilerin Sky ECC telefonlarını kullandığını tespit etmiş, birkaç yıl sonra bu kriptolu telefonları kullanan suç örgütleri hakkında daha fazla bilgi edinmek için ceza soruşturmaları başlatmaya karar vermişlerdir.

2018 yılında Belçika kolluk kuvvetleri, uyuşturucu dosyalarında giderek daha fazla karşılaştıkları Sky ECC telefonları ile ilgili bir soruşturma başlatmış ve aynı tarihlerde Hollanda ve Fransız kolluk kuvvetleri de bu şifreli iletişimleri sağlayan sunucuların Fransa’nın Roubaix kentindeki barındırma hizmet sağlayıcısı OVH’de bulunduğunu tespit etmiştir.

Fransız adli makamları; Sky ECC sunucularının alt yapısına erişim sağlayarak 13.02.2019 tarihinde Sky ECC hakkında soruşturma başlatmıştır.”

Tespitlerine yer verildiği görülmektedir.

İddianameden anlaşıldığı üzere; bu anlatımların kaynağının Hollanda, Fransız ve Belçika yetkili makamları olduğu, bu üç ülkenin ortak soruşturma ekibi oluşturduğu, soruşturmaların bir çatı altında yürütüldüğü, daha sonra teknik ekiplerin kurulduğu, 18.12.2020 tarihinden Sky ECC soruşturmasının kamuoyuna açıklandığı 09.03.2021 tarihine kadar adli makamların verdiği kararlar ve yaptıkları denetimler çerçevesinde soruşturmaların yürütüldüğü, 09.03.2021 itibariyle Sky ECC kullanıcılarına müdahale edildiği, buna göre soruşturmaların ve davaların açıldığı,

Yine iddianameye göre;

Tüm dünya ülkeleri adli birimleri ve İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi kararlarına göre elde edilen delillerin hukuka uygun olması gerektiğinin bilinen bir gerçek olduğu, bu kapsamda Sky ECC soruşturmalarında, iletişimin toplu olarak dinlenebilmesi, takibe alınabilmesi için Fransız adli makamlarından gerekli izinlerin ve kararların alındığı, Hollanda, Belçika ve Fransa kolluk kuvvetlerinin iş birliği yapmak suretiyle soruşturmaları gerçekleştirdikleri ve Sky ECC’den gelen verilerin aşamalı olarak ele geçirildiği, haberleşme hürriyetine yapılan bu müdahalelerin Hollanda ve Fransa’da hukuka uygun sayıldığı, bu yolla birçok uyuşturucu ve uyarıcı madde kaçakçılığı ve ticareti fiillerine ilişkin iletişimin tespit edildiği,

Türkiye’nin uluslararası uyuşturucu ve uyarıcı maddelerin ticaret güzergahında bulunması sebebiyle ülkemizde bulunan ve deşifre olmak istemeyen, bu maddelerin ticaretini yapan birçok suç örgütü lideri ve bunların üyeleri tarafından Sky ECC adlı programın, kriptolu haberleşme sistemi olması nedeniyle güvenilir görülüp kullanıldığı,

Özellikle İstanbul ilinde birçok kullanıcının bulunduğu, İstanbul ilinin uyuşturucu ve uyarıcı madde ticaretinin merkezinde yer aldığı, bu suçların işlenmesinde Sky ECC adlı gizli haberleşme programının kullanıldığı, suç örgütlerinin 2018 yılı sonlarından 2020 yılı ortalarına kadar EncroChat, bu tarihten 2021 yılı Mart ayına kadar Sky ECC, 2021 yılından 2022 yılı başlarına kadar ANOM adlı kripto haberleşme yazılımlarını ve bunların kullanımı için tasarlanmış özel cep telefonlarını kullandıkları, bunlardan ANOM kripto sisteminin ABD federal kolluk birimi olan FBI tarafından suç örgütlerine sızdırıldığı ve güvenilir kripto sistemi olarak yansıtıldığı,

Bu yolla elde edilen verilerin ABD, Avustralya ve İngiltere gibi ülkelerde soruşturmalara ve kovuşturmalara konu edildiği, birden fazla kriptolu haberleşme programının uluslararası uyuşturucu ve uyarıcı madde kaçakçılığı suçlarının işlenmesinde kullanıldığı, bu yönde somut tespitlerin bulunduğu ve İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından kapsamlı soruşturmaların yürütüldüğü, çok sayıda şüphelinin yakalandığı ve suçtan kaynaklandığı tespit edilen yüksek miktarda malvarlığı değerlerine elkoyulduğu,

Fransa, Hollanda ve Belçika merkezli Sky ECC adlı kriptolu haberleşme programının çözümü üzerine Europol’e bağlı olarak çalışmalarını yürüten OTF LIMIT adlı özel kolluk gücünün elde ettiği Türkçe ve Kürtçe dillerindeki şifreli mesajların Türkiye Cumhuriyeti ile paylaşılması konusunda bu üç ülkenin karar aldığı ve Türkiye Cumhuriyeti’nden destek talep ettiği, ülkelerin mutabakata vardığı,

Türkiye ve Europol arasında Sky ECC verileri konusunda yapılacak iş birliği çerçevesinde 30.01.2023 tarihli Europol Müzakere Metninin hazırlandığı, Narkotik Suçlarla Mücadele Başkanlığına ulaşan verilerin incelendiği ve mesajlaşma içeriklerinin yapılan analizlerinde şüphelilerin kimliklerinin tespiti yoluna gidilerek, soruşturma dosyasına eklenmek üzere raporların hazırlandığı,

Anlaşılmaktadır.

II. Yurt Dışından Elde Edilen Bilgi ve Belgelerin Delil Değeri ve Benedik/Slovenya Kararı

Bu süreçte; 6706 sayılı Cezai Konularda Adli İş Birliği Kanunu’nun ilgili hükümlerinin uygulanmadığının anlaşıldığı, bu Kanunun adli yardımlaşmaya ilişkin 7 ila 9. maddeleri ve soruşturmanın veya kovuşturmanın devrini düzenleyen 23 ila 25. maddelerinin tatbiki yoluna gidilmediği, dolayısıyla Türk adli mercilerinin adli yardımlaşma talebini düzenleyen m.7’nin ve yabancı adli mercilerin bu yönde taleplerine ilişkin usulü öngören 8. maddenin uygulanması suretiyle Sky ECC’ye ait yabancı ülkelerde bulunan verilerin Türk adli makamları tarafından elde edildiğine ilişkin bir açıklamanın iddianamede yer almadığı,

Yine ortada yabancı bir ülkede yapılan soruşturmanın veya kovuşturmanın devri usulünün de tatbik edildiğine dair iddianamede bir açıklamanın bulunmadığı, dolayısıyla 6706 sayılı Kanunun “Soruşturma veya kovuşturmanın devralınması” başlıklı 25. maddesinin 2. fıkrasında öngörülen şekilde Adalet Bakanlığının uygun görmesi suretiyle yabancı bir ülkeden soruşturmanın veya kovuşturmanın devrine ilişkin talebin İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmediği, dolayısıyla 6706 sayılı Kanunun 25. maddesinin 3. fıkrasında yer alan, “Talepte bulunan yabancı devlet mevzuatına göre yapılmış soruşturma ve kovuşturma işlemleri ile elde edilen deliller Türk hukuku bakımından geçerli sayılır.” hükmünün burada uygulanma imkanının ve kabiliyetinin de bulunmadığı,

Kaldı ki m.25/3’ün; “normlar hiyerarşisi” ilkesini güvence altına alan “Anayasanın bağlayıcılığı ve üstünlüğü” başlıklı Anayasa m.11/2’de yer alan, “Kanunlar Anayasaya aykırı olamaz.” hükmü gereğince, “Suç ve cezalara ilişkin esaslar” başlıklı Anayasa m.38/6’da bulunan, “Kanuna aykırı elde edilmiş bulgular, delil olarak kabul edilemez.” hükmüne aykırı olup, “Mahkemelerin bağımsızlığı” başlıklı Anayasa m.138/1’de bulunan, “Hakimler, görevlerinde bağımsızdırlar; Anayasaya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdani kanaatlerine göre hüküm verirler.” hükmü de dikkate alındığında, talepte bulunan yabancı devlet mevzuatına göre toplanan bir delilin, iç hukukumuz bakımından kamu düzeninden olan ve emredici nitelik taşıyan hukuka aykırı delillerin kullanılamayacağına dair, hem Anayasa m.38/6’da ve hem de 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu m.206/2-a, m.217/2 ile m.230/1-b ile m.289/1-i nedeniyle şüphelinin veya sanığın aleyhine kullanılmasının hukuka aykırı olacağı,

