Ceza yargılamasında kolluk tarafından düzenlenen tutanaklar, özellikle arama ve elkoyma işlemleri, uyuşturucu madde suçları, fiziki takip ve gizli soruşturmacı uygulamalarında önemli deliller arasında yer almaktadır. Hatta kimi davalarda mahkûmiyet hükmünün esaslı dayanağını bu tutanaklar oluşturmaktadır.
Kolluk tutanaklarının delil olarak değerlendirilmesinde kuşkusuz hukuki bir sakınca bulunmamaktadır. Ancak sorun, tutanakların içeriğinin sanık veya müdafi tarafından tartışmaya açılması ve tutanakta yazılanların gerçeği yansıtmadığının ileri sürülmesi durumunda ortaya çıkmaktadır.
Uygulamada, kolluk tutanağının aksini ortaya koymak amacıyla tutanak düzenleyicilerinin veya olaya ilişkin bilgi sahibi kişilerin tanık olarak dinlenmesi yönündeki taleplerin, “tutanağın resmî belge niteliğinde olduğu, aksinin ancak yazılı belgeyle ispatlanabileceği” veya “dosyada yeterli tutanak bulunduğu” gerekçeleriyle reddedildiğine rastlanmaktadır.
Kanaatimizce burada cevaplandırılması gereken temel soru şudur: Kolluk tarafından düzenlenen bir tutanağın resmî belge niteliğinde olması, içeriğinin doğruluğunun tanık beyanlarıyla sorgulanmasına engel midir?
Bu sorunun cevabı, ceza muhakemesinin delil sistemi, silahların eşitliği ilkesi, çelişmeli yargılama, masumiyet karinesi ve savunma hakkı birlikte değerlendirilerek verilmelidir.
I. KOLLUK TUTANAKLARININ DELİL DEĞERİ VE SERBEST DELİL SİSTEMİ
Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 217. maddesinin birinci fıkrasına göre hâkim, kararını ancak duruşmaya getirilmiş ve huzurunda tartışılmış delillere dayandırabilir. Aynı maddenin ikinci fıkrasında ise yüklenen suçun hukuka uygun bir şekilde elde edilmiş her türlü delille ispat edilebileceği düzenlenmiştir.
Bu düzenlemeler, ceza muhakemesinde belirli bir delil türüne peşinen üstünlük tanınmadığını göstermektedir. Kolluk tutanağı da bu kapsamda değerlendirilmesi gereken bir delildir. Tutanakta yazılanların doğruluğu, diğer deliller gibi yargılama sırasında tartışılabilir ve talep halinde tartışılmalıdır.
Bir belgenin kamu görevlisi tarafından düzenlenmiş olması ile belgede yer alan maddi olguların gerçeği yansıtması birbirinden farklı meselelerdir.
Örneğin bir arama tutanağında, aramanın kanunda öngörülen kişilerin huzurunda gerçekleştirildiği yazılmış olabilir. Ancak sanık, tutanakta isimleri bulunan kişilerin arama sırasında hazır olmadığını ileri sürebilir. Bu durumda tartışılması gereken husus, tutanağın resmî belge olup olmadığı değil, aramanın gerçekten tutanakta anlatıldığı şekilde yapılıp yapılmadığıdır.
Aynı şekilde kolluk tutanağında bir eşyanın rızayla teslim edildiğinin yazılması, eşyanın gerçekten rızayla teslim edildiğinin tartışmasız kabul edilmesini gerektirmez.
Tutanağın aksini ileri süren savunmanın, bu iddiasını desteklemek amacıyla tanık dinletmek veya tutanak düzenleyicilerinin dinlenmesini istemek suretiyle delil sunması ceza muhakemesinin bir parçasıdır. Çünkü ceza yargılamasında resmî belgenin varlığı, belgenin içeriğinin tartışılmasını engelleyen bir ispat yasağı oluşturmaz.
II. RESMÎ BELGEDE SAHTECİLİK İDDİASI İLE TUTANAĞIN AKSİNİN İSPATI AYNI ŞEY DEĞİLDİR
Uygulamada karşılaşılan önemli sorunlardan biri, kolluk tutanağının içeriğine yönelik itirazların, sanki resmî belgede sahtecilik iddiası olarak değerlendirilebilmesidir.
