1. Kanun “tek ev” demiyor

İcra ve İflâs Kanunu’nun 82. maddesi, borçlunun “hâline münasip evini” haczedilmez mallar arasında sayıyor. Bu ifade bilinçli bir tercih. Taşınmazın borçlunun tek konutu olması, tek başına haczedilmezlik sonucu doğurmuyor. Korumanın merkezinde borçlunun ve birlikte yaşadığı ailesinin barınma ihtiyacı var.

Bu nedenle mahkeme; ailenin nüfusu, sosyal ve ekonomik durumu, yaş, sağlık, iş ve eğitim ihtiyaçları, taşınmazın bulunduğu yer, büyüklüğü ve değeri gibi unsurları birlikte değerlendirir. Aynı büyüklükteki bir ev, farklı aileler açısından farklı sonuç doğurabilir. Meskeniyet şikâyeti, tapudaki konut sayısını saymaktan ibaret değildir.

2. Değeri ihtiyaçtan fazla olan ev satılabilir

Kanunun en çok gözden kaçan hükmü, hâline münasip evin değerinden daha yüksek değerdeki taşınmazlara ilişkindir. Borçlunun evi barınma ihtiyacını karşılamakla birlikte ekonomik olarak bu ihtiyacın çok üzerindeyse, taşınmazın satılması mümkündür. Satış bedelinden borçluya hâline münasip bir ev alabilecek tutar bırakılır; kalan kısım alacaklıya gider.

Dolayısıyla “tek evim var, hiçbir şekilde satılamaz” savunması, kanun sistemini tam yansıtmaz. Asıl tartışma, borçluya bırakılması gereken uygun konut bedelinin ne kadar olduğudur. Burada bilirkişinin yalnız haczedilen evin piyasa değerini değil, aynı çevrede borçlu ve ailesinin ihtiyacına uygun alternatif konutların güncel bedelini de araştırması gerekir.

3. Anayasa Mahkemesi ne dedi?

Anayasa Mahkemesi, E.2025/275, K.2026/83 sayılı ve 16 Nisan 2026 tarihli kararında İİK m.82/1-12’ye yönelik iptal istemini reddetti. Karar 6 Ağustos 2026 tarihli Resmî Gazete’de yayımlandı. Mahkeme, alacaklının alacağına kavuşma hakkı ile borçlunun barınma ve aile hayatı menfaatleri arasında kanunun kurduğu dengeyi Anayasa’ya aykırı bulmadı.

Kararın ikinci önemli yönü, hiç evi bulunmayan borçlunun diğer malvarlığından “ileride ev alabilmesi için” ayrıca bir tutarın haciz dışında bırakılmasının anayasal zorunluluk olarak görülmemesidir. Yani mevcut hâline münasip ev ile gelecekte edinilecek ev için ayrılacak sermaye aynı koruma içinde değerlendirilmiyor.

Burada bir hususun altını çizmek gerekir: Bu karar bir bireysel haciz kaldırma kararı değil, norm denetimi kararıdır. AYM “şu değer üzerindeki ev haczedilir” gibi bir sınır koymadı. Somut dosyada hâline münasiplik incelemesini yine icra mahkemesi yapacaktır.

4. Aile konutu şerhi ile meskeniyet aynı şey değildir

Uygulamada iki kurum sıkça birbirine karıştırılıyor. Türk Medenî Kanunu’nun 194. maddesindeki aile konutu koruması, eşlerin konut üzerindeki bazı hukuki işlemlerinde rıza şartı getirir. Meskeniyet ise İcra ve İflâs Kanunu’ndan doğan haczedilmezlik korumasıdır. Tapuda aile konutu şerhinin bulunması, cebrî icrada kendiliğinden haciz yasağı yaratmaz.

Aynı şekilde taşınmaz üzerinde ipotek bulunması da her durumda “meskeniyet hakkından vazgeçilmiştir” sonucuna otomatik olarak götürmemelidir. İpoteğin kuruluş nedeni, borcun kaynağı ve somut takip ilişkisi ayrıca incelenmelidir.

5. Süreyi kaçırmamak en az esasa ilişkin savunma kadar önemlidir

Meskeniyet şikâyetinde haczin öğrenilme tarihi, tebligatlar ve icra dosyasındaki işlemler baştan kontrol edilmelidir. Hâline münasiplik yönünden güçlü bir dosya, usul süresi kaçırılmışsa esastan incelenemeyebilir. Bu nedenle aile yapısı ve konut ihtiyacına ilişkin deliller kadar öğrenme tarihini gösteren belgeler de dosyanın temel parçasıdır.

Sonuç

Tek evin varlığı güçlü bir olgudur ama tek başına hukuki sonuç değildir. Kanunun koruduğu, borçlunun ve ailesinin somut koşulları bakımından hâline münasip evdir. Evin değeri bu ihtiyacın belirgin biçimde üzerindeyse satış gündeme gelebilir; buna karşılık borçluya uygun konut için gerçekçi ve güncel bir bedel bırakılması gerekir.

Bu nedenle meskeniyet dosyalarında ilk soru “kaç ev var?” değil; “bu aile için hangi ev hâline münasiptir, bu ihtiyaç hangi delille gösterilebilir ve şikâyet süresi ne zaman başlamıştır?” olmalıdır.

Av. Murat TEZCAN

Yararlanılan Kaynaklar

2004 sayılı İcra ve İflâs Kanunu, m.82 ve m.16.

AYM, E.2025/275, K.2026/83, 16.04.2026; RG 06.08.2026, Sayı 33332.

4721 sayılı Türk Medenî Kanunu, m.194.

Cenk Akil, “Yargıtay Kararları Işığında Hâline Münasip Evin Haczedilmezliği”, AÜHFD, 60(4).