“Milletlerarası anlaşmaları uygun bulma” başlıklı Anayasa m.90/5’de yer alan; “Usulüne göre yürürlüğe konulmuş Milletlerarası andlaşmalar kanun hükmündedir. Bunlar hakkında Anayasaya aykırılık iddiası ile Anayasa Mahkemesine başvurulamaz. Usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası andlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası andlaşma hükümleri esas alınır.” hükmünün, temel hak ve hürriyetleri daha fazla güvence altına alan ve hukuka aykırı delillerin hükme esas alınamayacağını düzenleyen Anayasa m.38/6’yı bertaraf edebilmesinin mümkün olmadığı,

Ayrıca; İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi’nin “Tanınmış insan haklarının korunması” başlıklı 53. maddesinin, hukuka aykırı delillerin şüphelinin veya sanığın aleyhine kullanılamayacağına dair görüşümüzü desteklediği, İHAS m.53’de; “Bu Sözleşme hükümlerinin hiçbirisi, herhangi bir yüksek sözleşmeci tarafın yasalarına ve onun taraf olduğu başka bir sözleşme uyarınca tanınmış insan hakları ve temel özgürlükleri sınırlayacak veya onları ihlal edecek şekilde yorumlanamaz.” hükmüne yer verildiği,

Görülmektedir.

05.05.2016 tarihinde yürürlüğe giren 6706 sayılı Cezai Konularda Uluslararası Adli İş Birliği Kanunu’nun “özel kanun” niteliği taşıdığı; ilk altı maddesinin genel hükümlerden oluştuğu, 4. maddesinin adli iş birliği taleplerinin reddini düzenlediği, kamu düzenini ve savunma hakkına ilişkin temel güvenceleri ihlal eden iş birliği taleplerinin reddedileceğinin bu maddede belirtildiği, adli iş birliği talepleri yerine getirilirken, 6706 sayılı Kanunda ve diğer kanunlarda hüküm bulunmayan hallerde 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun uygulanacağının 5. maddede yer aldığı, 6706 sayılı Kanunun 7 ila 9. maddelerinde adli yardımlaşmanın, 10 ila 22. maddelerinde şüphelilerin, sanıkların ve hükümlülerin iadelerinin, 23 ila 25. maddelerinde soruşturmanın ve kovuşturmanın devrinin, 26 ila 29. maddelerinde infazın devrinin, 30 ila 33. maddelerinde hükümlü naklinin, 34 ila 38. maddelerinde de son hükümlerin düzenlendiği görülmektedir.

Bir soruşturmanın veya kovuşturmanın sonuçlandırılması veya verilen mahkumiyet kararlarının yerine getirilmesi için ihtiyaç duyulan konularda Türk adli mercileri tarafından adli yardımlaşma talebinde bulunulabileceği 6706 sayılı Kanunun 7. maddesinde düzenlenmiştir. Bu maddeye uygun şekilde gerçekleştirilmeyen adli yardımlaşmalar ve bu yardımlaşmalardan elde edilen deliller hukuka aykırı sayılmalıdır.

Soruşturmanın veya kovuşturmanın devri usulü uygulanmadıkça, yabancı ülkede elde edilen delillerin Türk Ceza Muhakemesi Hukukunda geçerli sayılabilmesi mümkün değildir. Bu geçerliliğin bir sınırını da 6706 sayılı Kanunun 4. ve 5. maddeleri göstermiştir. Dolayısıyla; bir soruşturmanın veya kovuşturmanın yabancı ülkeden Türkiye’ye devri kapsamına girmeyen ve 6706 sayılı Kanunun 7. maddesi kapsamında yabancı ülkeden adli yardım talep edildiğinde, bu yardım kapsamında gelen delillerin hukuka uygun elde edilip elde edilmediğinin muhakkak Anayasa m.38/6 ve CMK m.206/2-a ve m.217/2 kapsamında değerlendirilmesi, Ceza Muhakemesi Kanunu’na aykırı elde edilen delillerin “hukuka aykırı delil” sayılmak suretiyle CMK m.206/2-a uyarınca mahkemece reddine karar verilmesi, davada sanık aleyhine dikkate alınmaması ve hatta soruşturma aşamasında da Anayasa m.38/6 gereğince Cumhuriyet savcısı tarafından da şüpheli aleyhine kullanılmaması gerekir.

Bunun yanında; bir soruşturmanın veya kovuşturmanın devri kapsamında ülkemize gelen dosyada bulunan delillerin de, 6706 sayılı Kanunun 25. maddesinin 3. fıkrası sebebiyle otomatik olarak, yani hukuka uygun delil olup olmadığına bakılmaksızın şüpheli veya sanık aleyhine kullanılması kabul edilemez. 6706 sayılı Kanunun 4. ve 5. maddeleri ile Anayasa m.11/1, m.38/6 ve m.90/5, hatta İHAS m.53 gereğince, yabancı bir ülkeden soruşturmanın veya kovuşturmanın devri suretiyle gelen delillerin, bizim hukukumuz yönünden hukuka aykırı elde edilmesi halinin gözardı edilebileceğini söylemek, hem kamu düzenimiz ve hem de savunma hakkına sağlanması gereken usuli güvenceler bakımından mümkün değildir.

Dolayısıyla; 6706 sayılı Kanunun 25. maddesinin 3. fıkrasının, aynı Kanunun 4. ve 5. maddeleri çerçevesinde değerlendirilmesi, Türkiye’ye aktarılması düşünülen bir soruşturma veya kovuşturma dosyasında yer alan delillerin CMK m.206/2 kapsamında önden denetiminin yapılması isabetli olacaktır. Soruşturma veya kovuşturma dosyası Türkiye’ye aktarıldıktan sonra, elbette soruşturmada Cumhuriyet savcısı ve kovuşturmada ise mahkeme tarafından delillerin hukuka uygun olup olmadığının denetimi ayrıca yapılmalı ve bu yönde ileri sürülen itirazlar dikkate alınmalıdır.

Ceza Muhakemesi Hukukumuzda; bir kaydın, bilginin, belgenin, verinin ve bunların analizlerinin istihbari veya adli nitelik taşımasına göre “delil” sayılıp sayılmayacaklarına karar verilir. İstihbari nitelik taşıyan kayıtları, bilgiyi, belgeyi, veriyi ve bunlara ilişkin yapılan analizleri, 2559 sayılı Polis Vazife ve Salahiyet Kanunu Ek m.7/7 ile 2937 sayılı Devlet İstihbarat Hizmetleri ve Milli İstihbarat Teşkilatı Kanunu Ek m.1/1 kapsamında değerlendirmek gerekir.

PVSK Ek m.7/7’ye göre; “Bu madde hükümlerine göre yürütülen faaliyetler çerçevesinde elde edilen kayıtlar, birinci fıkrada belirtilen amaçlar dışında kullanılamaz”. PVSK Ek m.7/1’de bu amaçlar; “Polis, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne, Anayasa düzenine ve genel güvenliğine dair önleyici ve koruyucu tedbirleri almak, emniyet ve asayişi sağlamak üzere, ülke seviyesinde ve sanal ortamda istihbarat faaliyetlerinde bulunur, bu amaçla bilgi toplar, değerlendirir, yetkili mercilere veya kullanma alanına ulaştırır. Devletin diğer istihbarat kuruluşlarıyla işbirliği yapar.” olarak gösterildiğinden, Ek m.7 vasıtasıyla elde edilen kayıtların “delil” olarak kullanılabilmesi mümkün değildir.

Buna göre; idari kolluk teşkilatı olarak görev yapan polisin ve jandarmanın istihbari mahiyette Ek m.7 kapsamında yürüttüğü faaliyetlerden elde ettiği kayıtların “delil” değeri olmayacak ve bu kayıtlar soruşturma veya kovuşturma dosyasına delil olarak sunulmuşsa, bunların CMK m.206/2-a kapsamında reddi yoluna gidilecektir, çünkü bu kayıtların PVSK Ek m.7/1’de gösterilen amaçlar dışında kullanılması yasaklanmıştır.