Bir belgenin sahte olarak düzenlenip düzenlenmediği, resmî belgede sahtecilik suçunun unsurlarının oluşup oluşmadığı ve bu suç nedeniyle kimlerin cezai sorumluluğunun bulunduğu ayrı bir hukuki değerlendirme konusudur.
Buna karşılık ceza yargılamasında savunmanın, arama tutanağında belirtilen kişilerin arama sırasında bulunmadığını veya aramanın tutanakta anlatıldığı şekilde gerçekleştirilmediğini ileri sürmesi, öncelikle yapılan işlemin hukuka uygunluğunun ve tutanağın delil değerinin araştırılmasına yöneliktir.
Örneğin bir arama tutanağında iki komşunun arama sırasında hazır bulunduğu belirtilmiş olsun. Sanık ise bu kişilerin aramaya katılmadığını, yalnızca tutanak düzenlendikten sonra imzalarının alındığını ileri sürsün. Sanık müdafinin bu kişilerin tanık olarak dinlenmesini istemesi, mutlaka kolluk görevlileri hakkında resmî belgede sahtecilik suçundan mahkûmiyet kararı verilmesini talep ettiği anlamına gelmez. Savunmanın asıl amacı, aramanın kanunda öngörülen usule uygun olarak gerçekleştirilip gerçekleştirilmediğini ortaya koymaktır.
Bu nedenle mahkemenin, tutanağın aksinin ancak başka bir yazılı belgeyle ispatlanabileceği gerekçesiyle tanık dinletme talebini reddetmesi, savunmanın ispat etmek istediği hususun yanlış nitelendirilmesi sonucunu doğurabilir.
Kaldı ki ceza muhakemesinde, tutanağın içeriğinin gerçeğe aykırı olduğunun ancak başka bir resmî belgeyle ispatlanabileceğine ilişkin genel bir kural bulunmamaktadır. Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 222. maddesinde, duruşmanın nasıl yapıldığının ve kanunda öngörülen usul ve esaslara uygun yürütülüp yürütülmediğinin ancak duruşma tutanağıyla ispatlanabileceği, bu tutanağa karşı yalnızca sahtecilik iddiasında bulunulabileceği düzenlenmiştir. Ancak bu hüküm, duruşma tutanaklarına özgü olup kolluk görevlilerinin soruşturma aşamasında düzenledikleri tutanakları kapsamamaktadır. Kanun koyucunun duruşma tutanakları bakımından açıkça öngördüğü bu özel ispat kuralının, kolluk tarafından düzenlenen arama, elkoyma, fiziki takip ve benzeri tutanaklara genişletilerek uygulanması mümkün değildir. Dolayısıyla kolluk tutanağında yer alan maddi olguların gerçeğe aykırı olduğunun ancak başka bir yazılı belgeyle ispatlanabileceği yönündeki yaklaşımın CMK'nin 222. maddesine dayandırılması da hukuken isabetli olmayacaktır.
Bir kolluk tutanağının aksinin tanık beyanıyla ortaya konulması, resmî belgenin sahteliğinin ancak belirli bir belge türüyle ispatlanabileceği düşüncesiyle engellenemez. Aksi yaklaşım, kolluk tutanağının içeriğini neredeyse kesin delil hâline getirir. Oysa ceza yargılamasında amaç, bir belgeye mutlak doğruluk yükleyerek onu korumak değil, maddi gerçeğin hukuka uygun yöntemlerle ortaya çıkarılmasını sağlamaktır.
III. UYGULAMADAN BİR ÖRNEK: ARAMA TUTANAĞININ AKSİNİ İSPATLAMAK İSTEYEN SAVUNMANIN TALEBİNİN REDDİ
Bir ceza yargılamasında, gerçekleştirilen aramanın hukuka aykırı olduğu müdafi tarafından ileri sürülmüş ve bu nedenle arama tutanağını düzenleyen kolluk görevlileri ile arama işlemine ilişkin bilgi sahibi başka bir kişinin daha tanık olarak dinlenmesi talep edilmiştir.
Mahkeme ise bu talebi şu gerekçeyle reddetmiştir: “Atılı suçun gereği ve resmi belgeye karşı sahtecilik iddiasının yazılı belge ile ispatının mümkün olması.”
