Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının kamu görevlileri bakımından doğurduğu sonuçlar, uzun süredir uygulamada tartışılan konulardan biridir.
Özellikle hakkında HAGB kararı verilen bir kamu görevlisinin bu karar gerekçe gösterilerek memuriyetine son verilip verilemeyeceği veya HAGB’ye konu eylemin devlet memurluğundan çıkarma cezasına dayanak yapılıp yapılamayacağı önem taşımaktadır.
Anayasa Mahkemesinin A.B. Başvurusu, B. No: 2022/91046, 3/3/2026 tarihli son kararı, konunun yeniden değerlendirilmesini gerekli kılmıştır.
Kanaatimizce mesele değerlendirilirken iki farklı hukuki durum birbirinden ayrılmalıdır:
Birincisi, HAGB kararının 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun 48 ve 98. maddeleri kapsamında memuriyete engel bir mahkûmiyet olarak kabul edilip edilemeyeceğidir.
İkincisi ise HAGB kararına konu olan fiilin, ceza mahkemesinin kararından bağımsız olarak disiplin hukuku yönünden değerlendirilip değerlendirilemeyeceğidir.
Bu ayrım yapılmadan varılacak sonuçlar hatalı olacaktır.
HAGB, Kesinleşmiş Bir Mahkûmiyet Hükmü Değildir
Hükmün açıklanmasının geri bırakılmasının en önemli özelliği, kurulan hükmün sanık hakkında hukuki sonuç doğurmamasıdır.
Bu nedenle HAGB kararı ile kesinleşmiş mahkûmiyet hükmünün aynı hukuki sonucu doğurduğunun kabul edilmesi mümkün değildir.
Anayasa Mahkemesi de Onurhan Demirkol, B. No: 2019/27344, 8/2/2024 kararında bu hususu oldukça açık biçimde ortaya koymuştur.
Mahkemeye göre HAGB, Anayasa’nın 38. maddesi anlamında kişinin suçluluğunu hükmen sabit hâle getiren kesinleşmiş bir hüküm değildir.
AYM bunun doğal sonucu olarak HAGB kararının hukuki sonuç doğurmamasının, herhangi bir idari tasarrufun veya yargı kararının HAGB kararına “doğrudan ve kategorik olarak” dayandırılmamasını gerektirdiğini belirtmiştir.
Anayasa Mahkemesi söz konusu kararında, ceza yargılamasında yer alan bilgi ve belgelere ulaşılarak söz konusu verilerin güvenlik soruşturmasına olan etkisinin değerlendirilmesinin önünde -masumiyet karinesine uygun olmak koşuluyla- herhangi bir engel bulunmadığını, mahkemenin ceza yargılamasında yer alan verilerin güvenlik soruşturmasına olan etkisini ortaya koyması gerektiğini, olayda ise mahkemenin, HAGB kararına ve devam eden ceza yargılamalarına konu fiilleri esas almakla birlikte ceza yargılamasında yer alan olguların göreve olumsuz etkisini irdelemediğini belirtmiştir.
Bu tespit önemlidir.
Çünkü HAGB kararının varlığı ile suçun sabit olduğu sonucuna ulaşılması arasında uygulamada zaman zaman kurulan otomatik bağlantının hukuken doğru olmadığını göstermektedir.
HAGB Nedeniyle Memuriyete Son Verilebilir mi?
657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun 48/A-5. maddesinde devlet memurluğuna alınmaya engel mahkûmiyetler düzenlenmiştir.
Aynı Kanun’un 98/b maddesinde ise memurluğa alınma şartlarından herhangi birinin sonradan kaybedilmesi hâlinde memurluğun sona ereceği hüküm altına alınmıştır.
Burada kanunun aradığı hukuki durum mahkûmiyettir. Oysa HAGB, kesinleşmiş mahkûmiyet niteliğinde değildir.
Danıştayın konuya ilişkin eski tarihli kararlarında da bu ayrım açıkça yapılmıştır.
Nitekim Danıştay 12. Dairesinin E.2007/2534, K.2008/4502 sayılı kararında, hakkında HAGB kararı bulunan kişinin memuriyetine engel bir mahkûmiyet hükmünün bulunduğundan söz edilemeyeceği kabul edilmiştir.
Benzer hukuki yaklaşım Danıştay 12. Dairesinin E.2010/1591, K.2013/439 sayılı kararında da ceza mahkemesi mahkûmiyet hükmünün sonradan verilen ek karar ile Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılmasına (HAGB) uyarlanması durumunda, bu mahkûmiyetin memuriyete son verme işlemi için hukuki temel oluşturamayacağına hükmetmiştir
Dolayısıyla HAGB kararının, 657 sayılı Kanun’un 48/A-5. maddesinde belirtilen kesinleşmiş mahkûmiyetlerden biriymiş gibi değerlendirilerek aynı Kanun’un 98/b maddesi uyarınca memuriyete son verilmesine doğrudan dayanak yapılması mümkün değildir.