Benzer yönde bir hüküm 2937 sayılı MİT Kanunu Ek m.1/1’de de yer almaktadır, ancak bu hükümle bazı suçlar yönünden istihbari nitelikte ulaşılan bilgi, belge, veri ve kayıtlar ile yapılan analizlerin “delil” değeri olduğu ifade edilmiştir.

2937 sayılı Kanun Ek m.1/1’e göre; “Milli İstihbarat Teşkilatı uhdesindeki istihbari nitelikteki bilgi, belge, veri ve kayıtlar ile yapılan analizler, Türk Ceza Kanununun İkinci Kitap Dördüncü Kısım Yedinci Bölümünde yer alan suçlar hariç olmak üzere, adli mercilerce istenemez”. Bu hüküm; MİT’in uhdesinde bulunan istihbari nitelikte bilgi, belge, veri ve kayıtlar ile yapılan analizlerin, prensip olarak bir ceza yargılamasında ve suçun ispatında kullanılamayacağı, ancak bundan Devlet sırlarına karşı suçlar ve casusluk suçlarını düzenleyen TCK m.326 ile m.339’un istisna tutulduğu, yani bu suçların soruşturmalarında ve kovuşturmalarında istihbari kaynaklı bilgi ve belgelerin delil olarak kullanılabileceği, bunların “hukuka uygun delil” sayılacakları, diğer suçlar yönünden ise istihbari bilgi ve belgelerin delil niteliğini taşımayacakları anlaşılmaktadır.

Sky ECC kriptolu haberleşme ağından elde edilen bilgi, belge ve kayıtların; PVSK Ek m.7/7 ve MİT Kanunu Ek m.1 uyarınca elde edilmeleri halinde, kolluk veya istihbarat birimleri tarafından elde edilen bu verilerin Devletin sırlarına karşı suçlar ve casusluk suçları dışında kalan suçların şüpheli veya sanık aleyhine delil olarak bizim hukuk sistemimizde kullanılabilmesi mümkün değildir. Türk Hukukuna göre elde edilmeyen Sky ECC kayıtlarının hukuka uygun olup olmadığının ve hukuka uygun delil olarak sayılıp sayılmayacağının denetiminin, kamu düzeninden sayılan Ceza Muhakemesi Kanunu’nun delil elde etme yol ve yöntemlerine ilişkin hükümlerine uygun şekilde Sky ECC kayıtlarına ulaşılıp ulaşılmadığının muhakkak incelemesinin yapılması, istihbari nitelikte olan kayıtların MİT Kanunu Ek m.1/1’de gösterilen suçlar hariç şüphelinin veya sanığın aleyhine delil olarak kullanılmaması gerekir.

Kolluğun; iç hukuktaki yasal düzenlemelere uymadan, kişilerin haberleşmeye ilişkin verilerini, adli sebeple bile olsa elde edememesi gerekmektedir. İç hukukta; kolluk tarafından, haberleşmeye ilişkin verilerin elde edilmesinin, ancak hakim kararıyla veya yetkili mercii emri ile yapılabileceği yönünde hüküm varsa buna uyulmak zorundadır. Bu husus, İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi Dördüncü Daire’nin Benedik/Slovenya kararında açıklanmıştır.

İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi Dördüncü Daire, Benedik/Slovenya kararında; başvurucunun, “Özel ve aile hayatına saygı hakkı” başlıklı İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi m.8 uyarınca, kolluğun yasa dışı olarak internet servis sağlayıcısından kimliğinin ortaya çıkmasına neden olacak şekilde bilgi topladığından bahisle, haklarının ihlal edildiğini ileri sürdüğü başvuruyu incelemiştir.

Kararda; İsviçre’nin Valais Kantonu adli makamları tarafından “Razorback” isimli ağın kullanıcılarına yönelik bir izleme faaliyeti yürütüldüğü, yürütülen izleme faaliyeti kapsamında İsviçre kolluk gücü tarafından tespit edilen dinamik internet protokolü (IP) adresleri arasında daha sonra başvurucu ile bağlantılı olan bir dinamik IP adresinin tespit edildiği, İsviçre tarafından yapılan bu tespit neticesinde Slovak kolluk gücü tarafından herhangi bir mahkeme kararı alınmadan, Slovenya’da internet servis sağlayıcısı şirketi olan S.’den, tespit edilen IP adresinin tahsis edildiği kişiye ait verileri bildirmesinin talep edildiği,

Kolluğun bu talebini; elektronik haberleşme ağları operatörleri tarafından, ilgili dizinde detaylı bilgileri bulunmayan elektronik iletişim araçlarının kullanıcı veya sahipleri ile ilgili bilgileri kolluğa bildirilmesi gerektiğini düzenleyen Slovenya Ceza Muhakemesi Kanunu m.149b/3’e dayandırdığı, talep üzerine; internet servis sağlayıcısı şirket tarafından, IP adresi ile ilgili internet hizmetine abone olan başvurucunun babasının adının ve adresinin kolluğa verildiği,

Bu talepten 4 ay sonra ise, Savcılık makamınca; Sorgu Hakiminin, internet servis sağlayıcısı tarafından, IP adresi abonesinin kişisel bilgilerinin ve bu IP adresine bağlı trafik verilerinin paylaşılması için karar vermesi yönünde talepte bulunulduğu, bu talep doğrultusunda mahkeme kararı alındığı ve talep edilen verilerin kolluğa verildiği,

Tespitten sonra yapılan işlemler doğrultusunda; Sorgu Hakiminden, başvurucunun evinde arama yapılmasına ilişkin de karar alındığı, yapılan arama neticesinde 4 bilgisayara elkoyulduğu, bu bilgisayarların sabit disklerinin kopyasının çıkartıldığı, sabit disklerin incelenmesi sonucunda ise kolluk tarafından, pornografik materyallerin bulunduğu bir dosyanın tespit edildiği,

Nitekim; Savcı tarafından başvurucu aleyhinde adli soruşturma açılmasının talep edildiği, buna karşılık başvurucu tarafından sorgu hakimliğindeki savunmasında, diğer savunmalarına ek olarak, internet servis sağlayıcısı şirket tarafından mahkeme kararı olmaksızın, yani hukuksuz bir şekilde, adresini de içeren verilerin polise verildiğinin ileri sürüldüğü, başvurucu müdafii tarafından da ilgili IP adresi kullanıcısını kimliğine ilişkin delilerin yasa dışı şekilde elde edildiği, çünkü bu bilgilerin trafik verisi ile ilgili olup, yalnızca mahkeme kararı ile elde edilebileceğinin belirtildiği,

Başvurucu müdafiin IP adresinin kimliğinin hukuka aykırı şekilde ele geçirilmiş olduğu itirazının; bazı belgelerin dosyadan çıkarılmasının talep edilmediği gerekçesi ile Mahkemece reddolunduğu, daha sonra yapılan yargılamada bu yönde talepte bulunulmasına rağmen, Mahkemece, elde edilen verilerin hukuka uygun elde edildiği tespitine yer verildiği,

İsviçre kolluk kuvvetleri tarafından hakim/mahkeme kararı olmaksızın dinamik IP adresinin alınamaması gerektiği ve Slovenya adli makamlarının da IP adresi ile ilişkili abonenin kimliğine ilişkin verileri mahkeme kararı olmadan elde edememesi gerektiği itirazlarının istinaf ve temyiz aşamasında da ileri sürüldüğü; ancak istinaf aşamasında Mahkemece, IP adresini kullanan ile ilgili verilerin yasal olarak elde edildiğinin ve temyiz aşamasında Mahkemece, internet trafiğine herhangi bir müdahale bulunulmadığı, böyle bir iletişimin gizli olarak kabul edilemeyeceği gerekçelerinin gösterildiği,

Başvurucu tarafından; diğer mahkemeler nezdinde sunulan şikayetleri yenilenerek Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunulduğu, Anayasa Mahkemesince Bilgi Komisyonundan görüş alındığı,