Bu gerekçe, kanaatimizce ceza muhakemesinin ispat sistemi bakımından ciddi bir tartışmayı gerektirmektedir. Çünkü savunmanın talebi, arama tutanağının resmî belge niteliğini ortadan kaldırmak değil, tutanakta belirtilen olayların gerçekte o şekilde meydana gelip gelmediğinin araştırılmasıdır.
Mahkemenin önündeki uyuşmazlık, tutanağın hukuki niteliğinden önce, aramanın nasıl gerçekleştirildiği ve kanuni güvencelere uyulup uyulmadığıdır. Özellikle CMK'nin 119. maddesinde öngörülen arama tanıklarına ilişkin güvencelerin uygulanıp uygulanmadığının tartışıldığı bir davada, arama sırasında hazır bulunduğu belirtilen kişilerin dinlenmesi, maddi gerçeğin ortaya çıkarılması bakımından önemli olabilir. Bu kişilerin gerçekten aramada bulunup bulunmadıkları, hangi aşamada hazır edildikleri, aramanın hangi bölümüne tanıklık ettikleri ve tutanağı ne zaman imzaladıkları ancak beyanlarının alınmasıyla açıklığa kavuşturulabilecek hususlar olabilir.
Bu nedenle arama işleminin hukuka uygunluğunu etkileyebilecek somut itirazlar, yalnızca tutanağa dayanılarak karşılanamaz. Tutanakta anlatılanların gerçeği yansıtmadığının belirlenmesi, arama işleminin kanuni güvencelere uygunluğu ve arama sonucunda elde edilen delillerin hükme esas alınıp alınamayacağı bakımından önem taşıyabilir.
Savunmadan, bu iddialarını başka bir resmî belgeyle ispatlamasını beklemek, kanaatimizce fiilen imkânsıza yakın bir ispat yükümlülüğü getirmektedir. Zira böyle bir yaklaşımın kabulü hâlinde, savunmadan beklenen nedir? Tutanakta gerçeğe aykırı hususlara yer verildiğini ileri süren savunmanın, tutanağı düzenleyen kolluk görevlilerinden, “Tutanağı düzenlerken gerçekte meydana gelmeyen olayları da gerçekleşmiş gibi yazdık.” şeklinde imzalı bir belge alması mı beklenmektedir? Böyle bir belgenin temin edilmesinin mümkün olmayacağı izahtan uzaktır.
Savunmanın tanık dinleterek ortaya koymak istediği hususların ancak yazılı belgeyle ispatlanabileceğinin kabulü, gerçekte tutanağın aksinin ispatını imkânsız hâle getirmekten başka bir sonuç doğurmayacaktır.
IV. ANAYASA MAHKEMESİNİN GÜRBET ÇOBAN KARARI
Anayasa Mahkemesi, Gürbet Çoban Başvurusu'nda (B. No: 2019/38857, 17.11.2021) kolluk tutanağına üstünlük tanınması sorununu silahların eşitliği ilkesi kapsamında incelemiştir.
Başvurunun konusu, saat 22.00'den sonra alkollü içki satışı yapıldığı gerekçesiyle uygulanan idari para cezasıdır. Başvurucu, tutanakta belirtilen saatte satış yapmadığını, kolluk görevlilerinin düzenlediği tutanağın gerçeği yansıtmadığını ileri sürmüştür. Bu iddiasını desteklemek amacıyla tanık beyanlarına ve tutanaktaki çelişkilere dayanmıştır. Ancak başvuruyu inceleyen hâkimlik, kolluk tutanağını esas alarak itirazı reddetmiştir.
Anayasa Mahkemesi, kamu görevlileri tarafından düzenlenen tutanakların içeriğinin gerçekliğinin karine olarak kabul edilmesinin, bunlara karşı etkili bir itiraz imkânı tanınmadığında bireyi devlet karşısında dezavantajlı duruma düşüreceğine dikkat çekmiştir.
Kararın 44. paragrafında, idare tarafından düzenlenen belgelerin içeriğinin gerçekliğinin dava konusu edildiği bir yargılamada, hâkimin bu karineyi uygulamasının bireyi devlete karşı dezavantajlı bir konuma sokacağından silahların eşitliği ilkesini zedeleyebileceği açıklanmıştır.