Başka bir ifadeyle; HAGB kararı, memuriyete engel bir mahkûmiyet değildir.
Peki HAGB’ye Konu Fiil Nedeniyle Memuriyetten Çıkarma Cezası Verilebilir mi?
Asıl dikkat edilmesi gereken nokta buradadır.
HAGB kararının memuriyete engel bir mahkûmiyet sayılamaması ile HAGB’ye konu eylemin disiplin hukuku yönünden hiçbir şekilde değerlendirilemeyeceği aynı şey değildir.
Ceza soruşturması ve kovuşturması ile disiplin soruşturması birbirinden farklı hukuki alanlardır.
Bu nedenle bir kamu görevlisinin ceza yargılamasına konu olan eylemi aynı zamanda disiplin mevzuatı kapsamında bir disiplin suçu oluşturuyorsa idarenin bu eylemi disiplin hukuku yönünden incelemesine kural olarak engel bulunmamaktadır.
Ancak burada çok önemli bir sınır vardır: Disiplin cezasının dayanağı HAGB kararının kendisi değil, disiplin soruşturmasında bağımsız olarak ortaya konulan fiil ve deliller olmalıdır.
İdare, “Ceza mahkemesi HAGB kararı verdiğine göre kişi bu suçu işlemiştir.” şeklinde bir kabulden hareket edemez.
Fiilin disiplin hukuku bakımından ayrıca araştırılması ve disiplin soruşturmasında elde edilen delillerle sübuta erdiğinin ortaya konulması gerekir.
Anayasa Mahkemesinin 3 Mart 2026 Tarihli Kararı
Anayasa Mahkemesinin A.B. Başvurusu, B. No: 2022/91046, 3/3/2026 tarihli kararı tam da bu noktada önem taşımaktadır.
Başvuru, devlet memurluğundan çıkarma disiplin cezasının iptali istemiyle açılan davada verilen karar nedeniyle gerekçeli karar hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
Başvurucu hakkında ceza yargılaması sonucunda HAGB kararı verilmiş, ayrıca disiplin hukuku kapsamında devlet memurluğundan çıkarma cezası uygulanmıştır.
Başvurucu idari yargılama sırasında, diğer hususların yanında, HAGB kararının memuriyete engel teşkil etmediğini ileri sürmüştür.
Anayasa Mahkemesi incelemesinde daha önceki HAGB içtihadına da atıfta bulunmuştur.
Kararda, HAGB'nin kesinleşmiş mahkûmiyet niteliğinde olmadığı ve hakkında HAGB kararı verilen kişinin söz konusu eylem veya suç yönünden masumiyetinin devam ettiği yönündeki anayasal yaklaşım hatırlatılmıştır.
Somut olayda dikkat çeken husus ise disiplin soruşturmasında mevcut olan delillerin değerlendirilme biçimidir.
Başvurucu; kamera kayıtlarının, lehine olan tanık anlatımlarının ve disiplin soruşturmasının eksik yürütüldüğüne ilişkin iddialarının yeterince değerlendirilmediğini ileri sürmüştür.
Anayasa Mahkemesi, başvurucunun uyuşmazlığın sonucunu değiştirebilecek nitelikteki bu iddialarının derece mahkemelerince yeterli biçimde karşılanmadığını belirlemiştir.
Mahkeme özellikle, idari yargı mercilerinin HAGB ile sonuçlanan ceza yargılamasındaki değerlendirmelerle yetinmek yerine disiplin dosyasındaki maddi olay ve delilleri incelemesi gerektiğini ortaya koymuştur.
Sonuçta Anayasa Mahkemesi gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine karar vermiş ve ihlalin sonuçlarının giderilmesi amacıyla yeniden yargılama yapılmak üzere kararın ilgili idare mahkemesine gönderilmesine hükmetmiştir.
Burada kararın kapsamını doğru belirlemek gerekir.
AYM, başvurucunun disiplin suçu işlemediğine veya mutlaka göreve iade edilmesi gerektiğine karar vermemiştir.
Mahkemenin üzerinde durduğu temel sorun, uyuşmazlığın sonucuna etkili iddia ve delillerin gereği gibi değerlendirilmemiş olmasıdır.
Ceza Mahkemesinin HAGB Kararı Disiplin Soruşturmasında Tek Başına Yeterli Değildir
Danıştayın konuya yaklaşımı da aynı ayrım üzerine kuruludur.
Danıştay 12. Dairesinin E.2019/7400, K.2023/1329 sayılı kararında, HAGB kararının kesinleşmiş bir mahkûmiyet hükmü niteliğinde olmaması nedeniyle disiplin soruşturmasında eylemin sübutunun tek başına delili olarak kabul edilemeyeceği yönünde değerlendirme yapılmıştır.
