Tasarrufun iptali davası, üçüncü kişilere ait olan ve haczi mümkün olmayan tasarruf konusu şeylere ilişkin haciz ve satış isteme yetkisine sahip olabilme davasıdır.

Peki bu ne demek?

Borçlular, mallarını alacaklılardan kaçırmak adına BORCUN DOĞUMUNDAN SONRA olmak üzere mallarını üçüncü bir kişiye devretmektedirler. Alacaklı ise böyle bir durumda alacağını tahsil edememektedir. Yani borçlunun üzerinde haczi kabil hiçbir malı bulunmamaktadır. Bu dava ile alacaklı, cebri icra ile alacağını tahsil etme hak ve yetkisine ulaşabilmekte; üçüncü kişiye devredilen malın satışının sağlanarak alacağını tahsil edebilmektedir.

Tasarruftan kasıt ise, borçlunun üçüncü kişilerle yapmış olduğu hukuki işlem ve fiiller anlamına gelmektedir. Borçlandırıcı işlemlerin tasarrufun iptali sebebi olması mümkün değildir.

· İPTAL KARARININ ANLAMI

Tasarrufun iptali davası ile verilen iptal kararı, herkes için iptal anlamına gelmemektedir. İptal kararı, yalnızca davacı sıfatında olan alacaklı bakımından anlam ihtiva etmektedir. Kısacası iptal kararı, şahsi nitelik taşımaktadır.

Tasarrufun iptali davasının kabul edilerek tasarrufun iptaline karar verilmesi halinde borçlu tarafından üçüncü kişiye devredilen mal doğrudan davacı sıfatında olan alacaklının üzerine geçmez. Alacaklı işbu dava ile yalnızca devredilen malın haciz ve satışını sağlamış ve alacağını bu şekilde tahsil etmiş olabilmektedir. Dolayısıyla borçlu ile üçüncü kişi arasındaki tasarruf hukuki geçerliliğini korumaya devam etmektedir.

Özetle; alacaklı, tasarrufa konu mal üzerinde ancak alacağı ve ferileri ölçüsünde cebri icra ile haciz ve satış talep etme yetkisini ve bu kapsamda alacağını alma hak ve yetkisine sahip olur.

· İPTAL KARARININ SONUÇLARI

1- İptal davası ayni bir dava olmadığından, davanın konusu taşınmaz mal olsa bile, özel yetki hükmü olan HMK'nun 12. Maddesi (taşınmazın bulunduğu yerdeki mahkemenin yetkili olduğu) iptal davalarında uygulanmaz.

2- Davanın kabulü halinde iptalin konusu taşınmaz mal ise "davalı üçüncü kişi üzerindeki tapu kaydının iptaline ve borçlu adına tesciline" şeklinde değil; "taşınmaza ilişkin (satış, bağış, ipotek vb.) işleminin takip konusu toplam borca yetecek miktarının iptaline ve davacı alacaklıya dava konusu taşınmaz üzerinde haciz ve satış isteme yetkisinin tanınmasına" şeklinde karar verilir.

3- Davanın değeri, iptal konusu tasarrufun kıymetine göre değil; alacaklının elindeki aciz belgesinde gösterilen ödenmemiş alacak miktarı ile iptal konusu tasarrufun kıymetinden daha az olanına göre belirlenir.

4- Davanın kabulü halinde dava konusu tasarrufun tümünün iptaline değil, takip konusu alacak ile faiz, masraf gibi eklentilerine yetecek oranda iptaline karar verilir.

5- Bu dava sonucunda verilen karar, kesinleşmesi beklenmeden, aciz belgesi alınmış icra dosyasına ibraz edilerek yeni bir ödeme veya icra emri tebliğine gerek olmaksızın iptal davasına konu mal takip borçlusuna aitmiş gibi açık artırma yolu ile satılarak, takip konusu asıl alacak ve ferilerinin tahsili sağlanır.

· KESİNLEŞMEDEN İCRA EDİLEBİLİR Mİ?

İptal davası, bir eda davasıdır. Bu davanın temelinde alacak istemi olduğundan ayni değil; şahsi bir davadır. Bu nedenle dava sonucunda verilen karar, kesinleşmeden icra edilebilmektedir.

Tasarrufun iptali davası ile malın mülkiyetinin üçüncü kişiden alınarak borçluya geri dönmesine karar verilmemektedir. Bu dava ile alacaklı sadece malın bedelinden alacağını almak yetkisine sahip olmaktadır.