Kararın 45. paragrafı, inceleme konusu uyuşmazlık idari para cezasına ilişkin olmakla birlikte, doğrudan ceza yargılamasında geçerli olan ispat ilkelerini ortaya koyması bakımından özel bir öneme sahiptir.
Anayasa Mahkemesi bu paragrafta, kamu görevlilerince düzenlenen tutanaklarla delillendirilen suç isnatlarında, sanığın tutanağın güvenilirliğine ve gerçekliğine yönelik itirazlarının tarafsız ve nesnel biçimde değerlendirilmesi gerektiğini vurgulamıştır. Daha da önemlisi, maddi gerçeğe ulaşmayı amaçlayan ceza yargılamasında, kamu görevlilerince düzenlenen tutanakların aksinin ispatında herhangi bir delil sınırlamasının düşünülemeyeceğini açıkça ifade etmiştir.
Bu tespit karşısında, kolluk tutanağının aksinin ancak başka bir yazılı belgeyle ispatlanabileceği gerekçesiyle savunmanın tanık dinletme talebinin reddedilmesi, Anayasa Mahkemesinin ortaya koyduğu ilkelerle açıkça çelişmektedir. Çünkü Anayasa Mahkemesine göre, suçun işlendiği konusunda tam bir vicdani kanaate ulaşılması ve her türlü şüphenin giderilmesi gereken ceza yargılamasında, sanığın delil sunma konusunda tam bir serbestiye sahip olması gerekir. Mahkeme, aksi durumda sanığın masum sayılmasının bir anlamının kalmayacağını da özellikle belirtmiştir.
Kanaatimizce bu karar karşısında, kolluk tutanaklarının aksinin tanık beyanlarıyla ispatlanamayacağı yönündeki yaklaşımın hukuken savunulabilir bir tarafı bulunmamaktadır. Mahkemeler, CMK'nin 206. maddesindeki koşulların varlığı hâlinde delil toplama taleplerini reddedebilir iseler de sırf tutanağın resmî belge niteliğinde olması nedeniyle tanık dinletme talebinin reddedilmesi, Anayasa Mahkemesinin açıkça kabul ettiği delil sunma serbestisiyle bağdaşmamaktadır.
Kararın 50. paragrafında yapılan değerlendirme ise özellikle dikkat çekicidir: Mahkeme, kamu görevlilerince düzenlenen tutanakların doğruluğuna ilişkin karinenin aksi ispat edilebilir nitelikte olmasına rağmen, başvurucunun bu karinenin aksini ortaya koymak amacıyla ileri sürdüğü iddia ve itirazların değerlendirilmemesi nedeniyle karinenin somut olayda başvurucuyu otomatik olarak suçlu hâle getirdiğini açıkça belirtmiştir. Anayasa Mahkemesine göre başvurucuya şeklen savunma imkânı tanınmış olması da bu sonucu değiştirmemektedir. Zira kolluk tutanağına peşinen üstünlük tanınması savunmayı anlamsız hâle getirmiş ve başvurucuyu kamu otoritesi karşısında dezavantajlı konuma düşürmüştür.
Kanaatimizce bu tespit, ceza yargılamasında kolluk tutanaklarının aksinin ispatı bakımından son derece önemlidir. Savunmanın tutanağın doğruluğunu sorgulamak amacıyla gösterdiği tanıkların dinlenmesi talebinin yalnızca tutanağın mevcut olduğu veya resmî belge niteliği taşıdığı gerekçesiyle reddedilmesi tutanağın içeriğinin peşinen doğru, dolayısıyla sanığın da isnat edilen fiili işlemiş kabul edilmesi tehlikesini doğurmaktadır. Böyle bir yaklaşım, masumiyet karinesini zedeleyebileceği gibi savunma hakkını da yalnızca şeklen tanınmış bir hakka dönüştürebilir.
V. YUNUS ACAR KARARI: TUTANAĞIN AKSİNİ İSPAT ETME İMKÂNI GERÇEK OLMALIDIR
Anayasa Mahkemesi, Yunus Acar Başvurusu'nda (B. No: 2020/34667, 24.05.2023) aynı sorunu bir başka olay üzerinden değerlendirmiştir.