Bilgi Komisyonunun görüşünde; trafik verilerinin abone verilerinden ayırılmasının imkansız olduğunun, çünkü trafik verilerinin tek başına, yani bu verilerin arkasındaki kişinin kim olduğunun tespit edilemediği durumda bir anlam ifade etmediğinin, haliyle bu bilginin iletişimin gizliliğinin önemli bir unsuru olduğundan hareketle, trafikle veya kimlik verileri ile ilgili olup olmadıklarına bakılmaksızın, elektronik haberleşme ile ilgili tüm veriler hakkında mahkeme kararı gerektiğinin vurgulandığı, sonuç olarak; iletişim halinde bulunan kişilerle ilgili verileri almak için, somut olayda kolluğun dayandığı Slovenya Ceza Muhakemesi Kanunu m.149b/3’ün, anayasal olarak sorunlu olduğunun ifade edildiği,

Ancak Anayasa Mahkemesi tarafından; Anayasa m.37’nin, haberleşme içeriğine ek olarak trafik verisini de koruduğu kabul edilmesine rağmen, somut olayda internet üzerinden eriştiği IP adresini hiçbir şekilde gizlememiş başvurucunun, kendisini bilinçli olarak kamuya açık hale getirdiği ve meşru gizlilik beklentisi olmadığı, sonuç olarak, somut olayda IP adresi kullanıcısı kimliği ile ilgili verilerin, Anayasa m.37 uyarınca haberleşmenin gizliliği kapsamında korunmadığı gerekçe gösterilerek, şikayetin oyçokluğu ile reddedildiği,

Kararda yer alan muhalefet şerhlerinde; Yargıç J. Sovdat tarafından, abonenin kimliğini almak isteyen kolluğun, öncelikle mahkeme kararı talep etmesinin şart olduğu, belirli bir iletişim ile ilgili trafik verilerinin, bu iletişimin içeriği korunduğu sürece korunmasının gerektiği ile Yargıç D. Jadek Pensa tarafından, Anayasa m.37’de yer alan anayasal güvencelerin, bu yaşam alanında gizlilik beklentisini güçlendirmeyi ve idarenin olumsuz müdahalelerini ve gücünü kötüye kullanmasını önlemeyi amaçladığının ileri sürüldüğü,

Kararda; konu ile ilgili diğer hükümlere ek, Anayasa m.37/2’de düzenlenen “Haberleşmenin ve diğer iletişim araçlarının gizliliğinin korunması ve özel hayatın dokunulmazlığı, bir ceza soruşturmasında ve ulusal güvenlik sebebiyle gerekli olan durumlarda, belirli bir süre için mahkeme kararına dayanmak kaydıyla ancak kanunla askıya alınabilirhükmü ile Slovenya Ceza Muhakemesi Kanunu m.149b/3’de düzenlenen “Şayet failin re’sen soruşturulmasına neden olan bir suçun işlendiği veya hazırlandığından şüphelenmek için gerekçeler varsa ve ayrıntıları, iletişim araçlarının kullanımda olduğu ya da kullanımda olduğu zamanla ilgili bilgilerin yanı sıra ilgili dizinde bulunmayan belirli bir elektronik iletişim aracının sahibi veya kullanıcısı hakkında bilgi varsa, bu suç veya suçu ortaya çıkarmak için polis, elektronik haberleşme ağının operatöründen bilginin ilgilisi olan kişinin rızası olmasa da bunları kendilerine vermesini yazılı olarak isteyebilir” hükmünün gösterildiği,

Sonuç olarak; kararın, İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi m.8 bakımından ihlal iddiasının değerlendirildiği kısmında, İHAM tarafından; İHAS m.8/2’nin anlamı dahilinde, gizlilik hakkına yapılan müdahalenin yasaya uygun olup olmadığının, öngörülen meşru amaçları güdüp gütmediğinin ve belirtilen amaç ya da amaçlara ulaşmak için demokratik bir toplumda gerekli olup olmadığının incelenmesi gerektiğinin vurgulandığı,

“Yasaya uygunluk” ifadesinin, itiraza konu tedbirin, iç hukukta bir temelinin bulunmasını gerektirdiğinin, iç hukukun ilgili kişiye erişilebilir olması ile etkilenen kişinin iç hukukun sonuçlarını kendisi açından öngörebilmesinin ve iç hukukun, hukukun üstünlüğü ile uyum içerisinde olmasının gerektiğinin ifade edildiği,

Özetle; Mahkemece, başvurucunun çevrimiçi aktivitelerine ilişkin kimliğinin gizli kalmaya devam edeceğine dair meşru beklentisi bulunduğu tespitinden hareketle, somut olayda mahkeme kararı gerektiğinin, abone bilgisinin alınmasından sonra birkaç aylık zaman zarfında, adli makamlarca zaten ellerinde olan aynı bilgilere göre herhangi bir soruşturma işleminin yapılmadığı da gözönüne alındığında, iç hukukta kolluk kuvvetleri tarafından mahkemeden karar alınmasında kendilerini engelleyecek hiçbir şeyin olmadığının ortaya koyulduğu,

İtiraza konu tedbirin, yani sözkonusu dinamik IP adresi ile ilişkili abone bilgilerinin mahkeme kararı olmaksızın kolluk tarafından alınabilmesi hükmünü içeren Kanun maddesinin dayanağının ve yerel mahkemeler tarafından uygulanma şeklinin netlikten yoksun olduğu ile İHAS m.8’le ilgili keyfi müdahalelere karşı yeterli koruma sağlamadığının açıklandığı,

Başvurucunun özel hayatına saygı gösterilme hakkına yapılan müdahalenin, İHAS m.8/2’de yer alan yasaya uygunluk koşulunu sağlamadığına, bu nedenle Mahkemece, itiraza konu tedbirin meşru bir amacı olup olmadığının ve “orantılılık” ilkesine uygun olup olmadığının incelenmesine gerek duyulmadığı,

Görülmektedir.

III. Sky ECC Delillerinin Ceza Davalarına Yansıması

Sky ECC uygulamasından elde edilen verilerin hukuka uygun delil sayılıp sayılmayacağı ve tek başına mahkumiyete yeterli olup olmayacağı, güvenilir delil niteliği taşıyıp taşımadığı mukayeseli hukukta da tartışılmış, hatta bu konu Amerika Birleşik Devletleri New York Doğu Bölgesi Mahkemesine Goran Gogic dosyası olarak yansımıştır.

Bu Mahkeme, “delil kabulüne ilişkin talepler hakkında karar” konulu 31.10.2025 tarihinde bir karar vermiştir. Sanık Goran Gogic’e; Denizcilik Uyuşturucu Suçları İle Mücadele Kanunu’nu ihlal ettiğinden ve uluslararası uyuşturucu veya uyarıcı madde kaçakçılığı ile ilgili suçlardan dolayı çok sayıda suçlama yöneltilmiştir. Duruşma öncesinde taraflar, Avrupa kolluk kuvvetleri tarafından ele geçirildiği ve şifresi kırıldığı iddia edilen elektronik iletişim delilleri ile ilgili olarak duruşma öncesi talepte bulunmuşlardır. Sanığın duruşma öncesi talebi, Avrupa kolluk kuvvetleri tarafından Sky ECC uygulamasından elde edilen verilerin hukuka aykırı olduğu ve bu nedenle aleyhine delil olarak kullanılamayacağına ilişkindir.

Savcı tarafından sanık Goran’a; ticari konteyner taşıyan gemilerle Güney Amerika’dan Avrupa’ya ve ABD’ye büyük miktarda kokain götürme, bunun naklini koordine etme ve uyuşturucu ve uyarıcı madde kaçakçılığı suçlarının içinde yer alma suçlamalarını yöneltmiştir. Sky ECC’den elde edilen veriler; Fransız, Belçikalı ve Hollandalı kolluk kuvvetlerinin katıldığı ortak bir soruşturma kapsamında ele geçirilmiş ve bu uygulamanın şifresi kırılmıştır. Sky ECC’den elde edilen veriler, bu ülkeler tarafından başka ülkelerle paylaşılmıştır. Verileri paylaşan ülkeler, kendi elde ettikleri orijinal verilerin kopyalarını başka ülkelere göndermişlerdir.

Savcı; Sky ECC verilerinden elde edilen delillerin, iddiaya konu fiille ilgili iletişimleri gösterdiği ve bunların yargılamada delil olarak kullanılabileceğini söylemiştir. Sanık tarafı ise, birden fazla gerekçe göstermek suretiyle Sky ECC’den elde edilen verilerin delil olarak kullanılamayacağını savunmuştur. Buna göre; Fransa’dan gelen kayıtlar orijinal değildir ve sadece iletişim kayıtlarının özetlerinden ibarettir. Bu kayıtların nasıl oluşturulup gönderildiği belli değildir. Bu kayıtların, ABD’de sanık aleyhine delil olarak kullanılabilmesi mümkün değildir. Sky ECC’den elde edilen veriler ile olgular ve iddialar arasında bağlantı kurulamamıştır.