· DAVA DEĞERİ VE HARÇ HESAPLAMALARI

Özetlemek gerekirse; takip konusu alacak miktarı veya icra takibi sonucu icra müdürlüğünden alınan kesin aciz vesikasında yer alan alacak miktarı ile tasarrufa konu edilen malın tasarruf tarihindeki değeri karşılaştırılır. Karşılaştırılan bu değerlerden hangisinin miktarı daha düşük ise bu düşük olan değere göre davanın harcı belirlenir.

Tasarrufun iptali davalarında, dava değeri üzerinden nispi peşin harç hesaplaması yapılır.

Nispi peşin harç ise karar ve ilam harcının dörtte biridir. Karar ve ilam harcı ise dava değerinin binde 68,31'idir.

· TASARRUFUN İPTALİ DAVASINDA TARAFLAR

Tasarrufun iptali davasında davacı, işbu davayı açmadan önce borçludan alacağını tahsil edememiş alacaklıdır.

Davalı ise borçlu ve borçlu ile hukuki muamelede bulunan veya borçlu tarafından kendilerine ödeme yapılan kimseler ile bunların mirasçılarıdır.

Borçlunun iflas etmiş olması halinde davada davalı sıfatı iflas idaresine ait olmaktadır.

Peki borçlunun ölümü halinde borçlunun mirasçıları aleyhine tasarrufun iptali davası açılabilir mi yahut açılan davada borçlunun ölümü halinde borçlunun mirasçıları davaya dahil edilerek devam edilebilir mi?

Davanın devamı süresince borçlunun ölmesi halinde dava MİRASI REDDETMEMİŞ mirasçılara karşı yöneltilebilmektedir. Burada mirası reddeden mirasçı ile reddetmemiş mirasçı arasında fark vardır. Tasarrufun iptali davasının, mirası reddeden mirasçılara karşı yöneltilmesi halinde dava "pasif husumet" yokluğundan USULDEN reddedilecektir.

Böyle bir durumda mirası reddeden mirasçının dosyada bir avukatı varsa, alacaklı taraf davayı mirasçı olmayan bir kişiye karşı yönelttiği için karşı vekalet ücreti ödemek zorunda kalabilmektedir.

Alacaklı, mahkemenin kendisine vereceği yetki ile borçlunun mirasçılarını gösteren mirasçılık belgesini alabilir ve mirasçıları davaya dahil edebilir. Ancak burada önemli olan mirasçılık belgesinin Sulh Hukuk Mahkemesi'nden alınmış olmasıdır. Zira bazen noterlerden alınan mirasçılık belgelerinde mirası reddeden kişiler de mirasçı gibi gözükebilmekte ve işte tam da bu noktada yukarıda belirttiğimiz gibi mirasçı olmayan -mirası reddeden mirasçılara- karşı da dava yöneltilerek pasif husumet yokluğundan reddedilebilmektedir.

· GÖREVLİ VE YETKİLİ MAHKEME

Tasarrufun iptali davalarında görevli mahkeme Asliye Hukuk Mahkemesi'dir.

Yetkili mahkeme ise kural olarak davalıların yerleşim yeri mahkemesidir. Davada ortak bir yerleşim yerinin bulunmaması halinde davalılardan birinin yerleşim yerinde açılmış olması yeterlidir.

· DAVAYA KONU OLABİLECEK TASARRUFLAR

Tasarrufun iptali davaları uygulamada taşınmaz ve araçlar için açılmaktadır. Fakat bu tasarruflar yalnızca bunun sınırlı değildir. Örneğin taşınmaz üzerinde kurulan bir intifa hakkına yönelikte tasarrufun iptali davası açılabilmektedir. Yani önemli olan borcun doğumundan sonra bir tasarrufun varlığıdır.

Örnekleri arttıracak olursak; taşınmazı ipotek ettirmek, alacağı temlik etmek, bankayla kredi sözleşmesi imzalamak, alacaklılara zarar vermek kastıyla yapılan mirasın reddi işlemi vb. gibi tasarruflara yönelikte tasarrufun iptali davası açılabilmektedir.

Peki anlaşmalı boşanma protokolünde yer alan tasarruflar, tasarrufun iptali davasına konu olabilmekte midir?