Başvurucu hakkında, alkol ölçüm cihazını kullanmayı kabul etmediği gerekçesiyle idari para cezası uygulanmış ve sürücü belgesi iki yıl süreyle geri alınmıştır. Başvurucu ise alkol ölçümünü reddetmediğini, cihazı kullanmaya çalıştığını ancak ölçümün gerçekleşmediğini ileri sürmüştür. Ayrıca olaydan kısa süre sonra hastanede yaptırdığı alkol testinin negatif çıktığını belirtmiştir. İtirazı inceleyen hâkimlik, kolluk görevlilerince düzenlenen tutanağın aksini ortaya koyacak yeterli ve geçerli belge sunulmadığı gerekçesiyle başvuruyu reddetmiştir.
Anayasa Mahkemesi, bu yaklaşımı silahların eşitliği ilkesi yönünden incelemiştir.
Kararın 14. paragrafında, başvurucunun alkol ölçüm cihazını kullanmayı kabul etmeme eyleminin kolluk görevlilerinin düzenlediği tutanağa dayanılarak kabul edildiği belirtilmiştir. Ancak başvurucu, tutanağın içeriğinin gerçeği yansıtmadığını ileri sürmüş olmasına rağmen bu iddiaları değerlendirilmemiştir.
Anayasa Mahkemesi, kararın 15. paragrafında, ispat yükünü tersine çevirecek nitelikteki bu yaklaşımın, kusura dayalı yargılamalarda adil yargılanma hakkı yönünden sorun oluşturduğunu açıklamıştır.
Kararın 16. paragrafında ise başvurucunun iddialarının araştırılması bakımından olayın tanıklarının dinlenmesi, varsa kamera kayıtlarının değerlendirilmesi ve alkol ölçüm cihazının sağlamlığı ile kalibrasyonuna ilişkin hususların incelenmesi gibi yöntemlerin etkili olabileceğine işaret edilmiştir.
Sonuçta Anayasa Mahkemesi, başvurucunun tutanağın aksini ispatlayacak delil gösteremediği gerekçesiyle itirazının reddedilmesini savunmanın esaslı iddiaları incelenmediği için silahların eşitliği ilkesine aykırı bulmuştur.
Bir yandan kolluk tutanağının aksinin ispatlanabileceği kabul edilirken diğer yandan kişinin bu amaçla gösterdiği delillerin araştırılmasının engellenmesi ispat imkânını fiilen ortadan kaldırır. Yunus Acar kararı, itiraz hakkının yalnızca kâğıt üzerinde tanınmasının yeterli olmadığını göstermektedir.
VI. ANAYASA MAHKEMESİ KARARLARININ CEZA YARGILAMASINA ETKİSİ VE İSPAT YÜKÜ
Gurbet Çoban ve Yunus Acar kararları, ceza mahkemelerinde yürütülen yargılamalara ilişkin olmayıp idari yaptırımlara karşı yapılan başvurular üzerine verilmiştir. Ancak bu durum, söz konusu kararların ceza yargılaması bakımından taşıdığı önemi azaltmamaktadır. Gurbet Çoban kararının 45. paragrafında doğrudan ceza muhakemesinin ispat ilkelerine değinilmesi, bu kararların öneminin yalnızca idari yaptırımlara ilişkin tespitlerin kıyasen uygulanmasından ibaret olmadığını göstermektedir. Bu ilkelerin ceza mahkemelerinde somut karşılığı, savunmanın tutanağın içeriğini ve elde ediliş koşullarını etkili biçimde tartışabilmesidir.
Ceza muhakemesinde kolluk tutanağının resmî belge olması ona diğer deliller karşısında peşinen üstünlük kazandırmaz. Bu nedenle savunmanın, tutanağın aksini ortaya koymak amacıyla gösterdiği tanıkların yalnızca belgenin resmî niteliği gerekçe gösterilerek dinlenmemesi adil yargılanma güvenceleriyle bağdaşmaz.