ABD Mahkemesi, Sky ECC’den elde edilen delillerin reddedilmesi ve/veya dışlanması için yapılan talebi tartışmaya açmıştır. Mahkeme, davalının sunduğu delillerin mükerrer nitelikte olduğunu, dolayısıyla Sky ECC’den elde edilen verilerin reddedilmesini veya bu konuda duruşma açılması için gerekli şartları sağlamadığını, bu iddianın önceden değerlendirildiğini belirtmek suretiyle delillerin reddedilmesi veya dışlanması için sunulan talebi reddetmiştir. Savcı ise, Sky ağı üzerinden sanığa ve diğer suç ortaklarına iletilen yazışmaların ve paylaşımların güvenilir olduğunu ve yargılamada kullanılması gerektiğini ileri sürmüştür. Savcıya göre, Sky ECC’den elde edilen veriler gerçektir ve güvenilirdir. Sanık tarafı ise; Sky delillerinin, iddia makamı tarafından telekomünikasyon üzerinden veya sosyal medya şirketlerinden rutin olarak elde ettiği iletişim verileri türlerine benzemediğini savunmuştur.

Davada; Sky delillerin oluşturulma sürecini açıklayan yegane dayanak, dosyaların Avrupa kolluk kuvvetleri tarafından Sky ECC soruşturması kapsamında toplanan verileri ve orijinal kayıtları içeren bir elektronik depolama ortamında kopyalandığını genel ve kesin şekilde belirten orijinallik sertifikası, yani orijinalliği gösteren teyit belgesidir. Dava dosyasında; şifre çözme ve kayıt tutma uygulamalarına ilişkin ek delil bulunmadığından, Sky ECC delillerinin bir telekomünikasyon şirketine ait kayıtlardan ziyade, kelime işleme dosyalarına kopyalanıp yapıştırılmış sohbet odası derlemesine benzediği düşünülmektedir. Bu tür kopyala yapıştır belgelerin doğrulanması mümkündür. Ancak bu doğrulama, iletişim sürecine katılmış ve konuşmanın içeriğinin doğru şekilde yansıtıldığını ifade edebilecek bir tanığın ifadesi yoluyla yapılmalıdır.

Bir başka ülkeden gelen orijinal kayıtların kopyalarının orijinallik sertifikasının varlığı, delillerin güvenilirliği için tek başına yeterli değildir. İletişim kayıtlarının sanığa ait olduğunu doğrulayacak yeterli derecede destekleyici delil bulunmalıdır. Sky ECC’den elde edilen verilerin bir veri tabanından tabloya aktarılması, bu verilerin orijinal verilerin özeti olduğunu göstermez. Bununla birlikte; sanığa ait olduğu söylenen iletişim kayıtlarının, suçlamaya konu fiilin ispatı ile ilgili olduğu belirlenmişse, bu delilin tümü ile gözardı edilmesi gündeme gelmeyecektir.

Sky ECC’den elde edilen veriler; sanığın başka delillerle doğrulanan seyahat planı veya fotoğrafları ile örtüşüyorsa, bu tespit belirli bir bağlantıyı ortaya koyabilecek nitelikte sayılır. Ancak Sky verilerinin teknik olarak nasıl elde edildiği, şifresinin ne şekilde çözüldüğü, nasıl kayıt altına alındığı ve ardından dosyaya sunulan sohbet toplantılarına nasıl dönüştürüldüğü konusunda yeterli açıklama yapılmalıdır. Sky ECC’de yer alan bazı mesajların kime ait olduğunun tespiti, Fransa’dan gelen tüm Sky ECC verilerine ilişkin kayıtların güvenilir olduğunu göstermez. Sky ECC uygulamasından elde edilen verilerin güvenilirliğinin mutlaka araştırılması gerekir.

Sky ECC delillerinin güvenilirliği konusunda uzman tanık dinletilmesi tartışmaya açıldığında ABD Mahkemesinin; Avrupa’da yapılan operasyonun hukuka aykırılığı hususunda uzman tanıklığa izin vermediği, dava dosyasına sunulan Sky tablosunun güvenilir mi, eksik mi, birbirini tekrarlayan mesajlar var mı, mesajların alınıp gönderildiğini gösteren listenin ve dijital bütünlüğün ne şekilde kontrol edildiği konularında uzman tanık dinlenebileceği sonucuna vardığı ve Savcılığın elinde Sky delillerinin nasıl ele geçirildiği, nasıl şifresinin çözüldüğü ve ne şekilde ABD’ye iletildiğini gösteren bilgiler varsa bunların savunmaya verilmesini istediği, böylelikle delile erişimin ve delilin denetlenmesinin “çelişmeli yargılama” ve “silahların eşitliği” ilkelerine uygun şekilde gerçekleştirilmesini amaçladığı anlaşılmaktadır.

Görüleceği üzere ABD New York Doğu Bölgesi Mahkemesi; Sky ECC’den elde edilen verilerin hukuka aykırı yol ve yöntemlerle elde edilen delil niteliğinde saymadığı, bu yönde tartışmaya girmediği, ancak Sky ECC’den elde edilen verilerin, bu kapsamda yazışmaların ve ses kayıtlarının ne şekilde elde edildiği, bu kayıtlar üzerinde tahrifat, ekleme ve çıkarma yapılıp yapılmadığı, bunların güvenilir olup olmadığı hususunda değerlendirme yapılması gerektiğine, bunun dışında Sky ECC’den elde edilen delillerin doğrudan ve güvenilir delil sayılamayacağına, başta kullanıcı olduğu iddia edilen sanığın kimliği doğrulanması olacak şekilde, iddiaların doğru olduğunu gösteren başka delillerle Sky ECC’den elde edilen verilerin desteklenmesi gerektiğine dair ön tespitte bulunmuş ve bu aşamada Sky ECC’den elde edilen delillerin dışlanamayacağı ve mahkemede tartışılabilecek delillerden olduğuna karar vermiştir.

Sky ECC’den elde edilen verilerin Türk adli makamları tarafından değerlendirildiği, iddianamelerin düzenlenip kamu davalarının açıldığı, henüz kesinleşmemekle birlikte bazı kararların verildiği görülmektedir.

Buna göre;

İstanbul 18. Ağır Ceza Mahkemesi 06.03.2026 tarihli, 2025/225 E. ve 2026/49 K. sayılı kararında; Sky ECC üzerinden yazılı ve sözlü mesajlaşma kayıtlarının hukuka uygun yol ve yöntemle elde edilip edilmediğine dair tartışmaya girmeksizin, uyuşturucu ve uyarıcı madde ticareti ve suçtan kaynaklanan mal varlığı değerlerine aklama suçlarından yaptığı yargılamada, ele geçen bir uyuşturucu veya uyarıcı madde olmadığından, sırf mesaj içeriklerine dayanılarak mahkumiyet kararı verilemeyeceğinden, sanıkların beraatına karar vermiş, ancak Sky ECC görüşme kayıtlarının “hukuka aykırı delil” niteliği taşıdığına dair sanık müdafinin talebini değerlendirmemiş, herhangi bir somut gerekçe göstermeksizin CMK m.206/2-a çerçevesinde bu delilin hukuka uygun yol ve yöntemle elde edildiğini örtülü olarak kabul etmiş, fakat yurt dışı kaynaklı delilin elde edilme ve dosyaya kazandırılma şekli üzerinde tartışma yapılmadan, sadece Sky ECC görüşme kayıtları ile mahkumiyete karar verilemeyeceğinden bahisle sanıkların beraatına karar vermiştir.

İstanbul 18. Ağır Ceza Mahkemesi 06.03.2026 tarihli kararı; İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 4. Ceza Dairesi’nin 18.05.2026 tarihli, 2026/1372 E. ve 2026/1344 K. sayılı kararı ile bozulmuştur.

İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 4. Ceza Dairesi’nin bozma kararının gerekçesinde Sky ECC yönünden; “Kamera, mikrofon ve konum bilgilerine ilişkin uygulamaların bulunmadığı, mesajların otomatik olarak silinebildiği, sadece özel olarak modifiye edilmiş telefonlarda kullanılabilmesi gibi özellikleri nedeniyle, özellikle organize suç ağları arasında çok yaygın kullanıma sahip SKY ECC programının verilerinin yabancı mahkeme kararlarıyla yürütülen soruşturma süreçleri kapsamında elde edildikten sonra uluslararası adli yardımlaşma usullerine uygun biçimde Türk makamlarına aktarıldığı, aktarma yapılırken veri bütünlüğünün korunduğu, anılan programın verilerinin delil kıymetinin bulunduğunun Yargıtay 8. Ceza Dairesinin 15/10/2024 günlü 2024/18054 esas ve 2024/7673 karar sayılı ilamı içeriğinden de örtülü olarak anlaşıldığı;” tespitinde bulunulduğu,

Sayın Dairenin kararında atıf yaptığı Yargıtay 8. Ceza Dairesi’nin 15.10.2024 tarihli, 2024/18054 E. ve 2024/7673 K. sayılı kararından Sky ECC verilerinin delil kıymetinin bulunduğuna dair örtülü bir sonuca varılamayacağı,

Yargıtay 8. Ceza Dairesi’nin bozma kararında; iadesi talep edilen şahsın iadesinin neden hukuka aykırı olduğuna dair tespitler arasında, “2. Belçika Krallığı iade talepnamesine konu ceza soruşturması kapsamında iadesi talep edilene isnat edilen eylemlerin nerede, ne zaman ve nasıl işlendiğinin, suç delillerinin nelerden ibaret olduğunun açıklanarak somutlaştırılması amacıyla, iadesi talep edilenin isnat edilen suçlarla ilgisini ortaya koyan para transferiyle ilgili banka kayıtları, Sky ECC platformunda yapıldığı söylenen görüşme içerikleri ve diğer ilgili delillere ilişkin ayrıntılı bilgiler dosya içerisine getirtilmeden, sadece talepnameye dayanılarak iade kararı verilmesi,” gerekçesine yer verildiği, bunun dışında Sky ECC kayıtlarının delil kıymetine sahip olup olmadığına dair bir tespitte bulunulmadığı gibi, yabancı ülkeden iadesi talep edilen şahısla ilgili işin esasına ilişkin yargılama yapılmayacağından ve ancak dosya arasına alınması talep edilen deliller getirildikten sonra bir değerlendirme yapılabileceğinden, bu konuda da 6706 sayılı Kanunun, iade ile ilgili 10 ila 22. maddeleri tarafından mahkemeye iade talebi ile sınırlı inceleme yetkisi tanıdığından, bu incelemede de 6706 sayılı Kanunun 11. ve 18. maddeleri dikkate alınacağından, İstanbul 18. Ağır Ceza Mahkemesi’nin kararını bozan İstanbul BAM 4. Ceza Dairesi’nin kararının isabetli olmadığı,

Şu an için ceza muhakemesi hukuk sistemimizde Sky ECC’den elde edilen verileri hukuka uygun sayan, bu konuda CMK m.206/2-a’ya ve m.230/1-b’ye uygun denetim yapan ve bu hukukilik denetimi yapıldıktan sonra bir an için Sky ECC’den elde edilen delillerin hukuka uygun olduğu kabulünden hareketle mahkumiyet kararı kuran, bu verilerin tek başına mahkumiyete yeterli olup olmayacağına dair değerlendirme yapan kesinleşmiş bir yargı kararının bulunmadığı,

Sky ECC’den elde edilen delillerin hukuka uygunluğu ve aykırılığı tartışmasına girmeksizin, bu verilerden elde edilen delillerin mahkumiyet için yeterli olmadığına dair İstanbul 18. Ağır Ceza Mahkemesi’nin 06.03.2026 tarihli kararını ise bozulduğu ve davanın İlk Derece Mahkemesinde devam ettiğinin anlaşıldığı,

Görülmektedir.

Telefon ve Sky ECC görüşmeleri tek başına delil olamaz, somut delillerle desteklenmelidir.

Künyelerine yer verdiğimiz 15 emsal karar bu tespitimizi desteklemektedir (Yargıtay CGK, 20.05.2014, 2013/10-468 E., 2014/268 K.; 26.10.2010, 2010/8-134 E., 2010/217 K.; Yargıtay 20. CD, 30.09.2019, 2018/3428 E., 2019/4902 K.; 22.04.2019, 2018/5152 E., 2019/2502 K.; 21.02.2019, 2018/4812 E., 2019/1088 K.; Yargıtay 16. CD, 19.04.2021, 2020/7753 E., 2021/3067 K.; Yargıtay 10. CD, 07.04.2022, 2021/20045 E., 2022/4522 K.; 27.01.2021, 2017/1467 E., 2021/1129 K.; 02.12.2020, 2017/5688 E., 2020/8528 K.; 01.10.2020, 2017/5691 E., 2020/8413 K.; 19.10.2020, 2020/13359 E., 2020/5800 K.; Yargıtay 9. CD, 01.03.2018, 2018/18 E., 2018/18 K.; 24.05.2017, 2017/1233 E., 2017/1258 K.; Yargıtay 6. CD, 02.06.2022, 2021/17838 E., 2022/8452 K.; Yargıtay 12. CD, 15.12.2021, 2020/8932 E., 2021/8938 K.).

Yargıtay 10. Ceza Dairesi’nin 12.12.2022 tarihli, 2022/14375 E. ve 2022/13074 K. sayılı kararında; “içeriğine değişik anlamlar yüklenebilecek soyut telefon görüşmeleri dışında kuşku sınırlarını aşan yeterli ve kesin delil bulunmadığı gözetilmeden, sanığın atılı suçtan beraati yerine mahkumiyetine karar verilmesi” gerekçesine, 07.02.2024 tarihli, 2023/17379 E. ve 2024/15742 K. sayılı kararında; “somut olay ve olgularla örtüşmeyen ve maddi bulgularla desteklenmeyen telefon görüşmeleri dışında, kuşku sınırlarını aşan yeterli ve kesin delil bulunmaması nedeniyle sanık ...’in bu eyleminin sabit olmadığı” gerekçesine, 07.05.2025 tarihli, 2025/1446 E. ve 2025/5295 K. sayılı kararında; “düzenlenen ‘Telefon inceleme tutanağının’ hukuka aykırı yöntemle elde edilen delil niteliğinde olduğu nazara alındığında, sanıklar … ve …’ın, ele geçen uyuşturucu maddeyle ilgileri olduğuna ya da sanık …’in eylemine iştirak ettiklerine dair, savunmalarının aksine, mahkumiyetlerine yetecek kesin ve inandırıcı delil bulunmadığı gözetilmeden sanıkların beraatleri yerine yazılı şekilde mahkumiyetlerine karar verilmesi” gerekçesine, Yargıtay 8. Ceza Dairesi’nin 04.02.2025 tarihli, 2024/16204 E. ve 2025/789 K. sayılı kararında; “içeriğine değişik anlamlar yüklenebilecek telefon görüşmeleri dışında kuşku sınırlarını aşan yeterli ve kesin delil bulunmadığı, iletişimin tespiti tutanaklarının maddi kanıtlarla desteklenmediği ve tek başına suçun nitelendirilmesine yeterli bilgiyi içermediği gözetilmeden, sanığın atılı suçtan beraati yerine mahkumiyetine karar verilmesi” gerekçesine ve Yargıtay (Kapatılan) 20. Ceza Dairesi’nin 02.03.2020 tarihli, 2020/736 E. ve 2020/1388 K. sayılı kararında; “diğer sanık ...’in soyut atfı cürüm niteliğindeki beyanı ve içeriğine değişik anlamlar yüklenebilen ve maddi bulgularla desteklenmeyen telefon görüşmeleri dışında yüklenen suçu işlediğine ilişkin her türlü şüpheden uzak mahkumiyetine yeterli kesin ve inandırıcı delil bulunmadığı gözetilmeden, sanığın atılı suçtan beraati yerine mahkumiyetine karar verilmesi” gerekçesine yer verilerek, maddi bulgularla desteklenmeyen ve tek başına suçun nitelendirilebilmesi için yeterli bilgi içermeyen delillerin, diğer delillerle desteklenmesi ve şüphenin sanık aleyhine yenilmesi gerektiği ifade edilmiştir.