Diyelim ki anlaşmalı boşanma protokolünde borçlu olan eş, diğer eşin lehine bir tasarrufta bulundu. Tüm mal varlığını anlaşmalı boşanma protokolü ile borçlu olmayan eşin üzerine devretti. Protokolün bu haliyle imzalandığını ve Aile Mahkemesi tarafından da protokolün kabul edilerek anlaşmalı boşanma işleminin kesinleştiğini ve tarafların mahkeme kararı ile boşandıklarını düşünelim. Böyle bir durumda her ne kadar boşanma kararının iptali söz konusu olamasa da alacaklı tarafından iptali istenen husus boşanma kararı değil; boşanma protokolünde devredilen mal varlığıdır. Burada önemli olan husus anlaşmalı boşanma protokolünün boşanma amacı ile yapılmış olması değil; borçlu olan eşin alacaklılardan mal kaçırmak adına yaptığı bir işlemdir. Yargıtay'ın kararlarına göre borçlu olan ve tüm mal varlığını eşinin (eski eşin) üzerine devreden borçlu, alacaklılardan mal kaçırmak adına bu işlemi tesis etmiştir. Kaldı ki tarafların eski karı-koca oldukları da düşünüldüğünde; malı üzerine devralan eşin, devreden eşin borçları dolayısıyla malları devrettiğini de bilebilecek durumdadır. Ayrıca anlaşmalı boşanma protokolü ile bir eşin tüm mal varlığını yahut önemli miktardaki mal varlığını yahut ciddi miktarlardaki parayı boşandığı eşin üzerine devretmesi de hayatın olağan akışına aykırıdır. Dolayısıyla Yargıtay bu sebeplere dayanarak boşanma kararının değil; boşanma protokolünde yer alan tasarrufların iptaline karar verilmesi gerektiğini savunmuştur.

Ancak; aksi bir görüşün de olduğunu belirtmekte fayda vardır. Aksi görüşe göre boşanma kararı taraflar arasında imzalanan bir protokole göre mahkeme tarafından verilmiştir. Yani anlaşmalı boşanma protokolünde yer alan tüm hususlar yalnızca kesinleşen mahkeme kararı ile mümkün olabilmektedir. Bu nedenle kesinleşen mahkeme kararlarına yönelik tasarrufun iptali davasını açmak mümkün değildir. Bu durum bir mahkemenin vermiş olduğu kararı diğer mahkemenin kaldırmış olması anlamına gelmektedir. Böyle bir durum da mümkün değildir. Ancak ve ancak boşanma kararına yönelik yargılamanın iadesi yoluna başvurulabilmektedir. Bunun aksi mümkün değildir.

Yargıtay 17. Hukuk Dairesi, 2017/1347 E., 2018/1382 K., 27/02/2018 T.