Nitekim CMK'nin 217. maddesi, hâkimin kararını ancak duruşmaya getirilmiş ve huzurunda tartışılmış delillere dayandırabileceğini düzenlerken, 206. maddesinin ikinci fıkrası delil ortaya koyma isteminin hangi hâllerde reddedilebileceğini açıkça göstermektedir. Bu hükümler birlikte değerlendirildiğinde, savunmanın davanın sonucunu etkileyebilecek somut bir olguyu ortaya koymak amacıyla gösterdiği tanıkların dinlenmesi talebinin yalnızca kolluk tutanağının mevcut olduğu veya resmî belge niteliği taşıdığı gerekçesiyle reddedilmesi doğru değildir düşüncesindeyiz. Cünkü aksinin kabulü, kanunda öngörülmeyen bir delil sınırlamasının yargısal uygulamayla oluşturulması sonucunu doğuracaktır.
Öte yandan CMK’nin 207. maddesi de delilin veya ispat edilmek istenen olayın geç bildirilmiş olmasının tek başına delil ortaya koyma isteminin reddini gerektirmeyeceğini düzenlemektedir; ki bu düzenleme, savunmanın delil sunma imkânının usulî gerekçelerle gereksiz yere daraltılmaması gerektiğinin başka bir göstergesidir.
Özellikle mahkûmiyete esas alınabilecek bir delilin hukuka uygunluğu tartışıldığında, savunmanın ileri sürdüğü somut hukuka aykırılıkların mahkemece araştırılması ve bu konuda gösterilen delillerin etkili biçimde değerlendirilmesi gerekir. Mahkeme CMK’nin 206. maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde bir delil istemini reddedebilir ise de ret kararının, savunmanın esaslı iddialarını karşılayan somut ve denetlenebilir gerekçelere dayanması zorunludur. Aksi durumda savunma, delilin güvenilirliğini ve hukuka uygunluğunu sorgulama olanağından yoksun bırakılabilir.
Anayasa Mahkemesinin her iki kararında da kamu görevlilerinin düzenlediği tutanakların delil değeri bütünüyle reddedilmemiştir. Eleştirilen husus, bu tutanakların doğruluğuna ilişkin karinenin savunmanın esaslı itirazlarını etkisiz kılacak şekilde uygulanmasıdır. İtirazların araştırılması, iddia makamının ispat yükünün sanığa aktarılmaması bakımından da zorunludur.
Ceza muhakemesinde suç isnadını ispat yükü iddia makamına aittir; sanığın suçsuzluğunu kanıtlama yükümlülüğü bulunmamaktadır. Buna rağmen kolluk tutanağının doğru olduğu peşinen kabul edilerek sanıktan aksini ispatlaması beklenir ve bu amaçla gösterdiği tanıkların dinlenmesi de engellenirse ispat yükü fiilen tersine çevrilmiş olur. Gurbet Çoban kararının 50. paragrafında işaret edilen, aksi ispatlanabilir bir karinenin kişiyi otomatik olarak suçlu konumuna düşürmesi tehlikesi ceza yargılamasında bu noktada önem kazanmaktadır.
VII. ÖRNEK BİR UYGULAMA: GİZLİ SORUŞTURMACILARIN DİNLENMESİ TALEBİNİN REDDİ
Benzer bir sorun, gizli soruşturmacı görevlendirilen uyuşturucu madde suçlarına ilişkin yargılamalarda da ortaya çıkmaktadır.
Ağır ceza mahkemesindeki yargılamada, gizli soruşturmacıların birinci ve ikinci alım işlemlerinde kışkırtıcı ajanlık yaptıkları, ayrıca araç içerisinde ses ve görüntü kaydı aldıkları ileri sürülmüştür. Savunma, bu işlemlerin hukuka uygunluğunun araştırılması ve gizli soruşturmacıların faaliyetlerinin denetlenmesi amacıyla soruşturmacıların tanık olarak dinlenmesini talep etmiştir. Ancak mahkeme, “dosyadaki soruşturmacı raporlarını” dikkate alarak dinleme talebini reddetmiştir.