IV. Hukuka Aykırı Delil Değerlendirmesi

Sky ECC’den elde edilen delilleri de kapsayacak şekilde belirtmeliyiz ki;

Hukuka aykırı delillerin yargılamada kullanılamayacağını söyleyen Anayasa m.38/6 ile CMK m.206/2-a ve m.217/2, hem hukuka aykırı delilin şüphelinin veya sanığın lehine olup olmadığı ve hem de hukuka aykırılığın hangi tarafça kullanıldığı hususunda ayırıma gitmemiş ve hukuka aykırı delillerin kullanılamayacağını ortaya koymuştur. CMK m.206/2-a uyarınca, ortaya koyulması istenilen delil kanuna aykırı olarak elde edilmişse reddedilmelidir. Delilin hukuka aykırılığı, CMK m.230/1-b uyarınca gerekçeli kararda gösterilmelidir.

Yargıtay 10. Ceza Dairesi’nin 12.06.2023 tarihli, 2021/3448 E. ve 2023/5427 K. sayılı kararı ile 26.10.2023 tarihli, 2023/14155 E. ve 2023/9139 K. sayılı kararında; “5271 sayılı Kanun’un yüklenen suçun, hukuka uygun bir şekilde elde edilmiş her türlü delille ispat edilebileceği hükmünü düzenleyen 217 inci maddesinin ikinci fıkrası ile kanuna aykırı olarak elde edilen delilin reddolunacağı hükmünü düzenleyen 206 ncı maddesinin ikinci fıkrasının (a) bendi uyarınca hukuka uygun elde edilmeyen delillerin ispat aracı olarak kabul edilmeyeceği ve hükme esas alınmayacağı hususları gözetilerek yapılan incelemede” gerekçesine yer verilerek, 02.02.2026 tarihli, 2025/6185 E. ve 2026/821 K. sayılı kararında; “görüntüleme yapılan yerin umuma açık yer olmayan araç içi olduğunun anlaşılması karşısında, hukuka aykırı şekilde elde edilen görüntünün gösterilmesi sonucu sanığın olayı doğrulamasının beyanını hukuka uygun hale getirmeyeceği, bu şekilde elde edilen görüntünün hukuka aykırı olup hükme esas alınamayacağı anlaşıldığından” gerekçe gösterilerek, 17.09.2025 tarihli, 2021/4885 E. ve 2025/8376 K. sayılı kararında; “bu şekilde elde edilen delillerin hukuka aykırı delil niteliğinde olduğu, hukuka aykırı delillerin de hükme esas alınamayacağı anlaşıldığından” gerekçesine yer verilmek suretiyle, hukuka uygun şekilde elde edilmeyen delillerin ispat aracı olarak kabul edilemeyeceği ve bu sebeple hükme esas alınamayacağı ortaya koyulmuştur.

CMK m.230’da hükümde gerekçe gösterme yükümlülüğü mahkumiyet kararları ile sınırlı tutulmuşsa da, Anayasa m.141/3 ve CMK m.34 uyarınca mahkemece verilen tüm kararlar gerekçeli olmak zorundadır. Bu nedenle, bir beraat kararında da delilin neden hukuka aykırı yol ve yöntemle elde edildiği açıklanmalıdır. “Hükmün gerekçesinde gösterilmesi gereken hususlar” başlıklı CMK m.230/2’de yer alan; “Beraat hükmünün gerekçesinde, 223 üncü maddenin ikinci fıkrasında belirtilen hallerden hangisine dayanıldığının gösterilmesi gerekir.” hükmü, CMK m.206/2-a uyarınca hukuka aykırı yol ve yöntemle elde edildiğinden bahisle reddedilen delilin ve bu nedenle sanığın beraatına dair kararın gerekçesinin açıklanmasına engel teşkil etmez.

Devam eden dava olduğu için künyesine yer vermediğimiz kovuşturmaya konu iddianamede yer alan “Sky-ECC görüşmeleri tespit ve değerlendirme tutanağı” isimli belgelerden; sadece kolluk görevlileri tarafından belirlenen, hangilerinin dosyaya dahil edilip hangilerinin edilmediği belli olmayan, eskiye dönük yazışmaların elde edildiği, bu yazışmaların CMK m.160/2’ye aykırı olarak sadece aleyhe yorumlandığı ve CMK m.135’de yer alan usule uygun hareket edilmediği, dolayısıyla Anayasa m.38/6, CMK m.206/2-a ve m.217/2 gereğince “hukuka aykırı delil” niteliği taşıdığı görülmektedir.

Bu şartlarda Sky ECC görüşmelerinin hükme esas alınması doğru değildir. Bu delili kim elde etti, başka bir ülkeden mi geldi; geldiyse nasıl geldi, geldiği yerde geçerli olan ceza muhakemesi kurallarına uygun mu elde edildi, ayrıca bu kurallar ceza muhakemesi kurallarımıza uygun mu, orijinalleri elimizde mi, yoksa yedek kopyaları mı gönderilmiş, gelen kayıtlar mukayeseye elverişli mi, ses ve yazışma içerikli deliller üzerinde inceleme yapılabilir mi? Mahkeme, gelen Sky ECC kayıtları ile ilgili CMK m.206/2 uyarınca inceleme yapmalı ve bir karar vermelidir (Yargıtay CGK, 16.05.2019, 2016/20-1062 E., 2019/441 K.). CMK m.289/1-i uyarınca hukuka kesin aykırılık hallerinden sayılan hukuka aykırı delil; Anayasa m.38/6, CMK m.206/2-a, m.217/2 ve m.231/1-b hükümleri uyarınca yargılamada kullanılamaz ve hükme esas alınamaz.

V. Değerlendirme

Bu kısımda; “Sky ECC İletişim Sağlayacısından Elde Edilen Delillerin Hukukiliği” başlıklı 30.01.2025 tarihli çalışmamızın “IV. Sonuç ve Değerlendirmemiz” kısmını aynen buraya alıp, yazımızı sonlandırıyoruz.

Toplu olarak elde edilen iletişim verilerinden yola çıkılmak suretiyle şüphelileri tespit etmeyi amaçlayan ve trol ağı olarak nitelendirilebilecek uygulamalar arasında EncroChat, Sky ECC, ANOM, Kakaotalk ve Eagle uygulamalarını saymak mümkündür.

Günümüzde en çok kullanılan iletişim uygulamalarının; WhatsApp, Telegram, Signal, Facetime, iMessage ve Google Chat olduğu bilinmektedir. Bu uygulamalar güvenilir ve meşru olduğu, elbette bireyin haberleşme, yani muhaberat hürriyetini bu uygulamaların kullanılması sırasında en yüksek derecede korunduğu, birey bakımından özel, aile ve meslek hayat alanlarının çok önemli ve mahrem olduğu, fakat bunun yanında bilim ve teknikte, özellikle de iletişimde baş döndürücü gelişmelerin olduğu, suç işlemek isteyenler, çıkar amaçlı suç örgütleri, çeteler ve suça iştirak edenler tarafından kriptolu iletişim yöntemlerinin kullanıldığı, ancak bunlara müdahalenin hukuka uygun yol ve yöntemlerle yapılması gerektiği, yargısız infaz yapılamayacağı gibi, trol ağı metodunun da kullanılamayacağı, kimseye “olağan şüpheli” muamelesi de yapılamayacağı, aksi yol ve yöntemlerin izlenmesinin temel hak ve hürriyetlerin özünü zedeleyeceği, “hukuk devleti” ilkesi başta olmak üzere hukukun evrensel ilke ve esaslarının çiğnemeyeceği, kamu yararı ve düzeni ile birey ve yararı arasında bulunması gereken ince dengenin gözetilmesinin zorunlu olduğu, bir hukuk devletinin temel hak ve hürriyetler çerçevesinde hazırlanmış kanunlarla hareket etmesinin zorunlu olduğu, serbestlik tanıyan veya sınırlandıran tüm hukuk kurallarının özde kamu otoritesini güçlendirmek ve korumaktan ziyade, insan hak ve hürriyetlerinin korunması amacına hizmet etmesi gerektiği izahtan varestedir.

Peki günümüzde yaygın olarak kullanılan bu uygulamalar ne kadar güvenilirdir? Bunlara müdahale ne kadar mümkündür? Hukuka uygun trol ağı olabilirler mi?