"...Mahkemece, davalı vekili devirlerin boşanma protokolü çerçevesinde yapıldığını, herhangi bir muvazaalı işlem söz konusu olmadığını ileri sürdüğü ancak son zamanlarda sıklıkla, eşlerden birinin borcundan ötürü takibat yapılması hallerinde eşlerin anlaşmalı boşanarak mal varlıklarını borçlu olmayan eşin üzerine devrettiği, ayrıca boşanma protokolü incelendiğinde davalı ...'in tüm mal varlığını hatta Ticaret Mahkemesi'nde lehine verildiği belirtilen 1.200.000,00 TL'yi rızaen eşine vermeyi taahhüt ettiği görüldüğü bu hali ile protokol içeriğinin hayatın olağan akışına uygun olmadığı, davalı ...'in icra takibine konu alacaktan kurtulmak amacıyla muvazaalı olarak eşinden anlaşmalı boşandığı ve mal varlığını eşinin üzerine geçirdiği kanaatine varıldığından bahisle davanın kabulüne karar verilmiş; hüküm davalı ... (...) vekili tarafından istinaf edilmiştir. ... Bölge Adliye Mahkemesince, davacının asıl amacının, boşanmaya ilişkin mahkeme hükmünün iptali değil, taşınmaz devrine ilişkin tasarrufun iptali olduğu, tasarrufun tarafları, eski karı-koca ve boşanma davasında tarafların mal bölüşümü mahkeme tarafından belirlenmiş olmadığı, tarafların mahkemeye anlaşma şeklinde bildirdikleri iradeleri ile mal paylaşımı belirlendiği, bu gibi hallerde borçlunun alacaklısından mal kaçırabilme imkânı olduğu,bu nedenle, boşanma davasında tarafların mal bölüşümü mahkeme tarafından belirlenmediğine ve tarafların mahkemeye anlaşma şeklinde bildirdikleri iradeleri ile mal paylaşımı belirlenmiş olduğundan yapılan tasarruf işlemlerinin mahkeme ilamının icrası niteliğinde olmayıp, alacaklılardan mal kaçırma amacına yönelik olduğundan ilk derece mahkemesince davanın kabulü ile yapılan tasarrufların iptaline karar verilmiş olmasında bir isabetsizlik görülmediğinden bahisle davalı ... vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b.1 maddesi gereğince esastan reddine, karar verilmiş, Bölge Adliye Mahkemesi kararı, davalı ... (...) vekili tarafından temyiz edilmiştir. İlk derece mahkemesince verilen karara yönelik olarak davacı vekilince yapılan istinaf başvurusu üzerine HMK'nın 355 vd. maddeleri kapsamında yöntemince yapılan inceleme sonucunda Bölge Adliye Mahkemesince esastan verilen nihai kararda, dosya kapsamına göre saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kurallarına aykırı bir yön olmadığı gibi HMK'nın 369/1. ve 371. maddelerinin uygulanmasını gerektirici nedenlerin de bulunmamasına, anlaşmalı boşanmanın borcun doğmundan sonra gerçekleşmesine, boşanma protokolünde borçlu lehine verilen 1.200.000,00 TL alacağında temlik edilmesinin yaşam deneyimlerine uygun bulunmamasına göre usul ve yasaya uygun Bölge Adliye Mahkemesi kararının onanmasına karar vermek gerekmiştir."

Yargıtay 17. Hukuk Dairesi 2015/4821 E. , 2017/5238 K., 09/05/2017 T.

"...Dava, İİK'nun 277.vd. maddelerine dayalı tasarrufun iptali istemine ilişkindir. Davacı, 13.07.2006 keşide tarihli bonolardan dolayı tasarrufun iptaline yönelik olarak eldeki bu davayı açmıştır. Davalı borçlu senedin tanziminden sonra 18.3.2008 tarihinde eşinden boşanmak için dava açmış ve taraflar 18.3.2008 tarihinde bir protokol düzenleyerek protokolde yazılı tüm taşınır ve taşınmaz mallarını eşi olan ... (...)'a devir ve temlik etmiş, ... 2.Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 19.3.2008 tarih ve 2008/120-121 sayılı ilamıyla tarafların anlaşmalı olarak boşanmalarına karar verilmiş, karar, tarafların temyiz etmeyeceklerini bildirdiklerinden dolayı 19.03.2008 tarihinde kesinleştirilmiştir. Bu olgulara göre borcun doğumundan sonra tarafların anlaşma suretiyle ilk oturumda boşanmalarına karar verilmiş olması ve borçlunun dava konusu mallarını eşine temlik etmesi, alacaklıdan mal kaçırmak kastını açıkça gösterdiğinden, davanın kabulü ile yapılan tasarrufların alacak ve ferilerine yetecek miktarla sınırlı olarak iptaline karar verilmesi gerekirken aksi düşüncelerle davanın reddine karar verilmesi bozmayı gerektirmiştir."

· HUKUKİ YARAR KAVRAMI

Alacaklı tarafından tasarrufun iptali davasının açabilmesi için ilk şart, alacaklının işbu dava haricinde alacağını tahsil etme imkanının bulunmaması gerekmektedir. Zira alacaklı, alacağını başka bir şekilde de tahsil edebiliyorsa, yani böyle bir imkanı varsa alacaklının tasarrufun iptali davasını açmasında hukuki yararı bulunmamaktadır.

ÖZEL DAVA ŞARTLARI

1- Aciz Vesikasının Bulunması

Aciz vesikası (borç ödemeden aciz belgesi); icra takibinde haczedilen malların satışı veya paraya çevrilmesi sonucunda alacağı tamamen ödenmeyen alacaklıya, icra dairesi tarafından ödenmemiş kısmı gösteren resmi bir belgedir. Aciz vesikasının davanın açıldığı tarihte mevcut ve dava dilekçesi ekine eklenmiş olması gerekmektedir. Fakat son dönemdeki Yargıtay kararlarında aciz vesikasının dava açıldıktan sonra da ibraz edilebileceği yönündedir.