Savunma, soruşturmacıların suç işlemeye yönlendirmede bulunduğunu veya yetkilerinin sınırlarını aştığını ileri sürdüğüne göre, bu iddiaların araştırılması için soruşturmacıların hangi koşullarda hareket ettikleri, şüpheliyle nasıl iletişim kurdukları, suç işleme kararının oluşumunda rol oynayıp oynamadıkları AİHM ve Yargıtay kararlarında vurgulandığı üzere kışkırtıcı ajanlık yapıp yapmadıkları ve kayıt işlemlerini nerede gerçekleştirdikleri önem taşımaktadır. Talebe karşılık, dinlenmesi istenen kişilerin hazırladığı raporların varlığı gerekçe gösterilerek kolluk görevlilerinin dinlenmeleri talebinin reddedilmesi, kanaatimizce savunmanın ileri sürdüğü hukuka aykırılık iddialarının etkili biçimde araştırılmasını engelleyebilecek niteliktedir.
Elbette gizli soruşturmacıların kimliklerinin korunması ve güvenliklerinin sağlanması gerektiği göz ardı edilemez. Ancak bu gereklilik, faaliyetlerinin hiçbir şekilde yargısal denetime tabi tutulamayacağı anlamına gelmez. Kimliklerinin korunmasını sağlayacak usullerle dinlenmeleri veya savunmanın ileri sürdüğü somut iddiaların başka etkili yöntemlerle araştırılması pekala mümkündür.
Gizli soruşturmacının hazırladığı raporun varlığı, o raporda anlatılan olayların doğruluğunu kendiliğinden ve tartışmasız biçimde ortaya koymaz.
Kaldı ki gizli soruşturmacılar tarafından düzenlenen raporların mutlaka gerçeği yansıttığı yönündeki ön kabulün hukuki dayanağı nedir? Kamu görevlilerinin düzenlediği bütün belgelerin, sırf kamu görevlisi tarafından düzenlenmiş olmaları nedeniyle mutlak doğru kabul edilmesi mümkün müdür?
Kamu görevlileri yanılabilir, olayları eksik veya hatalı değerlendirebilir, hatta gerçeğe aykırı tutanaklar da düzenleyebilirler. Bu nedenle kolluk tutanaklarının güvenilirliği, savunmanın ileri sürdüğü somut itirazlar çerçevesinde araştırılmalıdır.
Kanaatimizce burada belirleyici olan tutanakları kimin düzenlediği değil, tutanaklarda anlatılan hususların ne ölçüde doğrulanabildiği ve delilin hukuka uygun yöntemlerle elde edilip edilmediğidir. Kolluk tutanaklarının doğruluğuna ilişkin bir karine, savunmanın bu tutanakların aksini ortaya koyma hakkını ortadan kaldıracak şekilde yorumlanamaz.
VIII. DOĞRULUĞU TARTIŞILAN TUTANAK, KENDİ DOĞRULUĞUNUN DELİLİ OLABİLİR Mİ?
Bir ceza yargılamasında savunma, kolluk tutanağında yazılanların gerçeği yansıtmadığını ileri sürmektedir. Mahkeme ise tutanağın dosyada mevcut olduğunu ve içeriğinde olayın anlatıldığını belirterek tutanak düzenleyicilerinin dinlenmesi talebini reddetmektedir. Bu durumda şu soru ortaya çıkmaktadır: Doğruluğu tartışılan bir tutanağın, yine o tutanağın varlığına dayanılarak doğru kabul edilmesi hukuken mümkün müdür?
Kanaatimizce böyle bir yaklaşım, ispat bakımından döngüsel bir gerekçelendirme sorunu doğurur. Çünkü savunmanın itirazı zaten tutanağın içeriğine yöneliktir; bu içeriği denetleyecek delilin, yine tutanağın varlığına dayanılarak reddedilmesi, araştırılması gereken hususun peşinen doğru kabul edilmesi anlamına gelir.
Bu noktada bir ayrım yapılmalıdır. Mahkeme, dosyadaki diğer bağımsız delillerle birlikte yaptığı değerlendirme sonucunda tutanak tanığının/tanıklarının dinlenmesinin gereksiz olduğuna karar verebilir. Ancak yalnızca doğruluğu tartışılan tutanağın varlığına dayanılarak dinleme talebinin reddedilmesi farklı bir durumdur. İlkinde deliller değerlendirilmekte, ikincisinde ise araştırılması gereken olgu peşinen doğru kabul edilmektedir. Bir delilin güvenilirliği tartışılıyorsa, o delilin içeriği tek başına güvenilirliğinin gerekçesi hâline getirilemez.