Maalesef gelinen aşamada bu sorulara net yanıt verilmesi mümkün değildir; zira EncroChat, Sky ECC ve ANOM gibi uygulamaların da trol ağı niteliğinde olduğu, ansızın tüm serverlerden/sunuculardan kişilerin mesajlarının çekilip, ilgili devletlere iletilip incelenmesi ve adli işlemlere konu edilmesi ile anlaşılmıştır. Bu işlemlerin hiçbirisi için belirli bir kişi özelinde telefonun veya uygulamanın incelenmesi için savcının veya hakimin kararı aranmamış, tüm kullanıcıların özel hayatlarına ve iletişimlerine müdahale edilmiştir. Bir başka ifadeyle; kişilerin bu uygulamalar üzerinden yaptıkları iletişimin incelenmesi tedbirine başvurulması için, kişinin suç işlediğine dair şüphenin bulunması şartı dahi aranmadan müdahalede bulunulmuştur.

Oysa; sadece bir uygulamanın kullanıcısı olmanın, o kişiyi bir suça ortak etmediği açıktır, çünkü yazımızda yer verdiğimiz hiçbir uygulama, sadece belli bir suç örgütü tarafından kullanılmamakta, dünyanın her tarafından farklı sebeplerle tercih edilmektedir. Hatta; sırf bir uygulamanın kullanılması, o kişiyi suçlu yapmayacağı gibi, o kişinin suç işlediği hakkında şüphe sebebi de teşkil etmeyecektir. Şimdiden belirtmeliyiz ki; trol ağı yöntemine başvurularak, hakkında hiçbir suç şüphesi bulunmayan bir kişinin tüm konuşmalarının sınırsız olarak çekilmesinin ve incelenmesinin, hem Anayasa m.20’de güvence altına alınan özel hayata saygı hakkını ihlal ettiği ve hem de Ceza Muhakemesi Kanunu’nun belirlediği şartları sağlamadığı, bu nedenle hukuka aykırı nitelikte olduğu izahtan varestedir.

Konu, CMK’nın “Bilgisayarlarda, bilgisayar programlarında ve kütüklerinde arama, kopyalama ve elkoyma” başlıklı 134. ve “İletişimin tespiti, dinlenmesi ve kayda alınması” m.135 kapsamında incelendiğinde; her iki tedbir yönünden de bir suç dolayısıyla yürütülen bir soruşturmanın (CMK m.135’in tatbiki kovuşturma aşamasında da mümkündür) bulunması, suç işlendiğine ilişkin somut delillere dayanan kuvvetli şüphe sebeplerinin olması ve başka suretle delil elde edilmesi imkanının bulunmaması şartlarının arandığı görülmektedir.

Trol ağı yöntemi uygulandığında ise; soruşturmanın başlamasına yol açan delil zaten, kişi özelinde bir karar alınmadan, tüm kullanıcılara ait mesajların toplu şekilde elde edilmesi suretiyle elde edilen delilin kendisidir.

Tedbirlerin, kişilerin temel hak ve hürriyetlerine müdahale teşkil ettiği dikkate alınarak, başvurulabilecek tedbirler CMK’da ayrıca ve açıkça düzenlenmiş olup, bunların tatbiki için aranan şartlara yer verilmiştir. Yukarıda da yer verdiğimiz üzere; Kanunda gösterilen şartlar sağlanmadan başvurulan tedbirlerin, hem kendileri ve hem de bunun sonucunda elde edilen deliller hukuka aykırıdır.

Trol ağı olarak da nitelendirilen, suç işlemede kullanılması için üretilen uygulamalar üzerinden delil elde edilirken; uygulamayı kimlerin kullandığının ötesine geçilerek, içeriğin, yani verilerin sonradan ele geçirilmesi yönteminin benimsendiği, bu yöntemin ise CMK m.134’de ve m.135’de yer verilen şartları sağlamadığı açıktır. Bu nedenle, bu şekilde elde edilen delillerin hukuka uygun olduğunun kabulü mümkün değildir.

Nitekim Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 15.11.2011 tarihli, 2011/6-140 E. ve 2011/222 K. sayılı kararına göre; “Günün belli bir zaman diliminde baz istasyonundan görüşme yapan tüm abonelere ait açık adres ve kimlik bilgilerini kapsayacak şekilde arayan ve aranan dökümlerine ilişkin bilgilerin dökümü iletişimin tespiti işlemidir. Tüm suçlar yönünden bu tedbire başvurma olanağı bulunduğundan, işlendiği iddia olunan hırsızlık suçu yönünden iletişimin tespiti kararı verilmesi olanaklı ise de, hakkında tedbir kararı verilen kişiler yönünden tedbir kararının isabetli olup olmadığının belirlenmesi gerekmektedir. İletişim tespiti ancak, şüpheli ve sanık hakkında uygulanabilir. Haklarında iletişimin tespiti tedbiri talep edilen kişiler, baz istasyonundan hizmet alan üçüncü kişiler olup, şüpheli veya sanık sıfatına sahip olmadıklarından haklarında iletişimin tespiti tedbirine başvurulması olanağı yoktur.

Ayrıca; sırf suç işlenmesi amacıyla geliştirilen bu uygulamaların ajan provokatörlük niteliğinde olup olmadığı ve suçun önlenmesi imkanının bulunup bulunmadığı da tartışmaya açıktır. Çünkü esas olan, suçların önlenmesidir. Hukuk sistemimiz suça tahrike kapalı olup, suç işleme eğiliminde bulunan kişiye yeni suçlar işletmek, onu suç işlemeye tahrik veya teşvik etmek, bu yolla yakalanıp daha ağır ceza almasını sağlamak, tipik şekilde görevin kötüye kullanılması sayılabilecektir. Trol ağlarının, suç işlemek için güvenli bir araç arayan kişilere çare olması için üretildiği ve bu şekilde suç işlemek isteyen kişilerin önünü açarak, suç işlenmesini kolaylaştırılıp mümkün kılındığı gözönünde bulundurulduğunda, amacın suçun önlenmesi olmadığı ve bu usulün hukuk sistemimiz tarafından korunmayacağı düşünülmelidir.

Sonuç olarak; trol ağı aracılığıyla elde edilen delillerin, Türk Hukukunda yeri olmayıp, CMK m.134’de ve m.135’de yer verilen şartlar sağlanmadan elde edilen hiçbir delilin de hukuka uygun olduğundan bahsetmek mümkün değildir. Belirtmeliyiz ki; burada kastedilen, delili elde eden devletin hukuka aykırı yol ve yöntemlere başvurduğu değil, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nde bu şekilde delil edilmesi mümkün olmayacağı için, bu delillerin Türkiye’de yapılan yargılamalarda mahkumiyet hükmüne esas alınamayacağıdır. Sırf delili elde eden devletin kendi hukukuna göre hukuka uygun hareket ettiğine dair kabul, o delili otomatik olarak Türk Hukukuna göre de hukuka uygun hale getirmeyecektir.

Aksi halde; Türk Hukukunun kamu düzeninden ve emredici sayıp belirlediği kanuni düzenlemelerin, en önemlisi de “Temel hak ve hürriyetlerin sınırlanması” başlıklı Anayasa m.13’ün etrafından dolanılmış olacaktır.

Bu nedenle; EncroChat, Sky ECC ve ANOM gibi iletişim sağlayıcılarından elde edilen deliller, Türk Hukukuna göre de hukuka uygun şekilde elde edilmiş olmadıkça, bu delillerin hukuka uygunluğundan bahsedilemeyecektir. Yabancı bir ülkeden elde edilen delilin Türk Hukukunda kullanılıp kullanılamayacağına dair incelemenin, Anayasa m.38/6 dikkate alınmak suretiyle muhakkak yapılması gerekir. Anayasa m.11 ve hatta uluslararası sözleşmeler bakımından Anayasa m.90/5, temel hak ve hürriyetlerin sınırlanmasında kişi aleyhine yoruma ve uygulamaya elverişli değildir.

(Bu makale, sayın Prof. Dr. Ersan ŞEN tarafından www.hukukihaber.net sitesinde yayınlanması için kaleme alınmıştır. Kaynak gösterilse dahi makalenin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan makalenin bir bölümü, aktif link verilerek kullanılabilir. Yazarı ve kaynağı gösterilmeden kısmen ya da tamamen yayınlanması şahsi haklara ve fikri haklara aykırılık teşkil eder.)

--------

[1] Kamu davası henüz İlk Derece Mahkemesinde devam ettiği için davanın künyesine yer verilmemiştir.