Bunun anlamı açıktır: Disiplin makamı ceza dosyasındaki maddi olgulardan tamamen bağımsız hareket etmek zorunda değildir. Ceza dosyasındaki bilgi ve belgeler elbette incelenebilir. Ancak ceza mahkemesinin ulaştığı ve HAGB nedeniyle kesinleşmiş bir mahkûmiyet sonucuna dönüşmeyen kanaatin doğrudan disiplin soruşturmasına taşınması yeterli değildir.
Tanık beyanları, kamera görüntüleri, tutanaklar, belgeler, savunmalar ve diğer deliller disiplin hukuku bakımından ayrıca değerlendirilmelidir.
Anayasa Mahkemesinin Onurhan Demirkol kararındaki yaklaşımı da bunu desteklemektedir. AYM, HAGB'nin kesinleşmiş hüküm olmadığını ve idari makamların ceza mahkemesinin açıklanmamış hükmüne dayanmak yerine olay ve olguları kendilerinin değerlendirerek idari bir sonuca ulaşmaları gerektiğini açıkça belirtmektedir.
Masumiyet Karinesi Yönünden Sorun
Konunun bir diğer boyutu masumiyet karinesidir.
Anayasa’nın 38. maddesine göre suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar kimse suçlu sayılamaz.
HAGB kararında ise suçluluğu kesin hükümle sabit hâle getiren bir mahkûmiyet bulunmamaktadır.
Bu nedenle idari makamların ve idari yargı mercilerinin kullandıkları dil de önem taşımaktadır.
Hakkında HAGB bulunan kişi için; “Suçu işlemiştir”, “suç işlediği sabittir” veya “mahkeme tarafından suçlu bulunmuştur” şeklindeki değerlendirmeler, HAGB kurumunun hukuki niteliğiyle bağdaşmayacağı gibi masumiyet karinesi yönünden de sorun oluşturabilir.
AYM'nin yerleşik yaklaşımında masumiyet karinesi yalnızca ceza mahkemelerini bağlayan bir güvence olarak görülmemektedir. Kesinleşmiş bir mahkûmiyet bulunmadığı sürece diğer kamu makamlarının da kişiyi suçlu olarak nitelendirmekten veya suçlu olduğu izlenimini doğuracak ifadeler kullanmaktan kaçınması gerekir.
Bununla birlikte aynı maddi olayın disiplin hukuku bakımından değerlendirilmesi masumiyet karinesini kendiliğinden ihlal etmez.
Önemli olan, disiplin makamının ceza hukuku anlamında bir suçluluk tespiti yapmaması; kendi görev alanı içinde kalması ve disiplin fiilini bağımsız deliller üzerinden değerlendirmesidir.
Sonuç
Anayasa Mahkemesi ve Danıştay kararları birlikte değerlendirildiğinde kanaatimizce üç temel sonuca ulaşmak mümkündür.
Birincisi; HAGB kararı kesinleşmiş bir mahkûmiyet değildir. Bu nedenle yalnızca HAGB kararının varlığından hareketle 657 sayılı Kanun'un 48/A-5 ve 98/b maddeleri kapsamında memuriyete son verilmesi mümkün değildir.
İkincisi; HAGB kararı, devlet memurluğundan çıkarma dâhil bir disiplin cezası bakımından fiilin işlendiğinin tek başına kanıtı olarak kabul edilemez.
Üçüncüsü; HAGB'ye konu eylemin aynı zamanda disiplin suçu oluşturduğu ileri sürülüyorsa idare bu fiili bağımsız olarak soruşturabilir. Ancak disiplin yaptırımının dayanağı HAGB kararı değil, disiplin soruşturmasında hukuka uygun şekilde elde edilen ve değerlendirilen deliller olmalıdır.
Dolayısıyla;
HAGB'ye dayanarak memuriyetten çıkarmak ile HAGB'ye konu fiili disiplin hukuku bakımından bağımsız delillerle ortaya koyarak disiplin cezası vermek aynı şey değildir.
Kanaatimizce Anayasa Mahkemesinin 3/3/2026 tarihli A.B. kararı bakımından üzerinde durulması gereken asıl husus da budur.
Bir HAGB kararının varlığı, idareyi ayrıca araştırma ve ispat yükümlülüğünden kurtarmadığı gibi idari yargı merciini de uyuşmazlığın sonucuna etkili delil ve itirazları değerlendirme yükümlülüğünden kurtarmaz.
Aksi yaklaşım, hukuki sonuç doğurmaması gereken HAGB kararını fiilen kesinleşmiş bir mahkûmiyet hükmüne dönüştürür.
Bu ise HAGB kurumunun hukuki niteliğiyle bağdaşmayacağı gibi masumiyet karinesinin sağladığı anayasal güvenceyi de önemli ölçüde anlamsız hâle getirir.
Next