A) Aciz vesikası iki türden oluşmaktadır:

A-1) Kesin Aciz Vesikası:

İcra takibi sonucunda paraların paylaştırılmasından sonra verilen ve takip alacağının ödenmeyen kısmını gösteren belgedir.

İİK'nun 143. Maddesinde düzenlenmiştir. Kesin aciz vesikası İİK'nun 143. Maddesinde şöyle tanımlanmıştır:

"Alacaklı alacağının tamamını alamamış ve aciz vesikası düzenlenmesi için gerekli şartlar yerine gelmişse, icra dairesi kalan miktar için hemen bir aciz vesikası düzenleyip alacaklıya ve bir suretini de borçluya verir; bu belgeler hiçbir harç ve vergiye tâbi değildir."

A-2) Geçici Aciz Vesikası:

İİK'nun 105. Maddesinde "haczi kabil mal bulunmazsa haciz tutanağı 143 üncü maddedeki aciz vesikası hükmündedir" şeklindeki hüküm ile düzenlenmiştir.

Uygulamada bu durum haciz tutanağı olarak adlandırılmaktadır. Borçlunun haczi kabil malının bulunmadığına dair haciz tutanağının verilmesi, geçici aciz vesikası anlamına gelmektedir. Yani özetle haciz tutanağı, geçici aciz vesikasıdır.

2- Borçlu Hakkında Kesinleşmiş İcra Takibinin Bulunması

3- Alacağın Gerçek Bir Alacağa Dayanması

4- Davaya Konu Edilen Tasarrufun Borcun Doğumundan Sonra Gerçekleşmiş Olması

"BORCUN DOĞUMU" kavramı önemli bir kavram olup; zaman zaman somut olaya göre değişebilmektedir. Örneğin; banka ile imzalanan kredi sözleşmelerinde borcun doğumu genel görüşe göre sözleşmeyi imzalayan ve borç ödeme taahhüdünde bulunan kişinin borcunu ödemeyerek temerrüde düşmesi halinde söz konusu olması gerekirken; Yargıtay bu tarz somut olaylara ilişkin borcun ilk ödenmeme tarihini değil; kredi sözleşmesinin imzalandığı tarihi borcun doğumu olarak dikkate almaktadır.

Örneğin; kambiyo senetlerinde de borcun doğumu, keşide yani düzenleme tarihidir. Ama bazı somut olaylarda kambiyo senedi, mevcuttaki bir borca istinaden düzenlenebilmektedir. Böyle bir durumda sözleşme varsa sözleşme tarihi yahut fatura varsa fatura tarihi borcun doğumu olarak kabul edilmektedir.

· KESİN VEYA GEÇİCİ ACİZ VESİKASININ DAVA KOŞULU OLMADIĞI İPTAL DAVALARI

1- İflas İdaresince Açılan Tasarrufun İptali Davaları,

2- 6183 Sayılı Kanuna İstinaden Açılan İptal Davaları,

3- 5411 Sayılı Bankacılık Kanunu'nun Geçici 13. Maddesi Nedeniyle, "Tasarruf Mevduat Fonu, Fon Bakaları, Fona Devredilen Bankalar, Rtc Varlık Yönetim A.ş., Sermayesinin Yarısından Fazlası Kamu Kurum veya Kuruluşlarına Ait ve İdare; Temsil Yetkisi Bulunan Bankalar, Türkiye Halk Bankası, Türkiye Vakıflar Bankası, Tasfiye Halindeki Türk Ticaret Bankasının Açtığı İptal Davaları,

4- İstihkak Davasında Karşı Dava Olarak Açılan İptal Davaları

NOT: alacaklı, iptal davasını icra mahkemesindeki istihkak davasına karşılık dava olarak ilk duruşmaya kadar vereceği cevap dilekçesiyle açabilir. Bu durumda alacaklıdan borç ödemeden aciz belgesi istenmez.

· İPTAL DAVASI AÇMA SÜRESİ

Tasarrufun iptali davasını açma hakkı, iptale tabi tasarrufun yapıldığı tarihten itibaren beş sene geçmekle düşer. Beş yıllık süre, hak düşürücü süredir. Dolayısıyla her aşamada bu süreye ilişkin itiraz yapılabileceği gibi hakimin de kendiliğinden dikkate alması gerekmektedir (İİK m. 284)