IX. TUTANAK DÜZENLEYİCİLERİNİN DİNLENMESİ VE CMK 201 KAPSAMINDA DOĞRUDAN SORU SORMA HAKKI
Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 201. maddesinde düzenlenen doğrudan soru yöneltme hakkı savunmanın delilleri denetleyebilmesi bakımından önemli bir güvencedir.
Tutanak düzenleyicisinin tanık olarak dinlenmesi hâlinde müdafi, tutanakta yer alan hususların nasıl tespit edildiğini, işlem sırasında kimlerin bulunduğunu, tutanak ile diğer deliller arasındaki farklılıkların neden kaynaklandığını doğrudan sorularla araştırabilir.
Örneğin bir arama tutanağında hazır bulunduğu belirtilen kişilerin gerçekten arama sırasında bulunup bulunmadığı, tutanağın olay yerinde mi yoksa sonradan mı düzenlendiği, imzaların hangi aşamada alındığı ve aramanın hangi sırayla gerçekleştirildiği sorulabilir. Bu soruların amacı, kamu görevlilerini peşinen gerçeğe aykırı işlem yapmakla suçlamak değildir. Amaç, mahkûmiyete esas alınabilecek bir delilin güvenilirliğinin ve elde ediliş biçiminin yargılama sırasında denetlenmesidir. Bu yolla tutanakta yer alan anlatımların duruşmadaki açıklamalarla karşılaştırılması ve varsa çelişkilerin giderilmesi mümkün hâle gelir.
Savunmanın tutanak düzenleyicilerinin dinlenmesini istemesi mahkûmiyete esas alınabilecek bir delilin güvenilirliğini, elde ediliş koşullarını ve hukuka uygunluğunu sorgulama amacını taşır. Kanaatimizce, bu amaçla gösterilen tanıkların hukuken yeterli bir gerekçe bulunmaksızın dinlenmemesi, CMK’nin 201. maddesi kapsamında savunmanın delilleri doğrudan sorularla sorgulama ve denetleme imkânını önemli ölçüde sınırlandırabilir.
X. SONUÇ: KOLLUK TUTANAĞI DELİLDİR, TARTIŞILMAZ GERÇEK DEĞİLDİR
Kolluk tutanakları ceza yargılamasında önemli delillerdir. Ancak resmî belge niteliği, tutanakta anlatılan olayların doğruluğunu yargısal denetimden bağışık kılmaz.Çünkü ceza muhakemesinin amacı tutanağın içeriğini peşinen doğru kabul etmek değil, maddi gerçeğe hukuka uygun yöntemlerle ulaşmaktır. Bu nedenle tutanakta anlatılan olayların gerçekleşme biçimine yönelik somut ve davanın sonucunu etkileyebilecek itirazlar etkili biçimde incelenmelidir.
Özellikle arama ve elkoyma işlemlerinin hukuka uygunluğunun tartışıldığı davalarda, tutanak düzenleyicilerinin ve işlem sırasında hazır bulunduğu belirtilen kişilerin dinlenmesi taleplerinin peşinen reddedilmesi savunmanın delilin güvenilirliğini denetleme imkânını ortadan kaldırabilir.
Anayasa Mahkemesinin Gurbet Çoban ve Yunus Acar kararları, resmî tutanakların doğruluğuna ilişkin karinenin savunma hakkını etkisizleştirecek biçimde uygulanamayacağını ortaya koymaktadır.
Bu kararlar ışığında, tutanağın aksinin yalnızca başka bir resmî veya yazılı belgeyle ispatlanabileceği yönündeki kategorik yaklaşımın ceza muhakemesinde kabulü mümkün değildir.
Doğruluğu tartışılan bir tutanağın kendi içeriğiyle doğrulanması da yeterli bir gerekçe oluşturmaz; esas olan somut itirazların bağımsız delillerle ve çelişmeli yargılama içinde değerlendirilmesidir.
Tutanağın doğruluğu tartışılıyorsa çözüm, savunmanın getirtilmesini istediği delillerin getirilmesini engellemek değil, bu delillerin hukuka uygunluğunu savunmada ileri sürülen gerekçeler bağlamında irdeleyerek uyuşmazlığı bir çözüme kavuşturmaktır.
Next